Yalanı Nasıl Anlayabilirsiniz?


İlişkilerde yaşattığı sıkıntıları bir yana bırakalım, firmalara en çok para kaybettiren unsurların belki de en başında gelir yalan. Bu yalanları nasıl anlayabiliriz diye internette bir araştırma yaptım ve yaklaşık 5 dakikalık konuyu çizgi film üzerinden çok iyi özetleyen bir video ile karşılaştım. Videoyu seyrederken aldığım notları aşağıda sizinle paylaşmak istiyorum.

Yalancılar yalan söylerlerken kendilerine daha az gönderme yaparlar. Sıklıkla 3.şahıslar ve diğerleri üzerinden daha çok konuşurlar.

Yalancılar daha negatif olma eğilimindedirler. Çünkü bilinçaltlarında yalan söyledikleri için suçluluk hissederler.

Beynimiz karmaşık bir yalan yaratmakta zorlandığı için yalancılar genel olarak olayları basit terimlerle anlatırlar. Eski bir ABD Başkanının bir keresinde ısrarla söylediği gibi “O kadınla herhangi bir cinsel ilişkim yoktur. Yargılama ve değerlendirme beynimizin hesaplaması için karmaşık şeylerdir.

Yalancılar betimlemeleri basit tutsalar da gereksiz kelimeler, yalanı desteklemek için ilgisiz ama kulağa gerçekçi gelen detaylar kullanarak daha uzun ve karmaşık cümleler kurma eğilimindedirler.

Özetle yalanı fark edebileceğimiz 4 kriter vardır.

Öz-imlemeler

Olumsuz dil

Basit açıklamalar

Karmaşık Dil

Videoyu izleyebileceğiniz link

http://1insaat.biz/2015/03/30/bir-insanin-yalan-soyledigini-nasil-anlarsiniz/

Reklamlar

İşlerimizi neden iş yerlerimizde yapamıyoruz?

Jason Fried’ın iş yerinde işimizi yapmamızı engelleyen etkenler üzerine yaptığı konulu enfes TED Konuşmasını dinlemenizi tavsiye ederim.

Konuşmadan aldığım notları aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Sanıldığının aksine Facebook, Twitter vb. gibi sosyal medya sitelerinin iş yerlerinde verimsizlik yarattığını düşünmüyorum. Bunlar modern zamanların sigara molaları gibi. Çalışan kendi isteği ile ihtiyaç duyduğu anda bu molaları alıyor. Oysa ki işi çalışanın istemi dışında bölen yöneticiler ve uzayan sonuçsuz toplantıların çalışan verimliliği üzerinde çok daha fazla olumsuz etkileri olduğunu düşünüyorum.
Çok insan tanıyorum yöneticileri ve toplantılar tarafından bölünmemek için kritik işlerini evde geceleri ya da uçak seyahatlerinde uçakta, kaldıkları otellerde yapıyorlar.

Yöneticilerin işin akışına, çalışanın motivasyonuna yönelik verdikleri zarar Facebook ve Twitter’dan çok daha fazla. Sosyal medyadan daha fazla insanları bölüyorlar.
İş yolunda gidiyor mu diye çalışanın işini bölüp, isteğini azaltıp rahatsız ederler. O çalışana işi sen verdiysen zaten yolunda gideceğini düşünüp vermişsin. Bir şeyler yolunda gitmiyorsa çalışan sana soracak, sen neden kendini sürekli kontrol etmek zorunda hissediyorsun. Nedeni basit aslında çünkü zamanında seni de aynı şekilde kontrol etmişler, büyük olasılıkla hala da ediyorlar. Sen de gördüğün bu yanlış uygulamayı hiç irdelemeden yanındaki çalışanlara uyguluyorsun.

Bir de işi bölen toplantılar var. Toplantılar maliyetleri en yüksek gider kalemlerinden biridir. Bir saatlik toplantıya 10 kişi katılsa 10 kişinin bir saatlik birim maliyeti artı işlerin kesilmesinden kaynaklanan konsantrasyon kaybı. Bir sorun da toplantıların yeni toplantıları doğurarak virüs gibi üremeye başlaması. İş dünyasındaki en önemli hız kesicilerin yöneticiler ve toplantılar olduğunu düşünüyorum.

Bir çalışana verilecek en güzel kaynak (hediye) haftada bir sessiz geçecek, kesintisiz bir 4 saat. İşverenler eğer çalışanlarının daha verimli olmalarını istiyorlarsa ne yapıp ne edip bu fırsatı vermeliler. Daha sonra görecekler kien verimli işler, en yaratıcı çözümler bu sürede ortaya çıkıyor.

İyi liderler insanları güvende hissettirirler

Simon Sinek’in liderlik üzerine yaptığı TED’in en çok izlenen videoları içinde yer alan “Why good leaders make you feel safe” konulu mükemmel konuşmasını fırsat bulduğunuzda izlemenizi tavsiye ederim.

Konuşmadan aldığım notları aşağıda sizlerle paylaşıyorum

İyilik yapan insanlara neden bu hareketi yaptınız diye sorduğunuzda çünkü ben aynı durumda olsam onlar da benim için aynısını yaparlardı diye cevap verirler. Burada çok derin bir güven ve dayanışma hissi var. İyi bir liderin ilk oluşturacağı böylesine bir dayanışma ruhudur.

İnsanlara bana güvenin demekle olmaz, talimatla olmaz, işbirliği yapın demekle olmaz bu bir histir. O zaman bu his nereden geliyor? 50.000 sene öncesine yontma taş devrine gidersek tehlikelerle dolu bir dünya görürsünüz. Bu tehlikelerin içinde hayatta kalabilmek için insanların birbirlerine güvenmesi gerekirdi. Modern dünyada da farklı tehlikeler var.

İnsanoğlunun aradığı güven hissi. Elimizde olmayan tehlikeler karşısında hiçbir kontrolümüz yoktur. Bir lider organizasyon içinde güveni ilk sıraya koyarsa bunun sonuçlarını fazlasıyla alır.

Organizasyon içinde kendimizi güvende hissedersek doğal olarak yeteneklerimizi ve güçlü yanlarımızı birleştirip dışarıdaki tehlikelere karşı koymak ve olanakları kaçırmamak üzere yılmadan çalışırız.

Ailenizde zor bir durum yaşıyorsunuz diye bir çocuğunuzu feda eder misiniz, satar mısınız?

Firmalar da bir aile gibi olmalı, çalışanlarını feda etmemeli. (o aile üyesi evden uçmak istiyorsa o ayrı, evden uçsa da o ailenin üyesidir) O elemanla ilgili bir sorun yaşanıyorsa koçluk verip destek olunmalı, tıpkı okuldan zayıf alıp eve gelen çocuğa ek ders verilmesi gibi

Kendi çıkarlarına korumak için çalışanlarını kurban ettiklerinden CEO’lar ve Genel Müdürler sevilmezler.

Bir firmada insan sayısı önemli değil, kalp sayısı önemlidir insanlar işten çıkarıldığında orada sadece kadro küçülmez, kalp sayısı da kolayca azalır.

Birimizin çok acı çekmesindense hepimizin biraz acı çekmesi daha iyidir.

Liderlik bir seçimdir bir rütbe değildir.

En iyi özgeçmiş her zaman en iyi kişiyi tanımlamaz

Regina Hartley, “Why the best hire might not have the perfect resume” konulu TED konuşmasında özgeçmişe bakış açımızı sorgulayacak çok güzel tespitler yapıyor.Tavsiyem fırsat bulduğunuzda mutlaka seyredin Hartley’in konuşmasını.

Konuşmadan aldığım notları aşağıda sizlerle paylaşıyorum

Derme Çatma karışık tecrübelere sahip kişiler gördüğümde öz geçmişi bir kenara atmadan önce durup düşünürüm.

Çok fazla iş değiştirmiş bir kişi istikrarsız, dikkat eksikliği olan, tahmin edilemez biri gibi görünebilir ya da zorluklara karşı tutkuyla mücadele etmiş biri de olabilir. Belki de daha kavgacı, mücadeleci biridir.

İyi üniversitelere girip başarı ile mezun olmak çok fazla emek ve fedakarlık ister. Fakat tüm hayatın başarı üzerine inşa edilmiş ise zor durumlarla nasıl başa çıkacaksın? Elit üniversiteden mezun olanlar verilen işleri kendi seviyelerinin altında görebilirler. Diğer taraftan sürekli hatalar yapıp sonunda başarmış kişinin zorluklar karşındaki dayanımı daha kuvvetlidir.

Başarılı insanların hayatlarını incelediğimde bir şeyi keşfettim, bir çoğu erken yaşta zorluklar yaşamıştı. Yaşanan olumsuzluklar bir çoğunu geliştirmiştir. Psikolojide “Travma Sonrası Gelişim” dediğimiz konu bu.

Çocukluğunda, gençliğinde zorluklar yaşamış bir insan iş hayatının zorluklarının altından çok daha rahat kalkar.

İyi okullara girip yüksek notlarla bitiren öğrenciler başarı odaklıdır. Ancak iş hayatında önemli olan başarı odaklılık kadar zorluklar karşısında dayanıklı olup, onları aşmak için mücadele edebilmektir. Çalışkan öğrenciler genelde fazla sıkıntılı durumla karşılaşmadıklaları için zorluklar karşısında bocalayabilirler.

100 yaşını geçen insanların 9 ortak noktası

Dan Buettner, “How to live to be 100” konulu TED konuşmasında bugün dünya üzerinde 100 yaşını aşmış insanlar üzerinde yaptığı araştırmasının sonuçlarını aktarıyor. Buettner, bu insanların hepsinin sahip olduğu 9 ortak nokta olduğunu söylüyor. Bu 9 noktayı ve konuşmadan aldığım notları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sürekli fiziksel aktivite içinde bulunuyorlar. Özellikle yürümeyi hayatların içine katmışlar, bahçe işleriyle uğraşıyorlar.
Dinlenmek için kendilerine vakit ayırıyorlar. Günde 15 dakikayı dinlenmeye ayırırsanız bu sizi Alzheimerdan koruyor.
Yaşadıkları yerlerde yaşlı insanlara saygı ve hürmet var.
Amaçlarını açıklayan sözcükleri var.
Uzun yaşamak için diyetleri yok. Her gün birazcık içki içiyorlar.
Genellikle bitkisel besinleri tüketiyorlar. Bol miktarda fasülye fındık yiyorlar, fazla yemeyi önleyen stratejileri var.
Ailelerine önem veriyorlar. Çocuklarına ve yaşlı ebeveynlerine bakıyorlar.
Doğru arkadaşlara sahipler
Uzun yaşama konusunda hap gibi, formüle edilmiş hemen uygulanabilecek bir tavsiyeleri yok

İyi bir konuşma yapmak için dikkat edilmesi gerekenler

Chris Anderson’un “İyi bir TED Konuşması için nelere dikkat edilmeli” konuşmasından çıkardığım notları sizinle paylaşmak istiyorum.

Tek bir fikre odaklanın ve konuşmayı olabildiğince kısa tutun
İyi bir içerik sağlayın, bol bol örnekler verin, fikri gerçekçi kılın.
Tüm konuşmada aynı tema üzerinde durun
Dinleyicilerinize önemli olduğunu düşündükleri bir şeyler verin
İzleyicilerinizin merakını çekin
Bir şeyin mantıksız olduğunu açıklamak için ilgi çekici, kışkırtıcı sorular kullanın
İzleyeceğinizin anladığı kavramlarla adım adım fikrinizi inşa edin
Onların olduğu yerden bakın
Dinleyiciye ulaşmak için metaforlar kullanın
Konuşmanızı güvendiğiniz arkadaşlarınıza yapın, hangi kısımlarda karmaşa yaşadıklarını bulun
Fikrinizi paylaşmaya değer yapın
Kendinize sorun bu fikir kime yararlı fikriniz birine bir şeyi farklı yapması konusunda ilham veriyor mu?

İnsanoğlunun yapacağı son büyük keşif yapay zeka olacak

Nick Bostrom’un “What happens when our computers get smarter than we are” konulu TED Konuşmasını fırsatınız olduğunda dinlemenizi tavsiye ederim. Konuşmadan aldığım kısa notları aşağıda paylaştım.

Bostrom, insanoğlunun yapacağı son büyük keşfin yapay zeka olacağını düşünüyorum çünkü bundan sonraki büyük keşifleri yapay zeka ile ortaya çıkacak makinalar yapacaktır diyor. Bizi bekleyen tehlikenin altını da şöyle çiziyor:

Yapay zekayı kullanarak bir şeyler üretmek kolay değil ancak daha zoru ve önemlisi güvenli bir yapay zeka üretmek, hem ele geçirilmesine karşı, hem de kontrolden çıkmasına karşı.

Bu şekilde doğru bir yapay zekayı ürettiğimiz de binlerce yıl sonrasından bugüne bakan insanlar doğru bir şey yaptığımızı düşünecekler. Tersi olursa mı, o zaman insanlık için binlerce yıl sonrası da olmayacak zaten.