Değerli dostum, abim İMO Genel Sekreteri Fikret Kemal Yıldırım’ı kaybettik

Toplumda artık fazla karşılaşmadığımız üst düzey insani değerlere sahip bir dostum, abimdi, en son Cuma gecesi yazışmıştık. Acımı tarif edebilmem mümkün değil. Işıklar içinde uyusun, eşi Şükran Hanım’a ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.
Fikret Kemal Yıldırım’ın cenazesi, 6 Eylül 2017 Çarşamba günü, saat 14.00`da İMO Genel Merkezinde düzenlenecek olan cenaze töreninden sonra, ikindi namazını müteakiben Karşıyaka Mezarlığında defnedilecektir.
http://www.imo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=21485&tipi=17&sube=0#.Wa66v8irTcs

Reklamlar

Hayatımın ilk 25 yılında her sabah penceremden konuştuğum ağaç


“Ne kadar değişirsen değiş. İlk nerede mutlu olduysan, hep oraya çevirirsin kafanı!” – J. Christophe
Hiç bir şeyin değişmeyeceğini, hep aynı kalacağını düşündüğüm günleri hatırlatır bana bu ağaç. Sokağa çıkan çoçukların ilk toplandıkları yer genelde o ağacın altı olurdu, o yüzden, sabah uyanınca veya öğlen yemegimi bitirdikten sonra pencereden ağacın oraya bakar, orada bir iki çocuk görürsem hemen sokağa fırlardım. 🙂 Annemler sorardı, “nereye gidiyorsun?”, büyük ağacın oraya derdim ya da bağırırlardı arkamdan “ağacın oradasın değil mi?” 🙂 Okuldan gelince de çantayı, ceketi ağacın altına bırakıp, hemen top oynamaya başlardık. Uzun zamandır ağacın altında da, arka bahçede de hiçbir çocuk oynamıyor. Bayramın ilk günü ağacın altına oturup o hiç bitmeyeceğini düşündüğüm çocukluk günlerimi hatırlamaya çalıştım, çok birşey de gelmedi hemen aklıma. O kadar hızlı yaşıyoruz ki, anılarımız bile bizden kaçıyorlar sanki, 🙂 Belki bir gün keserler diye de ağacın bir fotografını çektim. Düşünüyorum da her insanın kişisel biyografisini filme çekme imkanı olsa benim filmim mutlaka bu ağaç ile başlardı, nasıl mı biterdi, şimdilik onu ben de bilmiyorum. 🙂

Nerede o eski bayramlar sözünün içindeki sahtelik

Çocukken bayramlarda kendi kendime 20-30 yıl sonra da bayramlar böyle olacak mı diye düşünürdüm. Olmayacağını tahmin eder ama nasıl olacağını da bir türlü aklımda canlandıramazdım. Büyüklerin nerede o eski bayramlar diye başlayan sohbetlerini dinledikçe yaşadığım bu bayramları ileride aynı duygularla hissedemeyeceğimi anlar ama onların anlattığı bayram hikayelerini de öyle pek heyecanlı bulmazdım. Biraz yaşım ilerledikçe “Nerede o eski bayramlar” söyleminin aslında çok basit bir dün-bugün hesaplaşması olduğunu fark etmeye başladım. Bir tarafında geçmişe özlem ve hafif bir pişmanlık barındıran bu cümle, bir tarafında da bir sonraki nesile, biliyorum siz şimdi bizi beğenmiyorsunuz ama biz sizden daha kaliteli hayatlar yaşadık demenin üstü kapalı bir yolu idi. Her ne kadar içinde bir hüzün saklıyor gibi gözükse de söyleyeni rahatlatıp ona iyi gelirdi “Nerede o eski bayramlar” demek, hele söyleyen hafif de içini çekerek söylüyorsa. Büyükler bunu bir çok konuda yapıyorlardı ama bayramın her yıl tekrarlanan sabit bir zaman aralığı olması, farklı kıyaslamaları yapmak için daha çok imkan veriyordu onlara. O zamanlar 10’lu yaşlarımdaydım, bu sohbetleri yapanlar da genelde 40’lı, 50’li, 60’lı yaşlarda. Sorardım kendime, madem o eski bayramlar bu kadar güzeldi, o zaman neden yaşatmıyorsunuz o bayramları, dünyayı yöneten sizin yaş grubunuz, biz çocuklar değil ki. Bugün eski bayramları yaşayamadığınızdan şikayet ediyorsanız, demek ki siz de o eski bayramları fazla yaşamayı istememişsiniz, sizi boğmuş ki o eski bayramlar, bugün artık daha farklı kutluyorsunuz bayramları, o zaman neden, kime bu şikayetiniz derdim. Küçük aklım, bu tuhaf çelişkiyi hiç anlamazdı. Sonra büyüdükçe yaşamın böylesine bir sürü çelişkiyi barındırdığını gördüm. Artık pek çok şeye eskisi kadar şaşırmıyorum. Büyümek, biraz da şaşırmamayı öğrenmek galiba. Bu arada küçükken kendime verdiğim sözü tutuyorum, kimselere nerede o eski bayramlar demiyorum. 🙂 Bu duygularla tüm dostlarımın bayramını kutluyor, her yıl daha keyifli, daha eğlenceli bayramlar yaşamamızı diliyorum.

Kırmızılarım ya da gözüme kaçan kırmızılar (Fotoğraf Albümlerimden)

Çocukluğumdan bu yana değişmeyen az şeyden biridir kırmızıya olan aşkım. Bendeki bu kırmızı sevgisinin tam olarak nereden geldiğini çözebilmem mümkün değil, beğenilerimizin ya da beğenmemelerimizin bir çoğunun nedenini anlayamadığımız gibi. 
Madem kırmızıyı bu kadar seviyorum, o zaman çektiğim fotoğraflarda kırmızı rengin öne çıktıklarından bir derleme yaparsam nasıl bir “Kırmızı Albümü” ortaya çıkar diye düşündüm. Üzerinde çalışması çok eğlenceli oldu benim için. Fotoğraflar, kırmızı üzerinden bir sürü farklı anıya götürdü beni. Şu aşamada çok gerilere de gidemedim gerçi, sadece son 2 yılın kırmızılarını toparlayabildim ama her şeyi çok hızlı yaşadığımız için yakın geçmişin taze anıları dahi iyice sindirilmediğinden çok eskilerde kalmış gibi görünüyor insanın gözüne. Zaten günümüzün sorunu da değil mi, çok şeyi bir arada yaşayıp, azını anlayabilmek. 
Ortaya bir şeyler çıktıkca kırmızıların beni kesmeyeceğini farkettim, başladım turuncularımı, morlarımı, yeşillerimi, yeşil/mavilerimi derleyip toplamaya. Baktım bu şekilde fotoğrafları derlemek keyifli oluyor, yaşanmışlıklar daha bir demlenip oturuyor insanın zihninde, o zaman neden köprüler, kapılar, taş yapılar, Istanbul, yollar, yansımalar, ağaçlar, denizler, evler, vb. diye fotoğraf albümleri hazırlamayayım diye düşündüm. Şimdi vakit buldukça onlar üzerinde çalışıyorum, toparlandıkça blogumdan paylaşacağım sizlerle.




Sevgili dostum Uykusuz Karikatüristi Cengiz Üstün’ün yeni kitabı “Kaptan Onedin”

Sevgili dostum, komşum Uykusuz Karikatüristi Cengiz Üstün’ün yeni kitabı “Kaptan Onedin” bu ay içinde yayınlandı. Sağolsun, sıcağı sıcağına, kitap kokusunu kaybetmeden bize de bir tane hediye etti. Çizgi Roman seven arkadaşlarıma şiddetle tavsiye ederim. Gündemin bu kadar sıkıcı ve boğucu olduğu günlerde, güzel bir nefes alma fırsatı 😊