Hakemin gözünden bir maç nasıl görülür? – Hakem kamerasından bir maç

Biz farklı kameralardan pozisyonu defalarca değerlendirirken o maçı sadece bu bakış açısı ile görüyor. Teniste olduğu gibi futbolda da takımların maç içinde karara itiraz edip, kameradan pozisyonun izlenmesini isteme hakkı olmalı. Bu ve benzeri teknolojik imkanları kullanarak futbolun içindeki adaletsizliği bir ölçüde azaltabiliriz. Ama futbolun bu kadar sevilmesinin arkasında galiba biraz da içinde böyle tuhaf bir adaletsizliği barındırması, maç sonrası bu kararların uzun süre konuşulması var. Biz futbol kadar o hakem kararı öyle olmasaydı maç nasıl olurduyu hayalimizde yaşatmayı, maçın bu şekilde farklı alternatiflerini kafamızın içinde oynatmayı da seviyoruz 😊

BBC, hakem kamerasından maçın belli bölümlerini kısa bir video olarak yayınlamış.
https://twitter.com/bbcturkce/status/901191215734861824

Reklamlar

Fenerbahçe- Trabzonspor maçının ardından 

Fenerbahçe, bu akşam yine çok kötüydü. Hiç bir oyun kurgusu yok, topu oyuna sokmakta zorlanıyoruz, yan pas, yan pas, biraz press olunca kaleciye pas, Volkan konsantrasyonunu tamamen kaybetmiş, sol kanat hiç çalışmıyor, Solgado hazır olmasına rağmen Van Persie ilk 11’de başlıyor, yazmakla bitmeyecek yanlışlar ve eksikler. Alper ve Valbuena’nın kişisel gayretleri olmasa bugün ciddi bir mağlubiyet alabilirdik. Aykut, 8 haftada takım kendini bulur demiş, 2. haftada 4 puan geriye düştük, bu şekilde oynarsak ki, takım hiç bir ışık vermiyor, 8. haftada lige havlu atmış oluruz. Açıkçası bugün oynadığımız oyundan sonra Vardar maçı için hiç bir umudum yok. 😔

Fenerbahçe – Sturm Graz maçına ilişkin notlarım 

Her şeyden önce geçen sene boş tribünlere oynayan bir Fenerbahçe’nin, bu sezonun ilk resmi maçında stadı böylesine doldurması çok güzel. Fenerbahçe geçen yılkinden çok farklı, transferler doğru yapılmış, eski oyuncuların moral motivasyonları iyi. Aykut Kocaman’ın takım üzerindeki olumlu etkisi hemen anlaşılıyor. İlk maçta son 15 dakikada nefesi biten takım, bugün kondisyonunu daha iyi kullandı, sezon başı için bu durum belki iyi ama takımın fizik kondisyonun hızla yükselmesi gerekiyor. 1 hafta sonra lig, gruplara kalırsak 1 ay sonra da UEFA maçları başlayacak. Havanın sıcak ve nemli olması oyuncuların temposunu düşürmüş olmasına, maçın 1-1 bitmesine rağmen sahadaki Fenerbahçe’yi beğendim. Futbolcularla ilgili kısa düşüncelerim.

Volkan’a fazla iş düşmedi ama Volkan’ın seyirciye yönelik show hareketleri, topun gelmediği anlardaki dalgınlığı her an için tehlikeli sonuçlar doğurabilir ama bu saatten sonra artık değişmesi pek olası değil Volkan’ın
Ozan Tufan: Geçen sene kötü takımın kötü oyuncusu idi, bu sene iyi takımın kötü oyuncusu. Oyun zekası olarak Fenerbahçe’nin ilk 11’inde, hele de orta sahasında oynayabilecek bir oyuncu değil
Souza: Geçen sene kötü takımın iyi oyuncusuydu, bu sene de iyi takımın iyi oyuncusu, orta sahanın yükü onun üzerinde, yanına Mehmet Topal gelince biraz daha rahatlayacak.
Şener: Geçen yılki formunun ve kondisyonunun gerisinde. 60.dakikadan sonra sahada yoktu. Golden 1 dakika önce rakip alanın ortasındaki taç atışını atmak için topu yerden zor aldığında içimden eyvah topu kaybedersek Şener bu haliyle geriye dönemez diye düşünmemin 1 dakika sonrasında Şener geri dönemedi ve golü yedik.
Alper: Geçen maçın yıldızı Alper, bugün sahanın kötülerinden biriydi. Alper’in alışkanlığı olan kafası önünde topa bakarak oynaması onun dar alanlarda zarif çalımlar atmasını sağlıyor ama çevresine bakmakta geciktiği için son topları arkadaşları ile doğru bir şekilde buluşturmakta sorunlar yaşıyor. Bugünde bu sorunları yaşadı Alper
Valbuena: Takımın parlayan yıldızı. Korkum, bütün yükü Valbuena’nın üzerine yüklersek kısa zamanda Valbuena’yı bu yükün altında ezdiririz.
Skertel: Her zamanki gibi hatasız oynadı, bir de son dakikalarda kendi yarattığı pozisyonu gole çevirseydi harika olacaktı.
Neustadter: Özellikle duran toplarda nerede duracağını biliyor, zamanlaması çok iyi ama bugün ayağına gelen topları iyi kullanamadı.
Ahmethan: İsteği, presi, top takibi çok iyi, doğal olarak tecrübe eksikliği var. Takıma uyum sağladıktan sonra çok etkili olabileceğini düşünüyorum. Tabii medya, yalan yanlış yorumları ile özgüvenini kırar veya gereksiz bir özgüven yüklemesi yaparsa ki her ikisini de yapacağına eminim, işte o zaman sıkıntı yaşayacaktır Ahmethan. Ben onun yerinde olsam gazetelerin spor sayfalarını okumam, televizyondaki spor programlarını ise hiç seyretmem. Kafamı bunlara takmadan sürekli kendimi geliştirmeye çalışırım. Son top kullanmadığı için bu noktadaki becerisi için bir şey söyleyemem.
Van Persie: Yaklaşık 25 dakika sahadaydı, topla 4 ya da 5 kez buluştu, o buluşmalarında da fazla bir etkisi olmadı. Toplamda dolu dolu 1 dakika koştu diyemem, sürekli yürüyor ve topun kendisine gelmesini bekliyor. Van Persie’nin bu kafa yapısı ile Fenerbahçe’de de, başka bir takımda da başarılı olabilmesi mümkün değil. Umarım en kısa zamanda bu futbolcudan kurtulur Fenerbahçe.
Dirar: Fenerbahçe’nin aradığı bir açık oyuncusu. Top takibi, kaçışları, hızı çok iyi. Tek şansızlığı arkasında Şener gibi zayıf bir bekin olması. Takıma Isla girdiğinde Fenerbahçe’nin sağ kanadının çok etkili olacağını düşünüyorum. Şener, Dirar’ın temposuna ayak uyduramaz. Bu arada Dirar’ın Valbuena ile yaptığı verkaçlar Fenerbahçe’ye vites artırıyor. 
Hasan Ali: Fenerbahçe’nin derhal iyi bir sol bek bulması gerekiyor. Hasan Ali Fenerbahçe’nin ilk 11’inde oynayabilecek kapasitede bir futbolcu değil. Ancak sonucun korunması amaçlanan maçlar da iyi bir yedek olabilir Hasan Ali.

1 yıllık küskünlüğümün ardından tekrar Şükrü Saraçoğlu Stadındayım :)

Futbolun en güzel taraflarından biri de her yıl umutlara yenileme imkanı vermesi, insana tekrar umutlanabileceğini hatırlatması. Hem de bu umutların çok da gerçekçi olmadığını bildiğimiz halde. Bir dönem, sezon öncesi medya satışlarını arttırmak için Fenerbahçeyi şampiyon ilan eder, bu rahatlık da takımın ilk 1 ay bir sürü puan kaybetmesine neden olurdu. Gördüğüm son yıllarda bu durum ortadan kalktı gibi, transfer asparagasları daha bir revaçta.

Açıkcası benim için şampiyonluklardan daha öncelikli olan takımımın her maç beni tatmin eden, atak, spor yorumcularının dilinde ucuzlayan tabiri ile göze hoş gelen bir futbol oynaması, sonuçta maçtan keyif ile ayrılmam. Düşünsenize takımınız bir sezonda oynadığı 40 maçın 30’unda güzel bir futbol oynuyor, aldığı sonuç hiç önemli değil, sezon sonunda da şampiyon olamıyor. Ama sizi oynadığı futbol ile 30 maçta mutlu etmiş. Bir tarafta da takımınız, tamamen puan toplamak amaçlı top oynuyor, attığı gole yatan, sürekli geriye kapanarak, size maçı bir an önce bitsin ruh hali ile seyrettiriyor, sezon sonu bakıyorsunuz ki toplasınız 10 maçta takımınızın oyununu beğenmişsiniz, bir de şampiyon olup bir tepe mutluluğu yaşamışsınız. Şimdi iki durumu karşı karşı karşıya getirirseniz bir tarafta 30 mutluluk anı, diğer tarafta 10 mutluluk anı, beraberinde bir sürü can sıkıcı maç ve bir zirve mutluluk anı. Hangisi daha iyi görünüyor size, benim tercihim birinci seçenekten yana, şampiyon olalım ya da olmayalım her maçtan keyif ile ayrılmak istiyorum.
Tüm bu anlattıklarımın endüstriyel futbol kalıpları ile örtüşmediğini çok iyi biliyorum, ne teknik direktörler bu düşünce ile takım yönetebilirler, ne de futbolcular bu mantıkla top oynayabilirler. Durum böyle olunca da bizler, eski maçlarda oynanan futbolun artık oynanmadığını, futbolcuların para için oynadıklarını, ya da futbolun ülkemize bittiğini konuşup dururuz. Sorun futbolun bitmesinde değil, futbol taraftarının ruhunu kaybetmesinde bence. Biz güzel futbolu istemezsek, onlar da güzel futbolu bize vermeyecekler doğal olarak. Futbol, saflığını kaybettikçe birilerinin cepleri dolarken, bizler de sıkıcı sadece puan amaçlı maçları seyretmeye devam edeceğiz. Burada doğru ve kaçınılmaz çözümlerden biri de oyun kurallarının oyunu daha akıcı ve mücadeleci olacak şekilde yenilenmesi ki, onu da başka bir yazımda yazacağım.

Efsane Değil İnsanım 

İzmir yolunda 😊

Futbol’u ve gezi yazılarını seviyorsanız Serhan Asker’in edebi bir dille yazdığı “Efsane Değil İnsanım” kitabını tavsiye ederim. Kitabın adı Portekiz’in efsanevi 😊futbolcusu Eusebio’nun Serhan Asker’e vasiyeti. Dünyada iz bırakan futbolcularla yaptığı sohbetleri kitaplaştırma fikri Galeano’dan aklına düşmüş Asker’in. Galeano aynı projeyi Uruguay’da yapmış ama kitabı bastıramamış. Önsözünde 42 yaşında futbolu bırakan file bekçisi Dino Zoff, iyi bir kaleci çok kurtarış yapan değil, kritik anlarda yaptığı kurtarışlarla maçın sonucuna etki eden kalecidir. Doğru zamanda verdiğiniz doğru kararlarla geleceğinizi belirlersiniz diyor.

EURO 2016 üzerine düşüncelerim

Gruplardaki en iyi 3.nün tur atlama uygulamasının EURO 2016’da oynanan futbolu çok olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Tüm takımlar, öncelikle galip gelmeyi değil, yenilmemeyi düşünüyorlar, düşünürsek 3 beraberlikle bile gruplardan çıkma ihtimalleri var. Böyle olunca da oyunu orta alanda tutup, fazla gol pozisyonuna giremiyorlar. Zamanında Daum’un Fenerbahçe’ye oynattığı, o çok eleştirilen kuvvetli stoperlere dayalı yan pas ağırlıklı futbol. Ayrıca üstüste maçlar oynayacaklarını düşünüp enerjilerini fazla harcamak da istemiyorlar. Gizliden gizliye bir al gülüm, ver gülüm anlaşması. 🙂 Bir dikkat çeken nokta da gollerin büyük çoğunluğu son 10 dakikada oluyor, bunun nedeninin de bu temkinli oyunun sonrasında takımlardan birinin son dakikalarda risk almayı göze alıp açılması ile birlikte oyunun kilidinin kırılması olduğunu düşünüyorum. Basketbolda olduğu gibi futbolda da beraberlik olmazsa, bu oyun daha açık ve zevkli olacaktır. Aksi durumda günümüzün hızlı dünyasında futbol çok ağır bir oyun olarak kalacak ve zaman içinde popülerliğini ciddi anlamda yitirecektir. Bir dakika içinde facebook duvarında, twitter’da ya da instagram’da bir çok farklı paylaşımı takip eden bir kuşak, sürekli yan paslarla oynanan, pozisyon zenginliği olmayan bir oyundan ne kadar heyacan duyabilir ki?