Mutluluğu yakalamak mümkün mü? Tabi ki hayır :))


Mutluluğu yakalamak diye anlamakta zorlandığım tuhaf bir söylem var. Oysa ki mutluluk dış etkenlerden çok insanın içinde sahip olduğu değerler ile ilgilidir. Mutluluğumuz, dışımızdaki faktörlere bağlı ise bunlar değiştikçe ki, sürekli değişirler, biz de inişli çıkışlı bir duygu halinde, hep bir mutluluğu yakalama çabasında oluruz. İç değerlerimiz, olaylara yaklaşım şeklimiz, dışarıda olan bitenden çok daha stabildir. İç değerlerimizi doğru oturtup, hayatı bu doğrultuda çözebilmeyi başarabildiysek mutluluğu yakalamak ya da kaçırmak gibi bir derdimiz de olmayacaktır.

Tek başına özgüven yeterli olmuyor


Gençlere hep özgüvenlerinin yüksek olmasını, özellikle iş görüşmelerinde kendilerine güvenerek konuşmalarını söylüyoruz. Bu özgüvenin de yollarını açacağını anlatıyoruz. Buraya kadar güzel ancak unuttuğumuz önemli bir nokta var. Özsaygı olmadan özgüven olduğunda insanlar çok rahat kibir tuzağına düşebiliyorlar ve karşıdan sevimsiz görünüyorlar. İşin acı tarafı böyle göründüklerinin de farkında olmuyorlar.

Kapitalizmin sonu nasıl gelecek?

Son zamanlarda en çok kafamı yoran soru bu diyebilirim. Sanayi devriminin kendi koşulları içinde ortaya çıkan kapitalizmin bilgi çağına girdiğimiz 21. yüzyılda ömrünü bir şekilde sonlandıracağını düşünüyorum.

Sağlık sektörü, insan eliyle üretilen virüslerle büyütüldüğü gibi, kapitalizm de küresel güçlerin manipüle ettiği krizlerle varlığını sürdürebiliyor. Muhtemelen çok yakın gelecekte bu şekilde yaratılan küresel ölçekte kontrol edilemeyecek bir kriz kapitalizmin sonunu getirecek.

Unutulmamalı ki bir sistem çözdüğünden çok sorun yaratıyorsa sürdürülebilirliği bir yere kadardır. Bu durum eğitim sistemi için de, devlet veya firma yönetimi için de, küçük bir aile içindeki işleyiş için de geçerlidir.

Her ne kadar kapitalizm, çöküşüne yönelik sinyaller vermiş olsa da, doğa ile barışık yaşamayı becerememiş, çok da iyi bir tür olmayan insanın kapitalizmin yerine koyacağı yeni yapının daha iyi olup olmayacağı da apayrı bir soru işareti olarak önümüzde duruyor. 🙂

Kapitalizmin üzerimizdeki baskısından nasıl kurtulabiliriz?

Hepimiz yer yüzündeki olağanüstü farklılığımızı hissettiğimiz ve hayatımızı onu gerçekleştirmeye adadığımızda kapitalizmin üzerimizdeki baskısından bir ölçüde kurtulmaya başlayacağız. İnsanoğlunun sonunu getirebilecek bu sistemden tek kurtuluşumuzun da bu olduğunu düşünüyorum.

Ne kötüdür görüneni görememek

Gün içinde bu kadar çok imge ile karşılaşıp da onları fark edemeyecek bir zihinsel yorgunluğun içinde olmak beni üzüyor.

Tam bir roman kahramanı dediğim insanları, işte bir film karesi diye düşündüğüm sahneleri hafızama kaydetmek ve istediğimde de kaydettiğim yerden geri çağırmak istiyorum. Ama bunun için gerekecek boş alanı bir türlü açamıyorum içimde. Kafalarımızın içini ne kadar gereksiz, yaratıcılığımızı köreltecek şeylerle doldurmuşuz ve bunu sürdürmeye devam ediyoruz. Ne çelişkilerimizi ne de çevremizdeki imgeleri fark edebiliyoruz.

Yapay gündemlerin peşine takılan toplum

“Düşüncelerini söylemeye korkanlar sonunda soyleyemeyecekleri seyleri de düşünmemeye baslar” demiş Giovanni Sartori, bizim ülkenin en büyük sorunu da bu değil mi, etiketleme korkusundan hiçkimse rahatlıkla düşüncelerini ifade edemiyor, boyle olunca da sağlıklı bir kamuoyu olusamiyor. Sonucta da kamuoyunu biz oluşturmadığımız icin birileri bizim adımıza sahte gundemlerle kamuoyumuzu oluşturuyorlar, maalesef bizler de bu yapay gündemlerin pesine takılıp gidiyoruz…