Bir fotoğraf ve bir anda aklıma getirdikleri

İlk baktığımda Peterhof Sarayı’nın girişindeki yolun iki tarafındaki ağaçların peyzajı çekti beni. Ben de hemen fotoğrafladım gözüme kaçan bu görüntüyü. Doğanın formunu bozarak güzelleştirmeyi becerebildiği için peyzajı çok severim. İnsanın yeryüzündeki en yumuşak ve en sevimli başkaldırısıdır belki de peyzaj. Senin eserini istersem ben daha da güzelleştirebilirim diye fısıldar doğanın kulağına. Doğa da hiç kızmaz bu fısıldamaya. O da kısık bir sesle beni çirkinleştirmeden güzelleştirebilirsin der sanki. 

Yaşlılık nerede başlar, orta yaşlılık nerede biter hiç anlamam ama fotoğraftaki çiftin yaşlılığın ilk yıllarında olduğunu düşünüp, onları orada bir yerlere oturtuyorum kafamda. Yorgunlar, ağır ilerliyorlar ama çevrelerine daha dikkatli bakıp, her şeyi daha bir özümseyerek. Arada önlerindeki upuzun yola bakıp, yaşanacak güzel günlerimiz var diyor da olabilirler. Kim bilir, arkalarında nasıl bir yol bıraktılar, bunu göremiyoruz fotoğrafta. Hemen gerilerinde toprağın üzerine gelişi güzel dökülmüş henüz kurumamış sarı yapraklar her ne kadar sonbaharın gelişine dair bir işaret olsa da, ağaçların parlak yeşilliği ilkbaharlarının hiç bitmeyeceğini söylüyor onlara sanki. 

Toprağın gökyüzüne kavuştuğu yerde yol bitecek ya da sonsuzluğa karışacak. Çiftimiz oraya ulaştıklarında fotoğrafın arkasına geçecekler artık. Biz onları göremesek de, bu ağaçlıklı yoldan geçtiklerini bileceğiz.

St. Petersburg’daki Şaka Çeşmesi ve ilginç hikayesi :)

Fotoğrafa bakınca diyeceksiniz ki çeşme nerede? Rehberimiz söylediğinde ben de ona çeşmesiz çeşme olur mu hiç demiştim. Tabii burada bir an için dikkatimizden kaçan çeşmenin adının şaka olması. Yani çeşme gibi gözükmeyen bu taşların içinde tatlı bir sürpriz saklı. İsmi de bu eğlenceli bilmeceden geliyor. Gördüğünüz taşların birbirleri ile esrarlı bir bağlantısı var.  

İçkiyi çok seven ve kolay kolay sarhoş olmayan Büyük Petro misafirlerini iyice içirdikten sonra buraya getirip bu taşların üzerinden yürüyebilecek misiniz diyormuş onlara. Ardından da sadece kendisinin bildiği doğru taşların üzerinden yürüyormuş. Misafirleri de tabii biz de yürüyebiliriz deyip taşların üzerine çıktıklarında, işte olan o zaman oluyormuş. Petro’nun bastığı taşların dışındaki taşlara basıldığında taşların arasındaki gizli fıskiyeler çalışmaya başlıyor ve tüm misafirler bir anda sırılsıklam oluyormuş. Petro, ziyaretine gelenlerle böyle dalgasını geçiyormuş işte…

Merak ediyorum, bizim Osmanlı temsilcileri de ıslanmışlar mıdır bu şaka çeşmesinde? Tarih kitaplarımız yazıyor mudur, ıslananları ya da ıslanmayanları? Bir gün bunları anlatabilecek kadar cesaretle yaklaşabilecek miyiz tarihe? Bu çeşmesiz çeşmeye bakarken işte böyle bir sürü soru geçiyordu kafamın içinden…