Kars Notlarım

Kars Notlarım

Şehir, geçen yüzyılda yıkılan iki büyük imparatorluğun Osmanlı İmparatorluğunun ve Çarlık Rusyasının uç noktasında. Osmanlı, doğuya, Çarlık Rusya’sı Akdeniz’e açılmak için stratejik bir yer olarak düşünmüşler Kars’ı. Bugün ise o eski stratejik öneminden uzakta sanki biraz yorulmuş, biraz da unutulmuş bir kent görünümünde Kars. Emekliliğini yaşayan bilge yaşlılar gibi. Bir zamanlar Gürcistan. Tebriz, Kafkaslar ve Tiflis yolu üzerinde olan Kars bugün neden bu kadar fakir düşmüş diye araştırınca şu sonuçlara ulaştım.

Soğuk Savaş yıllarında Sovvetlerle ticaretin azalması

Ermenistan ile bitip tükenmez kavgalar

Biraz sermaye biriktiren zenginlerin 70’li yıllardan itibaren Istanbul ve Ankara’ya gitmesi. Şehirde son otuz yıldır ciddi bir nufus artışı yok.

Azerbeycan Ermenistan savaşı sırasında Azerbeycan’a destek olmak için Ermenistan gümrük kapılarının kapatılması

Son iki yıldır ise Doğu Ekspresinin özellikle sosyal medyada populerleşmesi ile tekrar İstanbul ve Ankara’lı turistlerin ilgi odağı olmuş. Kars Kaz Evi bölgenin en bilinen lokantası. Burada hem kaz eti, hem de Kars mutfağından farklı tatları deneyebiliyorsunuz. Kars, Doğu Ekspresi ile gelen bu hareketliliği doğru değerlendirebilirse, yani Akdeniz Ege şehirlerinin turizmin canlı dönemlerinde yaptıkları hataları yapmaz ise tekrar o eski canlı günlerine dönebilir belki. Yok, nasılsa bu turistin yolu bir daha Kars’a düşmeyecektir diye düşünüp ona göre bir hizmet kalitesi ve fiyatlandırmaya giderse bir çok bölgemizin yaşadığı turizm hüsranını Kars da yaşayacaktır. Kars’a özellikle son yıldardaki ilginin bu kadar artmasının arkasındaki nedenlerden biri de dövizin aşırı değerlenmesi ile yurtdışına gidenlerin yeni bir arayışa girmiş olması. Son günlerde bu doğrultuda Tatvan’a giden Kurtalan Ekspresine de ilgi artmış. Van da, Kars gibi bu fırsatı doğru kullanıp şehrin Urartu’lardan gelen tarihi zenginliğini iyi sunabilirse Van’ı da güzel günler bekliyor yakın gelecekte.

Peki Kars, bu hiç hesap etmediği turizm akınına yeterince hazır mı? Şu an için pek hazır değil ne yazık ki. Basit bir örnek verirsem, bölgenin en iyi beş otelinden biri olduğunu belirttikleri kaldığımız otelde odamız dördüncü kattaydı ve iki gece de üst üste üst katımızda düğün yapıldı. Saat bire kadar gürültüden uyuyamadık. Bu anlayış, henüz olayın ciddiyetini kavrayamadıklarını gösteriyor. Son üç yıl içinde yapılmış bir otel ve odalar arası ses yalıtımı son derece zayıf. İşletmelerde turist ağarlayacak nitelikte elemanlar çalışmıyor, çalışanlar böyle bir eğitim almamışlar. Benim gözlemim şu anda geleni değerlendirelim yaklaşımı içindeler, turizme henüz profesyonel bir göz ile bakmıyorlar. Ama böyle devam etmeyeceklerini, bu eksiklerini kısa sürede kapatacaklarını düşünüyorum

Bin yıl içinde Ermenilerin, Moğollardan ve İran ordularından kaçan Acemlerin, Bizans ve Pontus devletinden kalma Rumların, Gürcülerin, Kürtlerin, her tür Çerkez kavminin yaşamış olduğu bir yer burası. Bu kültür zenginliğini şehrin tarih kokan caddelerinde de, kalesinde de, camilerinde de, insanlarında da hissedebiliyorsunuz. 1900’lerin başında vicdani redci oldukları için Çarlık Rusya’sının sürdüğü Malakanlar geldikleri Boğatepe, eski adıyla Zavot Köyünde Gravyer Peynir yapmayı Karslılara öğretmişler. Karslılar da bunun üzerine koyup peynirciliklerini bugüne getirmişler. O küçücük köyde bir de Peynir Müzesi yapmışlar, gelen turistlere peynirin nasıl yapıldığını bizzat köyde yaşayan insanlar anlatıyor. Boğatepe köylülülerinin yaptıkları bununla da kalmıyor. Köy içinde bir organizasyon yapmışlar, köye gelen turistleri evlerinde ağırlayıp köy kahvaltısı sunuyorlar. Hayatı Istanbul’da geçen biri için bir köy evinde köy kahvaltısı yapmak heyecan verici. Burada böyle bir talep yaratıp bunu da çok akıllıca organize etmişler. Tüm bu organizasyonu yapanlar da köyün kadınları. Kars’ta kadınların ayrı bir yeri olduğunu gittiğiniz bir çok yerde görebiliyorsunuz. Kars’ın en tanınmış restoranı Kars Kaz Evi de bir kadın girişimci tarafından kurulmuş, önceden rezervasyon yapmadan yer bulabilmeniz çok zor.

Aşık Atışması, Kars’lıların yüzyıllardır devam ettirdiği bir gelenekleri. Kars’a gittiğinizde Namık Kemal’in çoculuk yıllarında vali olan dedesi ile kaldığı evdeki Aşıklar Derneğini ziyaret edip doğaçlama bir aşık atışması dinlemenizi tavsiye ederim. Sizin verdiğiniz bir konu, kelimeden yola çıkarak sazları ile içlerinden geldikleri gibi atışıyorlar. Aralarında bir kadın aşık da var, dediğim gibi Kars’taki her organizasyonun içinde kadınları ya öncü ya da aktif olarak görebiliyorsunuz.

Kars halkı, geleneklerini korumak ve onları gelecek kuşaklara taşımak konusunda çok duyarlı. Peynircilik olsun, aşık atışması olsun, Kars yemekleri olsun, Kars’a özel her şeyi yaşatmayı çok önemsediklerini, bu konuda gençleri yetiştirdiklerini söylüyorlar ki, açıkcası Kars’ta beni en çok bu mutlu etti. Bu yaklaşımı tüm topluma yayabildiğimizde, yani kültürel zenginliklerimizi koruyarak yaşatmayı becerebildiğimizde kişi başı gayri milli hasılanın çok ötesinde bir zenginliğe ulaşacağımızı düşünüyorum.

Kars’ın en güzel bölgesi Ruslardan, Ermeni zenginlerden kalan bugün çoğu devlet yapısı olarak kullanılan eski taş yapıların sıralandığı Faikbey Caddesi. Ruslar, yaklaşık kırk yıl kaldıkları Kars’ta bizim yüzlerce yıl içinde yaptıklarımızdan çok daha güzel yapılar yapmış. Kars’ı özel yapanın Baltık Mimarisi ile yapılan bu zarif Rus yapıları olduğunu söyleyebilirim.

Buraya gelmeden bir Kars’lı arkadaşım; Karslılar meteorolojiye çok inanmazlar, çünkü devlet kış aylarında halkın moralini bozmamak için sıcaklığı beş, altı derece yüksek söyler demişti. Böyle bir dedikodu varmış Kars’ta. Ermenistan sınırındaki Ani Harabelerini ziyaret ederken arkadaşımın bu sözünü hatırladım, derece bir, iki gibi gösteriyordu ama benim hissettiğim sıcaklık sanki eksi beş altı gibiydi. Ani’ye apayrı geniş bir parantez açmak gerekiyor. Ani, Efes Antik Kenti’nin birkaç misli büyük, 7 yüzyıl boyunca insan yaşadığı düşünülen, en kalabalık halinde nüfusu 100 bin kişiyi bulan, en parlak döneminde Konstantinepol ve Bağdat’a rakip olan, Ermeni mirası olmakla birlikte, müslüman ve pagan kültürlere de ev sahipliği yapmış olan bir yer. Kars’lıların bu tarihi hazinelerini daha iyi duyurmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Ani’yi iyi değerlendirebilirlerse özellikle yabancı turistleri o güzel biraz da kederli şehirlerine daha fazla çekebilirler.

Kars’a gelmeden Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü almadan önce 1999 – 2002 yılları arasında Kars’ta kalarak yazdığı, o dönem farklı kesimlerden fatklı eleştiriler alan Kar romanına başladım, dönüş treninde de kitabı bitirdim. Kars’a gelmeyi düşünen edebiyatseverlere gelmeden önce Kar romanını okumalarını tavsiye ederim, kitapta olayların geçtiği bir çok yeri Kars’ta görmek, Pamuk’un yazdıkları ile kendi düşüncelerini karşılaştırmak keyifli bir okuma deneyimi sağlıyor. Orhan Pamuk, romanının bir yerinde Kars’ı şöyle anlatıyor; “Sokaklardaki iri parke taşları, cumhuriyet dönemi dikilen iğde ve kestane ağaçları ile hüzünlü bir şehir Kars” Bugün ne yazık ki bir çok şehrimizde olduğu gibi o parke taşlarının yerinde soğuk bir asfalt var. Bir zamanlar zengin Osmanlı Paşalarının Rus topları ile yıkılmış konaklarının yerinde ise yoksul bir gecekondu mahallesi.

Yüz yıl sonra tarihçilerin yaşadığımız günleri, saçma kavgalarımızı nasıl değerlendireceklerini, yaşadığımız çağı ne kadar değerli bulacaklarını hep merak etmişimdir. Ama Kars ve Kars’lılar için tarihçilerin geçmişlerini geleceğe taşımasını bilen insanların yaşadığı bir kent diye bahsedeceklerini düşünüyorum Kars’tan ayrılırken.