İnşaat Projeleri Neden Başarısız Olur?

İnşaat Projeleri Neden Başarısız Olur?

Bana bu soruyu sorduklarında hep aynı cevabı veriyorum. Bilinen yanlışları tekrarladığımız ve onlardan doğru dersleri almadığımız için. Peki bu yanlışlar, bir türlü alamadığımız dersler neler?

Projelerin süreç içinde yapılan bir büyük hatayla zarar ettiği durumlar olmuştur. Bazen verilen bir yanlış karar beraberinde artçılarını da getirerek, projenin istenmeyen bir şekilde sonlanmasına neden olabilir. Fakat asıl kendini bizden saklayan tehlike her şeyin doğru planlandığı, iyi bir ekibin kurulduğu, toplantılarda herkesin keyfinin yerinde olduğu zamanlardadır. Kötü huylu kistlerin projenin içinde sessizce büyüdüğünün kimse farkında değildir. Hiçbir şey henüz dramatik bir duruma gelmemişken, bir gün bakarsınız ki proje yavaş yavaş çözülmeye başlamış. Gecikmeler çoğalmış, maliyetler yükselmiş, ekibin motivasyonu düşmeye başlamış. O zaman ister istemez şunu sorarız, işe başladığımızda her şey iyiydi de, şimdi ne oldu böyle? Cevabı basittir: Proje kötü yönetiliyordur. 

Okumaya devam et

İyi Mühendisler Neden Kötü Yöneticilere Dönüşür?

İyi Mühendisler Neden Kötü Yöneticilere Dönüşür?

Şantiyelerdeki işleyişi bilirsiniz. Hedeflerine doğru zaman ve bütçeyle ulaşmış mühendis, bir süre sonra terfi eder ve yönetici olur. Başlangıçta herkes için bu mantıklıdır. Çünkü teknik olarak baktığımızda şantiyedeki en güçlü profillerden biridir. Fakat birkaç ay sonra bakarız ki, işler beklenildiği gibi gitmemeye başlamıştır. Şimdi karşımızda bambaşka bir tablo vardır.

  • Ekipler zorlanıyordur, enerjileri düşmüştür.
  • İletişim kopmuştur.
  • Kararlar gecikiyor ya da sertleşiyordur.
  • Toplantılar uzuyor ama net kararlar verilemiyordur.
  • Geri bildirim akışı zayıflamıştır.
  • İnsanlar fikirlerini söylemekten çekiniyorlardır
  • Öncelikler sürekli değişmeye başlamıştır
  • Motivasyon yerini yorgunluğa bırakmıştır
  • Yetki devri azalmış, bağımlılık artmıştır
  • Güven yerini kontrol ihtiyacına bırakmıştır
  • Ekip yöneticiyi, yönetici ekibi anlamıyordur

Ve en önemlisi:

Başarıyı getiren teknik güç, yönetimde aynı etkiyi yaratamamıştır.

Okumaya devam et

İran savaşı körfezdeki inşaat projelerini nasıl etkileyecek?

İran savaşı körfezdeki inşaat projelerini nasıl etkileyecek?

Artan Belirsizlik Maliyeti

İnşaat projelerini ağırlıkla maliyet ve zaman üzerinden okuruz. Ancak büyük ölçekli projelerin kaderini belirleyen asıl değişken çoğu zaman göremediğimiz belirsizliklerdir.

Şu an yaşanan İran savaşı, Dubai, Suudi Arabistan ve Katar gibi Körfez’in en dinamik inşaat pazarlarında doğrudan fiziksel yıkım yaratmayabilir. Ancak bu tür bir jeopolitik kırılma, sektörün temelini oluşturan üç kritik parametreyi eş zamanlı olarak etkileyecektir: finansman, tedarik zinciri ve sözleşme dengesi.

Peki, projeler duracak mı? 

Büyük ihtimalle hayır. 

Ama aynı şekilde devam etmeyecekler.

1. Finansman: Jeopolitik Risk, Proje Fizibilitesini Nasıl Erozyona Uğratır?

Körfez’deki büyük projelerin önemli bir bölümü uluslararası sermaye ile finanse edilmekte. Bu para akışı, teknik riskten çok politik riske duyarlıdır.

Jeopolitik gerilim arttığında:

  • Equity risk premium (Yatırımcının bu riske değer mi sorusunu fiyatlandırması) yükselir 
  • Borçlanma maliyetleri artar 
  • Finansman erişimi daralır 

Bu durum doğrudan proje fizibilitesine yansır. WACC (Weighted Average Cost of Capital) artışı, birçok projenin Net Bugünkü Değer’ini (NPV) negatife çekebilir.

Başka bir ifadeyle:

Jeopolitik risk; finansman modelini etkiler. Ve çoğu projeyi daha başlamadan zayıflatır.

Sonuç olarak geliştiriciler iki farklı stratejiye yönelecektir:

  • Proje ölçeklerini küçültmek 
  • Lansmanları ertelemek 

Her ikisi de işlerde ani bir duruştan çok; sistematik bir yavaşlama yaratacak.

2. Tedarik Zinciri: Kritik Yolun Kırılması

Modern inşaat projelerinin tedarik yönetimi büyük ölçüde küresel lojistik hatlara bağlı.

İran merkezli bir çatışmanın Hürmüz Boğazı’nı etkilemesi durumunda:

  • Çelik, mekanik ekipman ve prefabrik bileşenlerin teslim süreleri uzayacak 
  • Alternatif tedarik kanalları daha maliyetli hale gelecek
  • Lojistik belirsizlik artacak 

Buradaki kritik nokta şudur:

İnşaat projelerinde gecikme, tüm işlerin yavaşlamasıyla değil; kritik yol üzerindeki tek bir bileşenin gecikmesiyle oluşur.

Critical Path Method (CPM) perspektifinden bakıldığında: Float (bolluk) değeri sıfır olan aktiviteler en kırılgan noktadır.

Bazen teslimi geciken tek bir vana projenin kaderini belirleyebilir.

3. Maliyet Yapısı: Enerji Fiyatları ve Zincirleme Etki

Enerji fiyatları, inşaat sektörünün en belirleyici girdilerinden biridir.

İran savaşının uzaması senaryosunda:

  • Petrol ve doğalgaz fiyatları yükselir 
  • Çelik üretim maliyetleri artar 
  • Çimento üretiminde enerji kaynaklı maliyet baskısı oluşur 

Enerji maliyetlerinin çelik ve çimento üzerindeki etkisi %25–40 aralığında değişebilir. Bu da özellikle sabit fiyatlı EPC sözleşmelerinde ciddi bir baskı yaratır.

Sonuç:

  • Variation claim’ler artar 
  • Sözleşme ihtilafları çoğalır 
  • Proje bütçeleri hızla eskir 

Enerji fiyatı arttığında sadece yakıt değil, malzemenin kendisi de pahalanır.

4. Sözleşme Dinamikleri: Görünmeyen Savaş Alanı

Jeopolitik krizlerin en az konuşulan etkilerinden biri sözleşme yönetimidir.

İran savaşının uzaması gibi bir senaryoda:

  • Müteahhitler maliyet artışlarını yansıtmak ister 
  • İşverenler bütçeyi korumaya çalışır 
  • Force majeure ve fiyat farkı maddeleri yeniden yorumlanır 

Bu durum:

  • Claim yönetimini merkezi bir fonksiyon haline getirir 
  • Tahkim ve hukuki süreçlerin artmasına neden olur 

Bu noktada güçlü sözleşme tasarımı, teknik kapasite kadar kritik hale gelir.

5. İş Gücü ve Operasyonel Verimlilik

Dubai ve Katar’daki projeler yoğun şekilde uluslararası iş gücüne dayanır. Ancak güvenlik algısı değiştiğinde:

  • İş gücü mobilitesi azalır 
  • Nitelikli çalışanların bölgeye ilgisi düşer 
  • Sigorta ve operasyon maliyetleri artar 

Araştırmalar, yüksek riskli ortamlarda iş gücü verimliliğinin %10–25 oranında düşebileceğini gösteriyor.

Lean Construction perspektifinden bakıldığında:

  • Akış (flow) bozulur 
  • İsraf (waste) artar 
  • Yeniden iş yapma oranı yükselir 

İnşaatta en pahalı kayıp malzeme ve işçilik değil, iş akışında yaşanan kayıptır.

6. Senaryo Analizi: Üç Olası Gelecek

Bu tür krizlerde doğru soru “ne olacak?” değil, “hangi senaryoya hazırız?” olmalıdır.

1. Sınırlı Çatışma Kısa vadeli maliyet artışı, kontrollü yavaşlama

2. Uzayan Çatışma Tedarik zincirinde kalıcı bozulma, yatırım kararlarında ciddi düşüş

3. Bölgesel Yayılma Mega projelerin askıya alınması, gayrimenkul piyasasında sert değişiklikler

Projeler risklerden çok, yanlış senaryoya hazırlanmaktan zarar görür.

7. Yeni Dönem: Jeopolitik Okuryazarlık + Dijital Zekâ

Her krizde olduğu gibi bu zor günlerin de zaman içinde olumlu etkilerini göreceğiz. Yaşanacak süreç, sektörün evrimini hızlandıracaktır.

Öne çıkan dönüşümler:

  • Yerelleşmiş tedarik zincirleri 
  • Esnek proje yönetim modelleri 
  • AI destekli risk erken uyarı sistemleri 
  • Monte Carlo simülasyonları ile gecikme tahmini 
  • Dijital ikiz ile senaryo testleri 

Projeler de günümüzün savaşları gibi artık sahadan çok daha önce tasarım aşamasında simülasyonlarda kazanılıyor.

Sonuç: Betonun Ötesinde Bir Gerçeklik

İnşaat sektörü çoğu zaman beton dökümüyle özdeşleştirilen teknik bir disiplin olarak görülmüştür. Oysa bunun çok daha ötesinde, ekonomi, politika ve insan davranışlarının kesişim noktasındadır.

İran savaşı gibi bir kırılma, Dubai ve Katar’daki projeleri durdurmasa da onları dönüştürecektir.

Projeler daha yavaş ilerleyecek. Daha pahalıya gerçekleşecek. Daha temkinli yönetilecek.

Ve en önemlisi:

Artık başarılı bir proje yöneticisi olmak, sadece mühendislik ve şantiye deneyimi değil; jeopolitik okuma, finansal analiz ve sistem düşüncesi gerektirecek.

22.02.2026

Çiftehavuzlar

Şantiye dergisinde 200.000 okuyucuya ulaşan yazım: Bombalarla Yıkılmayan İran’ın Yeraltındaki Füze Şehirleri Nasıl İnşa Ediliyor?

Günümüz savaşlarında artık sadece tankların, uçakların ya da füzelerin sayısı değil; savunma sistemlerinin bir karşı saldırıda nasıl hayatta kalabileceği de önemli. İşte bu noktada İran’ın yıllardır geliştirdiği “yeraltı füze şehirleri” dikkat çekici bir stratejik mimari olarak karşımıza çıkıyor.

İranlı yetkililer zaman zaman bu tesislerin görüntülerini yayımladığında dünya kamuoyu şaşkınlıkla izledi: Dağların içine oyulmuş kilometrelerce uzunlukta tüneller, ray sistemleri üzerinde hareket eden balistik füzeler, devasa depo galerileri ve yeraltından yüzeye çıkan fırlatma rampaları. İlk bakışta bir bilim kurgu sahnesini andıran bu görüntüler aslında modern askeri mühendisliğin geldiği noktayı gösteriyor.

Bu yeraltı şehirlerinin temel amacı son derece net: Füze kapasitesini hava saldırılarından korumak ve ikinci vuruş kabiliyetini garanti altına almak.

Okumaya devam et

Şişmanlayamayan Sumocunun Hikayesi

22 Ocak 2026

Çiftehavuzlar 

“İçinde beni gezdiren sıcacık bir hikaye” diye yazmışım kitabın isminin yazılı olduğu ilk sayfasının sağ üst köşesine.

Şişmanlamayan Sumocu’nun ismini ilk kez Japon Edebiyatı hocamız Ali Volkan Erdemir’in tavsiye ettiği 10 Japon kitabı listesinde görmüştüm. Böyle dramatik bir ismi unutmak mümkün değil. Sumocusunuz ve şişmanlayamıyorsunuz. ☺️ İsminden daha İlginç olan detay yazarının Fransız edebiyatının önde gelen isimlerinden Eric Emmanuel Schmitt olması. Bir batılının, doğu kültürüne yönelik böylesine mükemmel bir hikaye anlatması. Edebiyat her zaman hayatı güzelleştiren sürprizlere açık…

Japonya’da tenha bir trende seyahat ederken

Çevirileriyle bana Japon edebiyatını sevdiren hocam Ali Volkan Erdemir’in yeni öykü kitabı Tenha’yı okurken Japonya’da bir trende seyahat ediyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Her öykü bittiğinde yeni bir istasyonda nefesleniyordum. Onun penceresinden gördükleri, yolculuk yaptığım trenin camına benim suretimle birlikte sessizce yansıyordu sanki. İç içe giriyordu yazdıklarıyla görüntülerim. Tren camına bu bulanıklığı verebilmek. Edebiyattan başka ne isteyebilir ki insan?

Kütüphaneme Japon yazarları getiren Volkan Hocam, “zihinlerimize kazınmış imgelerden arınmak gerek. İşte o zaman anlamlı ve sahici yaşarız” diye sesleniyor Tenha’dan.

Gümüşlük’te başlayıp Londra’da bitirdiğim Tütüncü Çırağı

1937 yazının son günleri…

İkinci Dünya Savaşı’nın eli kulağında. 17 yaşındaki Franz bir tütüncü dükkanında hayata tutunmaya çalışırken, bir taraftan da Anezka adında gizemli bir kıza aşık oluyor. Ne aşk ne kızlar hakkında fikri var. Bazı geceler dükkanda kaldığı odada sokak lambasının ışığıyla köydeki annesine mektup yazıyor. Ona tanımadığı Viyana‘da bir şeylerin değişmeye başladığını, gamalı haçların, Führer posterlerinin, gestapoların her sokak başında görünür olduklarından bahsediyor ama Anezka’yı anlatmıyor. 

O günlerde dükkana puro tütünü almak için sık sık uğrayan, onun gibi pek fazla konuşmayı sevmeyen profesör ile zaman içinde yakınlık kuruyor Franz. Aşkını, annesini, kadınların anlaşılmazlığını, Viyana’daki tuhaflıkları, tütün çeşitlerini ve daha birçok şeyi anlatıyor profesöre. Onun fikirleriyle dünya şimdi daha farklı Franz için. Bu kendi halinde sakin puro tiryakisi profesör kim mi dersiniz? Sigmund Freud. 

Spoiler olarak düşünmeyin, anlattıklarım romanın giriş bölümünden. Ayrıca bu bilgi, arka kapakta da var. Onun için rahatlıkla yazıyorum. ☺️

2025’te keşfetmekten en fazla mutlu olduğum yazar Avusturyalı, yaşıtım Robert Seethaler idi.

Gümüşlük’te başlayıp Londra’da bitirdim Tütüncü Çırağı’nı. İstanbul’a gelir gelmez aldığım diğer kitabı “Bütün Bir Ömür” ise iki günde bitti. O da 1930’ların Avusturya’sında başlayıp Andreas Egger’ın bütün bir ömrüne yayılıyor. Son Senfoni de okunacaklar listemde, Yannis Varoufakis’in “Tekno Feodalizm”nin ardında sırasını bekliyor. Şiddetle tavsiye ederim Seethaler’ı.

Batının aydınlığı, doğunun gölgeleri

“…Neden karanlığın içinde güzellik arama eğilimi sadece doğulularda güçlüdür? Batı da elektriğin, gazın ya da petrolün olmadığı dönemlerden geçti ama bildiğim kadarıyla onlarda gölgelerden keyif alma eğilimi yok. Hayalet tasvirlerinde, eskiden beri Japon hayaletlerin ayakları olmaz ancak batıda hayaletlerin ayakları vardır, üstelik vücutları da seçilir. Bu kadar ufak bir farktan bile anlarız ki bizim fantezilerimizi zifiri karanlık süslerken onları hayaletleri bile cam gibi berraklaştır.”

Tanizaki böyle bir doğu-batı analizi yapıyor Gölgeye Övgü’de.

Modernleşen dünyayı karanlık ve ışık üzerinden, doğu ve batı toplumlarının ilerleme karşısındaki reflekslerini de mukayese ederek masaya yatırıyor. Yalnızca gölgeyi değil, apartman çatıları, tuvaletler, lambalar, kağıt ve yemek takımı gibi günlük hayatta üzerine pek kafa yormadığınız şeylere, gösterişli olmayana kendine has üslubuyla dikkat çekiyor.

Kitabını;

“Beni bütün bunları yazmaya iten en güçlü motivasyon, bazı alanlarda örneğin edebiyat ve sanatta hala bu kayıpları telafi edebilecek yollar olduğunu düşünmem. Ben çoktan kaybettiğimiz gölgeler dünyasını en azından edebiyat aracılığıyla tekrar hatırlatmak istiyorum.” diyerek bitiriyor Tanizaki.

Son boş sayfada benim notum:

Sondamın çıktığı günün ertesi sabahı okudum. Işık ve gölge üzerinden olağanüstü bir doğu batı analizi.

Hastanenin göz alan beyaz ışıkları ve içimdeki gölgeler 

05.12.2025 Acıbadem Maslak Hastanesi 

Pedro Almodovar’ın Son Rüyası

Pedro Almodovar yaratıcılığını kameraya taşımakta ne kadar büyük bir dahi ise kâğıtlara yansıtmakta da o kadar usta. Kitabın ilk sayfasında gözüme yerleştirdiği artırılmış gerçeklik gözlüğü ile beni hikayelerinin içine öyle bir aldı ki, bir an için gözlüğü çıkarmaya fırsatım olmadı. Bu gözlükleri çıkardığınızda gerçek dünyaya hemen dönersiniz ama ben kitap boyunca bunu hiç yapamadım. Belki de yapmak da istemedim.

Özellikle yeni yüzyıla ilk yetimlik günümün acısıyla başlıyorum dediği kitaba adını veren “Son Rüya” için tanımlayacak kelime bulamıyorum.

On bin yıl önce Zerdüşt nasıl buyurmuştu?

Mojgan Dolatabadi İran tarihinin en acı günlerinin yaşandığı ayda bize kadim İran kültürünü, arkasında yatan derin felsefeyi, tarih boyunca yaşadığınız savaşların sizi nasıl güçlendirdiğini, tüm bunların edebiyata yansımasını titizlikle hazırladığın sunumun ve akıcı Türkçenle aktardığın için çok ama çok teşekkür ederim.

Edebiyatla Dünya Turu atölyemizin ilk dersinde söylediğin gibi yaşadığımız tüm dertlerin çaresini 10.000 yıl önce Zerdüşt söylememiş miydi?
İyi düşün
İyi konuş
İyi davran

Nietzsche’nin de “Böyle Buyurdu Zerdüşt”de üst insanla aradığı cevap da bu değil miydi?

İnanıyorum, insanlar bir gün Zerdüşt’ün anlattığı o sözün gücünün ne kadar önemli olduğu, güneş ve ışık içindeki yalanın en büyük günah sayıldığı ülkeyi keşfedecekler.

Uzun uzun Sadık Hidayet’i, Furuğ Ferrugzad’ı konuşacağımız barışın gelip artık bizi terk etmeyeceği günlerde yeniden buluşmak dileğiyle.