İletişim Yönetimi ve Liderlik Semineri Notlarım

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan tüm katılımcıların mükemmel katılımı ile yaptık bu haftaki Yapım Yönetim Dersimizi. Paylaştığın bilgiler, etkili dinleme ile ilgili verdiğin küçük ipuçları ve hepimize bulaştırdığın o güzel enerjin için çok teşekkürler İlke Göktürk Bozkurt

Seminer sırasında alabilmeye çalıştığım kısa notları aşağıda bulabilirsiniz.

 

İnsan kendine onay vermeyince o onayı başkalarından almak ister.

Hepimizin amacı aynı; zaman ve enerji gibi kısıtlı kaynaklarımızı en verimli şekilde yönetmek istiyoruz.

Bilgi yoksa varsayım merdivenini kullanırız. İletişim için öncelikle doğru bilgi gereklidir.

İkna: Kendi enerjini karşındakinin enerjisine bulaştırmaktır.

Değişim; yalnızca içeriden açılan bir kapıdır.

İletişimde gönül tıkanıklığı kulak tıkanıklığına sebeb olur.

İki insan çatışıyorsa aslında çatışan o iki insanın değerleridir.

Karşı tarafı dinlerken onun değerlerini anlamaya çalış, hangi ihtiyacını karşılamak istiyor?

İnsan dakikada 125-150 kelime konuşurken, beyin dakikada 750-1200 kelime işleyebilir.

Ilke Iletisim Semineri

Yaşamın kolay mı olsun istiyorsun o zaman sürüden ayrılma

Yaşamın kolay mı olsun istiyorsun o zaman sürüden ayrılma.
Nietzsche
Nietzche’nin çok sevdiğim bir sözüdür.  21.yy insanının açık açık söylemese de yüreğinin içindeki sloganıdır bu söz. Düşünüyorum da, Nietzsche beni 100 yıl sonra anlayacaklar derken, bu insan tipini mi getiriyordu acaba aklına.
Basit, tehlikesiz ve anlamsız bir hayat sürerek sürüye dahil olmayı başarı kabul eden bir insan türü dünyayı ele geçiriyor.
Kolay bir şekilde konformist bir hayata kavuşup, yaşamın sürekli hep o düzlükte devam edeceği yanılgısını bir hayat amacına dönüştüren, çocuklarını da benzer şekilde yetiştirmek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan bir insan modeli.
Bu yeni insan türünü gördükçe Nietzsche’nin yine hoşuma giden bir sözü aklıma geliyor. “Karşılaşabileğin en kötü düşman daima kendin olacaksın”

İnsan bir gün içinde 70.000 şey düşünürse

Bugün bir web sitesinde okudum; Bir insan günde ortalama 70.000 şey düşünebiliyormuş. Birbirinin içine girmiş 70.000 düşünce, insan yazmaya kalksa yazamaz, yazarken hemen yeni düşünceler gelmeye başlayacak, bir yerde durdurma imkanı yok. Anlatmaya kalksa zaten kimse dinlemez.
Bu düşüncelerin zihin haritasına (mind map) yansıtılma imkanı olsa nasıl bir görüntü çıkar acaba ortaya. Saplantılarımız, takıntılarımız, kaygılarımız ne kadar açık görünür bu haritada. Eyleme ya da eylemsizliğe geçiren düşünceler hangileri, yalanları hangi düşünceler tetikliyor, neden detaylı düşünemiyoruz, hangi düşünceler bizi derine inmekten alıkoyuyor? Bu düşüncelerin kaçını kendi içimizde saklıyoruz, kaçını paylaşıyoruz, kaçı bastırdıklarımız, kaçı unutamadıklarımız, kaçı aşkla ilgili, kaçı ölümle, kaçı çocukluktan, kaçı bilinçaltından, kaçını unutmak için çabalıyoruz da bir türlü unutamıyoruz, kaçını ertesi gün tekrar hatırlıyoruz, kaçını hiç hatırlamıyoruz, kaçı çağrışımlarla geliyor aklımıza?
Bu düşüncelerin öne çıkanlarının ana kahramanları olduğu tek bir ortamda, beynin içinde geçen bir film senaryosu düşünebiliyormusunuz? Sürekli çatışmalarla dolu bitmek bilmez bir film…
Bugünkü 70.000 düşüncemden bir kaçı böyle işte 🙂

Olamamanın Dramı

Shakespeare “olmak ya da olmamak” diyor ya 21.yy insanının seçimi olmamak ya da olamamaktan yana. Varolmak ile kimsenin ilgilendiği yok artık, ne olursa olsun bir şeylere sahip olmak, olmaktan daha ağır basıyor.
Shakespeare, bu yüzyılda yaşasaydı bu önermesine bir de “olamamak”ı eklerdi. İstiyorsun ya da istediğini zannediyorsun ama bir türlü olamıyorsun, gezegenin bu yüzyılda yaşadığı en önemli dramlardan biri bu. Olmamak da kendi içinde bir seçimdir ama ya olamamak. Olamamanın getirdiği iç kırıklığı, bastırılmışlık, bunu nasıl çözecek insan?

Geleceği Yönetmek: Bugünü ve Geçmişi İyi Anlamak + Doğru Planlama

Ahmet Şerif İzgören, bir kitabında yazıyor; bütün CEO’lar, genel müdürlerin ortak söyledikleri ne var, en çok neyin üstünde duruyorlar diye araştırdım, şöyle bir şey çıktı karşıma “Başarı için değişimi yakalamak şart” marka saatlerinin mutlaka göründüğü, bilmem kaç kez çekilmiş samimi olmayan pozlarının arkasında bunu söylerler ama hiç biri bunu içselleştirmemiştir.

Değişim için insanları sürecin içine katmak gerekiyor ama bizde değişim anlayışı ağırlıkla çalışanların fikri alınmadan tepeden inme olur. Tepeden inme kararlar da bir pinpon topu gibi aynı hızla tekrar tepeye doğru geri tepiyor.

Değişim için o ortam iletişime açık olmalı ki, yeni fikirler ortaya çıkabilsin, o yeni fikirleri sentezleyerek değişime dönüştürebilmek için de firma hafızasını bilen tecrübeli yöneticilere ihtiyaç var. Ne yazık ki değişim deyince biz ilk önce geçmiş ile gelecek arasında köprü vazifesi yapacak, o firma için duayen olmuş değerlerimizi pasifize ederek işe başlıyoruz.

Değişimi yeni kadrolara tepeden inme dayatmalar olarak algıladığımız sürece ortaya çıkan durumun değişimden çok bir kaos olması kaçınılmaz oluyor.

İletişim Yönetimi ve Liderlik Semineri 12 Mayıs Beykent Ünv. Taksim Yerleşkesi

İletişimi neden yönetmeliyiz?

Etkili iletişim için etkili dinleme nasıl olur?

Kişilik renklerine göre ilişkiler nasıl yönetilir?

Liderlik stilleri nelerdir?

Durumsal Liderlik nasıl yapılır?
Bu ve benzeri birçok sorunun yanıtını öğrenmek istiyorsanız sizi bu haftaki Yapım Yönetim dersime bekliyorum.

Konu: İletişim Yönetimi ve Liderlik
Konuşmacı: İlke Bozkurt – STFA İnnovasyon Müdürü & Profesyonel Koç
Tarih: 12 Mayıs 2015 Salı Saat: 19.00
Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi
Her zamanki gibi 505 nolu Sınıf, katılım ücretsiz.

Beykent Seminerleri 2.Dönem

Para bizi neden mutsuz edip verimsiz kılıyor?

Matematikte de, hayatta da, felsefede de yanlış bir kabul ile doğru bir sonuca ulaşılamıyor. Para konusunda da benzeri bir çok konu da olduğu gibi ilk kabullerimiz yanlış olduğu için bir mutsuzluk yaşıyoruz. Para bir neden değildir, sonuçtur, çıktıdır. Yani denklemin sol tarafında değil, sağ tarafında olmalıdır. Ama siz onu neden olarak algılarsanız yani benim varlığımı sürdürmeme, iyi yaşamama öncelikle para gerekli derseniz; sonucu hedefleştirmiş olursunuz. Yaptığınız işin kendisini yani varoluşunuzu sağlayan en önemli nedeni kaçırırsınız. Böyle olunca da çalıştığınız hiç bir işten zevk alamaz, o işi sevmek için sürekli kendinizi kandıracak argümanlar ararsınız. Varoluşunuzu yaptığınız işte değil, bulduğunuz nedenlerin, bahanelerin getirdiği sanal bir dünyada yaşarsınız. Var olduğunu hissedemeyen bir insanın hazzı, mutluluğu, keyfi ve benzeri bir çok duyguyu da hissedebilmesi mümkün değildir.

Yeni bir takım arkadaşını işe alırken dikkat edilmesi gereken 3 özellik

Olumlu + Sorumlu + Yapabilir olması

Olumluluk: Bir soruna ilk andan itibaren negatif yaklaşan birinin o sorunu çözebilme imkanı var mıdır? Kesinlikle olmadığına hatta bu negatif yaklaşımıyla mevcut problemi daha da büyüteceğine ve beraberinde yeni küçük problemler de doğuracağını düşünüyorum. Kimin söylediğini bilmiyorum ama çok sevdiğim bir sözdür; bir sorun getirdiğinde ona ilişkin bir çözüm önerisini beraberinde getirmiyorsan sen de sorunun parçasısındır.

Sorumluluk Sahibi Olmak: Yapılan işin sorumluluğunu taşımalı, kalpte ve beyinde o işi yaşamalı.

Yapabilirlik: Verilen işe çekinmeden, planını yapıp hemen girişebilmeli. Nasıl yapabilirim, nereden başlasam, hata yapar mıyım gibi kaygıları fazla yaşamadan çalışmaya başlayabilmeli