İnşaat firmalarına özel yapay zeka eğitimi

Kırk yılı aşkın süredir inşaat sektörünün farklı alanlarında çalışmış biri olarak yapay zeka sonrası yöneticilerde bu yeni teknolojinin projelere nasıl entegre edileceği konusunda bir tedirginlik, daha da kötüsü bir kararsızlık gözlemliyorum. Oysa AI uygulamalarına geçişteki her gecikme, farkında olmadan şirketlere hem gider yazıyor hem de rekabet avantajını zayıflatıyor. Ayrıca yönetici kadrosunun yapay zeka konusunda yeterince bilinçlenmeden yapılacak bir yapay zeka yatırımının sadece parasal anlamda değil, işin ilerleyişiyle birlikte organizasyonel sıkıntılar da yaratacağını düşünüyorum. 

Peki o zaman inşaat firmaları yapay zekaya nasıl bir giriş yapmalı düşüncesinden yola çıkarak aşağıdaki başlıklarını verdiğim eğitimi tasarladım. Bu konuların bir kısmını 2023’de çıkan kitabım İnşaatta Yapay Zeka’da anlatmıştım. Ancak o günün teknolojisinde yazdıklarım biraz soyut kalıyordu, bugün onların büyük bir kısmını yapay zeka araçlarını kullanarak somutlaştırdım.

Bu yapay zeka bilinçlendirme eğitimi sonrasında projelerinize yönelik kafanızdaki soruların bir çoğuna ilave bir yazılım veya araca ihtiyaç duymadan mevcut yapay zeka sohbet robotlarıyla yanıtlar üretebileceksiniz. Dijital dönüşüm gibi iddialı ifadelerle konuyu biraz da bizim zorlaştırdığımızın farkındayım. Eğitimde birlikte yazacağımız promptlar ve ajanlarla yapay zekanın felsefesinin daha da ötesi kullanabilirliğinin ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.

– İnşaat firmaları yapay zekayı nerelerde nasıl kullanmalı?

– Projelerinizde verimliliği artırmak için prompt kütüphanenizi nasıl oluşturmalısınız? (Örnek promptlarla)

– İnşaat projelerinin olmazsa olmaz ajanları neler?

– Sözleşmelerdeki gizli riskleri nasıl yakalarsınız?

– Doğru talep ve süre tahminiyle uygun tedarikçiyi nasıl belirsiniz?

– Projenizi öğrenen bir sisteme dönüştürecek ipuçları neler?

– Doğru işleyen bir yapay zeka sistemi için hangi veriler öncelikli?

– Yapay zeka entegrasyonuyla birlikte organizasyonel dönüşüm nasıl gerçekleştirilmeli?

– İnşaat projelerine özel prompt yazma ve ajan oluşturmanın incelikleri (Uygulamalı)

Detaylı bilgi için cemkafadar.net@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Özlem Doğan Küçük’ün gözünden Masumiyet Müzesi

83 bölümlük Masumiyet Müzesi’nin dokuz bölümlük diziye nasıl dönüştüğünü Özlem titizlikle hazırladığı sunumu üzerinden, ince ince tüm detaylarıyla Nüve’de bize anlattı. 

Neden standart Netflix dizileri gibi sekiz bölüm değil dokuz bölüm olduğunu, sahnelerin hikaye ile olan gizemli bağlantılarını ve tabii zihnimizdeki örüntüyü yakalayan yönetmenlerin sırlarını da. ☺️ Kitabın karanlık sayfalarının arasında kaybolmadan bir slaytta müzenin içinde gezindik, diğerinde film setinde. Ayçiçek tarlalarına geldiğimizde üç saatin nasıl geçtiğini anlamadım. 

Yüreğine sağlık arkadaşım 🙏

Talinciğim Nüve oluşumu bir harika. Bu dönem daha çok sizlerle olacağım. Fikrine sağlık Ataköylü hemşehrim 🤗

Şişmanlayamayan Sumocunun Hikayesi

22 Ocak 2026

Çiftehavuzlar 

“İçinde beni gezdiren sıcacık bir hikaye” diye yazmışım kitabın isminin yazılı olduğu ilk sayfasının sağ üst köşesine.

Şişmanlamayan Sumocu’nun ismini ilk kez Japon Edebiyatı hocamız Ali Volkan Erdemir’in tavsiye ettiği 10 Japon kitabı listesinde görmüştüm. Böyle dramatik bir ismi unutmak mümkün değil. Sumocusunuz ve şişmanlayamıyorsunuz. ☺️ İsminden daha İlginç olan detay yazarının Fransız edebiyatının önde gelen isimlerinden Eric Emmanuel Schmitt olması. Bir batılının, doğu kültürüne yönelik böylesine mükemmel bir hikaye anlatması. Edebiyat her zaman hayatı güzelleştiren sürprizlere açık…

Japonya’da tenha bir trende seyahat ederken

Çevirileriyle bana Japon edebiyatını sevdiren hocam Ali Volkan Erdemir’in yeni öykü kitabı Tenha’yı okurken Japonya’da bir trende seyahat ediyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Her öykü bittiğinde yeni bir istasyonda nefesleniyordum. Onun penceresinden gördükleri, yolculuk yaptığım trenin camına benim suretimle birlikte sessizce yansıyordu sanki. İç içe giriyordu yazdıklarıyla görüntülerim. Tren camına bu bulanıklığı verebilmek. Edebiyattan başka ne isteyebilir ki insan?

Kütüphaneme Japon yazarları getiren Volkan Hocam, “zihinlerimize kazınmış imgelerden arınmak gerek. İşte o zaman anlamlı ve sahici yaşarız” diye sesleniyor Tenha’dan.

Batının aydınlığı, doğunun gölgeleri

“…Neden karanlığın içinde güzellik arama eğilimi sadece doğulularda güçlüdür? Batı da elektriğin, gazın ya da petrolün olmadığı dönemlerden geçti ama bildiğim kadarıyla onlarda gölgelerden keyif alma eğilimi yok. Hayalet tasvirlerinde, eskiden beri Japon hayaletlerin ayakları olmaz ancak batıda hayaletlerin ayakları vardır, üstelik vücutları da seçilir. Bu kadar ufak bir farktan bile anlarız ki bizim fantezilerimizi zifiri karanlık süslerken onları hayaletleri bile cam gibi berraklaştır.”

Tanizaki böyle bir doğu-batı analizi yapıyor Gölgeye Övgü’de.

Modernleşen dünyayı karanlık ve ışık üzerinden, doğu ve batı toplumlarının ilerleme karşısındaki reflekslerini de mukayese ederek masaya yatırıyor. Yalnızca gölgeyi değil, apartman çatıları, tuvaletler, lambalar, kağıt ve yemek takımı gibi günlük hayatta üzerine pek kafa yormadığınız şeylere, gösterişli olmayana kendine has üslubuyla dikkat çekiyor.

Kitabını;

“Beni bütün bunları yazmaya iten en güçlü motivasyon, bazı alanlarda örneğin edebiyat ve sanatta hala bu kayıpları telafi edebilecek yollar olduğunu düşünmem. Ben çoktan kaybettiğimiz gölgeler dünyasını en azından edebiyat aracılığıyla tekrar hatırlatmak istiyorum.” diyerek bitiriyor Tanizaki.

Son boş sayfada benim notum:

Sondamın çıktığı günün ertesi sabahı okudum. Işık ve gölge üzerinden olağanüstü bir doğu batı analizi.

Hastanenin göz alan beyaz ışıkları ve içimdeki gölgeler 

05.12.2025 Acıbadem Maslak Hastanesi 

On bin yıl önce Zerdüşt nasıl buyurmuştu?

Mojgan Dolatabadi İran tarihinin en acı günlerinin yaşandığı ayda bize kadim İran kültürünü, arkasında yatan derin felsefeyi, tarih boyunca yaşadığınız savaşların sizi nasıl güçlendirdiğini, tüm bunların edebiyata yansımasını titizlikle hazırladığın sunumun ve akıcı Türkçenle aktardığın için çok ama çok teşekkür ederim.

Edebiyatla Dünya Turu atölyemizin ilk dersinde söylediğin gibi yaşadığımız tüm dertlerin çaresini 10.000 yıl önce Zerdüşt söylememiş miydi?
İyi düşün
İyi konuş
İyi davran

Nietzsche’nin de “Böyle Buyurdu Zerdüşt”de üst insanla aradığı cevap da bu değil miydi?

İnanıyorum, insanlar bir gün Zerdüşt’ün anlattığı o sözün gücünün ne kadar önemli olduğu, güneş ve ışık içindeki yalanın en büyük günah sayıldığı ülkeyi keşfedecekler.

Uzun uzun Sadık Hidayet’i, Furuğ Ferrugzad’ı konuşacağımız barışın gelip artık bizi terk etmeyeceği günlerde yeniden buluşmak dileğiyle.

İnşaat projelerinde verimlilik

Şantiye Dergisi’nde yayınlanan röportajım

Şantiye: Bir inşaat projesinde “Verimlilik” denilince aklınıza ilk olarak ne geliyor?

Cem Kafadar: Verimlilik sözcüğüyle birlikte aklıma gelen ilk kavram “Zaman”… Zaman insanlara adaletli dağıtılan bir şey. Herkese eşit bir şekilde günde 86 bin 400 saniye verilmiş. Dava ise bunun nasıl kullanıldığı. Dikkatli bakıldığında başarılı olmuş, istediklerini gerçekleştirebilmiş, bir şeylere imza atabilmiş insanların ortak noktasının zamanı iyi kullanmak olduğu görülebilir.

Biz ise toplum olarak çok ve aşırı çalışmayı verimlilik ile karıştırıyoruz. Bunun arkasında, görüntüyü içerikten daha çok önemsememiz yatıyor. Bizde ha bire koşturan veya çalıştığı dosyadan kafasını kaldırmadan saatlerce çalışan bir profesyonel makbuldür; fakat o insanın ne kadar verimli çalıştığı pek irdelenmez… Önemli nokta budur.

Okumaya devam et

Hocam Prof. Dr. Emin Karahan’ın ardından

Değerli hocam Prof Dr Emin Karahan’ın vefatını dün internetten öğrendim. Hayatımın iki farklı kırılma anında üzerimdeki emeği büyüktür. 

1985’de 5.yarılda Hidrolik dersini verememiştim. O günkü YÖK yasalarına göre ertesi sene de geçemezsem direkt okuldan atılıyordum. Ve Hidrolik’in mantığını bir türlü anlayamıyor, dersi de hiç ama hiç sevmiyordum. Gelecek yıl dersimize Emin Hoca geldi. İnci gibi yazısı, tahtayı kullanma becerisi, dersi kafamın içine doğrudan yerleştiren anlatımıyla o sevemediğim Hidrolik benim için bambaşka bir hale geldi. Hatta bir dönem su kürsüsünde yüksek lisans yapmayı bile düşündüm.

İkinci karşılaşmamız 2013’de Beykent Üniversitesi’ndeydi. Beni yüksek lisans öğrencilerine Yapım Yönetim dersi vermem için davet etmişti. Sevgili dostum Murat Kuruoğlu ile bu dersi beş sene birlikte verdik. Ders akşam 19.00’da başlıyor, saat onbiri geçerken hademelerin hocam binayı kapatıyoruz demesiyle sonlanıyordu. Bazen eski öğrencilerimle karşılaştığımda bitmeyen o gece deslerimizi konuşuyoruz.

Emin Hoca’dan başka biri sanırım benim bu zamanı, kuralları takmayan aykırı ders işleme tekniğimi hoş görmezdi.

Geride bıraktığınız ışıl ışıl öğrencilerinizle hep yaşayacaksınız Emin Karahan hocam. Mekanınız cennet olsun. 🙏

Telefonunuza, Bilgisayarınıza Ücretsiz Yükleyebileceğiniz 800 E-Kitap

Kaynak: http://www.openculture.com/free_ebooks

Download 800 free eBooks to your Kindle, iPad/iPhone, computer, smart phone or ereader. Collection includes great works of fiction, non-fiction and poetry, including works by Asimov, Jane Austen, Philip K. Dick, F. Scott Fitzgerald, Neil Gaiman, Tolstoy, Dostoevsky, Shakespeare, Ernest Hemingway, Virginia Woolf & James Joyce. Also please see our collection 1,000 Free Audio Books: Download Great Books for Free, where you can download more great books to your computer or mp3 player.

Okumaya devam et

Structpedia Sitesinde yayınlanan söyleşim

Bu hafta; İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu, sektörde farklı konumlarda çalışmış ve çeşitli girişimlere öncülük etmiş Cem Kafadar ile söyleşi gerçekleştirdik.

Merhabalar Cem Bey. Bizi kabul edip, vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Öncelikle ben çok teşekkür ederim. Ayaklarınıza sağlık. Ofisimize kadar gelip, röportaj yapma inceliğini gösterdiniz. Ayrıca Structpedia’da yazılarımı yayınlama nezaketinde bulunduğunuz için de sizlere çok teşekkür ederim.

Sizler son derece güzel bir örgütlenmeyle çok kaliteli bir platform kurmuşsunuz. Bu yapılanma modeliniz çok hoşuma gitti. Sadece tek bir üniversite ile de kalmayıp, farklı üniversitelerin öğrenci ve mezunlar derneklerini de sistemin içine katarak, öğrencilerle beraber çok canlı bir ortam oluşturmuşsunuz. Uzun yıllar ayakta kalacağını düşündüğüm bir yapının temelini attığınızı görüyorum. Zaten biz inşaat mühendislerine de zemin ne kadar zayıf olursa olsun, doğru temelleri atmak yakışır. Bir meslektaşınız olarak sizleri kutlarım. Bu çalışmanızın zaman içinde dalga dalga büyüyeceğinizi düşünüyorum.

Güzel sözleriniz için teşekkür ederiz Cem Bey. Kendinizden biraz bahseder misiniz? Nasıl biridir Cem Kafadar?

İnsanlar geçmişe yönelik düşüncelerini söylerken gerçekleri biraz değiştirirler. Peki neden değiştirirler? Çünkü hafıza değişir, insanlar değişir. Her sabah uyandığınızda gördüğünüz dünya da farklıdır, siz de farklısınızdır. Böyle sorulmuş soruların yanıtlarına her zaman için biraz tereddüt ile yaklaşırım. Biyografilerin birçoğunda insanların isteyerek veya istemeyerek, hafızanın oyunuyla gerçekleri değiştirdiklerini bilmenizi isterim. Sizin sorularınızı olabildiğince bu tuzağa düşmeden, değiştirmeden yanıtlamaya çaba göstereceğim.

Kendimden bahsedersem en belirgin özelliklerim samimi, içten ve olabildiğince açık olmamdır. Her zaman bulunduğum ortamlarda öyle olmaya çalıştım. Daha doğrusu bunun dışında bir davranış tarzını çok fazla bilmiyorum. Bunun da faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Zararını görmedim açıkçası. Faydasını göreyim diye de samimi olmadım tabii ki. Sizlere olabildiğince samimi, içten ve şeffaf biri olmanızı tavsiye ederim. Tabii karşınızdaki ile mesafeyi de iyi ayarlamanız gerekiyor. İnsan ilişkilerindeki başarının özü karşınızdakilerle doğru mesafeleri ayarlayabilmek diye düşünürüm. Ama göründüğüm kolay biri olmadığımı da söylemek isterim. Tek bir kelime ile kendinizi tanımlayın derseniz, o kelime benim için “vazgeçmemek” olacaktır.

Neden inşaat mühendisliğini seçtim diye düşündüğümde hatırladığım, belki de en eski anım gelir gözümün önüne. Ben doğma büyüme Ataköylüyüm. İstanbul Teknik Üniversitesine kadar ki yaşantım hep Ataköy’de geçti. 5 yaşındaydım. Mahallemize benim yaşlarımda bir oğulları olan bir aile taşınmıştı. Çocuk ile çok kısa zamanda çok iyi arkadaş olduk. Babası hava albayıydı ve İtalya’dan geliyordu. Arkadaşımın İtalya’dan getirdikleri bir lego takımı vardı. Hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyordum. O renk renk legolar beni büyülemişti. Legolardan farklı şekillerde evler yapılabilmesi çok ilgimi çekmişti. 12-13 yaşıma kadar babamla İstanbul’da oyuncakçı dükkanlarında hep lego aradık ve bulamadık. Türkiye’ye gelmiyordu o zamanlar böyle oyuncaklar. Ben de ne zaman onlara gitsem onunla legolardan evler, yollar, okullar, hastaneler yapardık halının üzerinde. Eve gidince de tüm bu yaptıklarımı defterime çizmeye çalışırdım. Bana küçükken büyüyünce ne olacaksın diye soranlara hemen defterlerimi gösterip, ben büyüyünce böyle evler yapacağım derdim. Şimdi düşünüyorum da eğer babamla o zaman aradığımız o legoları bulsaydık, belki de bütün hevesim orada tükenecekti. Benim o rengarenk legolara sahip olmamam inşaat mühendisliği fikrinin bir şekilde bilinç altımda oluşmasına neden olmuştur diye düşünürüm hep. Zaten her aşkın bir yerinde bir yoksunluk yok mudur? Aşık Veysel’in dediği gibi; seversin, kavuşamazsın, aşk olur. Ama benim aşkım, kavuşunca da devam etti.

Bloğunuzda inşaat mühendisliğini sevdiğinizi ama iş dünyasını sevmediğinizi söylüyorsunuz. Size bunları düşündüren şeylerden bahsedebilir misiniz?

İş dünyası doğal olarak yapısı ve iç dinamikleri itibariyle daha muhafazakar ve kapalıdır. Bu nedenle bir şeyleri değiştirebilmek o kadar kolay değildir. Yenilikçi yapım itibarı ile iş dünyasının hareketlerimi kısıtlaması, kafamdakileri, daha da önemlisi kendimi gerçekleştirememe fazla izin vermemesi benim pek fazla hoşuma gitmedi. Kendime daha özgür hareket edebileceğim bir yol bulmalıydım. İnternet, yazılım, insan kaynakları, eğitim, yönetim danışmanlığı hepsinin arkasında bu düşünce vardı.

Rahat hareket edebilmek ve çok hızlı karar verebilmek benim için çok önemli. İş dünyasına girdiğim ilk beş yıl içinde bunu profesyonel iş dünyasında yapabilmemin kolay olmadığını gördüm. Mesela benim kapsam olarak anlatacaklarım belli olsa da her seminerim farklıdır. O anda yolda etkilendiğim bir olayı ya da güncel bir meseleyi anlattıklarıma katarım ya da dinleyicilerin sorduklarından farklı noktalara giderim. Sizin bu seminerinizi üçüncü, dördüncü kez dinliyorum diyen çok kişi ile tanıştım. Hiç aklımda yoktu, Elazığ seyahatinde sevgili Mert Sezer ile tanıştık, bir ay sonra 2 Mühendis Youtube kanalımızı kurduk. Yine sevgili dostum Gökrem Tekir, bir gün beni aradı Cem Hocam, eğitimlerinizi Udemy’de yayınlamayı düşünmez misiniz dedi, üç ay sonra Şantiye Yönetimi Eğitimlerim Udemy’de yayına girmişti. Bu şekilde ilişkide olduğum çok sayıda çözüm ortağı dostum var. İş dünyası maalesef sizin bu kadar hızlı hareket etmenize izin vermez.

İkinci olarak sosyolojik olarak bizler çok fazla kuralı, kanunu ve düzeni sevmiyoruz. Böyle olduğumuz için de biz iş dünyasını kurallarıyla değil de anlık doğaçlama çözümlerle işlerimizi yürütüyoruz. Hatta bazen daha da kötüsü güdülerimizle hareket ediyoruz. Bu da benim hiç sevmediğim ve yapamadığım bir şey. Ben her zaman planlı, programlı ve hesaplı hareket ederim. Sonuçta biz analitik bir eğitim aldık. Demiyorum ki anlık çözümler üretmeyelim. Anlık çözüm üretelim ama her şeyin bir planı programı olmalı.

Bu durumla ilgili çok sevdiğim bir hocamın –Doğan Sorguç- bir söylemini aktarmak isterim. O bize 1985’te ders verirken derdi ki bu ülkedeki sorunların sonunda ulaştığımız nokta bizi hep sosyolojiye götürür. Bizler, bu coğrafyada teknik problemlerden çok sosyolojik, kültürel problemlerle mücadele ediyoruz. İbn-i Haldun’un dediği gibi coğrafya kaderimizdir. Ayrıca tüm davranışlarımızın altında bilim ve eğitim olmasıyla beraber, bir taraftan da genlerimiz var. Bu genlerin yaklaşık 150 yıllık bir etkisi bulunuyor üzerimizde. Şimdi bizle batıyı karşılaştırırsak şunu görürüz. Onların 150 yıl geçmişinde sanayi toplumu olduklarını, sanayiyle tanışmaya başladıklarını görürüz. Biz de ise o dönemde sanayiden, ticaretten uzak, yalnız kalmış bir tarım toplumuyduk. Doğan Hocam sanayi ile tarım arasındaki en büyük farkı düdük olarak nitelendirirdi. Fabrikalar saat 8’de düdükle işe başlar, düdükle yemek arası yapar sonra düdükle işe geri döner. O düdük onları disipline ve düzene alıştırmıştır. Biz ise tarımda güneşe, buluta ve yağmura göre hareket ettiğimiz için çok fazla kurala ve disipline alışık değiliz ve sevmeyiz de derdi. İş dünyasına girdiğinizde bu sosyolojik yapının etkisini çok daha fazla hissediyorsunuz. Belki de biraz da bunun için hep bağımsız kalarak bir şeyleri yapmak istemişimdir. Sonuçta en önemli konu insanın kendini ve dünyayı iyi tanıyıp, iyi anlaması. Bunu ne kadar doğru yapabilirseniz, büyük resmin içine kendinizi o kadar doğru konumlandırıyorsunuz.

Kariyer hayatınızı farklı ve renkli olarak tanımlıyorsunuz. Peki, kariyerinizde size en çok heyecanlandıran, en sevdiğiniz projeniz nedir? Neden?

Aklıma geldiğimde bugün de hep keyifle hatırladığım üç projemi söyleyebilirim. Birincisi, 1991 yılı, 26 yaşımdaydım, Garanti Koza İnşaat’ta çalışıyordum. O zaman şantiyede tek bilgisayar bendeydi. Bilgisayar DOS işletim sistemi ile çalışıyordu. Windows daha gelmemişti ülkemize. Ben DOS’la bugünkü Excel’e karşı gelen Lotus 123 programıyla makrolar yazıp bir hak ediş ve satın alma programı yazmıştım. Bu yazdığım programlar yardımı ile ayda 110 hak edişi, yani 4-5 kişinin  yapabileceği işi ben bir yardımcı arkadaşımla yapabiliyordum. O çalışmam bana çok büyük bir haz vermişti. Windows çıktığında nereden çıktı şimdi bu işletim sistemi, ben ne güzel tüm işlerimi DOS ile yapıyordum demiştim.

Windows’u keşfettikten sonra sanırım 1998’di Front Page programını kullanarak HTML dili ile yapirehberi.net sitesini hayata geçirdim. O zaman, bir dönem Altavista ve Yahoo da (henüz Google pek popüler değildi J) yapı diye aratınca Yapı Kredi Bankasının üzerinde çıkıyordu site. Türkiye’de yapı sektörüne yönelik bir internet sitesinin varlığı çok ilgi çekmişti. Her gece işten eve gelip saat bir, ikiye kadar bu siteye bilgi girişleri yapardım, hatırladığım binin üzerinde alt sayfası vardı sitenin. Zaten o site de hayatımın kırılma noktası olmuştu. O siteden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı benim için J

Zekeriyaköy projesi (1990 -1997) başlı başına çok özeldi. 800 tane villa yaptık. 8 yıl boyunca ben orada saha mühendisliğinden, proje müdür yardımcılığına kadar uzanan yolda her şeyi görebilme şansım oldu. Bu benim için çok keyifli bir projeydi. 20’li yaşlarımda hızlı yükselip, iyi bir gelir elde ettim. Zekeriyaköy bu yönden her zaman heyecanlanarak anlattığım projelerimden biridir. Ama böylesi güzel bir doğası olan bu güzel köyü, o villalarla doğallığından uzaklaştırdığımız için de çok üzülürüm. 1997’de o projeden sonra bir daha da hiç gitmedim, gitmek de istemedim Zekeriyaköy’e. Zekeriyaköy, benim hafızamda hala 90’ların başındaki o uçsuz bucaksız yeşil haliyle yaşasın isterim.

Proje yönetimi üzerine birçok seminer verdiniz. Hatta Beykent Üniversitesi’nde dersler veriyorsunuz. Zaman, maliyet ve kaliteyi ön plana çıkarıyorsunuz. Bizim için biraz daha detaylara inebilir misiniz?

Proje yönetimi diye büyütülen şey aslında sözde son derece kolay. Bir projeyi istenen zamanda, istenen maliyette ve istenen kalitede yapmak. Bakın bu her alanda geçerlidir. Bir lokantaya gittiğiniz zaman beklentileriniz nedir? Garson hızlı servis yapsın, yemek kaliteli olsun ve fiyatı da cebinizdeki paraya uysun. Aslında her projede istenen budur. Hız, ucuzluk ve kalite. Peki, biz bunu nasıl yöneteceğiz? İşte bütün mesele, bu soruya olabilecek en doğru cevapları verebilmekte. Danışmanlık yaptığım firmalara da, öğrencilerime de, proje yönetimi ile ilk söylediğim şey budur.

Zamanı doğru bir iş programıyla yöneteceğiz. Maliyeti iyi hazırlanan bir bütçeyle kontrol edeceğiz. Kaliteyi de sözleşmelerimizle, teknik şartnamelerimizle ve kontrol listelerimizle (check list) takip edeceğiz. Proje yönetiminin özü bu şekildedir. Bir diğer önemli tanım ise kapsamdır. Kapsamdaki ufak bir değişiklik bu 3 ayağın da değişmesine sebep olur. Kapsama olabildiğince sadık kalmak önemli.

Online eğitimler günümüzde çok popüler. Sizin de bu konuda Udemy gibi platformlarda kurslarınız mevcut. Hem üniversite hocası olarak hem de online eğitimler veren biri olarak, online eğitim sektörünün yakın gelecekte üniversite kavramını değiştirebileceğini düşünüyor musunuz?

Online üniversiteler şeklinde bir yaklaşımdan bahsediyorsak ben eğitimin o kadar değişeceğini pek düşünmüyorum. Eğitime sadece bilgi aktarımı olarak bakmamak gerekir. Aynı zamanda o sosyal ortamda bulunmak çok değerlidir. Farklı farklı şehirlerden ve ülkelerden gelen öğrencilerin bir arada olmasıyla oluşan sinerji ve iç dinamik önemlidir. Bu çeşitliliğin oluşturacağı bilgi paylaşımı ve sosyal ortam insana birçok açıdan katkı sağlar.

Yine de online eğitimlerin değerinin yükseldiği de bir gerçek. Bu konuda online eğitimlerle insanlara büyük bir kolaylık sağlanıyor. Trafik derdine takılmadan, oturduğunuz yerden eğitim alabiliyor veya anlamadığınız yerleri tekrar tekrar dinleyebiliyorsunuz.

Sözlerimi toparlarsam insanların bir arada olduğu üniversite ortamının hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünüyorum. Sadece online desteklerle bu eğitim desteklenebilir ama sonuç itibariyle bu okul ortamı kaybolmayacaktır.

Oluşturduğunuz web siteleri ile sosyal medya döneminden önce sosyal bir platform kurdunuz. O dönemlerinizden biraz bahseder misiniz?

Benim internetle tanışmam yapırehberi.net’le olmuştu. Hedefim internetin imkanlarını kullanarak çok kapsamlı bir inşaat kütüphanesi yaratmaktı. Daha sonra yine sevgili dostum Keremhan Eke ile, 1insaat.com domainli bir sosyal ağ kurduk. Kerem, üniversiteden vizyonu çok geniş bir arkadaşımdır. O zamanlar internet sosyal ağlar üzerinden yürümeye başlayacak ve insanlar arası temel iletişim kaynağı olacak, web ölecek derdi. Sene 2006. Biz de böyle bir şeyi inşaat sektöründe 1insaat.com ile yaptık. Bu çok heyecanlı bir projeydi. Bizi döndürecek geliri de elde ettik ama şunun altını çizmek istiyorum. Bizim bilmediğimiz çok önemli bir şey vardı. O da işin işletme kısmıydı. Bu yüzden de web sitesini işletemedik. Oysa ki işin işletme boyutuna hakim olabilsek, ya da yanımıza o konulara hakim bir ortak alabilseydik o kadar büyük bir siteyi (2007’de 50.000’e yakın üyeye ulaşmıştık) işletip çok iyi yerlere getirebilirdik.

Buradan şunu ders olarak çıkardım, biz mühendisler işletme konusunda mutlaka kendimizi geliştirmeliyiz. Sonuç itibarı ile ya bir işletmede çalışacaksınız ya da kendi işletmenizi kuracaksınız.

Şu an bir IK şirketinin kurucusunuz. Yeni mezun veya iş arayışındaki meslektaşlarımıza verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Bana tek bir cümle ile cevap verin deseydiniz, o cümle şöyle olurdu. “Dünyaya açılın çocuklar.” Kendinizi sadece Türkiye’de mühendislik yapacak şeklinde hazırlamayın. Bu konuda dünya standartlarına uyabilecek şekilde kendinizi donatmaya çalışın. Dünyanın neresine giderseniz gidin orada mühendislik yapabilecek kapasitede olmanız lazım.  Dünya vatandaşı olabildiğiniz anda kapıların daha çok açıldığını fark edeceksiniz. Şunu bilin ki dünyanın birçok yerinde sizler gibi kaliteli gençlere ihtiyaç duyuluyor. Sizin yapacağınız o işleri, o ülkeleri keşfetmek. Bunu keşfetmeyi becerenler başarılı olacak…

Son 2 yılda Türkiye’de düşüşler olsa da dünyada İK şirketimize birçok farklı pozisyon için arayışlar geliyor. Ama bunların büyük çoğunluğu yurtdışı diyebilirim.

Size en önemli tavsiyem Linkedin’i doğru kullanın. Erken yaştan itibaren oranın içine girip oradaki fırsatları gözlemlemeye çalışın. Şirketleri tanımaya ve kimlerin ne yaptığını anlamaya çalışın. Linkedin’in kendini özel farklı bir kültürü vardır.

İnşaat Mühendisliğine yönelik yazılımları olabildiğince öğrenmeye çalışın. Primevera ve benzeri programları ben çok önemli görüyorum. İş programı yapabilmek bir mühendisi her zaman öne çıkaracaktır. BİM ve Revit de bugünün ve yakın geleceğin en önemli yazılımları. cemkafadar.net bloğumda bu konuda yaptığımız detaylı bir çalışmanın sonuçlarını okuyabilirsiniz.

Tabii ki İngilizce olmazsa olmaz. Eğer ikinci dilden bahsedersek inşaat mühendisleri için önerebileceğim 3 dil var. Rusça, Arapça veya Fransızca. Hangisine kendinizi yakın hissediyorsanız, onun üzerine eğilin derim. İngilizcenin yanına bu dillerden birini ekleyebilirseniz, bu size iş hayatında büyük avantaj sağlayacaktır.

**************************************************************

Cem Kafadar hakkında daha fazla bilgi almak ve paylaşımlarını takip etmek için cemkafadar.net’i ziyaret etmenizi öneririz.