Özlem Doğan Küçük’ün gözünden Masumiyet Müzesi

83 bölümlük Masumiyet Müzesi’nin dokuz bölümlük diziye nasıl dönüştüğünü Özlem titizlikle hazırladığı sunumu üzerinden, ince ince tüm detaylarıyla Nüve’de bize anlattı. 

Neden standart Netflix dizileri gibi sekiz bölüm değil dokuz bölüm olduğunu, sahnelerin hikaye ile olan gizemli bağlantılarını ve tabii zihnimizdeki örüntüyü yakalayan yönetmenlerin sırlarını da. ☺️ Kitabın karanlık sayfalarının arasında kaybolmadan bir slaytta müzenin içinde gezindik, diğerinde film setinde. Ayçiçek tarlalarına geldiğimizde üç saatin nasıl geçtiğini anlamadım. 

Yüreğine sağlık arkadaşım 🙏

Talinciğim Nüve oluşumu bir harika. Bu dönem daha çok sizlerle olacağım. Fikrine sağlık Ataköylü hemşehrim 🤗

Nisan Gelince

Kız veteriner, oğlan psikiyatrist. ilginç, gizemli bir hikayesi var Nisan Gelince’nin. Diğer Genki Kawamura romanları gibi bunu da çok sevdim. Nisan gelmeden bitti kitap ☺️

Simon & Gartfunkel’ın aylar üzerinden bir aşk hikayesini anlattığı “April come she will” parçasından bir roman çıkarmış Kawamura. Murakami de Norwegian Woods’da (Beatles) bir benzerini yapmıştı. Japon yazarların edebiyatla müziği böyle buluşturmaları hoşuma gidiyor.

“Hayvanat bahçelerinin insanların hayvanları izlediği yerler olduğunu düşünürdüm ama veteriner olup gelince aslında hayvanların insanları izlediği yerler olduğunu düşünmeye başladım.”

Nisan gelince o da gelecek. Irmaklar yağmurla kabarırken.

Mayısta benimle kalacak. yeniden kollarımda dinlenecek.

Haziranda ritmi değişecek. Huzursuz adımlarla dolanacak gece boyu.

Temmuzda uçup gidecek. ardında hiçbir iz bırakmadan.

Ağustosta mutlaka ölecek. Sonbahar rüzgârı sert ederken.

Eylülde hatırlayacağım. yepyeni bir aşkın bile nihayetinde solacağını.

April, come she will

When streams are ripe and swelled with rain

May, she will stay

Resting in my arms again

June, she’ll change her tune

In restless walks she’ll prowl the night

July, she will fly

And give no warning to her flight

August, die she must

The autumn winds blow chilly and cold

September, I remember

A love once new has now grown old

Şişmanlayamayan Sumocunun Hikayesi

22 Ocak 2026

Çiftehavuzlar 

“İçinde beni gezdiren sıcacık bir hikaye” diye yazmışım kitabın isminin yazılı olduğu ilk sayfasının sağ üst köşesine.

Şişmanlamayan Sumocu’nun ismini ilk kez Japon Edebiyatı hocamız Ali Volkan Erdemir’in tavsiye ettiği 10 Japon kitabı listesinde görmüştüm. Böyle dramatik bir ismi unutmak mümkün değil. Sumocusunuz ve şişmanlayamıyorsunuz. ☺️ İsminden daha İlginç olan detay yazarının Fransız edebiyatının önde gelen isimlerinden Eric Emmanuel Schmitt olması. Bir batılının, doğu kültürüne yönelik böylesine mükemmel bir hikaye anlatması. Edebiyat her zaman hayatı güzelleştiren sürprizlere açık…

Japonya’da tenha bir trende seyahat ederken

Çevirileriyle bana Japon edebiyatını sevdiren hocam Ali Volkan Erdemir’in yeni öykü kitabı Tenha’yı okurken Japonya’da bir trende seyahat ediyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Her öykü bittiğinde yeni bir istasyonda nefesleniyordum. Onun penceresinden gördükleri, yolculuk yaptığım trenin camına benim suretimle birlikte sessizce yansıyordu sanki. İç içe giriyordu yazdıklarıyla görüntülerim. Tren camına bu bulanıklığı verebilmek. Edebiyattan başka ne isteyebilir ki insan?

Kütüphaneme Japon yazarları getiren Volkan Hocam, “zihinlerimize kazınmış imgelerden arınmak gerek. İşte o zaman anlamlı ve sahici yaşarız” diye sesleniyor Tenha’dan.

Gümüşlük’te başlayıp Londra’da bitirdiğim Tütüncü Çırağı

1937 yazının son günleri…

İkinci Dünya Savaşı’nın eli kulağında. 17 yaşındaki Franz bir tütüncü dükkanında hayata tutunmaya çalışırken, bir taraftan da Anezka adında gizemli bir kıza aşık oluyor. Ne aşk ne kızlar hakkında fikri var. Bazı geceler dükkanda kaldığı odada sokak lambasının ışığıyla köydeki annesine mektup yazıyor. Ona tanımadığı Viyana‘da bir şeylerin değişmeye başladığını, gamalı haçların, Führer posterlerinin, gestapoların her sokak başında görünür olduklarından bahsediyor ama Anezka’yı anlatmıyor. 

O günlerde dükkana puro tütünü almak için sık sık uğrayan, onun gibi pek fazla konuşmayı sevmeyen profesör ile zaman içinde yakınlık kuruyor Franz. Aşkını, annesini, kadınların anlaşılmazlığını, Viyana’daki tuhaflıkları, tütün çeşitlerini ve daha birçok şeyi anlatıyor profesöre. Onun fikirleriyle dünya şimdi daha farklı Franz için. Bu kendi halinde sakin puro tiryakisi profesör kim mi dersiniz? Sigmund Freud. 

Spoiler olarak düşünmeyin, anlattıklarım romanın giriş bölümünden. Ayrıca bu bilgi, arka kapakta da var. Onun için rahatlıkla yazıyorum. ☺️

2025’te keşfetmekten en fazla mutlu olduğum yazar Avusturyalı, yaşıtım Robert Seethaler idi.

Gümüşlük’te başlayıp Londra’da bitirdim Tütüncü Çırağı’nı. İstanbul’a gelir gelmez aldığım diğer kitabı “Bütün Bir Ömür” ise iki günde bitti. O da 1930’ların Avusturya’sında başlayıp Andreas Egger’ın bütün bir ömrüne yayılıyor. Son Senfoni de okunacaklar listemde, Yannis Varoufakis’in “Tekno Feodalizm”nin ardında sırasını bekliyor. Şiddetle tavsiye ederim Seethaler’ı.

Batının aydınlığı, doğunun gölgeleri

“…Neden karanlığın içinde güzellik arama eğilimi sadece doğulularda güçlüdür? Batı da elektriğin, gazın ya da petrolün olmadığı dönemlerden geçti ama bildiğim kadarıyla onlarda gölgelerden keyif alma eğilimi yok. Hayalet tasvirlerinde, eskiden beri Japon hayaletlerin ayakları olmaz ancak batıda hayaletlerin ayakları vardır, üstelik vücutları da seçilir. Bu kadar ufak bir farktan bile anlarız ki bizim fantezilerimizi zifiri karanlık süslerken onları hayaletleri bile cam gibi berraklaştır.”

Tanizaki böyle bir doğu-batı analizi yapıyor Gölgeye Övgü’de.

Modernleşen dünyayı karanlık ve ışık üzerinden, doğu ve batı toplumlarının ilerleme karşısındaki reflekslerini de mukayese ederek masaya yatırıyor. Yalnızca gölgeyi değil, apartman çatıları, tuvaletler, lambalar, kağıt ve yemek takımı gibi günlük hayatta üzerine pek kafa yormadığınız şeylere, gösterişli olmayana kendine has üslubuyla dikkat çekiyor.

Kitabını;

“Beni bütün bunları yazmaya iten en güçlü motivasyon, bazı alanlarda örneğin edebiyat ve sanatta hala bu kayıpları telafi edebilecek yollar olduğunu düşünmem. Ben çoktan kaybettiğimiz gölgeler dünyasını en azından edebiyat aracılığıyla tekrar hatırlatmak istiyorum.” diyerek bitiriyor Tanizaki.

Son boş sayfada benim notum:

Sondamın çıktığı günün ertesi sabahı okudum. Işık ve gölge üzerinden olağanüstü bir doğu batı analizi.

Hastanenin göz alan beyaz ışıkları ve içimdeki gölgeler 

05.12.2025 Acıbadem Maslak Hastanesi 

Pedro Almodovar’ın Son Rüyası

Pedro Almodovar yaratıcılığını kameraya taşımakta ne kadar büyük bir dahi ise kâğıtlara yansıtmakta da o kadar usta. Kitabın ilk sayfasında gözüme yerleştirdiği artırılmış gerçeklik gözlüğü ile beni hikayelerinin içine öyle bir aldı ki, bir an için gözlüğü çıkarmaya fırsatım olmadı. Bu gözlükleri çıkardığınızda gerçek dünyaya hemen dönersiniz ama ben kitap boyunca bunu hiç yapamadım. Belki de yapmak da istemedim.

Özellikle yeni yüzyıla ilk yetimlik günümün acısıyla başlıyorum dediği kitaba adını veren “Son Rüya” için tanımlayacak kelime bulamıyorum.

Beynimiz nasıl mutsuzluk üretiyor?

Loretta Grazino Breuning’in “Mutlu Beyin” ve “Beynimiz Nasıl Mutsuzluk Üretiyor?” kitaplarında beyin kimyasallarımızı tek tek analiz ederek mutluluğumuzu ve mutsuzluğumuzu nasıl etkilediğini anlatıyor.

Breuning, her iki kitabını da Rousseau’nun “mutluluk doğadan gelir, sorunlar ise uygarlığın ürünüdür” tezinin üzerine kurulan bir kör noktaya işaret ederek inşa ediyor. Ona göre bu yaklaşım, duygularımızı yöneten dopamin, serotonin, oksitosin ve kortizol gibi biyolojik mekanizmaların yeterince dikkate alınmamasına yol açtı.

Üstelik Marx’ın toplumun insanı bozan bir yapı olduğu fikri de buna eklenince, bugün içinde bulunduğumuz içsel huzursuzluğu açıklarken refleks olarak dış dünyayı suçlamaya başladık.

Sonuçta fark etmeden, duygusal gerilimlerimizin kaynağını dış faktörlere bağlayan ama kendi biyolojisini neredeyse tamamen göz ardı eden bir düşünme biçimine alıştık.

Breuning’in bu yaklaşımı beyne olan bakışıma  farklı bir perspektif getirdi. Beyin kimyasalları üzerine daha fazla kafa yoracağım…

Bugünün Rusya’sında Rus Edebiyatı ve Dostoyevski

2 Mühendis kanalımızda, bugünün Rusya’sında Rus klasiklerine nasıl yaklaşıldığını, Rus edebiyatını ve Dostoyevski’yi dostum Nejat Özçimen ile konuştuk. Devamında Çehov, Turgenyev, Gogol ve Tolstoy ile bir beşli bir video serisi yapmayı planlıyoruz. 🤗
Edebiyatsever dostlarınızla paylaşabilirseniz çok sevinirim. Umarım bu video meraklısına ulaşır ve YouTube üzerindeki edebiyat videolarının artmasına küçük de olsa bir katkı sağlar. 🤗