Tam 53.yaşıma girdiğim an saat 11.00 :)

Hayat gelme üstüme üstüme diye bir parça var ya benim hayatla ilişkim bunun tam tersi, ben üstüne üstüne gittikçe hayat bana gelme üstüme üstüme diyor, fazla da bulaşmıyor bu tuhaf adama. 😊 Bazen de korkmuyor değilim, hayat bunları biriktirip toptan çıkarmasın bir gün benden diye. 😔 O zamanda nasılsa dostlarım var, öyle kolay değil benimle başa çıkmak hayat efendi diyorum 😊 Yani Fenerbahçe’m gibi geriye çekilmeden önde basıyorum hayata 😂

Reklamlar

Dünyaya geldiğim 21.11.1965’den bu yana 18.993 kez döndü dünya kendi etrafında

Dünyaya geldiğim 21.11.1965’den bu yana 18.993 kez döndü dünya kendi etrafında

Bugünlerin;

kaçında sabah yataktan enerji ile kalktım,

kaçında gördüğüm rüyanın devam etmesi için gözlerimi yummaya devam ettim,

kaçında bu da geçecek diye girdim gece yatağa,

kaçında öfkemi bastırmak için kendimi zorladım,

kaçında bir şeylere geç kaldığımı düşündüm,

kaçında insanların duyarsızlığına sinirlenip uykumu kaçırdım,

kaçında başka bir hayat istedim,

kaçında keşke böyle olmasaydı diye farklı alternatifler üzerinde düşündüm,

kaçında incittiğim insanlar için kızdım kendime günboyu,

kaçında boşversene, sen mi kurtaracaksın ülkeyi, dünyayı dedim,

kaçında gitmek, kaçında kalmak istedim,

kaçında bu sabah Pazar sabahı olsaydı keşke diye uyandım,

kaçında bu işin sonu iyiye gitmiyor diye dertlendim,

kaçında kendimi, vazgeçme biraz daha dayan diye zorladım,

kaçında zamanın durup beni hep o günde bırakmasını istedim,

kaçında bir çok şeyden vazgeçmek istedim,

kaçında alışkanlıklarımı terk edemediğim için söylenip durdum,

kaçında neden bunların hepsini ben yaşıyorum ki diye düşündüm,

kaçında hayata ve yaşamın karşıma çıkardığı insanlara teşekkür ettim,

kaçında yaptıklarımdan hiç de tatmin olmadım,

kaçında anlaşılamamanın o tarif edilmez ağırlığını hissettim üzerimde,

kaçında içimde bir sevinç hissettim, kaçında umut,

kaçında yaşıyorum ya bundan daha güzel ne olabilir ki dedim

Bu sorulara sayısal olarak cevap vermek mümkün değil. Belki yaklaşık yüzdelerle bir şekilde yanıtlayabilir, bunlar üzerinden de yaşadığımız hayatın kalitesine yönelik bazı çıkarsamalar yapabiliriz. Ama bence daha önemlisi kalan hayatımızı aynı yüzdelerle yaşamak isteyip istemediğimizi sorgulamak ve geleceği böyle şekillendirebilmek. Bu yüzdelerden dünyayı ve kendini daha iyi anlamının yeni yollarını keşfetmek, o yollar üzerinden farklı yolculuklara çıkmak.

Kendinizi tek bir kelime ile tanımlayabilecek olsanız o kelime ne olurdu?

2000’li yılların başında Yüreğinin Götürdüğü Yere Git ktabının yazarı Susanna Tamaro Türkiye’ye geldiğinde katıldığı bir sohbet toplantısında, tek bir kelime ile kendisini tanımlaması gerekse o kelimenin ne olacağını sormuştum, “Yalınlık” diye yanıtlamıştı. Benim kelimem ise “İyimserlik” ile atbaşı gitse de “Vazgeçmemek” 🙂

En korkutucu yalanlar

Hiçbir yalan saf bir yalan değildir, içinde mutlaka bir ölçüde doğruları da barındırır. Zaten en kötüsü de bu değil midir? Birkaç doğrunun karıştığı bir yalanı fark edip anlayabilmek, doğrunun içinden onu çıkarabilmek kolay olmaz. O açıdan en etkili ve zor anlaşılan yalanların içine birkaç doğru serpiştirilmiş yalanlar olduğunu düşünürüm.

Bu hafta vizyona giren “Kutsal Geyiğin Ölümü” filmine ilişkin notlarım

Benim küçük filmekimi maratonumun son filmi. Film, ilk sahnesinden itibaren rahatsız edici bir tedirginlikle ilginç hikayesini çok iyi anlatıyor. Son filmleri ile festivallerden ödülsüz dönmeyen Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos, bu filmi ile de bu yıl Cannes’da en iyi senaryo ödülünü aldı. Önceki filminde olduğu gibi bu filminde de başrolde Colin Farrel var. Film ile ilgili şöyle bir ilginç not paylaşmak istiyorum. Bu yıl seyrettiğim tüm filmlerde filmin belli noktasında salondan çıkan seyirciler oldu, ben de sıkıldığım bir filmi seyretmek için zorlamam kendimi ancak “Kutsal Geyiğin Ölümü”nde iki saat boyunca tek bir seyirci bile terk etmedi salonu. Benim film ile ilgili düşüncem, hangi tür filmi severse sevsin tüm sinemaseverlerin dikkatini hiç kaybetmeden keyifle seyredebileceği bir film, Kutsal Geyiğin Ölümü