Bülent Cedetaş’ın Ardından

Bir gün Türkiye’deki Mühendislik Tarihi üzerine bir kitap yayınlanırsa eniştem, aile büyüğümüz Bülent Cedetaş için çok kapsamlı bir yer ayrılacağını düşünüyorum. Duayen bir mühendis, örnek bir insandı, mekanı cennet olsun. Tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.
Cenazesi 17 Subat Salı günü öğle namazını takiben Şişli Caminden kaldırılacaktır.

Neden mutlu olamıyoruz? Yanlış kurulan denklemler doğru sonuç vermiyor

Bu sorunun yanıtını insanoğlu asırlardır arıyor ama hiçbir dönem, savaş dönemleri de dahil yanıttan bu kadar uzak kalmış olabileceğini düşünmüyorum. Yanlış kurduğumuz denklemler üzerinden doğru sonucları aradığımız bir çağdayız. Sadece mutluluk için değil aradığımız birçok şeyi yanlış kurguladığımız denklemlerle bulmaya çalışıyoruz ve bulamıyoruz çoğunlukla.
Epikuros’un savında olduğu gibi dostlarımız ve özgürlüğümüz yoksa yaşadığımız hayat üzerine kafa yoracak kadar vakit ayıramıyorsak paramız olsa da mutlu olmamız pek mümkün değil gibi görünüyor.
Sistem bize küçük yaşlardan itibaren sürekli olarak az bir gelirle mutlu olamayacağımız düşüncesini empoze ediyor. Mutluluk için geliri öne çıkarıp asıl olması gereken maddi olmayan dostlar ve özgürlük gibi psikolojik öğeleri geriye atıyoruz, böyle olunca da mutluluk için uğraşırken içimizdeki mutsuzluğu büyütüyoruz farkında olmadan.
Eğer hiç dostumuz yoksa lüks bir yaşam, çok kazanç bizi pek mutlu etmeyecektir. Öncelikle dostlar, özgürlük, yatağa yattığındaki düşünce rahatlığı gibi maddi olmayan psikolojik öğelere sahip olmadıkça gerçek anlamda bir mutluluğu yaşayabilmemiz mümkün değil.
Pahalı, lüks şeyler alıp onları tüketerek kaynağını çözemediğimiz, çözmek için üzerinde kafa dahi yoramadığımız sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Psikolojik gereksinimlerimizi doğru çözümleyemediğimiz için de sürekli olarak maddi şeylere yöneliyoruz. Yöneldiğimiz bu maddi nesneler psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılayamadıkları gibi bizim gerçek ihtiyaçlarımızı bulmamıza da yardımcı olmuyorlar. Sonuçta kurtulamadığımız bir kısır döngü içinde kendimizi de hayatımızı da tüketiyoruz.

İnsan Ne Zaman Büyür?

Çocukken geceleri hep ben büyümeden annem babam ölmesin diye dua ederdim, bugün anladım ki zaten insan annesini kaybetmeden büyümüyormuş. Bu öğlen annemi kaybettik, cenazesi yarın (26.01.2015) öğlen namazını takiben Ataköy 5.kısım Cami’nden kaldırılacak. Çataldağ mezarlığına defnedilecek.

Takım Yönetimi Seminerinde Aldığım Kısa Notlar

2015-01-06 21.43.11

Sevgili Birol KALPAKLI’nın 06 Ocak Akşamı Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesinde verdiği “Takım Yönetimi” Semineri beklenenin üzerinde bir katılımla çok keyifli geçti. Seminer sırasında aldığım kısa notlar;


21.yy’ın ilk 15 yılına damgasını vuracak 5 eğilim
  • Takım çalışması öne çıkacak
  • Her düzeyde Liderlik davranışına ihtiyaç duyulacak
  • Etik önem kazanacak
  • Her iş elektronik ortamla ilişkilendirecek
  • Her etkinlik ölçülür olacak

Takım çalışmasında başarısızlık nedenleri

  • Takım içi uyum ve uzlaşmaya aşırı önem verilmesi
  • Bireyselliğin fazla öne çıkması
  • Özgüven ve sahiplenme eksikliği
  • Aktif ve dengeli katkı ve katılım olmaması
  • Yönetimin destek vermemesi
  • Başarı kriterlerinin olmaması
  • Yetersiz ve uygun olmayan eğitim
  • Takım oluşum aşamalarının tamamlanmamış olması
  • Yanlış liderlik stili
  • İletişimsizlik
  • Takım üyelerinde hızlı ve yüksek değişim
  • Sahte görüş birliği (grup düşüncesi)

Mc Donaldslarda ortalama çalışma süresi 2 ay, bu sürenin bu kadar kısa olmasının en önemli 2 nedeni, aşırı iş yükü ve takım çalışmasının oturmamış olması

Bugün bilgiyi işlemek malzemeyi işlemekten daha önemli oldu.
Biz tarım toplumundan sanayi toplumuna geçerken, batılı ülkeler sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçtiler
En iyi takım oyuncuları açık alanları geniş olanlar
Bir gruba ait olmayan kimseler kendilerini çıplak ve yalnız hissediyor. Bu nedenle bir gruba ait olmak istiyorlar
Yapılan bir araştırmada e-posta kutularında daha cok mail olan kimseler daha başarılı nedeni cevreleri daha geniş ve sürekli bir paylaşım içindeler
İnsan doğduğu anda IQ su belli ama EQ’su zaman içinde yükseliyor. Başarıyı EQ %70 IQ %30 etkiliyor
Öfke ve korku birbirine çok yakın duygular korkularımızı öfke ile dışa vururuz.
Herkes ilerlemek terfi etmek için kendinden daha iyi 2 kişiyi geliştirmek zorunda (Pfizer’ın ilkelerinden biri)
Takım içinde herkes yaptığı işi en önemli iş zanneder, bu takım çalışmasının en büyük düşmanıdır
Burada bu sunumu ben değil bir yabancı anlatsa onun anlattıklarına daha çok inanırız
Türk kültüründe takım çalışmasının bazı özellikleri
  • Bilgiyi saklar ve paylaşmayız
  • Söylemeyiz söyleniriz
  • Kurallara uymayız, kuralları kendimize uydururuz.
  • Profesyonellik zayıftır
  • Türk kültürü amir kim memur kim bilmek ister
  • Eleştiriyi sever, empati yeteneği zayıftır

Türk kültürünün artı özellikleri

  • Karşılıklı bağımlılık vardır ebeveyn çocuk ilişkisi
  • Siz bu toplumda kendinizi tek hissetmezsiniz, arkanızda hep sizi destekleyen bir anne babanız vardır. Bir dönem sonra da bu ilişki tersine döner.
  • Birliktelik duygusu yüksektir
  • Beden dilini kullanır
Planlamaya ait ilk belgeleri 1670’lerde Mimar Sinan’ın çalışmalarında görüyoruz.

Kendini Yöneten Takımların lideri hem yoktur hem çoktur.

Herkes değişik zamanda liderlik yapabilir.

Kendini Yöneten Takımlarda Liderlik davranışı değişken olabilmeli

Otokratik ve demokratik liderlik her ikisini de aşırı boyutta yaparsanız takımınıza zarar verirsiniz.

Endüstriyel Projeler Seminerinde Aldığım Kısa Notlar

İlgiyle takip edilen ve sektörden değerli konuşmacıların katıldığı “Beykent Üniversitesi Proje Yönetim Seminerleri” kapsamındaki son dersimizi 13 Ocak 2015 Salı günü gerçekleştirdik.

Seminerler kapsamındaki son konuşmacımız, Rönesans Endüstri Tesisleri’nden Teknik Ofis Koordinatörü Emrah Mazıcı, tarafından verilen “Endüstriyel Tesis İnşaatlarında Proje Yönetimi Kavramı ve Kazanılmış Değer Analizi” konulu ders ile Endüstriyel Tesisler alanında belki de bir çoğumuz için pek de aşina olmadığımız yeni kavram ve konularla tanışma fırsatını bulduk. Buna paralel olarak, özellikle yurtdışındaki Endüstriyel Tesis Projelerin ilk adımı olan yatırım kararından son adım devreye almaya kadar olan tüm süreçlerini örnek proje ve vakalarla görme fırsatını yakaladık. Ayrıca katılımcılar, sektördeki özellikle uluslararası alandaki son gelişmeler ve trendlerin neler olduğu konusunda bilgilenme fırsatını buldular.

Seminerin ikinci bölümünde, konuşmacımız Emrah Mazıcı, Proje Yönetimi Perspektifinde Kazanılmış Değer Analizi ve Uygulamalarının Endüstriyel Tesis Yapımında nasıl kullanılabileceğini örnekler kullanarak katılımcılarla paylaştı. Aslında dünyadaki uygulamaları pek de eski olmayan ancak Türk firmaları tarafından yakın geçmişte daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanan yöntemin performans ölçümü ve ilerleme takibi konusundaki faydalarını görmüş olduk.

Dersin sonunda konuşmacımız Emrah Mazıcı ve katılımcılar, Endüstriyel Tesisler alanında Türk müteahhitlik firmalarının önündeki en önemli eşik olan EPC hizmetler kapsamındaki Mühendislik ve Tedarik / Satınalma hizmetlerindeki gelişim fırsatları konusunda karşılıklı fikir alışverişi yaptılar. Sonuç olarak özellikle Mühendislik hizmetlerinin nasıl yapılabileceği ve bunun için uygun bir eko-sistemin nasıl oluşturabileceği tartışmasıyla seminer tamamlandı.

Bu vesile ile Emrah Mazıcı’ya değerli katkılarından dolayı teşekkür etmek istiyorum. Bizleri bu kavramlarla tanıştırarak birçoğumuz için yeni sayılabilecek konularda ufkumuz açtı.

Seminerlerimiz gelecek dönemde yeni konu ve konuşmacılarla devam edecek

Günümüzün en büyülü sözcüğü: Motivasyon

Goethe’nin çok sevdiğim bir sözü vardır; “İnsanlara oldukları gibi davranırsanız, aynen öyle kalırlar. Fakat onlara olmaları gerektiği gibi davranırsanız, daha büyük ve daha iyi insan oluverirler”.

Bir yöneticinin en önemli görevinin takım arkadaşlarına potansiyellerinin ne denli geniş olduğunu hissettirmesidir diye düşünürüm. Biz çalışanlara, çalışmayı sevmedikleri, sürekli işten kaytarmayı planladıkları, verdiğimiz görevin altından kalkamayacakları düşüncesi ile baktıkça doğal olarak onlar da bizim kabulümüze uygun davranacaklardır. Hiç bir zaman neleri başarabilecek güce sahip olduklarını düşünmeyeceklerdir. Oysa sonuçta hepimizin istediği kendimizi gerçekleştirebilmek ve potansiyelimizi maksimum seviyede kullanabilmek değil midir? Evrenin sınırları olmadığı gibi insan kapasitesinin de sınırlarının olmadığını düşünüyorum. Eğer bir sınır varsa o da beynimizin içinde önyargılarımızla kendi kendimize çizdiğimiz sınırlardır ki, bu da ne yazık ki aşılması en güç olanlardır.

2000’li yılların insanının ortak dramı

“Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimiz ile doğrudan doğruya ilgili değil” Montaigne

“Neyi neden yaptığını bilmeksizin yapma durumu ve sonrasında tuhaf bir huzursuzluk hissi”

2000’li yılların insanını tanımla deseler, kısaca böyle tanımlarım. İnsanoğlunun bugün geldiği nokta sanırım daha güzel anlatılamazdı. Gelecek yüzyıllarda bugünlere ilişkin yapılacak araştırmalarda en dikkat çekici özelliğimizin farkında olmadan yaşadığımız bu garip mutsuzluk duygusu olacağını düşünüyorum.

İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz bir türlü

İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz bütün derdimiz bu. Kimimiz tüm kapıları açan maymuncukların bizim kapılarımızı da açacağını düşünüyor, kimimiz kolay açılmasın diye bir kilit daha vuruyor kapıya, kimimiz anahtar deliğinden görebildiğimiz kadarı ile biliyoruz içimizdekileri, kimimiz kapının arkasındakilerle baş edemeyeceğinden korkup içerideki yükün baskısı ile açılmasın diye kapının önüne ne varsa yığıyor, kimi ise böyle kapıların olup olmadığının farkında bile olmadan geçiriyor yaşamını…

İnsiyatif almaya korkan yöneticileri çocukluktan itibaren yetiştirmeye başlıyoruz

“Çocuğa kendiliğinden hiçbir şey yapmak özgürlüğü vermemekle onu korkak bir köle haline sokuyoruz” Montaigne

İnsiyatif almaktan korkan yöneticileri çocukluktan itibaren yetiştirmeye başlıyoruz.

Edilgen bir eğitim sistemi ile yetişen bir gencin etkin bir yönetici olmasını nasıl bekleyebiliriz ki?

Bu sistemde aslında hiçbir zaman özgür olamayacağını sorgulamasın diye okullarda sürekli bilgi yükleyerek aptallaştırdığımız gençten kısa zamanda yetkin bir yönetici olmasını beklemek tatlı bir hayal kurmaktan öteye gidemez. Önce sistemin kölesi yapıp sonra kendi gibi köleleri yönetmesini isteyeceğiz ondan. Yaşadığı acıların aynısını kendinden sonrakilere yaşatacağından emin olduğumuz zaman da, gencin yönetici olma vakti artık gelmiştir diyeceğiz. 🙂