2000’li yılların insanının ortak dramı

“Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimiz ile doğrudan doğruya ilgili değil” Montaigne

“Neyi neden yaptığını bilmeksizin yapma durumu ve sonrasında tuhaf bir huzursuzluk hissi”

2000’li yılların insanını tanımla deseler, kısaca böyle tanımlarım. İnsanoğlunun bugün geldiği nokta sanırım daha güzel anlatılamazdı. Gelecek yüzyıllarda bugünlere ilişkin yapılacak araştırmalarda en dikkat çekici özelliğimizin farkında olmadan yaşadığımız bu garip mutsuzluk duygusu olacağını düşünüyorum.

Detaylarda kaybolmanın dayanılmaz ağırlığı

“Yüksek ve ince felsefeli düşünceler iş görmeye elverişli değildir. Keskin bir fikir inceliği, kabına sığmayan bir zeka çevikliği işlerimize engel olur” Montaigne

Bir iş yerinde fazla düşünmeden iş yapan insan nasıl oluyor da başarılı olabiliyor diye düşündüğümde hep Montaigne’nin yukarıdaki sözü aklıma gelir.

İş hayatı stratejik plan yapan departmanlar dışında ağırlıkla hızlı sonuç almaya yöneliktir, yanlış da olsa sizin harekete geçmenizi ister, bazen bir anlık bir gecikme bile sizi en yakınızdaki rakibinizden geride bırakabilir. Kimsenin çok detaylı düşünecek zamanı yoktur, her derin analiz sizi bir noktada durduracaktır. O açıdan çok fazla derine inmeden hızlı düşünüp pratik çözüm getirenlerin başarı şansı her zaman için daha fazladır. Montaigne güzel söylemiş; “Yaptıklarını çok iyi anlatanların ellerinden iyi iş çıktığı pek görülmez”.

Tribünlere oynayan çalışanlar

Gösteriş için çalışanlar, iyi yaptı desinler diye çalışanlar derinliklerinde hissettikleri acıları, eksiklikleri alacakları övgülerle yatıştırmaya çalışırlar.

Montaigne, başkaları yaptıklarını beğensin diye iş yapan birinden fayda gelmez der. Çünkü sonuç için değil, başkalarının onun üzerindeki beklentileri için çalışıyordur, onların deger yargılarına göre hareket ediyordur. Fazla ilkeli olmadığı için ne zaman ne yapacagını bilemezsiniz. Her an kendi itibarını düşünüp işi tehlikeye düşürecek birşeyler de yapabilir.

Ruhumuz yapacağını gösteriş için yapmamalı, herşey içimizde, hiçbir gözün göremediği en gizli yerimizde olup bitmelidir. Montaigne

Tüm iş dünyasını tehdit eden bir virüs: Hep şikayet hep şikayet virüsü

Montaigne; “Mızmız dırdırcı insanları hiç sevmem, bu adamlar yaşamın sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar; sinekler gibi cilalı, pırıl pırıl yerlerde tutunanamaz, pürtüklü yerlere abanır, oralarda rahat ederler ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler” der

Sürekli memnuniyetsizler, şikayet edenler sadece kendi enerjilerini sömürmezler, sizin enerjinizi de hissettirmeden tüketirler. O insanlarla bir süre birlikte kaldıktan sonra üzerinizde tuhaf bir yorgunluk, birşey yapmama isteği ortaya çıkmaya başlar. Bir departmanı kendi içinden parçalamak istiyorsanız mızmız, dırdırcı birini o bölüme bir virüs gibi sokun kısa sürede orayı içerden çürütecektir. Bir süre sonra herkes yaptığı işten mutsuz, söylenmeye başlayacaktır. Artık onlardan başarı bekleyemediğiniz gibi başarılı olduklarında mutlu olacak enerjileri de kalmamıştır

Yaşamını yönetemeyen bir yönetici işini, kaynaklarını, ekibini de yönetemez

Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler. Montaigne

Sıkıntı hiçbir zaman işlerin yoğunluğu olmamıştır, sıkıntı o yöneticinin işleri ve yaşamını yönetme konusunda yeterli beceriye sahip olamamasıdır. İş yükünden şikayet edenlerin yaşadıkları ana sorunlar öncelikleri belirleyememeleri ve kaynakları doğru yönetememeleridir. Birkaç olumsuz deneyimden sonra kendilerine olan inançlarını da kaybederler ve herşeyi kaybetmeleri durumunda yeniden başlayacak gücü kendilerinde bulamazlar. Bu durumda onlara kalan tek seçenek mevcut duruma, sahip olduklarına sıkı sıkıya sarılmak ve kendilerinden istenenleri sorgulamaksızın yerine getirmektir.