İnşaat Sektöründe Proje Yönetimi ve Şantiye Uygulamaları

beyoglubulusma.jpg-SON2.jpg-SON

Beykent Beyoğlu Buluşmaları kapsamında 15 Nisan 2015 saat 19.00’da Sn. Nezihi Karahasan “Eğitimden Uygulamaya İnşaat Sektöründe Proje Yönetimi ve Şantiye Uygulamaları” konulu bir seminer verecek.
 
Nezihi Bey, Alarko’da çalıştığım dönemde tanışma şansına sahip olduğum bir meslek büyüğümdür. Şantiye Yönetimi/Proje Yönetimi konusunda ilgilenen, kariyerlerilerini bu doğrultuda planlayan tüm dostlarımın bu içeriği çok zengin seminere katılmalarını tavsiye ederim. Seminerin geniş katılımla soru/cevaplı interaktif bir şekilde olmasını planlıyoruz, o açıdan seminer duyurusunu ilgili dostlarınıza e-mail ile iletebilir ayrıca sosyal medya sayfalarınızda paylaşabilirseniz sevinirim.

Seminerin ana başlıkları;

  • Eğitim Üretim İlişkisi
  • Dünden Bugüne İnşaat Sektörü
  • Proje Yönetimi
  • Yapı Üretimi
  • Şantiye Uygulamaları
Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi Adem Çelik Anfisi
Tarih: 15 Nisan Çarşamba Saat:19.00
Katılım ücretsiz

Takım Yönetimi ile ilgili merak ettiğiniz soruların yanıtı bu seminerde…

Kendini yöneten takımların özellikleri nelerdir,

Takım performansı nasıl artırılır,

Takım içinde yaşanan problemlere yönelik çözümler nasıl üretilir,

Duygusal zekanın takım içindeki davranışlara ve takım yönetimine etkileri nelerdir,

Bu ve benzeri birçok sorunun yanıtını öğrenmek istiyorsanız sizi bu haftaki Yapım Yönetim dersime bekliyorum.


Konu: Takım Yönetimi
Konuşmacı: İnşaat Mühendisi Birol Kalpaklı – Kent Proje Geliştirme Yönetim Gn. Md.
Tarih: 07 Nisan Salı Saat: 19.00
Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi
Her zamanki gibi 505 nolu Sınıf, katılım ücretsiz.

İstanbul Film Festivali İçin Film Önerilerim

İlkinden bu yana takip etmeye çalıştığım İstanbul Film Festivali’nin bu yıl 34. yapılıyor. Biletler Kırmızı Lale Kartlılar için yarın (25.03.2015) Lale Kart sabibi olmayanlar için de 28.03.2015 C.tesi günü satışa çıkıyor.

Film eleştirmenleri ve İMDB notlarını dikkate aldığımda kaçırılmamasını düşündüğüm filmleri aşağıya yazdım.

71: Geçtiğimiz yılın en çok ses getiren ilk filmlerinden ‘71 nefes nefese izlenen bir aksiyon… Yönetmen Yann Demange, seyirciyi 1971 yılına, Belfast sokaklarına götürüyor. Bir ayaklanmayı durdurmak için yapılan harekâtta birliği erkenden geri çekilmek zorunda kalınca, deneyimsiz İngiliz askeri Gary yanlışlıkla tek başına geride kalır. Genç adamın Belfast sokaklarından canlı kurtulma çabasını anlatan filmin başrolünde, son yılların yükselişteki İngiliz yıldızı Jack O’Connell var. Demange ustalıkla çekilmiş takip sahneleriyle gerilimi en üst seviyede tutarken, olayların politik arka planını da es geçmiyor.

45 Yıl: Bu yıl Berlin Filme festivalinde En İyi Erkek ve Kadın Oyuncu ödüllerini alan film. Evliliklerinin 45. yılını kutlamak üzere olan bir çift: Kate ve Geoff. Hayatlarının son baharındalar ve kendi başlarına mutlu olmaya alışmışlar. Ters gidebilecek hiçbir şey yok ya da onlar öyle sanıyor. Oysa İsviçre’den gelen haber ilişkilerini karmaşık bir hale sokacaktır: Geoff’in 50 yıl önce kaybolan ilk aşkının hiç bozunmamış cesedi buzlar altında bulunmuştur. Geçmişin can sıkıcı muhasebesi şimdi başlayacaktır. Bol ödüllü Weekend / Haftasonu ile dikkatleri çeken yönetmen Andrew Haigh, çoğu kez Bergman’la karşılaştırılan bir tarz izleyerek evliliğin karanlık taraflarını anlatıyor.

Amsterdam Ekspres: Arnavut yönetmen Fatmir Koçi’nin yeni filmi göçmen sorununa yeni bir bakış atıyor.

Arabulucu: Oscar adaylığı bulunan yönetmen Borja Cobeaga, bu üçüncü uzun metrajlı çalışmasında İspanya’nın yakın tarihinden bir dizi olaya esprili ve absürd bir bakış açısıyla yaklaşıyor. 2014 San Sebastian En İyi Bask Filmi

Aşk Zahmetli İştir: Birkaç yıl önce Hindistan’ı etkisi altına alan ve binlerce kişinin işsiz kalmasına neden olan ekonomik kriz, Aşk Zahmetli İştir’in çıkış noktası… Neredeyse tümüyle diyalogsuz geçen bu filmde, bir kadın ve erkeğin gündelik hayatından, adeta ritüele dönüşen detaylar izliyoruz.

Bakir Dev: Büyükçe bir adamın küçükçe hikâyesi, İzlanda usulü bir “kırk yıllık bakir”… 40’larında, kilolu, hâlâ annesiyle oturan Fusi, henüz cesaretini toplayıp yetişkinlerin dünyasına girememiştir.

Bataklık: 2014 San Sabestian ve 2015 Goya Film Festivallerinde önemli ödüllerin bir çoğunu toplayan bir İspanyol gerilim filmi

Ben Ölmeden Önce: Oscar ödüllü kısa film Curfew’den uyarlanan bu filmde, dertli bir genç adam ile onun aşırı kuralcı yeğeni New York sokaklarında insanın yüreğini sızlatan bir serüvene çıkıyor.

Charlie’nin Ülkesi: Bu yarı otobiyografik dramda Avustralya sinemasının iki devi, yönetmen Rolf de Heer ve Aborijin oyuncu David Gulpilil, trajediyle başlayan bir yolculuk öyküsünü zafere çeviriyor.

Citizenfour: Citizenfour bir belgeselden ziyade gerçek hayattan fırlayan bir gerilim filmi. Belgeselci ve gazeteci Laura Poitras ve gazeteci Glenn Greenwald, “Citizenfour” takma adını kullanan Edward Snowden’la Hong Kong’da buluşuyor. Üst düzey CIA analizcisi Snowden, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın özel hayatın gizliliğini hukuk dışı yollarla ihlal ettiğini kanıtlayan gizli belgeleri kameralar önünde gazetecilere teslim ediyor. Poitras ve Greenwald, Snowden’ın tarihi kararıyla hayatını sonsuza dek değiştirecek bu fedakârca eylemini gözlemliyor. Film 2015 Belgesel Oscar’ını aldı

Enayi: İçten içe çürümüş bir toplum dürüst bir adam sayesinde değişir mi? Yoksa öylelerine enayi mi denir? Yury Bykov’un bu üçüncü uzun metrajlı filmi, daha önce festivalde izlediğimiz The Major / Komiser’in izinden gidiyor.

Okumaya devam et

Hepimiz Birer Girişimciyiz – Bugünün ve Geleceğin İş Dünyası Bizlerden Neler Bekliyor?

24 Mart’taki “Hepimiz Birer Girişimciyiz – Bugünün ve Geleceğin İş Dünyası Bizlerden Neler Bekliyor” konulu seminerimde 2 saat boyunca; mutluluk ve başarıyı getiren faktörleri, bu faktörlerin felsefe ile ilişkilerini, başarının farklı boyutlarını, para konusunda yanılgılarımızı, paranın neden bizi sürekli mutsuz ettiğini, başarının geçmişten bugüne değişmeyen kriterlerini, kişisel markamıza nasıl yatırım yapabileceğimizi, sosyal medyayı doğru kullanmanın bize kazandıracaklarını, geleceğin iş yaşamına yönelik öngörüleri, kendime nasıl bir yol çizeyim diyenler için küçük yol haritalarını konuşacağız. Kısaca özetlersem, iş dünyası, yaşam ve gelecek üzerine keyifli bir sohbet olacak. Programı uygun olan dostlarımı beklerim.
 
Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi 505 Nolu Sınıf – Saat 19.00 (Katılım herkese açık ve ücretsiz)
Beykent Seminerleri 2.donem

Genç İnşaat Mühendisleri Çalıştayı 22.03.2015

İMO İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “Genç İnşaat Mühendisleri Çalıştayı” kapsamında 22 Mart Pazar günü saat 13.15’de “Mesleğimizde İş Arama Sorunları ve Geleceğin Planlanması” konulu bir sunum yapacağım. Programı uygun olan tüm dostlarımı beklerim.

Detaylı Bilgi

https://www.facebook.com/events/398746326954126/

IMO Gençlik Çalıştayı

Bir insanın içine belirsizlik virüsü girmesin bir kere

Belirsizlikler huzursuzluğu da beraberinde getirir. Öğlen saatlerinde işyerlerinin yoğun olduğu bölgelerdeki en lüks yemek yerlerindeki insanların yüzlerinde huzursuz bir ifade görürüz. Yemek yerinin atmosferi mükemmeldir, yemeklerin kalitesi, tadı çok iyidir ancak kahkaha atarak yemek yiyen mutlu insanlar göremezsiniz. İş hayatındaki belirsizliklerin getirdiği huzursuzluk hakimdir yüzlerde.

Korkularımız, geleceğe ilişkin kaygılarımız besler huzursuzluğumuzu. Korkularımızla yüzleşemediğimiz için sürekli içimizde büyütürüz onları. Yüzleştiğimizde yaşayabileceğimiz sorunların korkularla büyüttüğümüz huzursuzluklardan daha küçük olduğunu göreceğiz.
İşimizi kaybedersek, herşey yolunda gitmez ve korktuğumuz herşey başımıza geldiğinde başımıza gelebilecek en kötü şey sonunda yoksul bir insan olacağımızdır. Oysa ki yoksulluk şu yaşadığımız huzursuzluktan, mutsuz ruh halinden, strese bağlı yaşadığımız bir sürü hastalıktan daha kötü değildir.
Varlıklı insanların sahip olduklarını kaybedeceklerine ilişkin yaşadıkları korku, bir yoksulun yaşamında karşılaştığı zorluklardan daha acınasıdır.

Orhan Pamuk Söyleşinde Aldığım Kısa Notlar

2015-02-28 13.46.58

Orhan Pamuk’un 28 Şubat Günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde yaptığı söyleşinin formatı dinleyicilerin soru sormasına izin verseydi aklımda aşağıdaki sorular vardı. Ancak çok büyük katılımla yaklaşık 2 saate yakın süren söyleşide  doğal olarak bir soru cevap bölümü olmadı.

 

Sonu gelecekte biten bir kurgu düşünüyor mu, gelecekteki insan ilişkilerini ve kent yaşamını nasıl hayal ediyor? Geleceğe yönelik öngörüleri neler?

Kent dokusunda bozulma duracak mı, yavaşlayacak mı, tersine bir ivme alacak mı?

Teknolojinin, dijitaleşmenin insan ilişkilerine etkisinin önümüzdeki yıllarda nasıl olacağını bekliyorsunuz, bunun edebiyata etkisi nasıl olacak?

Kapitalizm sonrası toplumu nasıl hayal ediyorsunuz?

Soramadığım ama cevabını çok merak ettiğim sorular bunlar. Söyleşi sırasında Orhan Pamuk’un aktardıklarından almaya çalıştığım kısa notları aşağıda bulabilirsiniz.

 

Romanın ilk cümlesi çok önemlidir. İlk cümle bütün kitabın dokusunu hissettirmelidir.
Masumiyet Müzesinin ilk ve son cümlesi birbiri ile bağlantılıdır.
Mutluluk şartların bilincidir. Hegel
Doğru söylemek ile samimi olmak farklıdır. Bazen doğruyu söyler samimi değilizdir. Bazen de doğruyu söylemeyiz ama samimiyizdir.
Şahsi görüş ile resmi görüş arasındaki farkın derinliği devletimizin gücünün kanıtıdır.
Kahramanın mutlu olmak için kendini kandırması gerekiyor.
Zihne gerçekliğin gölgesi düşer mi, her zaman düşmez, belki zihin mutlu olmamız için gerçek veya değil bir hikaye salgılar beyne
Romanlarımı yazarken ön araştırma yapıyorum. İstanbul ile ilgili monogramları okudum. Yazdığım romanın dünyadaki başka bölgelerindeki karşılıklarını ararım.
Bir şehir büyürken bazı yerleri çürür, Tarlabaşı gibi. Bütün şehirlerde bir şekilde olan bir durum bu.  Yoksullar merkezde kalıp, zenginler dışarı gidiyor, daha sonra zenginler merkeze gitmeyi istiyor, bu değişim kent dokusunda bir bozulmaya yol açıyor.
Şehrin eski sahipleri yeni sahiplerini sevmez, misafirin misafiri sevmediği gibi.
Cevdet ve Bey ve Oğullarını yazarken 70’li yıllarda 70’in üzerindeki yaşta insanlarla konuştum. Seslerini kaydettim.
Başkalarının kimsenin bilmediği hikayelerini elde ettiğiniz zaman, bu hikayeleri çarpıtırlar. Kafamda Bir Tuhaflık romanımda fakirlerden bahsetmenin melodramik yapısına kapılmak istemedim. Romanda gecekondu varoş kelimelerini hiç kullanmadım.
Schillerin Goethe hakkındaki düşüncesi: Goethe yazdı mı sanki Allah konuşuyor, yazdığının anlattığına değeceğine dair hiç bir endişesi yok, çok rahat yazıyor diyor.
Dünya edebiyatı özelliği kazanan kitaplar çeviride yeni anlamlar içeren kitaplardır.
Romancılık kendimizin dışına çıkıp başkalarını yazabilmektir.
Bazen öğrenmek için kitap yazarım, o kitabı yazmak için o konu ile ilgili çok kitap okurum ve roman yazarken o konuyu öğrenirim. Benim Adım Kırmızı öncesinde 1 yıl okudum, sonra yazmaya başladım, yazarken de hep okudum.

Kafamda bir tuhaflığı yazarken şehri daha iyi öğrendim.

En iyi romanımın Kara Kitap olduğunu düşünürüm, en çok satan kitabım Benim Adım Kırmızı’dır. (Yanlış anlamadıysam 🙂 )
En zor kitabım Yeni Hayat’tır, en az sevdiğimdir, beni okumaya o kitaptan başlamayın.
Susan Sontag, Umberto Eco, Paul Auster ile çok iyi arkadaşlığım oldu.
Tanımak istediğim 2 yazar vardı: Yusuf Atılgan – Oğuz Atay (Her ikisi ile de bir vesile ile tanıştığını anlattı)
Kafamda 10 roman fikrim var. Yeni romana başladım.
Kitapalarımı kolay kolay bitiremem, çok titizim, yayınevi zorlar, bitiririm. Bir yazarın kendi yazdığını temizlemesi çok zordur, editlemek çok güçtür.
Tüm yazdıklarımdan alçakgönüllü olmayı öğrendim ama gösterebiliyormuyum bilmiyorum.