“Everest” Bir IMAX Salonda İzlenmeli

Bu yılki Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olan, konusunu yaşanmış bir olaydan alan Everest’i özellikle 3D olarak bir IMAX Salonda izlemenizi tavsiye ederim.
Görüntüler, çekimler, abartısız oyunculuklar mükemmel. Çok rahat klişeleştirilecek bir konuda bu tuzağa düşmeden hikaye sade ve akıcı bir şekilde biçimde anlatılıyor. Filmin sonundan çok hep o ana yaşananlara odaklanıyorsunuz ki bu yönetmenin hikayeyi veriş şeklinden kaynaklanıyor, böyle olunca da aksiyon sahnelerinin etkisi daha da artıyor.

2 saati aşkın bir süre sinemanın karanlık salonundan çıkıp Everest’in buzlarla kaplı yamaçlarında kayboluyorsunuz. Tüm yaşananların gerçek bir olaydan alınmış olduğunu bilerek izlemek, filmin içine çok daha rahat girmenizi sağlıyor.

İnsanoğlu teknolojik olarak bugün geldiği noktada doğaya meydan okuyabilecek güce erişti mi, yoksa daha önünde uzun bir yol mu var diye merak edenlerin bu bu filmi izlemelerini öneririm.

Yanlış bir eğitim sistemi ile doğru bir çocuk yetiştirebilirmiyiz?

Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
İnternet ile içiçe büyüyen, istediği bilgiye istediği an ulaşabilecek bir çocuğa bir sürü bilgiyi ezber yoluyla belletme çabasının nasıl bir mantığı olabilir ki? Merak ediyorum, bu durumdan eğitimciler hiç bir rahatsızlık duymuyor mu, bu konuda rahatsızlık duyan kişiler uluslararası bir platform oluşturup, çocukların küçük yaşta aptallaştırılmasının önüne geçmek için kafa yoruyorlar mı?

Fenerbahçe – Molde maçına dair notlarım

Fenerbahçe, çok çok kötü, oyun kuramıyorlar, rakibi açamıyorlar, kanatlar çalışmıyor, kulube oyunu okuyamıyor, oyuncuların fizik kondüsyonu çok zayıf, yere düşen kalkamıyor, bu kadar teknik özellikleri yüksek oyuncuların hala takım olamaması kabul edilir gibi değil.

Bu sezon şu ana kadar oynadığı maçlarda orta sahayı ayakta tutan, takım çok rahat gol yollarına gidemese de, nispeten az gol yemesini sağlayan ikili Mehmet Topal ve Souza’nın bu maçta yan yana oynamaması, bir de Topal’ın 2.devre oyundan alınması ile Fenerbahçe oyunun bütün hakimiyetini Molde’ye verdi. Maç boyunca doğru dürüst pozisyona giremediği gibi, kalesinde de çok sayıda tehlike yaşadı. Galibiyeti düşünerek sahaya çıkmamıza rağmen, maçı dikkatli seyreden taraftarlar daha büyük bir faciadan çok ucuz kurtulduk diyorlardır. Perrera’nın 2 forvet takıntısına hazır bir orta sahamız yok ne yazık ki, takımın iskeletini oluştururken kafasında hep Fernandao ve Robin Van Persie’yi yan yana oynatmak var ancak bu oyun sisteminde, bu iki forveti sürekli besleyecek bir orta sahanın olması gerekiyor, ne yazık ki orta sahamız henüz bu noktada değil. Ligde Rize’de kaybettiğimiz iki puanda da, dün geceki maçta da bizi yakan zayıf orta saha, çift forvet ikilemi oldu. Sezon başındaki stoper, kaleci uyumsuzluğumuzu, sakatlıklardan dolayı 2 stoperimizi tam bulamamış da olsak biraz atlattık gibi. Tahmin ediyorum orta sahadaki sıkıntıyı da öncelikle sezon başında Perrera’nın doğru tespit ettiği Souza ve Topal ikilisini bozmadan yanlarına Diego veya Ozan’ı monte ederek çözeceğiz. Sol kanatta Caner’in çok ciddi bir formsuzluğu ve dikkat dağınıklığı var, Caner’i bu haliyle oynatmakla sol kanat etkinliğimizi daha başta kaybetmiş oluyoruz ve Nani gibi maçın sonucuna etki edecek bir oyuncuyu yalnız bırakıp, gereksiz biçimde yoruyoruz. Nani, Caner’in açıklarını kapamak için yaptığı koşuları, rakip defansı açmak için yapmalı. Caner toparlanıncaya kadar Hasan Ali Kaldırım ile oynamakta fayda var. Bir de sezon başından bu yana iyi form yakalamış Volkan Demirel’i gerekmedikçe yedeğe almamalı

AB ve Göçmen Krizinin Hatırlattığı Soru

Göçmen krizini yaşadığımız şu günlerde aklıma hep Mahatma Gandi’nin o mükemmel cevabı gelir. Gandi’ye sorarlar, “Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye, Gandi’nin yanıtı çok nettir: Olsa iyi olurdu. 🙂

Mutluluk saplantımız mıdır, bizi mutsuz eden?

Freud; ”İnsan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.” der ve ekler “Yaradılışın planında insanoğlu mutlu olacaktır diye bir kaide yoktur”. Belki de bu hastalıklı mutluluk saplantımızdır, bizi mutsuz eden…

Türk İnşaat Sektöründe Çalışan İnşaat Mühendisleri ve Mimarları De-Motive Eden Faktörler

Sevdiğim bir dostumun “Türk İnşaat Sektöründe Çalışan İnşaat Mühendisleri ve Mimarları De-Motive Eden Faktörler” konulu tez çalışması kapsamında yer alan anketi cevaplandırma imkanınız olabilirse sevinirim.

Zirve Üniversitesi Mimarlık Bölümünde “ Türk İnşaat Sektöründe Çalışan İnşaat Mühendisleri ve Mimarları De-Motive Eden Faktörler” konusunda Yüksek Lisans çalışması yürütülmektedir. Mimar ve İnşaat Mühendislerinin motivasyonunu olumsuz etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla hazırlanan bu anket ile sizin de değerli görüşlerinize başvurulmuştur.
Ankette kişi ya da kurumlar hakkında bilgi toplamak amaçlanmamış olup verilen yanıtların istatistiksel olarak değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu nedenle, anketi şirketi adına cevaplayan kişi ve şirketinin ismi sorulmamıştır.
Anketi, siz katılımcılar tarafından kolay şekilde cevaplanabilmesi için online hale getirdik. Anketi Cevapladıktan sonra en altta bulunan “GÖNDER” butonuna tıkladığınızda anketler elimize ulaşmış olacaktır.
En fazla 15 dakikanızı alacak bu çalışmaya göstermiş olduğunuz ilgi ve yardımlarınız için teşekkür ederiz.
Mimar Fatma ARSLAN     (mmr.fatma.arslan@gmail.com)
Yrd. Doç Dr. Gülden GÜMÜŞBURUN AYALP (Tez Danışmanı)

Ankete aşağıdaki linke tıklayarak veya  ulaşabilirsiniz:

https://docs.google.com/forms/d/ 1YlWZ3h2EvdOTsWfNerblkdR8OHjrf xA3U4uwQXPhjTA/viewform?c=0&w= 1&usp=mail_form_link

Proje Yönetimi Perspektifinde İnşaat Sektörü’ne Bakış

Beykent Üniversitesi’nde bu dönem ikincisini tamamladığımız seminer serisinin sondan bir önceki haftasında konuşmacımız Emrah Mazıcı, “Proje Yönetimi Perspektifinde İnşaat Sektörü’ne Bakış – İnovasyon, Teknoloji ve Yeni Trendler” konulu dersini verdi.
Katılımcıların ilgisiyle karşılanan bu seminerin kapsamında “Dünya değişirken İnşaat Sektörü ve Proje Yönetimi aynı mı kalıyor? Teknoloji ve ihtiyaçlar bir çok şeyi değiştirdiği gibi İnşaat Sektörünü ve dolayısıyla Proje Yönetimi kavramını da hızlıca etkileyip değiştiriyor. Bugün sektörümüze baktığımızda neler görüyoruz? Dün neredeydik, bugün hangi noktaya geldik ve yarın nereye gidiyoruz? Hızla değişen dünya ve ihtiyaçlar sektörü nasıl etkiliyor? Artık daha çok hız, daha çok çeviklik, daha çok ekonomi ve daha çok iş güvenliği ile kalite isteyen bir sektörümüz var. Buna bağlı olarak Proje Yönetimi kavramı da aynı doğrultuda değişiyor. Teknoloji ve İnovasyon hayatımızın her aşamasına bu kadar hızlı girmişken sektörümüzü ve onun çalışanlarını nasıl etkiliyor? Artık sektörümüzde yeni kavramlar ve yeni trendler var. Çalışanlar ve kurumlar olarak kendimizi yeniliğe nasıl adapte etmeliyiz? Yeni insan kaynağı profili ne olacak? Malzeme ve yazılım teknolojileri bizi nasıl etkileyecek? Modüler teknolojiler sektörümüze nasıl değer katıyor?” gibi soru ve kavramlara ışık tuttu.

Konuşmacımız Mazıcı, dünya sıralamalarında Türk İnşaat Sektörünün oyuncu sayısı artarken pazar payının aynı oranda artmaması, sektörün yapısal sorunları, büyüme konusundaki engeller ve rakiplerinden nasıl farklılaşması konusunda görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Teknolojinin etkin kullanımı ve İnovasyon kültürünün sektörde gerçekten özümsenmesi ile büyüme ve pazar payını arttırma anlamında sıkıntılar yaşayan sektörün önünün açılabileceği konusunda somut örneklerle paylaşımda bulunan Emrah Mazıcı dersin son bölümünde katılımcıların da katkılarıyla «Türk Müteahhitliğinin İkilemleri» / Türk Müteahhitliğinin Teknoloji Kullanımı ve İnovasyon Sorunsalı: “İnovasyon / Teknoloji Işığında Sektörde Yeni İnsan Profili ve Önümüzdeki 10 yıl”» başlıklı serbest tartışmayı gerçekleştirdi.
Çıkan sonuçlar ışığında bu sorunların çözülmesi anlamında; “devletin ilgili regülasyonları iyileştirmesi, sektörden her seviyede deneyimli isimlerin katkısıyla firmaların maddi ve teknik desteği, ilgili sivil toplum örgütlerinin ve akademinin katkısıyla oluşturulabilecek bağımsız bir merkezle sürdürülebilir bir ortam yaratılabileceği konusunda fikir birliğine varıldı.
Cem Kafadar Seminerleri’ne verdiği değerli katkılar nedeniyle Emrah Mazıcı’ya teşekkür ederim.

Babamın Ardından

Cenazeye katılarak, telefonla arayarak, mesaj göndererek bu zor günümde yanımda olan bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Desteğinizle bu sıkıntılı süreçte kendimi tahmin ettiğimden daha iyi hissettim.Yaramın kabuğunun beklediğimden çabuk iyileşeceğini düşünüyorum. Yaranın altında kalan sızı ise sanırım ömür boyu sürecek, belki de böyle olması daha güzel, o sızı bizleri onlarla bir arada tutan görünmez bir bağ olacak bundan sonra.

Geriye dönüp baktığımda annemin ve babamın hastalığı ile geçirdiğim 2 yılın bana 2 üniversite diploması ile öğrenemeyeceğim kadar çok şey öğrettiğini düşünüyorum. Ne ilginçtir, doğduğumuz andan itibaren bizi büyüttükleri gibi, ölüm süreçlerinde de bizi büyütmeye devam ediyorlar. Hem de çok daha büyük hızla…

Babamın Kaybı Hakkında

Bu akşam üzeri doğrularımla, yanlışlarımla beni ben yapan babamı kaybettim. Bir İnşaat Mühendisi benzetmesi yaparsam, babam temelimi ve altyapımı, annem üstyapımı inşa etmiştir. Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacak” annem ile babamın şarkısıydı. Evlendiklerinin ertesi günü (25 Haziran 1963) Radyoevindeki arkadaşları onlara armağan olarak bu parçayı çaldırmış radyoda. Birlikte oldukları son zamana kadar bu anılarını anlattılar birbirlerine. Cenazesi 14 Ağustos Cuma Günü öğle namazını takiben Ataköy 5.Kısım Cami’nden kaldırılıp, Çobançeşme Mezarlığına defnedilecek.