Fenerbahçe- Trabzonspor maçının ardından 

Fenerbahçe, bu akşam yine çok kötüydü. Hiç bir oyun kurgusu yok, topu oyuna sokmakta zorlanıyoruz, yan pas, yan pas, biraz press olunca kaleciye pas, Volkan konsantrasyonunu tamamen kaybetmiş, sol kanat hiç çalışmıyor, Solgado hazır olmasına rağmen Van Persie ilk 11’de başlıyor, yazmakla bitmeyecek yanlışlar ve eksikler. Alper ve Valbuena’nın kişisel gayretleri olmasa bugün ciddi bir mağlubiyet alabilirdik. Aykut, 8 haftada takım kendini bulur demiş, 2. haftada 4 puan geriye düştük, bu şekilde oynarsak ki, takım hiç bir ışık vermiyor, 8. haftada lige havlu atmış oluruz. Açıkçası bugün oynadığımız oyundan sonra Vardar maçı için hiç bir umudum yok. 😔

Reklamlar

Fenerbahçe – Sturm Graz maçına ilişkin notlarım 

Her şeyden önce geçen sene boş tribünlere oynayan bir Fenerbahçe’nin, bu sezonun ilk resmi maçında stadı böylesine doldurması çok güzel. Fenerbahçe geçen yılkinden çok farklı, transferler doğru yapılmış, eski oyuncuların moral motivasyonları iyi. Aykut Kocaman’ın takım üzerindeki olumlu etkisi hemen anlaşılıyor. İlk maçta son 15 dakikada nefesi biten takım, bugün kondisyonunu daha iyi kullandı, sezon başı için bu durum belki iyi ama takımın fizik kondisyonun hızla yükselmesi gerekiyor. 1 hafta sonra lig, gruplara kalırsak 1 ay sonra da UEFA maçları başlayacak. Havanın sıcak ve nemli olması oyuncuların temposunu düşürmüş olmasına, maçın 1-1 bitmesine rağmen sahadaki Fenerbahçe’yi beğendim. Futbolcularla ilgili kısa düşüncelerim.

Volkan’a fazla iş düşmedi ama Volkan’ın seyirciye yönelik show hareketleri, topun gelmediği anlardaki dalgınlığı her an için tehlikeli sonuçlar doğurabilir ama bu saatten sonra artık değişmesi pek olası değil Volkan’ın
Ozan Tufan: Geçen sene kötü takımın kötü oyuncusu idi, bu sene iyi takımın kötü oyuncusu. Oyun zekası olarak Fenerbahçe’nin ilk 11’inde, hele de orta sahasında oynayabilecek bir oyuncu değil
Souza: Geçen sene kötü takımın iyi oyuncusuydu, bu sene de iyi takımın iyi oyuncusu, orta sahanın yükü onun üzerinde, yanına Mehmet Topal gelince biraz daha rahatlayacak.
Şener: Geçen yılki formunun ve kondisyonunun gerisinde. 60.dakikadan sonra sahada yoktu. Golden 1 dakika önce rakip alanın ortasındaki taç atışını atmak için topu yerden zor aldığında içimden eyvah topu kaybedersek Şener bu haliyle geriye dönemez diye düşünmemin 1 dakika sonrasında Şener geri dönemedi ve golü yedik.
Alper: Geçen maçın yıldızı Alper, bugün sahanın kötülerinden biriydi. Alper’in alışkanlığı olan kafası önünde topa bakarak oynaması onun dar alanlarda zarif çalımlar atmasını sağlıyor ama çevresine bakmakta geciktiği için son topları arkadaşları ile doğru bir şekilde buluşturmakta sorunlar yaşıyor. Bugünde bu sorunları yaşadı Alper
Valbuena: Takımın parlayan yıldızı. Korkum, bütün yükü Valbuena’nın üzerine yüklersek kısa zamanda Valbuena’yı bu yükün altında ezdiririz.
Skertel: Her zamanki gibi hatasız oynadı, bir de son dakikalarda kendi yarattığı pozisyonu gole çevirseydi harika olacaktı.
Neustadter: Özellikle duran toplarda nerede duracağını biliyor, zamanlaması çok iyi ama bugün ayağına gelen topları iyi kullanamadı.
Ahmethan: İsteği, presi, top takibi çok iyi, doğal olarak tecrübe eksikliği var. Takıma uyum sağladıktan sonra çok etkili olabileceğini düşünüyorum. Tabii medya, yalan yanlış yorumları ile özgüvenini kırar veya gereksiz bir özgüven yüklemesi yaparsa ki her ikisini de yapacağına eminim, işte o zaman sıkıntı yaşayacaktır Ahmethan. Ben onun yerinde olsam gazetelerin spor sayfalarını okumam, televizyondaki spor programlarını ise hiç seyretmem. Kafamı bunlara takmadan sürekli kendimi geliştirmeye çalışırım. Son top kullanmadığı için bu noktadaki becerisi için bir şey söyleyemem.
Van Persie: Yaklaşık 25 dakika sahadaydı, topla 4 ya da 5 kez buluştu, o buluşmalarında da fazla bir etkisi olmadı. Toplamda dolu dolu 1 dakika koştu diyemem, sürekli yürüyor ve topun kendisine gelmesini bekliyor. Van Persie’nin bu kafa yapısı ile Fenerbahçe’de de, başka bir takımda da başarılı olabilmesi mümkün değil. Umarım en kısa zamanda bu futbolcudan kurtulur Fenerbahçe.
Dirar: Fenerbahçe’nin aradığı bir açık oyuncusu. Top takibi, kaçışları, hızı çok iyi. Tek şansızlığı arkasında Şener gibi zayıf bir bekin olması. Takıma Isla girdiğinde Fenerbahçe’nin sağ kanadının çok etkili olacağını düşünüyorum. Şener, Dirar’ın temposuna ayak uyduramaz. Bu arada Dirar’ın Valbuena ile yaptığı verkaçlar Fenerbahçe’ye vites artırıyor. 
Hasan Ali: Fenerbahçe’nin derhal iyi bir sol bek bulması gerekiyor. Hasan Ali Fenerbahçe’nin ilk 11’inde oynayabilecek kapasitede bir futbolcu değil. Ancak sonucun korunması amaçlanan maçlar da iyi bir yedek olabilir Hasan Ali.

1 yıllık küskünlüğümün ardından tekrar Şükrü Saraçoğlu Stadındayım :)

Futbolun en güzel taraflarından biri de her yıl umutlara yenileme imkanı vermesi, insana tekrar umutlanabileceğini hatırlatması. Hem de bu umutların çok da gerçekçi olmadığını bildiğimiz halde. Bir dönem, sezon öncesi medya satışlarını arttırmak için Fenerbahçeyi şampiyon ilan eder, bu rahatlık da takımın ilk 1 ay bir sürü puan kaybetmesine neden olurdu. Gördüğüm son yıllarda bu durum ortadan kalktı gibi, transfer asparagasları daha bir revaçta.

Açıkcası benim için şampiyonluklardan daha öncelikli olan takımımın her maç beni tatmin eden, atak, spor yorumcularının dilinde ucuzlayan tabiri ile göze hoş gelen bir futbol oynaması, sonuçta maçtan keyif ile ayrılmam. Düşünsenize takımınız bir sezonda oynadığı 40 maçın 30’unda güzel bir futbol oynuyor, aldığı sonuç hiç önemli değil, sezon sonunda da şampiyon olamıyor. Ama sizi oynadığı futbol ile 30 maçta mutlu etmiş. Bir tarafta da takımınız, tamamen puan toplamak amaçlı top oynuyor, attığı gole yatan, sürekli geriye kapanarak, size maçı bir an önce bitsin ruh hali ile seyrettiriyor, sezon sonu bakıyorsunuz ki toplasınız 10 maçta takımınızın oyununu beğenmişsiniz, bir de şampiyon olup bir tepe mutluluğu yaşamışsınız. Şimdi iki durumu karşı karşı karşıya getirirseniz bir tarafta 30 mutluluk anı, diğer tarafta 10 mutluluk anı, beraberinde bir sürü can sıkıcı maç ve bir zirve mutluluk anı. Hangisi daha iyi görünüyor size, benim tercihim birinci seçenekten yana, şampiyon olalım ya da olmayalım her maçtan keyif ile ayrılmak istiyorum.
Tüm bu anlattıklarımın endüstriyel futbol kalıpları ile örtüşmediğini çok iyi biliyorum, ne teknik direktörler bu düşünce ile takım yönetebilirler, ne de futbolcular bu mantıkla top oynayabilirler. Durum böyle olunca da bizler, eski maçlarda oynanan futbolun artık oynanmadığını, futbolcuların para için oynadıklarını, ya da futbolun ülkemize bittiğini konuşup dururuz. Sorun futbolun bitmesinde değil, futbol taraftarının ruhunu kaybetmesinde bence. Biz güzel futbolu istemezsek, onlar da güzel futbolu bize vermeyecekler doğal olarak. Futbol, saflığını kaybettikçe birilerinin cepleri dolarken, bizler de sıkıcı sadece puan amaçlı maçları seyretmeye devam edeceğiz. Burada doğru ve kaçınılmaz çözümlerden biri de oyun kurallarının oyunu daha akıcı ve mücadeleci olacak şekilde yenilenmesi ki, onu da başka bir yazımda yazacağım.

Braga Fenerbahçe maçı sonrası

Aklıma, Türkiye’de çok ciddi güvenlik sorunları var, Istanbul’da oynanacak maçlarda sıkıntı yaşanabilir, en iyisi biz Fenerbahçe’yi bu turda ne yapıp ne edip bir şekilde tur dışında bırakalım düşüncesi geliyor. Yoksa bu kadar art niyetli hakem hatalarını açıklayabilmek teknik olarak mümkün değil. Futbol maçı değil de sanki baştan sonucu kurgulanmış bir tiyatro oyunu seyrettik sanki…
Düşünüyorum da olmayan, ispatlanmayan bir şike iddiasından dolayı bu takımı 3 yıl Avrupa’dan men ettiler, bunu mu yapamayacaklar. Yabancıların Türkiye’yi güvenlik nedeni ile hızla terk ettiği, hafta sonu evlerinizden çıkmayın diye mesajların dolaştığı bir günde hangi ülke takımını ve taraftarını Türkiye’ye göndermek ister? Bir Irak veya Suriye takımı ile oraya gidip oynamayı Türk takımları nasıl istemiyorlarsa, Avrupa’lılar da can güvenliklerinin korunamadığı bir ülkeye gitmek istemiyorlar. Galatasaray’a uyduruktan bir ceza veriliyor, Fenerbahçe maçı bu şekilde kurgulanıyor, Beşiktaş Avrupa’da olsa ona da başka bir oyun oynarlardı muhtemelen. Bunlar bir rastlantı olamaz…

  

Fenerbahçe Galatasaray maçı öncesi düşüncelerim

Hepimiz biliriz, böyle maçların bir favorisi olmaz, her an her şey olabilir. Açıkcası maç sonunda taraflardan birinin farklı bir galibiyeti olmaması durumunda hiç bir sonuca da fazla şaşırmayacağım. Fenerbahçe’nin Kadıköy’de 16 yıllık yenilmezliği ile Galatasaray’ın yükselen form grafiği şu anda maçla ilgili elimizdeki en net veriler. O açıdan her iki takım da favori gösterilebilir. Bunların dışında benim dikkatimi dün Aziz Yıldırım’ın yaptığı açıklamalar çekti, böyle bir konuşma acaba Fenerbahçe’nin mi, Galatasaray’ın mı motivasyonunu yükseltecek? Aziz Yıldırım, doğal olarak, son haftalarda koşmayan takımına durumun ciddiyetini hatırlatıyor ama Galatasaray takımı bu konuşmaları nasıl okuyacak ve sahaya bunun yansıması nasıl olacak? Maçın sonucu kadar, bu açıklamaların takımları ne şekilde etkileyeceğini de merakla bekliyorum. Aklıma gelen senaryolardan biri futbolcuların aşırı bir gerginlikle maça çıkacakları ve kart göstermeyi seven Fırat Aydınus’un erken kartları ile oyuncu eksilmelerinin maçın sonucunu etkileyeceği. Bir de bunun tersi bir senaryo, Galatasaray’ın kontrollu, sakin bir oyunla maça başlaması ve ciddi kondisyon eksiği olan Fenerbahçe’nin de bu tempoya ayak uydurarak al gülüm ver gülüm maçı beraberliğe götürecek tempoda oynamaları, sıkıcı maçın, süpriz bir gol ile bitmesi. Maç öncesi açıklamalar ve derbi maçı olması sahada kıran kırana bir mücadele olacağını işaret ediyorsa da, 2 takımın da hafta içinden yorgun gelmelerinin etkisi ile özellikle 60.dakikadan sonra temponun düşeceğini bekliyorum.

Fenerbahçe – Molde maçına dair notlarım

Fenerbahçe, çok çok kötü, oyun kuramıyorlar, rakibi açamıyorlar, kanatlar çalışmıyor, kulube oyunu okuyamıyor, oyuncuların fizik kondüsyonu çok zayıf, yere düşen kalkamıyor, bu kadar teknik özellikleri yüksek oyuncuların hala takım olamaması kabul edilir gibi değil.

Bu sezon şu ana kadar oynadığı maçlarda orta sahayı ayakta tutan, takım çok rahat gol yollarına gidemese de, nispeten az gol yemesini sağlayan ikili Mehmet Topal ve Souza’nın bu maçta yan yana oynamaması, bir de Topal’ın 2.devre oyundan alınması ile Fenerbahçe oyunun bütün hakimiyetini Molde’ye verdi. Maç boyunca doğru dürüst pozisyona giremediği gibi, kalesinde de çok sayıda tehlike yaşadı. Galibiyeti düşünerek sahaya çıkmamıza rağmen, maçı dikkatli seyreden taraftarlar daha büyük bir faciadan çok ucuz kurtulduk diyorlardır. Perrera’nın 2 forvet takıntısına hazır bir orta sahamız yok ne yazık ki, takımın iskeletini oluştururken kafasında hep Fernandao ve Robin Van Persie’yi yan yana oynatmak var ancak bu oyun sisteminde, bu iki forveti sürekli besleyecek bir orta sahanın olması gerekiyor, ne yazık ki orta sahamız henüz bu noktada değil. Ligde Rize’de kaybettiğimiz iki puanda da, dün geceki maçta da bizi yakan zayıf orta saha, çift forvet ikilemi oldu. Sezon başındaki stoper, kaleci uyumsuzluğumuzu, sakatlıklardan dolayı 2 stoperimizi tam bulamamış da olsak biraz atlattık gibi. Tahmin ediyorum orta sahadaki sıkıntıyı da öncelikle sezon başında Perrera’nın doğru tespit ettiği Souza ve Topal ikilisini bozmadan yanlarına Diego veya Ozan’ı monte ederek çözeceğiz. Sol kanatta Caner’in çok ciddi bir formsuzluğu ve dikkat dağınıklığı var, Caner’i bu haliyle oynatmakla sol kanat etkinliğimizi daha başta kaybetmiş oluyoruz ve Nani gibi maçın sonucuna etki edecek bir oyuncuyu yalnız bırakıp, gereksiz biçimde yoruyoruz. Nani, Caner’in açıklarını kapamak için yaptığı koşuları, rakip defansı açmak için yapmalı. Caner toparlanıncaya kadar Hasan Ali Kaldırım ile oynamakta fayda var. Bir de sezon başından bu yana iyi form yakalamış Volkan Demirel’i gerekmedikçe yedeğe almamalı