Okullarda hep doğruları öğretirler, şunları, şunları yapın, her şey yolunda gidecektir derler. Oysa ki beyin olumsuzluklara karşı çok daha duyarlıdır. Bunları, bunları yaparsanız başınıza bunlar gelir, tüm bu yanlışlara neden olan aslında bunlardır diye anlatırsak, anlatacaklarımıza yönelik farkındalık daha da artacağı gibi öğrencilerimizi başlarına gelecek olumsuzluklara karşı da çok daha iyi hazırlamış olacağız. Sanayi devrimi sonrası oluşturulan eğitim sistemi, insanın iyi bir tür kabülüne göre kurgulanmış ancak ne yazık ki insan özellikle gezegene ve birbirlerine yaptıklarına baktığımızda eğitim sisteminin kabul ettiği kadar iyi bir tür değil…
Beyin açıcı bir tavsiye :)
Televizyon seyretmeyi bırakın, yaklaşık 2 yıl sonra beyniniz tamamen açılıyor aynı sigarayı bıraktıktan sonra ciğerlerin açılması gibi…
Hayatımızı yöneten 2 korku
Gelecek korkusu adına bir yaşamı feda edip, yeterli paraya ulaştıktan sonra başka bir korku ile tanışıyoruz; “parayı kaybetme korkusu”. Bu sefer de bu yeni korkumuz bizi yönetmeye başlıyor. Çözüm mü, çok basit, korkularımızın bizi değil, bizim korkularımızı nasıl yönetebileceğimizi öğrenmek. Dünyayı daha iyi anlamak, kendimizden daha iyi bir ben yaratabilmek, önceliklerimizi doğru belirlemek, yaşananlardan doğru dersleri çıkarmak, varoluşumuzu nerede, ne yaparak buluyorsak o noktada durup, tüm bunların bir listesini çıkarmak.
Sürdürülebilir konforun tüyler ürpertici çekim alanı
Eskilerin söylediği güzel bir söz var; “Allah gördüğünüzden ayırmasın”. Bu çağda o kadar çok şey görüyoruz ki aman onlardan ayrılmayalım, konforumuzu sürdürmeye devam edelim derken kaybettiklerimizin bedelini hesap edemiyoruz. Bu hesabı bir kere masaya yatırdığımızda bizi yer yer tutsak eden bu konforun ne kadarını sürdürmemiz, ne kadarından vazgeçmemiz gerektiği ortaya çıkacak. Daha da güzeli kaybettiklerimizin bir kısmını yavaş yavaş tekrar kazanmaya başlayacağız.
2 Günlük Ağva Tatilinden Kalanlar Mi Norte Otel
Zihinsel kirlilik kaynaklarının kurutulmasına yönelik bir öneri
Çağın hastalığı bu bence
Bir şekilde acıyı yok etmeye çalıştığımızdan acının kaynaklarını da bulamıyoruz. Bence çağın hastalığı bu…
Egoları yönetebilmek ya da egolar tarafından yönetilmek
Başarılı mı olmak istiyorsunuz, işte size basit bir formül: Erken yaşlarda kendi egonuzu ve başkalarının egosunu yönetebilmeyi öğrenin.
Bütün iş hayatınız, bu egoları yönetebilme mücadelesi ile geçecek. O ilanlarda aranan tecrübe aslında sizin kazandığınız egoları yönetebilme beceriniz. İsterseniz 10 yıllık tecrübeniz olsun, egoları yönetmeyi öğrenemedi iseniz çok da işinize yaramaz o 10 yıllık birikim.
Gençlik yıllarınız çevrenizdeki insanların egolarını yönetmekle geçiyor, zaman ilerledikçe siz de bir yerlere geliyorsunuz, bu sefer kendi egonuzla baş etmeye çalışıyorsunuz. Bu iki azılı mücadeleden galip gelenler istedikleri noktalara gelip, istedikleri yaşamı yaşayabiliyorlar, geri kalanlar mı onlar hep söylenerek tüketiyorlar yaşamlarını.
Bir rüya takım nasıl oluşur?
3 yıl birlikte çalışma şansına sahip olduğum sevgili dostum Merve Tuzlu KÜÇÜKLER’in takımımız ve çalıştığımız döneme ilişkin değerlendirmelerini sizinle paylaşmak istiyorum.
İnsanın iş hayatında nadir zamanlarda “Rüya Takımları” olur…
İş yaşamımın üç yılını coşkuyla, eğlenerek, öğrenerek ve güvenerek birçok projeyi zaferle sonuçlandırdığımız bir takımım vardı/var…
Kazanılan dostluklar unutulmuyor, her yerde yaşayamayacağım bu ortamı sağlayan; Cem Kafadar lideriliğinde, Emine Gök ve Zeynep Akkoç ile yaşadığımız her an öylesine özeldi ki…
Bizim için “RÜYA” değildi, umarım herkesin hayatında, böylesine güçlü takımları olur…
Sevgili Emine Gök’ün değerlendirmeleri;
Merveciğim bizimkisi gerçek bir takım çalışmasıydı yazıdaki gibi tamamen güvene dayalı bir daha rastlayamayacağımız enderlikte .Sevgimizi de kattık işimize ve güzel projeler çıkardık ortaya. Bu güzel ortamda çalıştığım için kendimi çok şanslı görüyorum. Hayat bizi farklı noktalara götürmüş olabilir ancak dostluğumuz baki ….
Merve’ciğim, Emine’ciğim duygularınızı ne güzel dile getirmişsiniz. Biz o 3 yılda Venezuella’dan, Afganistan’a Afganistan’dan Libya’ya, Libya’dan Katar’a, Katar’dan İtalya’ya dünyanın dört bir kıtasına Türk Mühendisleri yerleştirdik, hiç bir hedefin rüyalarda kalmayacağını gördük hep birlikte.
Para kazandık, tecrübe kazandık, bir sürü sıkıntı yaşadık, birbirimizin öfkesini bastırdık, özellikle benimkini bastırmak pek kolay olmuyordu 🙂 fakat tüm bunların yanında en güzeli neydi biliyor musunuz? Eğlenerek çalıştık. Bu söylendiğinde bir çok kişiye ters gelen bir kavram ama bütün başarımızın ve belirttiğiniz gibi rüya takım olmamızın ardında iki unsur vardı. Birincisi hepimizin birbirine olan sonsuz güveni, ikincisi ise her şeyi eğlenerek yapmamız. Çoşkulu ve eğlenceli ortamımız, enerjimizi ve enerjilerin toplamından oluşan sinerjimizi sürekli arttırdı. Önce güveni, sonra eğlenceli ortamımızı inşa ettik hep birlikte, ondan sonrası çok kolay oldu bizim için 🙂
Le Corbusier’den altını çizdiklerim
Le Corbusier’in “Mimarlık Öğrencileri İle Söyleşi” kitabından altını çizdiklerim
Paradan, kendini beğenmişlikten kurtulan her düşünce, bir çıkış kapısı bulabilir, kendi yolunu çizebilir. Corbusier 1942
Ucun kentlerin üzerinden ve 20.yy.in yaptıklarına bir bakın; hersey bölük borcuk, kişisel, yerel ve tutarsız. Corbusier 1942
Kendi kendimizi aldatmayalim; akademizm yaratıcılığın sıkıntılı saatlerinden korkanların işine gelen bir düşünmeme biçimidir. Corbusier 1942
Her yapının kendine göre bir önemi vardır. Her yapı ülkeyi güzelleştirme ya da cirkinlestirme sorumluluğunu taşır. Corbusier 1942
Mimarlıkla müzik iki kardes gibidir, ikisi de zamanı ve mekanı oranlar. Corbusier 1942



