Kapitalizmin üzerimizdeki baskısından nasıl kurtulabiliriz?

Hepimiz yer yüzündeki olağanüstü farklılığımızı hissettiğimiz ve hayatımızı onu gerçekleştirmeye adadığımızda kapitalizmin üzerimizdeki baskısından bir ölçüde kurtulmaya başlayacağız. İnsanoğlunun sonunu getirebilecek bu sistemden tek kurtuluşumuzun da bu olduğunu düşünüyorum.

Ne kötüdür görüneni görememek

Gün içinde bu kadar çok imge ile karşılaşıp da onları fark edemeyecek bir zihinsel yorgunluğun içinde olmak beni üzüyor.

Tam bir roman kahramanı dediğim insanları, işte bir film karesi diye düşündüğüm sahneleri hafızama kaydetmek ve istediğimde de kaydettiğim yerden geri çağırmak istiyorum. Ama bunun için gerekecek boş alanı bir türlü açamıyorum içimde. Kafalarımızın içini ne kadar gereksiz, yaratıcılığımızı köreltecek şeylerle doldurmuşuz ve bunu sürdürmeye devam ediyoruz. Ne çelişkilerimizi ne de çevremizdeki imgeleri fark edebiliyoruz.

Yapay gündemlerin peşine takılan toplum

“Düşüncelerini söylemeye korkanlar sonunda soyleyemeyecekleri seyleri de düşünmemeye baslar” demiş Giovanni Sartori, bizim ülkenin en büyük sorunu da bu değil mi, etiketleme korkusundan hiçkimse rahatlıkla düşüncelerini ifade edemiyor, boyle olunca da sağlıklı bir kamuoyu olusamiyor. Sonucta da kamuoyunu biz oluşturmadığımız icin birileri bizim adımıza sahte gundemlerle kamuoyumuzu oluşturuyorlar, maalesef bizler de bu yapay gündemlerin pesine takılıp gidiyoruz…

Her çalışanın yükselebileceği en üst nokta

“Her çalışan başarısız olduğu mevkiye kadar yükselir ve orada durur; böylece her yönetim kademesi başarısız yöneticilerle işgal edilir”
Dr. Laurence J. Peter ve Raymond Hull tarafından 1968 basımı Peter İlkesi (The Peter Principle) adlı kitabından

Planlarınız mı, niyetleriniz mi daha etkili?

Kendi kendime çok düşünmüşümdür, planlarım mı, niyetlerim mi üzerimde daha etkili oluyor diye. Daha teknik ve somut olan planlarım çoğu zaman beni yarı yolda bıraktırırken, iç sesimin yönlendirdiği niyetlerim ise beni hep yolda tutmuşlardır. En güzeli ne derseniz, bu ikiliyi birlikte doğru kullanarak yola devam etmek derim. 🙂

Hayatın sırrını mı merak ediyorsunuz?

MÖ 2100 yıllarında yazıldığı düşünülen, ilk yazılı belge özelliğini taşıyan Gılgamış Destanı’nın giriş bölümğnde şöyle der: “Aradığın hayatı hiç bir zaman bulamayacaksın”. Bu tespit, bugün için de geçerli değil mi, hatta bundan 2000 yıl sonrasında da insanoğlu aynı şeyleri söylemeyecek mi? Bu cümleye şöyle bir ekleme yapmak isterim.Aradığın hayatı hiç bir zaman bulamayacaksın ve yaptığın her şey eksik kalacaktır.