Çocukluğumda Yugoslavya denince aklıma hemen basketbol ve neşeli insanları gelirdi. Bir de 70’li yılların başında futbol takımlarımız sürekli Yugoslav oyuncuları transfer ederler, gelen Yugoslav futbolcular maç sonlarında bildikleri bir kaç Türkçe sözcük ile yaptıkları şiveli konuşmalar o zamanlar bize hem tuhaf, hem de komik gelirdi. Bugün ise Balkanlar denince aklıma ilk hüzün geliyor, senelerce birarada yaşayan insanların birden birbirleri ile bu denli düşman olmalarını insanın aklı kolay kolay almıyor. Benzer senaryoların senelerdir benim güzel ülkem için de kurgulandığını düşündükçe hüznüme öfke karışıyor. İşte bu duygularla başladım Balkan Yolculuğuna.
Yola çıkmadan yaptığım internet araştırmalarımın özetle söylediği şu: Denizi, limanları, sahili, doğası, tarihi, korunmuş ortaçağ mimarisi yapıları, daracık eski sokakları, şarapları ile görülesi topraklar Balkanlar. Hüzün ve neşenin birbirine bu kadar yakınlaştığı çok az yer olduğunu düşünüyorum yeryüzünde. Yıkılan yapılar onarılıyor ama ruhların onarılması o kadar kolay değil, bir çok noktada savaşın izlerini görüyorsunuz.



Tag Archives: Aklıma Takılanlar
Yapılması gereken bir işi ertelediğimizde yaşadıklarımız
Yapılması gereken bir işi ertelediğimizde yaşadıklarımız:
1)Zihnen yorgunluk
2)Huzursuzluk
3)Odaklanamamak
4)Zihnin sürekli meşgul olması
Bir cenneti içinde yaşarken kaybetmek
Buruk Bir Uzungöl Yazısı
Uzungöl’e gelirken Karadeniz’li dostlarım aman ha, orası çirkin yapılarla mahvedilmiş bir Arap Şehri oldu, gidince çok üzüleceksin diye uyarmışlardı beni. İnternet’te yaptığım Uzungöl aramalarında da Google ilk sayfalarında bölgenin güzelliğinden çok, nasıl mahvediliğine yönelik yazılar çıkarıyordu. Önceden saptanmış tur programımızda olduğu için iptal etme şansımız yoktu artık gidecektik Uzungöl’e. Gittiğimde karşılaştığım manzara anlatılanların eksiğinin olduğu ama fazlasının olmadığıydı. Bölge, tamamen Arap kültürüne göre dizayn edilmiş, insana kendini Bir Türk kasabasında değil de, Ortadoğu’nda gibi hissettiriyor. Göle atılan pislikler, Osmanlı Köprüsünün dibine yapılan, çirkin beton köprü ve buna benzer insanı üzen bir sürü görüntü ile karşılaşıyorsunuz Uzungöl’de. Tatillerini Arap ülkelerinde yapanlara tavsiye ederim Uzungöl’ü ama benim gibi Arap kültürünü fazla sevmeyenlere sakın ha derim. Zaten bu gidişle kısa bir zaman sonra Türkler’den pasaport da istenebilir Uzungöl girişlerinde 😔
Martı, Kabataş’tan önce Aşkabat’a konmuş :(
Hayat okullarda anlatılan klişelerle anlaşılıp çözülecek kadar kolay olsaydı keşke :)
Hayat okullarda bize anlatılan klişelerle anlaşılıp çözülecek kadar kolay olsaydı keşke. Yaşamın her alanında hem süreci hem de içeriği iyi yönetmeniz gerekiyor. Bir taraftan sürekli akmakta olan zaman ve bu zamana bağlı hedefler, diğer taraftan bu zamanın içininin istenildiği gibi doldurulma telaşı. Birim zamanda çok şey yapmak mı, o süreyi hedeflediğin doğrultuda değerlendirmek mi? Hangi konuda iç sesini dinleyip derine inmek hangi konuların ise üzerinden daha hızlı geçmek gerekiyor? Hızın bizi yönettiği bu çağın en önemli sorularından biri bu bence.
Hedef istek ikilemi
Yıllarca aklında olup gerçekleştiremediğin hedefin olabilir mi o sadece istek. Hedefle istegi karıştırıp, sonrada hedefime ulaşamadım diyoruz. 😊
Yaşam Sanatı
Yasam Sanatı = Sahip oldugun kaynakları (para,zaman vb.) doğru yoneterek mutluluğa erişmek. Mutluluğa eristikten sonra verimlilik yan ürün bence.
Özgeçmiş kelimesi yerine kullandığımız CV kelimesinin Latince açılımı Curriculum Vitae. Anlamı ise “Yasam Dersleri” 😊
Mutluluğu yakalamak mümkün mü? Tabi ki hayır :))
Mutluluğu yakalamak diye anlamakta zorlandığım tuhaf bir söylem var. Oysa ki mutluluk dış etkenlerden çok insanın içinde sahip olduğu değerler ile ilgilidir. Mutluluğumuz, dışımızdaki faktörlere bağlı ise bunlar değiştikçe ki, sürekli değişirler, biz de inişli çıkışlı bir duygu halinde, hep bir mutluluğu yakalama çabasında oluruz. İç değerlerimiz, olaylara yaklaşım şeklimiz, dışarıda olan bitenden çok daha stabildir. İç değerlerimizi doğru oturtup, hayatı bu doğrultuda çözebilmeyi başarabildiysek mutluluğu yakalamak ya da kaçırmak gibi bir derdimiz de olmayacaktır.
Tek başına özgüven yeterli olmuyor
Gençlere hep özgüvenlerinin yüksek olmasını, özellikle iş görüşmelerinde kendilerine güvenerek konuşmalarını söylüyoruz. Bu özgüvenin de yollarını açacağını anlatıyoruz. Buraya kadar güzel ancak unuttuğumuz önemli bir nokta var. Özsaygı olmadan özgüven olduğunda insanlar çok rahat kibir tuzağına düşebiliyorlar ve karşıdan sevimsiz görünüyorlar. İşin acı tarafı böyle göründüklerinin de farkında olmuyorlar.







