Andre Mouris “Mutlu evlilik, kısa gibi gelen uzun konuşmaya benzer” der, 24 yıldır devam ediyor sohbetimiz. Bugün evliliğimizin 24., arkadaşlığımızın 27.yılı 
Bugünün iş dünyasının en önemli çıkmazlarından biri
Bugünün iş dünyası hala 1900’lerin başındaki sanayi döneminin kuralları ile işlediği için hiyerarşi ve ünvanlar gereğinden çok fazla önemseniyor, oysa dünya son 10 yıldır sanayi dönemini değil, bilgi-iletişim çağını yaşıyor. O günün iş dünyasının kuralları bugünün dünyasında çok fazla birşey ifade etmiyor. (İşlerin daha kötüye gitmesini sağlamaktan başka) Dikey hiyerarşi ve ünvanların hareket alanını daraltması nedeniyle ne gençler ile tecrübelilerin birlikte oluşturabilecekleri sinerjiyi yaratabiliyoruz, ne de istenilen takım çalışmasını. Gencin tecrübeliyi önünde duvar, tecrübelinin de genci koltuğu için potansiyel tehlike olarak gördüğü bir yapıda verimli bir takım çalışmasını beklemek hoş bir hayal bence. Masallarla büyütüldüğümüzden olsa gerek seviyoruz böyle gerçekleşmeyecek hayallerin üzerine birşeyler inşa etmeyi 🙂
Dikkat ediyorum, Türkiye’de çalışanların yaşı ilerledi mi, bilgisi ve tecrübesi ile baştacı edileceğine, daha çok dinozor muamelesi görüyor. Yönetimden ve diğer çalışanlardan yaşına, kıdemine, şirkete verdiği emeğe saygı ve itibar beklerken idare edildikleri hissini yaşıyorlar ve motivasyonlarını ciddi ölçüde kaybediyorlar. Herşey de olduğu gibi iş dünyasında da hızlı bir değişim yaşanıyor, bu durumda dünün bilgi ve tecrübesini yarına aktaracaklara ihtiyaç tahmin edilelenin aksine artacaktır. Bu bilgi ve tecrübe bugünün iş dünyasına entegre edilemediğinde yeni yapılanmalarda ciddi sıkıntılar yaşanacaktır, zaten yaşanıyor da…
Kısa Düşünceler
Hepimiz birbirimizin hayatının içindeki küçük hikayelerin parçalarıyız… Biz değiştikçe, zaman değiştikçe hikayelerin içindeki yerimiz de, rollerimiz de değişiyor ama kaybolmuyoruz kolay kolay, rolümüz küçülse de, büyüse de…
Kentsel Dönüşüm üzerine kısa küçük notlar
İstanbul tarihi bir şehir, şehir Cumhuriyet öncesinde de sonrasında da planlanırken bu denli yoğunlaşacağı kabul edilmemiş. Bu nedenle bir kentsel dönüşüme ihtiyacı var ancak şehir bu şekilde büyümeye göre planlanmadığı için bu dönüşüm ne şekilde yapılırsa yapılsın tam istendiği gibi çağdaş bir şehircilik mantığı ile gelişmesi çok zor.
Büyük kentlerdeki kentsel dönüşüm ağırlıkla TOKİ kanalı ile oluyor ve TOKİ’nin tek tip estetikten uzak yapıları kent dokusu ve kimliği ile uyuşmadığı için ortaya çıkan sonuçlar çok iç acıcı olmuyor.
Kendi binalarını kendi imkanları ile yapanlar da cevresel uyumu, mahalle dokusunu dikkate almıyorlar.
Bu arada araya rantsal kaygılar da girince işler daha da zorlaşıyor. Kentin tüm paylaşımcıları kendi ölçeğinde bir rant almaya çalışıyor. Ortaya ya restorasyon şehirleri ya da eskisinden kopuk imar şehirleri çıkıyor.
Gayrimenkul sektörü ekonomiyi yönetiyor oysa ekonominin gayrimenkul sektörünü yönetmesi gerekiyor.
Film Ekiminin Ardından

7 günde 20 filme gittiğim Filmekimi dün bitti.
20 filmden 13’ü beni ciddi biçimde etkiledi, 2’sini sevmedim, 5’i ise ortalama, beklediğim kadar iyi değildi. İnsanın filmi seyrettiği andaki ruh halinin filmi beğenmesini ya da beğenmemesini çok etkilediğini düşünüyorum. Sabah ilk matinelerde seyrettiğim tüm fimleri beğenirken en az beğendiklerim 21.30 seanslarında seyrettiklerim. O filmleri sabah daha açık bir algı ile seyretse idim daha mı çok beğenecektim acaba.
Her festival sonrası küçük bir dünya turundan dönmüş gibi hissediyorum kendimi. İsveç, Mali, Fransa, ABD, Rusya, Bosna, Norveç, İngiltere, Çin, İskoçya, İzlanda, İtalya, Almanya’da küçük bir tur yaptıktan sonra evime geri döndüm.
En beğendiklerim;
İnsanları Seyreden Güvercin,
Mommy,
Saraybosna’nın Köprüleri,
Timbuktu,
Özgürlük Dansı,
İki Gün Bir Gece,
Dile Veda,
Whiplash,
Yuvaya Dönüş,
Aşkın Halleri
Beklediğimi Bulamadıklarım
Levithan,
Mucizeler,
Mr Turner,
Turist,
Çocukluk,
Buz, Kar ve İntikam
Sinemayı seviyorum çünkü…
Sinemayı seviyorum çünkü dünyanın uçsuz bucaksız bir yer olduğu hatırlatıyor bana, her ne kadar Shakespeare dünya büyük bir hapishaneden başka nedir ki demiş olsa da 🙂
Sinemayı seviyorum çünkü kısa bir süreliğine de olsa dünyanın ne kadar boktan bir yer olduğunu unutturuyor insana…
Sinemayı seviyorum çünkü gördüklerimizin, yaşadıklarımızın, mevcutun içinde ne kadar küçük bir parça olduğunu gösteriyor ve bu kadar az veri ile nasıl böylesine keskin ve kararlı olabildiğimizin çelişkisini hissettiriyor insana…
Sinemayı seviyorum çünkü karanlık bir salonda bilmediğim dünyaların içinde kaybolmanın korkunç bir tadı var…
Sinemayı seviyorum çünkü bazı filmler bittikten sonra hafif bir yağmurun altında o filmi farklı boyutları ile yaşamak ruhuma çok iyi geliyor.
Belki de insanlığın geleceğine ilişkin kaybettiğim umudumu toparlamama yardımcı olduğu için bu kadar çok seviyorum sinemayı…
Yeni ekip kurarken…
Yöneticilerin ekip kurarken ilk öncelikleri aradıkları standartlara uyan insanları işe almak değil, inandıklarına inanan insanları işe almak olmalı. Mevlana’nın dediği gibi; “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir”.
İşe alacağınız insana firmanızı nasıl anlatıyorsunuz?
Firma yöneticileri, İK yöneticileri firmanın değerlerini iş görüşmesi yapan adaya çok iyi anlatmalı ve adayın bu değerlere yaklaşımını iyi analiz etmeli. Ancak birçok İK yöneticisinin firmasının değerlerini tam özümseyemediğini, bu nedenle de adaya da aktaramadığını görüyorum. Durum böyle olunca da görüşme yavaş yavaş bir sohbet havasına giriyor, sonuçta iyi elektrik yakalanıp aday işe alınsa dahi firmanın değerleri de, adayın değerleri de tam olarak anlaşılmıyor.
Kısa Düşünceler
Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama çok severim bu sözü
“Potansiyel büyüktür yetkinlikten, tutku büyüktür potansiyelden”
