“Akıl tutkunun kölesidir” der Dostoyevski, yani bir insanın tutkularını yönetebilirseniz aklını ele geçirebilirsiniz. Toplum Mühendisliğinin başlangıç noktasının işte tam bu düşünce olduğunu düşünüyorum.
Bir kadın erkeğini neden terk eder ya da bir insan sevdiği işi?
Bir kadının erkeğini ya da bir erkeğin kadınını terk etmesine benzemez mi, insanın sevdiği bir işi arkasına bakmaksızın bırakıp gitmesi. Frida Kahlo’nun, kocasından ayrılırken yazdığı mektubun tüm ayrılmaların iç dinamiği ile ilgili bir çok ipucunu barındırdığını düşünüyorum. Kahlo, tek tek şöyle anlatmış ayrılık sebeplerini:
Kötü gunumde yanimda olmadigin zaman vazgectim.
Canin sikildiginda benimle paylasmadigini, kirilacak veya tedirgin olacak olsam bile dusuncelerini acikca soylemedigini anladigim zaman vazgectim.
Bana yalan soyledigini anladigim zaman vazgectim.
Gozlerime baktiginda kalbinle bakmadigini ve bana hala soylemedigin seyler oldugunu hissettigimde vazgectim.
Her sabah benimle uyanmak istemedigini, gelecegimizin hicbir yere gitmedigini anladigim zaman vazgectim.
Dusuncelerime ve degerlerime deger vermedigin icin vazgectim.
Agrilarimi dindirecek sicak sevgiyi bana vermediginde vazgectim.
Sadece kendi mutlulugunu ve gelecegini dusunerek beni hice saydigin icin vazgectim.
Tablolarimda artik kendimi mutlu cizemedigim ve tek neden sen oldugun icin vazgectim.
Bencil oldugun icin vazgectim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem icin yeterli degildi, cunku sevgim yuceydi.
Ama hepsini dusundugumde senin benden coktan vazgectigini anladim.
Bu yüzden ben de senden vazgectim.
Dijital dünyada ölümsüzlük mümkün
İnsan ilk birikimini mağaraların duvarlarına çizdikleri ile aktardı kendinden sonra gelecek olanlara, bu aktarım 4 milyon yıldan bu yana sürüp duruyor. Şu an sahip olduğumuz her şey tüm bu aktarımların bir bütünü aslında, hiç biri bugün bulunmuş bir şey değil. Muhtemelen ilk mağara resimlerinde avladıkları hayvanları olduğundan daha büyük çizerek başladı tarihi çarpıtmaya insan, geçen binlerce yıl içinde de bu alışkanlığından hiç vazgeçmedi. Ve bugün internet sonrası dönemde yaşarken geriye bırakabileceği bir çok veri üretiyor insan, fotograflar, notlar, yazılar, gidilen yerler, bağlantılar, arkadaşlar vb. Çok yakın gelecekte herhangi bir yapay zeka programı, insanın yaşarken yaptığı sadece sosyal medya paylaşımlarını veri kabul edip yaşamı sonrasında meydana gelen bir olaya nasıl bir tepki verebileceğini öngörebilecek. Öyle görünüyor ki insan varoluşundan bu yana süren ölümsüzlük düşünü gerçek dünyada olmasa da dijital dünyada gerçekleştirebilecek.
Filmekimi Tavsiyelerim
Bu yıl gösterime giren 47 filmden 25’inin İMDB puanı 7.5 ve üzeri, harika bir seçki hazırlamışlar. Filmekimi’nin süresi 10 gün değil de, biraz daha uzun olsa da daha çok film seyredebilsek diyorum ama ne yazık ki tüm filmler 7-16 Ekim arasında sadece 4 sinemada gösterime giriyor.
Bugün biletleri satışa çıkan Filmekimi’nde kaçırılmaması gerektiğini düşündüğüm öncelikli filmleri aşağıya yazdım. Çok filmin biletleri ilk bir kaç saat içinde tükeniyor, bilet bulamayanlar çok da üzülmesin derim, filmlerin bir çoğu yıl içinde Başka Sinema seanslarında gösteriliyor. Nisan ayında İstanbul Film Festivali’ndeki kaçan filmlerin büyük bir kısmı için maalesef tekrar izleme şansı olmuyor. Filmekiminin telafisi var yani 🙂
Toni Erdmann
Julietta
Hizmetçi
Çatışma
Alt Tarafı Dünyanın Sonu
Satıcı
Masumlar
The Beatles Turne Yılları
Paterson
Fırtınadan Sonra
Oli Makki’nin En Mutlu Günü
Ben Daniel Blake
Çakı Gibi
Aşk ve Savaş
Zamanın Yolculuğu – Yaşamın Seyri
Mezuniyet
Köpekler
Frantz
Sieranevada
Kaptan Fantastik
Öğrenci
O – Elle
Delidolu
İş hayatında hızla yükselmenin herkes tarafından bilinen ama söylenmeyen sırları :)
İş yerinde nasıl hızla yükseliriz diye soran genç arkadaslara diyemiyorum ki; sadece yapar gibi yapın, aman sakın fazla bir iş yapmayın, enerjinizi şirketinizin işleri ile çok fazla harcamayın, o enerji size daha başka çalışmalarınız için gerekecek, bu arada da bir sürü gürültü koparın, ne kadar çok gürültü koparırsanız o kadar çok iş yaptığınızı düşünürler. 🙂 Asıl mesainizi işinize degil de patronunuza, CEO’nuza kendinizi göstermeye daha dogrusu ona yaranmaya harcayın, bunları yaparken bir kazaya ugramamak için yakın pozisyonlardaki arkadaşlarınızın onlerini kesmeyi, çelmelemeyi de ihmal etmeyin, bu dediklerimi yapın, göreceksiniz bakın sizi cok kısa sürede şef, müdür, koordinatör vb. yapacaklardır. 🙂 O pozisyonlara o şekilde geldiğinizde muhtemelen siz de kendi yardımcılarınızı benzer şekilde davranan, sisteme uyum saglayan arkadaslarınızdan sececeksinizdir, iş dünyasının bu kısır döngüsü de işte böyle sürüp gidecektir. :)) Ama yine de herseye rağmen bu kısır döngüyü kırabilen birçok değerli insanla tanışma fırsatım oldu o açıdan bu gerçekleri bilerek iş dünyasından umudunuzu kesmeyin diyorum genç arkadaslara…
Geçen yılki bayram mesajım – Maalesef değişen bir şey yok
Yaşadığımız bunca derin acının ardından değil iyi bayramlar demek, bayram kelimesini bile söylemek insanın içinden gelmiyor bir türlü, tek dileğim bu bayramın bu duygularla yaşadığımız son bayram olması. Bu topraklar üzerinde barışın ve kardeşliğin hakim olduğu bayramdan güzel günleri yaşamamız umudumla…
İyi bir İnsan Kaynakları Yöneticisi nasıl olmalı?
Bizde IK Yöneticisi genelde patronun çalışanlarına direkt söyleyemediklerini iletmelerini sağlayan bir elçi, aracı gibi düşünülüyor. Oysa iyi bir “İnsan Kaynakları Yöneticisi” çalışanların, yöneticilerin, kaldıysa sendikaların, güvenini kazanmalı, beklentilerini anlamalı ve anlatabilmelidir. İnsan sevgisi olmadan ve insana güvenmeden sadece patronun sesini şirket içinde taşıyarak İnsan Kaynakları Yöneticiliği yapılamaz diye düşünüyorum.
Doğru işi bulmak için neye ihtiyacımız var?
Doğru işi bulmak icin; degerlerinizi farkedin, yeteneklerinizi keşfedin, ilgi alanlarınızı bulun, kendinizi anlayın ve iç sesinizi dinleyin…
İş dünyası kitaplarının en büyük yanılgısı
İş dünyası kitaplarının en büyük yanılgısı insanları biribirine benzer hatta aynı kabul edip kalıp nasihatler vermesi. Her işyeri, her çalışan farklı organizmalardır. Her çalışan farklı işyerlerinde farklı şekilde davranacaktır…
İçsel motivasyonu nasıl arttırabilirsiniz?
Geçtiğimiz yıl Facebook Sayfamda yaptığım bir paylaşımı aktarmak istiyorum.
Mark Twain’in ”Tom Sawyer ‘in Maceraları” adlı romanındaki kurgusal karakteri Tom, Polly Teyze’nin 30 metrelik çitini kireçle boyamak gibi son derece sıkıcı bir işi yapmak durumunda kaldığında hikayemiz can bulur. Verilen işin aslında ilk bakışta hiç bir cazibesi bulunmamaktadır. Tom da söz konusu durumdan hiç de memnun değildir. Bu iş karşısında gözüne hayat son derece sığ, varoluş bir külfet olarak görünmektedir. Tom tam umutlarını yitirmek üzereyken arkadaşı Ben çıkagelip onla dalga geçmeye başladığında aklına ışıltılı bir ilham gelir. Bir çiti boyamanın lanet bir angarya olmadığını, bilakis benzeri olmayan bir ayrıcalık olduğunu ifade eder. Çit boyamanın cazibesini öyle ballandıra ballandıra anlatır ki, etkilenen Ben bir kaç fırça darbesini vurmak istediğinde Tom bu isteği geri çevirir. Ben bu işi yapabilmek için elmasını teklif edene kadar onun boya yapmasına müsaade etmez. Onları gören diğer arkadaşları da oyunun bir parçası olmaktan kendini alıkoyamaz. Çiti hep birlikte hatta bazen aynı yerden birden fazla kez geçerek boyarlar. Böylece ortaya önemli bir motivasyon kuralı çıkar; ”İş birinin yapmaya mecbur olduğu, oyun ise mecbur olmadığı bir eylemdir.” Yaptığınız işi oyun haline getirmeniz halinde yaratıcılığın içsel motivasyonu artar ve işi severek yapar hale gelirsiniz.
Alıntıdır