Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
İnsanlardan, hayvanlardan, ağaçlardan, en önemlisi de kendilerinden uzaklaştırdığımız, sadece 5 seçeneğe mahkum ettiğimiz çocuklarımıza yeni ders yılında başarılar dilerim. Umarım onlar içinde bulundukları çıkmazdan kurtulmanın yolunu bir şekilde bulabilirler…
Yaptığımız aptlallıkları tek bir kelimenin içine sıkıştırabilseydik o kelime “kader” olurdu sanırım. Tüm hatalarımızın üstünü örtmeye yetebilecek yumuşacık bir örtü olan kader.
Düşünmeyi sevmeyen toplumlar, genellemeleri daha çok seviyorlar. Genellemeler, bir sonraki adıma gerek hissettirmiyor, fazla düşünmekten koruyor insanları
Richard St. John’un 5 dakika sürmeyen bir TED konuşması var. Bir uçak yolculuğunda yanında giden bir yolcunun başarılı olmak için neler yapması gerekiyor sorusundan yola çıkarak hazırlamış bu kısa konuşmasını. Öne çıkardığı 8 konunun da doğru saptamalar olduğunu düşünüyorum.
1-Tutku: Bir işi para için değil sevdiğiniz için yapın. Para için yaptığınız işlerde bir yere kadar ilerleyebilirsiniz, sevdiğiniz işi yaptığınızda ise ulaşabileceğiniz noktanın sınırı yoktur.
2-Çalışırken eğlenmeyi bil: Geçen zamanı değerli kıl.
3-Çok çalışmak: Nasıl Napolyon para para para dediyse çok çalışmak, çok çalışmak, çok çalışmak.
4-Odaklanmak: Başarılı olmak için kafana bir şeye göm. Ana mesele odaklanmaktır.
5-Kendini zorlamak
6-Hizmet: Kendine hizmet et, başkalarına değerli bir şey sun, katma değer üret
7-Yeni fikirler üretmek, yaratıcılık: Aynı şeyleri tekrar ederek başarıya ulaşmak mümkün değil.
8-Vazgeçmemek: baskı, eleştirilme, reddedilmeye karşı koyabilmek. Tüm başarıların ardında rağmen vardır, tüm başarılar bir şeylere rağmen ortaya çıkmıştır.
Yaşadığım yıllların öğrettiği çok basit bir gerçeği paylaşmak istiyorum. Mükemmel insan yoktur, onu arayarak boşuna vakit kaybetmeyin. Birisine mükemmel diyorsanız muhtemelen onu henüz daha tanımamışsınızdır. 🙂
Neden mi diyorsunuz. Konuya geniş boyuttan bakarsak insan türü mükemmel bir tür değildir, kurduğumuz medeniyet bile karıncaların kurduğu sisteme henüz ulaşabilmiş değil, siz hiç kavga eden iki karınca veya savaşan karıncalar toplulukları gördünüz mü? Bugün dünyanın geldiği nokta, ekolojiye verdiğimiz zararlar, evrensel ölçekte baktığımızda gelir dağılımındaki çarpıklıklar, bir milyara yakın insanın her gece yatağa aç girmesi, koca bir kıtanın başka bir kıta tarafından sömürülmesi, vb. örnekleri çoğaltabiliriz. Bir uzaylı gezegenimize gelip, tüm bu verileri şöyle bir incelese, burada yaşayan hakim tür henüz gelişimini tamamlayamamış ya da kurdukları medeniyet bir hayli sıkıntılı diyecektir.
Tüm bu makro değerlendirmelerden yola çıktığımızda geldiğimiz nokta çok açıktır. İnsan türü mükemmel olmadığı için mükemmel insanın da olması mümkün değildir. Bir de mükemmelin göreceli olduğunu düşünürsek, konu iyice içinden çıkılmaz bir hal alacak. 🙂
Not: Aslında böyle kesin saptamalar yapan yazılar yazmayı hiç sevmiyorum, böyle yazılarda hep bir faşizan koku olduğunu düşünürüm ama bu konuda başka bir şekilde de yazamadım 🙂
Dinlemeyi sevmeyiz çünkü karşımızdakilerin fikirlerinin kafamızdaki dogmaları yerinden oynatmasından korkarız. Ezberlerimizin bozulması bizim için tam bir felakettir çünkü.
Günümüzün evlilikleri bir yalnızlıktan kurtulma projesi, içinde çok da fazla aşk barındırmayan.
Zaman zaman kendimi geçmişte yaşadığım güzel ülkemden bir daha geri dönmemek üzere sürgün edilmiş gibi hissediyorum. Bu duygunun bir orta yaş psikolojisi ile ortaya çıktığını sadece benim yaş grubumda insanların yaşadığını da düşünmüyorum, belki ifade etmiyor olsalar da benzer hisleri çok kişi hissediyor. Mutsuz insan yüzlerini daha çok görüyorum metroda, vapurda, sokaklarda, çaresizliğin üzerimizde yarattığı baskının boğuculuğu her geçen gün daha da artıyor. Bayramlar da, tatiller de bu toplumsal travmanın atlatılmasına çok fazla yardımcı olmuyor sadece bedenimizin dinlenmesini sağlıyor, o kadar. Aksine dinlenmiş bir beden ve zihin sağladığı dinginlikle üzerimizdeki yükün ne derece ağır olduğunu daha iyi hissetmemize neden oluyor.
40 yıl öncesinde bugün sahip olduklarımızdan bir çoğuna sahip değildik ancak geleceğe yönelik bir umudumuz vardı. Bir önceki kuşaklar bizim onlardan çok daha şanslı bir nesil olduğumuzu söylerlerdi. Bugün biz çocuklarımız için aynı şeyleri söyleyemiyoruz ne yazık ki, onların önündeki hayatın teknolojinin getirdiği tüm kolaylıklara rağmen daha iyi olacağını düşünmüyoruz. Önceki kuşaklardan aldığımız mirası sonraki kuşaklara aktaramamanın verdiği bir suçluluk duygusunun bir şekilde dışa vurumudur belki de yaşadıklarımız.

Fenerbahçe’deki sorun sağ, sol bek, orta sahanın ortasındaki ikili ve forvet arkasındaki (hep bahsedilen o 10 numara) oyuncuların yetersizliği. Böyle olunca takım akmıyor, topu geriden beklerle de, orta saha oyuncuları ile de oyuna sokamıyorlar. İlginçdir yapılan son 2 tranfer de Lens ve Sow asıl ihtiyaç duyulan bu bölgelerin oyuncusu değil. İlk 3 haftada gördüğüm Gökhan ve Caner’i çok arayacağız gibi. Ortada Mehmet Topal olunca takım biraz kıpırdıyor, olmadığında tamamen duruyor, Ozan, Salih, Souza topu oyuna sokmakta da, takımı atağa kaldırmakta da çok yetersizler. Advocad, Bursa maçında elindeki tüm forvet ve kanat oyuncularını oyuna aldı ama orta saha işlemediği için takım topu bu oyunculara taşıyamadı. Sadece Volkan Şen’in ve oyuna girdikten sonra Stoch’un çabaları ile rakip kaleye gidebildik.
Son yıllarda gördüğüm en kötü Fenerbahçe bu. Yukarıda belirttiğim noktadalarki oyuncuların performansı artmaz ya da yerlerine doğru oyuncular alınmazsa bu sezon işimiz hayli zor. Ukranya’daki maçın ilk yarısını internetten seyrettim, takım daha derli toplu ve dikkatli top oynuyor, Mehmet Topal’ın orta sahada olması ciddi bir hareket getirmiş, defansta önemli bir açık vermedik. Ancak tüm bu olumlulukların yanında ilk devrede rakip kale önünde Souza’nın kafası dışında tek bir tane bile pozisyon bulamadık. Sorun beklerin zayıflığından dolayı kanatların çalışmaması ve orta sahadan oyunu doğru kuramamış olmamız. Umarım, bu kötü dönemimizde hiç olmazsa bir puan ile döneriz Ukrayna’dan