İş hayatını anlamak için iş yönetim kitapları yerine hangi klasikleri okumalıyız?

Hemen baştan söylemek istiyorum, bir konuda yanlış anlaşılmak istemem. Edebi eserleri doğrudan bir şeyleri öğrenmek için okumaya kalktığımızda hem öğrenmemiz mümkün değil hem de bu bakış açısıyla kitapları değersizleştirmiş oluruz. Yazıma bu başlığı atıp, böyle bir cümleyle başlamanın ciddi bir çelişki olduğunun farkındayım. O zaman eserlere ve kahramanlara geçmeden bu konuyu biraz açayım. Kurgu kitapları ilk okuduğumuzda kendimizi sayfaların arasına bırakarak, bizi götürdükleri yerlere yolculuk yapmak, yeni karakterler, yeni dünyalar, yeni bakış açıları keşfetmek büyük bir keyif. Ancak ilk okuyuşumuzda aldığımız derin hazzın ardından yapacağımız sonraki okumalarla farklı noktalara odaklanabiliriz. Tarihi bir okuma, sosyolojik bir okuma ya da cinsiyet ayrımcılığı üzerinden bir okuma gibi kurguyu öncelikli kılmadan yapılacak okumalar bize farklı perspektifler kazandıracaktır. Zaten klasikleri klasik yapan da bize farklı fırsatlar yaratabilme kapasitelerinde değil mi? 

Şimdi gelelim yazının iddialı başlığındaki sorunun cevabına. “İş hayatını anlamak için iş yönetim kitapları yerine hangi klasikleri okumalıyız?” Neden bize gereken tüm bilgileri hap şeklinde veren üzerinde iyi çalışılmış, araştırma sonuçlarını baz alan iş yönetim kitapları değil de karmaşık kurguların olduğu, karakterlerin ne yapacağını bilemeyeceğimiz günümüzden iki yüz, üç yüz yıl önce geçmiş bir hikâyeden öğrenecek daha çok şeyimiz olabileceği tezine. Bu soru ve sorunun çok kimseye romantik gelecek yanıtı uzun yıllardır kafamı yoruyordu. Alain De Botton’un “Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?” kitabını okuduğumda yalnız olmadığımı, kafamdakileri birinin kitaplaştırdığını gördüğümde çok sevindim. O ay büyük bir iştahla Botton’un tüm kitaplarını okudum. Geçtiğimiz hafta The Economist dergisinin çalışma hayatı yazarı Bartleby’ın köşesinde “İşletme kitaplarını bırakın, klasiklere bakın” başlıklı yazısını okuyunca cesaretlenip ne zamandır kafamın içinde yazmamı bekleyen bu konuyu kaleme aldım. Evet yazının çıkış hikayesi böyle, ama yine sorunun cevabını vermedim değil mi? İşte hafıza, zihin, bellek konusunda yaptığım küçük araştırmalar doğrultusunda ulaştığım sonuç.

Zihnimiz aldığı tüm verileri bir şekilde kodluyor ve saklamak amacıyla kaydediyor. Veriler sürekli üst üste geldikçe hafızamız bunların büyük bir çoğunluğunu kalıcı kılmıyor. Bizim için fazla da önemli olmadığını düşünüyor. Bunların bir kısmı bilinçaltına sıkışıp rüyalarda ya da beklenmedik anlarda aklımıza gelse de bu yazının konusu olmadığı için o derinliklere girmiyorum. Peki hafıza hangi bilgileri sımsıkı koruyarak kalıcı bellekte saklıyor? Duygularla birlikte kodlanmış bilgileri. İşte onun için etkilenerek okuduğumuz bir edebi eserdeki kahramanın hikayesini, mücadelesini, yanlışlarını, başarılarını, sahtekarlıklarını, hayal kırıklıklarını bir türlü unutamıyoruz. Eğer kendimizi ya da bir tanıdığımızı o kahramanla bir şekilde özdeşleştirdiysek artık istesek de aklımızdan çıkaramıyoruz. Kişisel gelişim, iş yönetim kitaplarının yazarları da anlattıklarının etkisini okura geçirmek için yaşanmışlıklıkları, alıntıları, anıları bu nedenle sık kullanıyorlar ama buradaki hikayelerin, büyük yazarların klasiklerindeki kadar derinlikli olmaları mümkün olmadığı için hafızamız bunları kuvvetli duygularla kodlayıp saklayamıyor. O zaman ne diyelim, gelsin klasikler, gelsin onların unutamadığımız kahramanları

Machiavelli – Prens (The Prince)

İş hayatındaki liderlerle klasikler arasındaki ilişkiden bahsedildiğinde ilk akla gelen kuşkusuz Machiavelli’nin Prens eserindeki anti kahraman.  Roman, insanlığa, soğuk ve manipülatif davranışlar üzerine odaklanmış psikolojik bir özellik olarak tanımlanan “Makyavelizm” kavramını hediye etti. Kitap liderlik, güç kullanımı ve stratejik düşünme üzerine odaklanıyor. Prens, güç dengesini koruma, diplomasi, stratejik hamleler ve gerektiğinde sert tedbirler almanın önemini vurguluyor. Alttan alta hayatta başarılı olmak için kimsenin gözünün yaşına bakmayan pragmatik bir yaklaşımın altı çiziliyor. Prens’in bakış açısı dün de bugün de çokça eleştirilmiş olsa da, Machiavelli gibi bir anti kahraman üzerinden liderliği, yönetim anlayışını, siyaset dünyasını bu kadar düşündürtüp tartışmaya açan başka bir yazar var mı bilmiyorum.

Honoré de Balzac – Goriot Baba (Le Père Goriot)

Goriot Baba, çocuklarına olan aşırı sevgisi nedeniyle servetini kaybederken, toplumun ve çocuklarının gözünde değersiz hale gelir. Yaklaşık 230 yıl önce Kral Lear’de Shakespeare de bir benzerini anlatmıyor mu? Bugünün popüler dizisi Succession’da ise tam tersi. Baba sahip olduğu medya imparatorluğunu bırakmamak için her şeyi yapıyor. Bir babanın düşünsel evrimleşmesini gözlemek isterseniz Goirot Baba ve Kral Lear’ı okuyup, ardından Succession’ı izleyin derim. 

Goirot Baba, liderlerin güç ve başarı uğruna değerlerinden ne kadar ödün vermeleri gerektiği sorusunu bize sorar. Roman bittiğinde bir lider, kişisel değerler ile toplumsal beklentiler arasında nasıl bir denge kurmalı sorusunun çengeli takılı kalır zihnimizde.

William Shakespeare – Hamlet

Hamlet’in sürekli kendini ve çevresini sorgulayan yapısı, bir şeyleri gördüğü halde hemen hareket etmemesi, olayları, insanları kafasının içinde iyice tartması, liderlerin karar verme sürecinde karşılaşabilecekleri içsel çatışmaların ne kadar şiddetli olabileceğini bize gösterir.

Leo Tolstoy – Savaş ve Barış (War and Peace)

Tolstoy iki ciltlik bu kalın eserinde sadece aşk ve ilişkileri, kader ve özgür iradeyi, toplumsal sınıfların değişimini değil, yarattığı karakteri Andrey Bolkonsky’in savaş ve barış dönemlerinde gösterdiği stratejik vizyonuyla, iş hayatında uzun vadeli planlama ve kriz yönetiminin önemini de bize anlatır.

Herman Melville – Moby Dick

Bencil, pervasız, küstah ve ihmalkâr kişiliğiyle Kaptan Ahab’ın beyaz balina Moby Dick’e olan takıntısı, bir liderin kişisel hırslarının nasıl felaketlere yol açabileceğini gösterir. Ahab, büyük bir hedefe odaklanırken çevresindeki insanları ve nihayetinde kendisini yok eder. İş dünyasında ne kadar çok Kaptan Ahab var değil mi?

Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza (Crime and Punishment)

Raskalnikov’un ahlaki ikilemleri, iş hayatında etik kararlar almanın zorluklarını yansıtırken, içsel çatışmalarıysa, bir liderin yalnızca stratejik değil, aynı zamanda ahlaki değerlere dayalı kararlar alması gerektiğini hatırlatır. Keşke tüm orta ve üst düzey yöneticiler hayatlarında en az bir kez Suç ve Ceza’yı okuyabilseler. İnanıyorum ki, dünya bugünkünden daha güzel bir yer olurdu.

Miguel de Cervantes – Don Kişot

Batı dünyasında romanın başlangıcı kabul edilen Cervantes’in ana karakteri Don Kişot hayalperest bir şövalyedir. Cesareti ve idealleri peşinde koşma azmi, iş dünyasında vizyon sahibi olmanın önemini vurgular. Çalışma hayatında da zaman zaman “imkânsız” gibi görünen hedeflerin peşinden gitmek, büyük başarıların elde edilmesini sağlamaz mı? Don Kişot’un hikayesi tüm bunlarla birlikte gerçekçilikten kopmanın risklerini de hatırlatır. İş yaşamında çoğu zaman yanımızda bize inanan, koşulsuz destek veren bir Sanço Panço da bulunmaz, daha yalnızızdır. Çok zaman iç sesimin Don Kişot’luk yapma dediğimi duyarım ama yine de bu komik şövalye gibi yel değirmenlerine saldırırken bulurum kendimi. Arada frene basmam gerektiğini hatırlatması için masamın üzerinde duran küçük Don Kişot maskotu muzip gözlerle bana bakar. Her şeyin ters gittiğini düşündüğüm zamanlarda Cervantes’in ölümsüz klasiğinden bir bölüm okur, kendimi daha iyi hissederim.

Franz Kafka – Dava (The Trial)

Josef K.’nin tüm eser boyunca absürt bir bürokrasi içinde kaybolması, iş dünyasında karşılaşılabilecek karmaşık ve anlamsız süreçlere işaret eder. Kafka’nın bu tedirgin edici eserinde, gereksiz karmaşıklıkların insanların motivasyonunu ne şekilde düşürebileceğini görürüz. İş hayatında bürokrasi, verimliliği böyle engellemez mi? Süreçleri basitleştirip çalışanları bürokratik engellerden koruyarak şirketlerini hantallaşma tuzağına düşmeden kurumsallaştırmayı hedefleyen yöneticiler için Kafka’nın Dava’sı bir ders kitabı niteliğinde. 

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği (Heart of Darkness)

Afrika’daki sömürgeciliğin bir eleştirisi olan bu novellada Marlow’un Afrika’nın karanlık derinliklerine yaptığı yolculuk, liderlerin içsel ve dışsal mücadelelerinin basit bir temsilidir. İş hayatında da liderlerin bilinmeyenle yüzleşmesi, belirsiz koşullarda kararlar alabilmesi gerekmez mi? Marlow’un Kurtz’u bulma çabası, yöneticilerin bazen büyük bir hedefe odaklandıklarında etik ve moral değerlerden sapma riskinin oluşabileceğini bize gösterir.

George Orwell – 1984

Winston Smith’in totaliter bir rejim altında yaşadığı baskılar, iş hayatında da baskıcı yönetimlerin yaratabileceği sonuçları göstermez mi? Eser, liderler için, çalışanların özgürlüğünü kısıtlamadan yöneticilik yapabilmesinin, yaratıcılığı teşvik etmenin ve çalışanları dinlemenin önemini vurgular. Hepsinden öte de, güç ve kontrol mekanizmalarının yanlış kullanımının nasıl yıkıcı olabileceğini gösterir.

Mary Shelley – Frankenstein

Yapay zekâ bir Frankenstein mi? Mary Shelly 200 yıl önce on sekiz yaşındayken yazdığı eserinde bize bir gün belki kontrol edemeyeceğimiz yapay zekayı mı işaret ediyordu? Bugün çoğumuz Frankenstein’i bu gözle tekrar okumuyor muyuz? Bu kitap sadece bugünün iş dünyasını anlamamız için değil, insanın gelebileceği en tehlikeli sınırları göstermesi açısından da çok değerli. Dr. Frankenstein’in bilimsel merakının sonuçları, iş dünyasında inovasyon ve etik sınırların dikkatlice dengelenmesi gerektiğini gösterir. Bir liderin yenilik peşinde koşarken etik değerleri göz ardı etmesi, geri dönüşü olmayan hatalara yol açabilir. Dr. Frankenstein’in hikayesi, sorumluluk ve hesap verebilirlik kavramlarını da derinlemesine düşünmemiz gerektiğini bize hatırlatıyor.

Homeros – Odysseia

Odysseus’un eve dönüş yolculuğundaki stratejik düşünme yeteneği ve dayanıklılığı, iş dünyasında liderlerin karşılaştıkları zorlukları aşma ve hedeflerine ulaşma sürecinde kritik önem taşır. Odysseus, liderlerin değişen koşullara uyum sağlaması ve uzun vadeli hedeflere sadık kalmasının önemini bize gösterir.

Charles Dickens – Büyük Umutlar (Great Expectations)

Pip’in yükselme ve sınıf atlama çabaları, iş dünyasında bireylerin hırslarının ve beklentilerinin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair ilginç dersler içerir. Dickens, iş hayatında kişinin başarı ve kişisel gelişim arasındaki dengeyi korumasının önemini vurgular.

Fyodor Dostoyevski – Karamazov Kardeşler (The Brothers Karamazov)

İvan Karamazov’un Tanrı ve ahlak üzerine düşünceleri, iş dünyasında etik liderliğin önemini ortaya koyar. İvan’ın derin felsefi sorgulamaları, liderlerin ahlaki sorumluluklarını ve yaptıkları her eylemin sonuçlarını düşünmeleri gerektiğini hatırlatır. İş dünyasında da karar alıcıların sadece kâr değil, aynı zamanda ahlaki sonuçları da göz önünde bulundurması gerektiğini bize hatırlatır.

George Eliot – Middlemarch

Dorothea Brooke’un idealist yapısı ve topluma hizmet etme arzusu, iş dünyasında toplumsal sorumluluğun önemini yansıtır. Dorothea’nın hikayesi, kişisel hırslar ile topluma katkı sağlama arasındaki dengeyi kurmanın ne kadar kritik olduğunu gösterir. Aynı zamanda, iş dünyasında liderlerin sadece kendi başarılarını değil, başkalarının hayatlarını nasıl iyileştirebileceklerini de düşünmeleri gerektiğini vurgular.

Emily Brontë – Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights)

Heathcliff’in intikam tutkusu, iş dünyasında uzun vadeli strateji ve ilişkilerin önemini vurgular. Heathcliff, kişisel öfkesinin onu nasıl tükettiğini ve sonunda yıkıma götürdüğünü gösterir. İş dünyasında da, intikam ve düşmanlıkla hareket etmek yerine ilişkilerimizde duygusal zekamızı doğru yöneterek istediğimiz sonuçlara ulaşabileceğimizi anlatır.

Herman Hesse – Bozkırkurdu (Steppenwolf)

Harry Haller’ın içsel çatışmaları ve topluma uyum sağlama çabası, iş dünyasında kişisel gelişim ve dengeyi bulmanın önemini vurgular. Haller, bireysel kimlik ile toplumsal beklentiler arasındaki dengeyi kurmakta zorlanır, bu da iş dünyasında liderlerin hem kendi değerlerine sadık kalmaları hem de ekiplerini ve şirketlerini başarılı bir şekilde yönetmeleri gerektiğini gösterir.

James Joyce – Ulysses

Leopold Bloom’un sıradan bir gün boyunca yaşadıkları, iş dünyasında rutin işler ve günlük kararların önemini vurgulamaz mı? Joyce, sıradan olayların bile bir liderin dikkatli ve bilinçli kararlar alması gereken kritik anlar olabileceğini gösterir. 

Albert Camus – Yabancı (The Stranger)

“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” diye başlar roman. Meursault’un hayata karşı kayıtsızlığı ve toplumsal normları sorgulaması, iş dünyasında uyumsuzluk ve farklı perspektiflerin önemini yansıtır. Camus, bireyin çevresindeki dünyaya yabancılaşmasını ele alırken, iş dünyasında da bazen normların dışına çıkmanın, yenilikçi düşünmenin ve sıra dışı çözümler aramanın gerekliliğini gösterir.

Sadece yazıda geçen klasiklerde değil, birçok iyi eserde doğru okumalar yaparak iş dünyasına, hayatımıza, yaşamdaki rollerimize yönelik dersler çıkarmak mümkün. Ezberlerimizi bozmaya, duymak istediklerimizden ötesine hazırsak edebiyattan iyi bir rehber bulamayız. Bu kitaplar, iş dünyasında karşılaşılabilecek pek çok durumu ve zorluğu edebi bir bakış açısıyla ele alarak, bizler için derinlemesine içgörüler sunuyor. Klasik edebiyat, insan doğasının ve sosyal ilişkilerin evrensel temalarını inceleyerek, iş dünyasında daha bilinçli ve etik kararlar almamıza yönetim ve kişisel gelişim kitaplarından daha fazla yardımcı olacaktır. 

Bugün bir klasikle başlamaya ne dersiniz? Benim seçimimi mi merak ediyorsunuz? Ben defalarca okuduğum, çağımızda unutulmasına gayret gösterilen “vicdanı” en iyi anlatan eserlerden biri olan Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sını öneririm.

Meraklısı için dip not: Yazıyı yazmadan önce bu konuda edebi karakterler ve liderlik üzerine yazılmış bir kitap var mı diye araştırdığımda Joseph L. Badaracco’nun henüz Türkçeye çevrilmemiş “Questions of Character: Illuminating the Heart of Leadership Through Literature” adlı kitabını buldum. Chatgpt üzerinden kitabı detaylı inceleyebilirsiniz.

06 Eylül 2024

Çiftehavuzlar

Neden çok sayıda yüksek öğrenim diplomalı mesleksiz işsizle karşı karşıyayız?

İş hayatımdaki kırk yıl içinde gördüğüm en büyük sıkıntı, bunu belki ikiz sıkıntılar diye de tanımlamak daha doğru olacak. İlki, firmaların istenen özellikte çalışanlara ulaşmakta yaşadığı zorluk. İş dünyasının en değerli kaynağı olan nitelikli insana erişim güçleştikçe buna paralel olarak gelişmenin de, başarılı girişimlerin de, ilerlemenin de hızı düşüyor. Diğeri ise bunun bir ölçüde ters simetrisi gibi düşünebileceğimiz, insanların hayalleri ve kariyer hedefleriyle örtüşen firmalarda iş bulamaması. Aldıkları eğitimin, sahip oldukları donanımın boşa gittiği duygusunu yaşayan genç insanlar, topluma, kendilerine, geleceklerine küsüyorlar. Çözümü ya yurtdışında ya da kapasitelerinin daha altında bir işte çalışmakta arıyorlar. Peki suçlu kim? Sistem. Sistem kim? Biz. 1980’lerde de mekanizmanın iyi işlemeyen noktaları vardı. Bugün de var. Yarın da olacak. Değişen, sadece dertlerimiz. Buna belki de fazla şaşırmamak gerekiyor. Çünkü bir modelin doğru işlememesi, hatalar vermesi onun doğasında olan bir özelliği. Bütün modeller, biz insanlar gibi sürekli iyileştirmeye ihtiyaç duyuyor. O zaman ne yapmalıyız? Sorunumuzun kök nedenlerini bulmalıyız. Biraz herkesin kapısının önünü temizlemesi gerektiği yaklaşımıyla bakmalıyız. Bana bu yazıyı yazdıran da kafamın içinde dolaşan bu düşünceler. Belki bunları bir yerlere dökersem, birileri bir kenarından yakalayıp konuyu bir adım ileriye taşır umuduyla fikirlerimi kaleme aldım. Buradaki nedenlerin her biri detaylı bir makale, hatta kitap olabilecek potansiyeller barındırıyor. İnanıyorum ki, konunun üzerinde ne kadar çok tartışırsak, o kadar farklı yol keşfedeceğiz.

1. Eğitim Planlamasında Stratejik Eksiklik

  • İş gücü piyasasının ihtiyaçları ile eğitim sisteminin sunduğu programlar arasında uyumsuzluk.
  • Hangi mesleklerin gelecekte daha fazla talep göreceği konusunda yapılan projeksiyonlar yetersiz olması veya dikkate alınmaması.

2. Diplomanın İş Garantisi Olarak Algılanması

  • Üniversite diploması, iş bulmanın yeterli bir şartı olarak görülüyor. Ancak bugünün iş dünyası, artık geçmişteki gibi yalnızca diploma değil, aynı zamanda beceri ve deneyim talep ediyor.
  • Diploma sahibi olmanın, bireyin iş piyasasında kendisini farklılaştırmasını sağlama konusundaki eski önemini yitirmesi.

3. Pratik Eğitim Eksikliği

  • Üniversitelerde teorik bilgiye odaklanılırken, pratik uygulamaların ihmal edilmesi.
  • Staj ve saha deneyimi gibi uygulamalı eğitim modellerinin yetersizliği.

4. Mesleki ve Teknik Eğitime Yeterince Değer Verilmemesi

  • Meslek liselerinin ve teknik eğitim kurumlarının, toplum tarafından üniversiteler kadar prestijli görülmemesi.
  • Gençlerin, mesleki eğitime yönlendirilmek yerine üniversiteye zorlanması.

5. İş Dünyası ve Eğitim Arasındaki Kopukluk

  • Eğitim kurumları ile iş dünyası arasında etkili bir iletişim ve iş birliği eksikliği.
  • Okulların işverenlerin ihtiyaç duyduğu becerilere yönelik müfredatlar geliştirilmemiş olması.

6. Gençlerin Geleceğe Yönelik Yeterince Bilgilendirilmemesi

  • Üniversite tercih döneminde gençlere ve ailelerine, iş piyasasının durumu ve gelecekteki meslek eğilimleri hakkında yeterince rehberlik sunulmaması.
  • Gençlerin, popüler veya “prestijli” olarak görülen bölümleri tercih etmesi ama bu bölümlerden mezun olanların işsizlik oranın yüksek olması.

7. Hızla Artan Üniversite Sayısı ve Kalite Sorunu

  • Üniversite sayısındaki artışın, eğitim kalitesinde ister istemez bir düşüşe yol açması.
  • Bazı bölümlerin, öğrencilere uygulamada karşılık bulacak beceriler kazandıramaması.

8. Gereksiz ve Plansız Mezun Sayısı

  • Talep fazlası olan alanlarda gereğinden fazla mezun verilmesi. (Örneğin, hukuk, işletme, mühendislik gibi bazı bölümlerde arz-talep dengesinin bozulmuş olması).

9. Girişimcilik ve Yaratıcılık Eksikliği

  • Eğitim sisteminin gençleri bireysel girişimcilik ve yenilikçi düşünceye teşvik etmemesi.
  • Mezunların, yalnızca bilinen iş pozisyonlarına uygun şekilde yetiştirilmesi. Oysa yapay zekadaki hızlı gelişmeyle beraber, her gün yeni iş alanları ve yeni pozisyonlar doğuyor.

10. İşverenlerin Yüksek Tecrübe Beklentisi

  • İşverenlerin genç mezunlardan bile tecrübe talep etmesi, bu da iş arayan gençlerin önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Firmaların, gençlerin yetiştirilmesi konusunda yeterince istekli olmaması.

11. Gelişen Teknolojilere Ayak Uyduramama

  • Eğitim sisteminin müfredatı, yapay zekâ, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik gibi geleceğin iş kollarına yönelik beceriler kazandırmada yetersiz.

12. Ekonomik Faktörler

  • Ekonomik durgunluk ve işsizlik oranlarının yüksek olmasının, gençlerin istihdamını zorlaştırması.
  • Bazı sektörlerde iş fırsatlarının daralması, eğitimli gençlerin bile iş bulamamasına neden oluyor.

13. Kariyer Planlama Eksikliği

  • Gençlere kariyer planlaması konusunda destek verilmediği için, mezun olduklarında hangi alana yönelmeleri gerektiğini yeterince bilememeleri.

14. Fazla Genel Eğitim, Azalan Uzmanlaşma

  • Eğitim sisteminde uzmanlaşmaya yönelik programlar yerine genel bilgiler veren bölümlerin ön planda olması.
  • Öğrencilerin, spesifik bir alanda yeterli bilgi ve yetkinliğe sahip olmadan mezun olmaları.

15. Toplumsal Algılar

  • Aileler ve toplumun, üniversite diplomasını bir “zorunluluk” olarak görmeleri. Bu baskı, gereksiz yere üniversite mezunu sayısını artırıyor ve alternatif mesleki yolları itibarsızlaştırıyor.

16. Kariyer Değişikliğine Uygun Eğitim Modellerinin Eksikliği

  • Değişen iş dünyasına uyum sağlamak için mezunlara kariyerlerini yeniden şekillendirebilecek esneklik kazandıracak modeller sunulmaması.

Sorunun sadece bize özel değil, evrensel olduğunu düşünüyorum. Bu nedenlerin her birini bugün tüm dünya tartışıyor. Doğası gereği gelenekselci bir yapısı olan eğitim sisteminin, hızla değişen dünyayı yakalamakta zorlanması, çok da şaşırtıcı değil. Değil kırk yıl, on yıl öncesinde bile bu kadar hızlı bir değişimi kimse öngöremiyordu. Bugün 25 yaşındaki bir genç, ben günümüzün gençlerini, (kendinden küçükleri) anlayamıyorum diyor. Peki ne yapmalıyız? Yeni mezunların potansiyelini ortaya çıkaran, onları iş hayatına hazırlayan ve ekonomiye katkı sağlayan modeller yaratmalıyız. Bugün artık son kullanma tarihi dolmuş, sanayi devrimi sonrası 1900’lerin başında yapılandırılan eğitim sistemi üzerine daha çok, daha çok, daha çok konuşmalıyız. Konuştukça, tartıştıkça, sorguladıkça, dinledikçe, anladıkça, önyargıları aştıkça, toplumun nöronları birbirleriyle daha iyi çalışacak, yepyeni çözümler üreterek, hayal edilen geleceği birlikte şekillendireceğiz. 

15-16 Kasım 24

Çiftehavuzlar 

Yeni Mezun İnşaat Mühendisleri İçin Kariyer Mentorluk Programı

İlk işinizi bulmakta zorlanıyor musunuz?

Kariyerinize güçlü bir başlangıç yapmak ister misiniz?

Muhtemelen siz de zamanında benim dediğim gibi nereden bitti şu okul diyenlerdensiniz. Mezun oldunuz ama şimdi kafanız daha karışık.

  • CV’niz işverenlerin dikkatini çekmiyor mu?
  • LinkedIn profiliniz yeterince güçlü değil mi?
  • İş görüşmelerinde sizi öne çıkaracak küçük taktikleri biliyor musunuz?
  • Şantiye mi, ofis mi, proje yönetimi mi, kendi işiniz mi, akademi mi, yoksa e şıkkı hiçbiri mi? Kararınızı nasıl vermelisiniz?

Bu programla;

  • CV ve LinkedIn profilinizi güçlendirerek işverenlerin sizi fark etmesini sağlayacaksınız.
  • İnşaat sektöründe etkili iş arama yöntemlerini öğrenerek doğru iş ilanlarına başvuracaksınız.
  • Mülakat simülasyonları ile iş görüşmelerine hazırlanarak özgüvenli ve güçlü bir izlenim bırakacaksınız.
  • Şantiye ve ofis ortamına hızlı uyum sağlayarak ilk işinizde fark yaratacaksınız.
  • Uzun vadeli kariyer planınızı oluşturup doğru becerileri kazanarak geleceğinizi şekillendireceksiniz.

Özetle, mühendislik formülleriyle çözemediğiniz, o karmaşık görünen problemlerin aslında ne kadar basit olduğunu göreceksiniz. 🙂

Mentorluk Paketi İçeriği:

  • 4 hafta (4×2=8 saat) mentorluk programı (Yüz yüze veya online)
  • CV & LinkedIn incelemesi ve geliştirme
  • İş görüşmesi simülasyonu ve mülakat pratiği
  • İnşaat sektöründe yükselmek için stratejik yol haritası

Haftalık çalışma programı ve detaylı bilgi için: cemkafadar.net@gmail.com

Online Primavera Eğitimlerimiz 13 Temmuz’da Başlıyor!

Dünyanın neresinde olursanız olun Oracle Primavera P6 yazılımını öğrenmek istiyorsanız, sizler için canlı sunulan Online (sertifikalı) Primavera eğitimgündüz sınıfı 13 Temmuz’da ve akşam sınıfı 14 Temmuz’da başlıyor.

Yapı, İnşaat ve Enerji sektöründe uluslararası standart haline gelen Primavera ile Proje Yönetimi ve Planlama eğitimine katılarak; projelerde Kritik Yol Belirleme (CPM)Gecikme AnaliziKazanılmış Değer Ölçümü (EV)AdamxSaat RaporlamaKaynak DengelemeClaim YönetimiNakit Akışı İzlemeHedef Plan (Baseline) KarşılaştırmaKaynak/Maliyet Histogram ve ‘S’ Eğrileri Oluşturma ve Raporlama gibi konuları öğrenebilir ve kariyerinizde bir adım öne geçebilirsiniz.

Canlı olarak, eğitmen ile doğrudan iletişim halinde olacağınız eğitimler, tercihe bağlı olarak hafta içi gündüz ve akşam sınıfları olarak 2 ayrı gruptadüzenlenmektedir. Gündüz Primavera sınıfı 13 Temmuz’da, akşam Primavera sınıfı da 14 Temmuz’da başlayacaktır.

Kurs süresi boyunca, eğitmenin bilgisayar ekranı ve sesi katılımcılara canlı olarak aktarılacaktır. Bu şekilde eğitimi canlı izleyen öğrenciler kendi bilgisayarlarında uygulama yaparak ve eğitmeni izleyerek dersleri takip edebileceklerdir.

Katılan herkesin bilgisayarına 3 ay boyunca lisanslı olarak çalışan Primavera P6 yazılımı kurulacaktır.

Eğitimin başarıyla tamamlanmasının ardından, İngilizce onaylı orijinal Oracle Primavera Sertifikası verilecektir.

Eğitim sırasında eğitmen ile soru-cevap imkanınız olacak, ayrıca elektronik ders notları da sizlerle paylaşılacaktır.
Sınırlı sayıda katılımcının indirimle yararlanabileceği Online Primavera Eğitimlerimiz ile ilgili bilgi almak için cem@cemkafadar.com veya cemkafadar.net@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.

İnşaat mühendisliği ve mimarlık öğrencilerinin buluşma platformu

İnşaat mühendisliği ve mimarlık öğrencilerinin buluşma platformu
 
İnşaat Mühendisliği ve mimarlık öğrencilerinin kendi aralarında anlık yazışma, videolu görüşme, dosya transferi yaparak iletişim kurma imkanı sağlayan 2 Mühendis Discord grubumuz yayında. Aşağıdaki linkten katılabilirsiniz.
 

Mühendislik öğrencileri halk sağlığı için gönüllü çalışmaya hazır

Mühendislik öğrencileri, koronavirüsün Türkiye’yi hızla etkisi altına aldığı dönemde “Halkın sağlığı için gönüllü çalışmaya hazırız” diyerek, salgınla mücadelede kullanılması gereken sağlık araçlarının üretimi için meslek odalarına, sendikalara ve hocalara çağrıda bulundu.

İTÜ Dayanışması, Öğrenci Sendikası, Toplumcu İTÜ’lüler, İTÜ’nün Sesi, Boğaziçi’nin Sesi, İTÜ İş Güvenliği Kulübü, İTÜ Mak. Müh. Kulübü, YTÜ Meclisi, MMO Öğrenci Komisyonu, Ankara Üniversitesi Yüksek Teknoloji Topluluğu, Çukurova Üniversitesi Savunma ve Yüksek Teknolojiler Kulübü, Yıldız Savunması, Perspektif İTÜ, OMÜ İnşaat Mühendislik Öğrencileri’nin de imzacısı olduğu çağrıda salgınla mücadelede dayanışmanın önemi vurgulanıyor.

“Koronavirüs salgını süresince sağlık araçlarının üretimi ve ihtiyaç sahiplerine dağıtımı ücretsiz olmalıdır. Mühendislik öğrencileri olarak biz de üzerimize düşen her türlü göreve hazırız.”

Şantiye Yönetimi ile ilgili bilmeniz gereken her şey (1 günlük online canlı eğitim)

Bir günlük “Şantiye Yönetimi – Proje Yönetiminin Şantiye Uygulamaları” eğitimlerime online olarak dilediğiniz yerden ulaşabilirsiniz. Eğitimlerin nasıl gerçekleştiği ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum.
Eğitim, aşağıdaki konuları içermektedir. 
  • Proje Yönetimi
  • Şantiye Organizasyonu,
  • Alt Yüklenici Yönetimi,
  • Maliyet Yönetimi,
  • Planlama Yönetimi (bina inşaatı ve petrol tesisi projesi örnekleriyle),
  • Sözleşme Yönetimi,
  • Satın Alma Yönetimi,
  • Teklif Yönetimi
Eğitim, Zoom Platformu üzerinden, sunum slaytlarının tüm katılımcıların takip edebilecekleri ve diledikleri zaman söz alarak katılabilecekleri, birbirleriyle iletişim kurabilecekleri bir formatta verilmektedir. Sadece bu konuları anlatmanın ötesinde, sizlerin kafanızdaki soruların da olabildiğince yanıtlarını verebilmeyi hedefliyorum. Ayrıca tüm konuları şantiyelerde yaşanmış özellikle olumsuz örneklerden yola çıkarak zenginleştirmeye, böylece anlattıklarımın sizler için kalıcı olmasına özen gösteriyorum. Eğitimin tamamını bu yaklaşımla teoriyle pratiği buluşturabilecek şekilde kurguladım.
Katılacaklar olanlara eğitim öncesinde 8 konuya ilişkin powerpoint sunumları iletilmektedir. Ayrıca eğitimin tamamı kaydedilip, eğitim sonrası dileyenlere iletilecektir. Böylece dilediğiniz zaman eğitimi tekrar tekrar izleme fırsatınız olacaktır. Eğitim dosyaları ve eğitim filmi, meslek yaşamınızda her zaman için kullanabileceğiniz bir Şantiye El Kitabı işlevi de görecektir sizin için.
Eğitimin verimli olması için katılımcı sayısı sınırlı tutulmaktadır. İlk başvurulara öncelik verilecektir.
Nisan, Mayıs ve Haziran ayına yönelik özel indirimimiz, sürprizlerimiz ve eğitim içeriği ile ilgili detaylı bilgi almak için cem@cemkafadar.com adresine yazabilirsiniz.

Evde kaldığımız günlere özel Online Şantiye Yönetimi eğitiminde %75 indirim imkanı

Evde kaldığımız bu günlerde bilgisayarınızdan. cep telefonunuzdan, tabletinizden online erişebileceğiniz Şantiye Yönetimi eğitimime %75 indirimli fiyatla sahip olabilirsiniz. İndirim kodu 2 Mayıs’a kadar geçerlidir.

Udemy Kupon Kodu: EVDEKAL
https://www.udemy.com/course/santiye-yonetimi-egitimi/?couponCode=EVDEKAL

955 öğrencisi ile Udemy platformundaki inşaat sektörüne yönelik en geniş katılımlı eğitim olan Şantiye Yönetimi eğitimim aşağıdaki konuları içeriyor.

  • Maliyet Yönetimi
  • Alt Yüklenici Yönetimi
  • Şantiye Organizasyonu
  • Planlama Yönetimi
  • Satın Alma Yönetimi
  • Dizayn Yönetimi
  • Hakediş Yönetimi
  • Sözleşme Yönetimi

Derslerimi izlemekle birlikte, tüm içeriklerini de PDF dosya olarak bilgisayarınıza yükleyebilirsiniz. 

Ayrıca Şantiye Yönetimi konusunda hazırladığım 50’nin üzerinde soru/cevabı ve şantiyedeki uygulamalar baz alınarak düzenlenmiş ödevleri yaparak “Şantiye Yönetimi” konusunu daha da içselleştirebilirsiniz.

Business Chanell TV’deki Programı – Bir İnşaat Mühendisinin Yaşam Döngüsü (Video)

Business Chanell’ın İnşaata Adım Adım programında Ece Düzenli Çelik’in konuğu oldum. Programda, mühendis olmayı kafasına koymuş olan bir gençten, emeklilik çağına gelmiş bir inşaat mühendisine, bir inşaat mühendisinin kendini daha verimli kılmak için her çağında neler yapabileceğini, biraz daha güncel söylemle, bir inşaat mühendisinin yaşam döngüsünü konuştuk…
Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz…

Mühendisliğe Giden Yolda Mustafa İnan Gençlerle Buluşuyor

İTÜ’nün unutulmaz hocası değerli bilim insanı Mustafa İnan’ı daha iyi anlamak, düşüncelerini, vizyonunu bugüne taşıyabilmek amacıyla 22 Ekim 2019 Salı günü saat 13.00 – 17.00 arasında İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde “Mühendisliğe Giden Yolda Mustafa İnan Gençlerle Buluşuyor” konulu bir etkinlik gerçekleştirilecek. Etkinlikte benim de Oğuz Atay’ın “Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan” kitabından yola çıkarak hazırladığım “Mustafa İnan’dan neler öğrenebiliriz?” konulu bir konuşmam olacak.
Mühendis, her an yaptığı işin farkında olan adamdır. Mühendis, tablolara, cetvellere bakarak bazı sayıları oralardan alan ve bu sayıları hemen çarpıp bölmeye koyulan bir otomat değildir… Çocuklarımıza durmadan tekrarlıyoruz: Muhakkak yabancı dil öğren! ‘Düşünmeyi öğren!’ derseniz sanki bir hakaret oluyor. Düşünmeyi öğrenmek de, herhalde yalnız düşünmenin kanunlarını bilmek değildir. Bence önemli olan, asıl güçlük, problemleri kurmaktır. Çoğumuz problemleri yanlış kurduğumuz için daha baştan çözümsüzlükle karşılaşırız;” diyen Mustafa İnan’ı daha yakından tanıyıp, kısa yaşamı içinde gerçekleştirdiği mucizevi başarıları onu birebir tanıyan insanların ağzından dinlemek istiyorsanız sizleri her dakikası dolu dolu geçecek bu etkinliğe beklerim.
Not: Mesajı ilgilenebileceğini düşündüğünüz tanıdıklarınızla paylaşabilirseniz sevinirim.