Yapay zeka sistemleri şu anda yaşanmakta olan İran Savaşı’nda nasıl kullanıldı?

Bu sabah Chatgpt’ye aşağıdaki soruyu sordum, cevabını paylaşmak istiyorum.

“Yapay zeka sistemleri şu anda yaşanmakta olan İran Savaşı’nda nasıl kullanıldı?

Belki de asıl soru, “yapay zeka ile kontrolden çıkan bir savaşa nasıl müdahale edilebilir?” olmalı.

2026’da ABD-İsrail ile İran arasında başlayan çatışma birçok askeri analist tarafından “ilk büyük ölçekli yapay zekâ savaşı” olarak tanımlanıyor. Çünkü yapay zekâ yalnızca bir teknoloji olarak değil, savaşın neredeyse bütün aşamalarında kullanıldı: istihbarat, hedef seçimi, drone operasyonları, propaganda ve siber savaş. 

Aşağıda bu savaşta yapay zekânın kullanıldığı başlıca alanları sistematik şekilde açıklıyorum.


1. Hedef Tespiti ve “Kill Chain”in Hızlandırılması

Modern savaşta kill chain denilen bir süreç vardır:

  1. Hedefi tespit etmek
  2. Hedefi doğrulamak
  3. Hedefi önceliklendirmek
  4. Silah seçmek
  5. Saldırıyı gerçekleştirmek

Yapay zekâ bu süreci dramatik biçimde hızlandırdı.

  • Uydu görüntüleri
  • telefon sinyalleri
  • trafik kameraları
  • sosyal medya verileri
  • radar ve drone görüntüleri

AI sistemleri bu devasa veriyi saniyeler içinde analiz ederek potansiyel hedef listeleri oluşturdu

Bazı raporlara göre bu sayede:

  • ilk 12 saat içinde yüzlerce saldırı planlandı
  • hedef belirleme süresi saatlerden dakikalara indi. 

Bu yüzden analistler buna:

“decision compression” (karar sıkışması) diyor.


2. Yapay Zekâ Destekli Drone Savaşları

Bu savaşın en görünür teknolojisi AI destekli drone’lar oldu.

Drone’lar artık:

  • hedef tanıma
  • rota optimizasyonu
  • savunma sistemlerinden kaçma
  • sürü koordinasyonu

gibi görevleri yapay zekâ ile gerçekleştiriyor.

Bazı sistemler:

  • yarı otonom kamikaze drone
  • hedefi görüntüyle tanıyan saldırı sistemleri
  • drone sürüleri

şeklinde çalışıyor. 

Örneğin İran’ın veya bölgedeki grupların kullandığı Shahed serisi kamikaze drone’lar GPS ve otomatik yönlendirme algoritmalarıyla hedefe yöneliyor. 


3. İstihbarat Analizi (AI Analistleri)

Savaşın en kritik kullanım alanı aslında cephe değil:

istihbarat merkezleri.

ABD ve İsrail sistemleri:

  • konuşma kayıtları
  • sinyal istihbaratı
  • görüntü analizi
  • uydu verisi

gibi büyük veri setlerini AI ile analiz etti.

Bazı raporlara göre askeri sistemlerde Claude benzeri büyük dil modelleri kullanıldı. 

Ama bunlar ChatGPT gibi değildir;
askeri versiyonları:

  • kapalı veri tabanı
  • sınırlı internet
  • güvenlik filtreleri

ile çalışır.


4. Operasyon Planlama

AI sistemleri sadece hedef bulmuyor.

Ayrıca:

  • hangi silah kullanılmalı
  • hangi uçak gönderilmeli
  • yakıt ve mühimmat planı
  • saldırı sırası

gibi planlamalar da yapıyor.

Bu yüzden bazı generaller AI için şunu söylüyor:

“AI modern savaşın kurmay subayıdır.”


5. Savaş Alanı Simülasyonları

AI modelleri çatışma simülasyonları yaparak şu sorulara cevap veriyor:

  • İran nasıl karşılık verebilir?
  • hangi üs risk altında?
  • hangi şehir tahliye edilmeli?

Bu tür war-gaming simülasyonları eskiden günler sürerken şimdi saatler içinde yapılabiliyor.


6. Siber Savaş ve Elektronik Harp

Yapay zekâ siber savaşta da kullanılıyor.

Örnekler:

  • düşman radarını kör etmek
  • drone iletişimini bozmak
  • hava savunma sistemlerini hacklemek
  • GPS sinyallerini karıştırmak

AI sistemleri hangi saldırının daha etkili olacağını tahmin ediyor.


7. Propaganda ve Bilgi Savaşı

Modern savaşın önemli kısmı bilgi savaşıdır.

AI burada da kullanıldı:

  • deepfake videolar
  • sosyal medya botları
  • propaganda metinleri
  • kamuoyu manipülasyonu

AI algoritmaları hangi mesajın daha hızlı yayılacağını analiz ediyor.


8. Lojistik ve Askeri Tedarik

AI savaşın arka planında da çalışıyor.

Örneğin:

  • mühimmat stok tahmini
  • yakıt planlama
  • yaralı tahliye rotaları
  • askeri sevkiyat optimizasyonu

Bu tür sistemler savaşın sürdürülebilirliğini belirler.


9. İran Tarafında AI Kullanımı

İran’ın AI kapasitesi ABD ve İsrail’den daha sınırlı.

Sebep:

  • teknoloji yaptırımları
  • çip erişimi
  • veri altyapısı

Ancak İran şu alanlarda AI kullanıyor:

  • drone navigasyonu
  • hava savunma hedefleme
  • siber saldırılar
  • robotik kara araçları (ör. Heydar robotu). 

10. Bu Savaşın Tarihsel Önemi

Birçok analiste göre İran çatışması:

AI’nın savaşın merkezine yerleştiği ilk büyük çatışma.

Çünkü:

  • hedef listelerini AI üretiyor
  • drone’ları AI yönetiyor
  • savaş planını AI optimize ediyor

Yani askeri güç artık sadece:

  • tank
  • uçak
  • füze

değil.

Veri + algoritma + hesaplama gücü.


✅ Kısaca:

Bu savaşta yapay zekâ şu alanlarda kullanıldı:

  1. Hedef tespiti
  2. Drone ve otonom silahlar
  3. İstihbarat analizi
  4. Operasyon planlama
  5. Siber savaş
  6. propaganda ve bilgi savaşı
  7. lojistik optimizasyon

St. Petersburg’daki Şaka Çeşmesi ve ilginç hikayesi :)

Fotoğrafa bakınca diyeceksiniz ki çeşme nerede? Rehberimiz söylediğinde ben de ona çeşmesiz çeşme olur mu hiç demiştim. Tabii burada bir an için dikkatimizden kaçan çeşmenin adının şaka olması. Yani çeşme gibi gözükmeyen bu taşların içinde tatlı bir sürpriz saklı. İsmi de bu eğlenceli bilmeceden geliyor. Gördüğünüz taşların birbirleri ile esrarlı bir bağlantısı var.  

İçkiyi çok seven ve kolay kolay sarhoş olmayan Büyük Petro misafirlerini iyice içirdikten sonra buraya getirip bu taşların üzerinden yürüyebilecek misiniz diyormuş onlara. Ardından da sadece kendisinin bildiği doğru taşların üzerinden yürüyormuş. Misafirleri de tabii biz de yürüyebiliriz deyip taşların üzerine çıktıklarında, işte olan o zaman oluyormuş. Petro’nun bastığı taşların dışındaki taşlara basıldığında taşların arasındaki gizli fıskiyeler çalışmaya başlıyor ve tüm misafirler bir anda sırılsıklam oluyormuş. Petro, ziyaretine gelenlerle böyle dalgasını geçiyormuş işte…

Merak ediyorum, bizim Osmanlı temsilcileri de ıslanmışlar mıdır bu şaka çeşmesinde? Tarih kitaplarımız yazıyor mudur, ıslananları ya da ıslanmayanları? Bir gün bunları anlatabilecek kadar cesaretle yaklaşabilecek miyiz tarihe? Bu çeşmesiz çeşmeye bakarken işte böyle bir sürü soru geçiyordu kafamın içinden…

Petersburg’da bir cadde kenarı ve düşündürdükleri

Medeniyetin en önemli ölçütlerinden birinin çiçekler ve çiçeklere gösterilen özen olduğunu düşünürüm.

Çiçekli bir ev, çiçekli bir şehir orada yaşayan insanların doğanın sesini duyduklarının en basit göstergesi değil midir?

 

Kapitalizmin çöküşü ve sonrasına ilişkin küçük bir öngörü

Kapitalizmin çöküşü, ortaya çıkardığı kültürün ve sanatın çöküşünü de beraberinde getirecek. Ne kadar dirensek de daha iyi veya daha kötü olabileceğini bilemeyeceğimiz, insanın yaratıcılığının öne çıkacağı yeni bir dünya doğuyor. Yaşanan tüm sıkıntılar bu yeni dünyanın doğum sancıları belki de.

İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz

İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz bütün derdimiz bu. Kimimiz tüm kapıları açan maymuncukların bizim kapılarımızı da açacağını düşünüyor, kimimiz kolay açılmasın diye bir kilit daha vuruyor kapıya, kimimiz anahtar deliğinden görebildiğimiz kadarı ile biliyoruz içimizdekileri, kimimiz kapının arkasındakilerle baş edemeyeceğinden korkup içerideki yükün baskısı ile açılmasın diye kapının önüne ne varsa yığıyor, kimi ise böyle kapıların olup olmadığının farkında bile olmadan tüketiyor yaşamını…

Sizi borçlandırarak bir kere ele geçirdiler mi artık onlardan kurtulmanız öyle kolay değildir

Sizi borçlandırarak bir kere ele geçirdiler mi artık onlardan kurtulmanız öyle kolay değildir. Sistem kementini atmıştır boğazınıza bir kere, özgürlüğünüzü teslim almıştır sizden. “Bugün borç alan yarın emir alır” diye boşuna dememiş atalarımız, bir kere emir almaya başlayınca sistem her istediğini yaptırmaya başlar size. Borcunuz vardır, sevmediğiniz işi bırakamazsınız, borcunuz vardır istediğiniz hayatı yaşayamazsınız, borcunuz vardır hayal ettiklerinizi gerçekleştiremezsiniz, kısır bir döngünün içinde dönmeye başlamışsınızdır. Boğazınızdaki kement sizi sıkıyordur ama çıkartamazsınız onu oradan. Sonra düşünürsünüz, ben bu borcu niye almıştım, neden nakit akışı mı bozmuştum diye, bakarsınız ki hiç de gereği yokmuş aslında bu sıkıntıya. Faizi ile ödediğiniz borç sadece para değil bu paraya sahip olmak için harcadığınız zamandır yani hayatınızdır aynı zamanda. 😊

Soruna hastalıklı sistemin içinden baktığınız sürece bulacağınız çözümler de doğal olarak sağlıksız olacaktır

IK seminerlerine takip etmeye çalışırım, IK yazılarını da okurum ama pek haz etmem bu seminerlerden, yazılardan, açıkcası çok fazla bir şey de alamam bu çalışmalardan. Neden derseniz, genellikle sistemin içinde kalan çözümler ve öneriler getirirler. Oysa sıkıntının aslı sistemin kendisindedir. Soruna hastalıklı sistemin içinden baktığınız sürece bulacağınız çözümler de doğal olarak sağlıksız olacaktır. Bu konuşmalara, yayınlara dikkat edin, hep sorunun insanda, iş arayanda olduğunu vurgularlar, firmaların arayışlarında yaptıkları yanlışları hiç dile getirmezler, şirketlerin hatalı tutumlarından dolayı insanların oralarda yaşadıkları sıkıntıları anlatmazlar. Yani insanı firmaların aradığı formata dönüştürmeye çalışırlar. Fakat unuttukları bir nokta vardır; Firmaların sadece kârlılık üzerine kurdukları yanlış politikaları insanların performansını düşürüp, potansiyellerinin ortaya çıkmamasına neden olmaktadır ve asıl sorun da buradadır.

Hayatımızı yöneten 2 korku

Gelecek korkusu adına bir yaşamı feda edip, yeterli paraya ulaştıktan sonra başka bir korku ile tanışıyoruz; “parayı kaybetme korkusu”. Bu sefer de bu yeni korkumuz bizi yönetmeye başlıyor. Çözüm mü, çok basit, korkularımızın bizi değil, bizim korkularımızı nasıl yönetebileceğimizi öğrenmek. Dünyayı daha iyi anlamak, kendimizden daha iyi bir ben yaratabilmek, önceliklerimizi doğru belirlemek, yaşananlardan doğru dersleri çıkarmak, varoluşumuzu nerede, ne yaparak buluyorsak o noktada durup, tüm bunların bir listesini çıkarmak.

Yanlışlar, doğrulardan daha öğreticidir

Okullarda hep doğruları öğretirler, şunları, şunları yapın, her şey yolunda gidecektir derler. Oysa ki beyin olumsuzluklara karşı çok daha duyarlıdır. Bunları, bunları yaparsanız başınıza bunlar gelir, tüm bu yanlışlara neden olan aslında bunlardır diye anlatırsak, anlatacaklarımıza yönelik farkındalık daha da artacağı gibi öğrencilerimizi başlarına gelecek olumsuzluklara karşı da çok daha iyi hazırlamış olacağız. Sanayi devrimi sonrası oluşturulan eğitim sistemi, insanın iyi bir tür kabülüne göre kurgulanmış ancak ne yazık ki insan, özellikle gezegene ve birbirlerine yaptıklarına baktığımızda eğitim sisteminin kabul ettiği kadar iyi bir tür değil.

İki şey var anca ölünce unutulur diyor Nazım, annemizin yüzü ile şehrimizin yüzü

Nazım’a sormak isterdim, pekiyi, şehrin bakılacak bir yüzü kalmadığında da yine unutulmaz mı o şehir? Unutulur ise ne zaman unutulur? Tahmin ediyorum unutulmaz diyecektir, o zaman tekrar sormak isterdim, hangi yüzünü unutamayacağım, çocukluğumun Istanbul’unu mu, bugünkü kaotik Istanbul’u mu? O da bana annenin yüzünü nasıl hatırlıyorsan Istanbul’u da o yüzüyle hatırlayacaksın diyecektir muhtemelen.
Bayram tatilinde sakinleşen Istanbul’un keyfini çıkarırken hep bu sorular takılıyor kafama. Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar bu şehri inşa ederken bir gün bu hale geleceğini hiç akıllarına getiriyorlarmıydı acaba? Şehrin merkezinden dışına doğru kasabalaşarak büyüyeceğini, kimliğini, dokusunu böylesine kaybedeceğini, bir gün onların hayal ettikleri ile hiç ilgisi olmayan bir şehrin ortaya çıkacağını düşünüyorlarmıydı, ya biz 20 yıl sonra Istanbul’u nasıl canlandırıyoruz hayalimizde? Bu sorular, başka soruları da getiriyor aklıma, bir kere yazmaya başlasam, biliyorum bu blog yetmeyecek bana. Romalıların bıraktığı Istanbul’un tadını çıkaramasam da bari tatilcilerin bize 1 haftalığına ödünç bıraktığı Istanbul’un keyfini çıkarayım diyorum 🙂