Hayat herkese aynı dersi vermez

Yaşlılık da, tıpkı güzellik ya da yakışıklılık gibi zor taşınan bir şey aslında. Deneyimlerle övünmenin yaşlarında, aslında sanıldığı kadar çok deneyim sahibi olmadığınızın anlaşılması, dahası bu deneyimlerin size beklenildiği ölçüde bir bakış derinliği, ufuk genişliği kazandırmamış olduğu kuşkusuyla birlikte gelir. Hayattan herkesin aynı dersleri almadığını biliriz elbet. Hayat herkese aynı dersi vermez. Hayat karşısında ne kadar iyi bir öğrenci olduğunuz da önemlidir. Hatta daha önemlidir. Zaman herkesin üstünden aynı hız ve derinlikle geçmez, bu yüzden bıraktığı izler de farklıdır. Zaman yalnızca sizi değil, çevrenizdeki hemen her şeyi az çok değiştirmiştir. Her dönemeçte yaşamla kurulan ilişkinin formüllerini yeniden çatarken, değişkenleri doğru hesaplamak gerekir. Zamanın bizden aldıklarının yerine neleri koyduğumuza bakarız. Yaşama yapılan yatırımın tazelenmesi temelde budur.

Murathan Mungan

Bir Kutu Daha (2002)

Neden artık futbolu eskisi kadar sevmiyoruz?

Çünkü futbol romantizmini bitirdiler diyor Soner Yalçın ve devam ediyor.

Fut­bol ro­man­tiz­mi­ni bi­tir­di­ler. Ço­ku­lus­lu fir­ma­lar, ta­kım­la­rı ve stad­yum­la­rı sa­tın al­dı. Fut­bol sa­na­yi da­lı­na dö­nüş­tü­rül­dü; kü­re­sel bir im­pa­ra­tor­luk ya­pıl­dı.

Evet: Ma­ra­do­na­’nın sa­nat­sal fut­bo­lu, so­ğuk ve zevk­siz salt sko­ra yö­ne­lik oyu­na ye­nil­di.

Ar­tık “ra­kip fut­bol­cu­lar üzü­lü­r” di­ye se­vinç gös­te­ri­si yap­ma­yan Jo­se Pi­en­di­ne­ne yok.

Ar­tık rö­va­şa­ta ile gol atan

Şi­li­li kı­zıl­de­ri­li Da­vid

Ar­rel­la­no yok.

Ar­tık “6 ba­ca­k” Le­oni­das ya da “Çıl­gın Aya­k” Gar­rinc­ha yok.

Ar­tık “tan­go en iyi an­tre­man­dı­r” di­yen Mo­re­no yok.

Ar­tık to­pa sev­gi­li­si gi­bi dav­ra­nan Di­di yok.

Ar­tık 1942’de “ka­za­nır­sa­nız ölür­sü­nü­z” teh­di­di­ne rağ­men sa­ha­ya çı­kıp Na­zi­le­ri pe­ri­şan eden ve kur­şu­na di­zi­len Di­na­mo Ki­ev’­li 11 fut­bol­cu yok.

Ar­tık li­man iş­çi­le­ri­nin gre­vi­ni des­tek­le­yen bir cüm­le­yi for­ma­sı­na yaz­mış ol­du­ğu için ce­za­lan­dı­rı­lan İn­gi­liz fut­bol­cu Rob­bi­e Fow­ler yok.

Ar­tık 1994’te fut­bol sen­di­ka­sı kur­mak ama­cıy­la ça­lış­ma­la­ra baş­la­dık­la­rı için üzer­le­ri çi­zi­len; Sto­ich­kov, Be­be­to, Gas­co­ig­ne, Fran­ces­co­li, La­ud­rup, Za­ma­ra­no, Hu­go Sanc­hez yok.

Ar­tık “De­niz Gez­miş idam edil­me­si­n” di­ye im­za top­la­yan Me­tin Ok­tay yok.

Ar­tık fut­bol­cu­la­rın sö­mü­rül­me­si­ne kar­şı çı­kıp sen­di­ka kur­mak is­te­di­ği için Ga­la­ta­sa­ra­y’­dan ko­vu­lan Me­tin Kurt yok.

Dün­ya ku­pa­sın­dan zevk al­ma­ma­nı­zın se­be­bi bu­dur!

Şim­diki fut­bol­cu­lar çok ter­bi­ye­li: Si­ga­ra iç­mi­yor­lar; iç­ki iç­mi­yor­lar, çok ça­lı­şı­yor­lar ve fut­bol oy­na­mı­yor­lar!

Soner Yalçın

Şarık Tara, Vehbi Koç’a başarısının sırrını şöyle anlatmış…

İş insanı Vehbi Koç ile de çok iyi arkadaş olan Şarık Tara, Vehbi Koç ile olan söyleşisinde başarısını şu şekilde anlatıyor: “Rahmetli Vehbi Koç bir gün bana şunu sordu: “Şarık bu nasıl bir yönetim biçimi?” Bizim yönetim tarzımıza Ağabey management adını takmıştı. Yani ilk kurulduğumuz yıllarda iş yerlerindeki alışılmış yönetim biçimlerinden farklıydık. Aramızdaki sevgi, saygı ve arkadaşlık ilişkileri kuvvetliydi.

Hürriyet 28.06.2018

Maxim Gorki’den hayata dair kısa bir not

Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıkların yüzünden yaşamaya karşı, ne bir sevgi, ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren; bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları!

Size bu ölü yaşamı hazırlayan “burjuvazidir” ve bu acımasız oyunun varlığını siz izin verdiğiniz sürece sürecektir. ”

Maxim Gorki