
Murathan Mungan’dan orta yaşlılık üzerine bir değerlendirme…
Ömrün dönemeçlerinde orta yaş ile başlayan süreci biraz balkona çıkmaya benzetiyorum ben. Hayata biraz daha yukarıdan, biraz uzaktan bakmaya; kişileri, şeyleri, olayları daha genel olarak, topluca görmeye… Bir bakış derinliği ve serinliği olarak algılıyorum. Bir duruluk. Bu, asla yaşamdan çekilme, vazgeçme, ya da yerini gençlere bırakma gibi bir önermeyi açık ya da gizli olarak içeren bir anlayış değil. Bir olgunluk, bir duruş belirtisi. Aynı zamanda bir doygunluk. Alınan dönemeçleri, geçilen yollan insanın kendi hayatında bir yerlere yerleştirme hali; en önemlisi insanın “kendine” yerleşmesi. Yaptıklarınıza inanıyorsanız, geçtiğiniz yollara, bıraktığınız izlere, deneyimlerinizin başka insanların yaşamlarındaki yankısına sahiden inanıyorsanız, zaten bir ölçüde kendiliğinden gelip içinize yerleşecek bir duygudan söz ediyorum. Ama öyle olmuyor. İnsanın kendini sevmemesi, yaptıklarına tam olarak inanmaması, kendine ve yapıtlarına yeterince güvenmemesi, kendinden sonra gelen dalgaların gücü karşısında kendini zayıf hissetmesi, yavaş yavaş suyunun çekildiğini, beslenme kaynaklarının kuruduğunu fark etmesi, bütün bunlar karşısında duyduğu huzursuzluğun başkalarınca da görüldüğü kuşkusuna kapılması gibi birçok unsur devreye girerek, içlerinden birçoğuna huysuz, hırçın, habis ihtiyar görüntüsü veriyor. Gençken çok sevdiklerimizi, şimdi sevmiyor oluşumuzun kabahati niye yalnızca bizim olsun?
Murathan Mungan
Kültür nedir?
Kültürün ne olduğuna ilişkin Paşabahçe Mağazaları’nın yaptığı anlamlı tesbitler…

Geleceğe yönelik meslek seçimi ve kariyer yönetimi öngörülerim
Meslek seçiminin eskisi kadar öncelikli olmadığını düşünüyorum. Çünkü mevcut mesleklerin hemen hemen hepsi hem içerik ve icra ediş şekli ile hem de eğitimiyle değişecek. Şu ankinden çok daha fazla sayıda ve bilmediğimiz meslek oluşacak. Bir mesleğe takılıp kalmaktan çok çalışma alanları ile ilgilenmek daha gerçekçi. Çok para kazandıracak popüler mesleklerin bu hızla değişen dünyada aynı durumlarını sürdürmesi mümkün değil. Sanırım dünyada yaşamın başladığından bugüne hiçbir dönemde geleceği öngörmek bu kadar zor olmamıştı. Bu noktada gençlerin meslek seçiminde para getirecek popüler mesleklerden önce sevdikleri alanlara yönelmeleri ve hepsinden önemlisi de iletişim becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. Bir de dijital hayata çok hızlı uyum sağlamaları. Dijital hayatı içselleştiremeyen, teknoloji ile barışık olmayan bir gencin hangi mesleği secerse seçsin iş dünyasında başarılı olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.
Bugünün iş dünyası üzerine kısa bir değerlendirme
Bugünün iş dünyası hala 1900’lerin başındaki sanayi döneminin kuralları ile işlediği için hiyerarşi ve ünvanlar gereğinden çok fazla önemseniyor, oysa dünya son 10 yıldır sanayi dönemini değil, bilgi-iletişim çağını yaşıyor. O günün iş dünyasının kuralları bugünün dünyasında çok fazla birşey ifade etmiyor. (İşlerin daha kötüye gitmesini sağlamaktan başka) Dikey hiyerarşi ve ünvanların hareket alanını daraltması nedeniyle ne gençler ile tecrübelilerin birlikte oluşturabilecekleri sinerjiyi yaratabiliyoruz, ne de istenilen takım çalışmasını. Gencin tecrübeliyi önünde duvar, tecrübelinin de genci koltuğu için potansiyel tehlike olarak gördüğü bir yapıda verimli bir takım çalışmasını beklemek hoş bir hayal bence. Masallarla büyütüldüğümüzden olsa gerek seviyoruz böyle gerçekleşmeyecek hayallerin üzerine birşeyler inşa etmeyi 🙂
Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu
İki yıl önce günlüğüme not düşmüşüm…
Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu. Biriken deneyimleri birer lego parçası gibi düşünürsek, onları birbirleri ile birleştirerek yeni bir şeyler ortaya çıkarıyoruz. Yaptıklarımız kırılıp döküldüğünde elimizde ne kadar çok deneyim parçası varsa o parçalardan daha farklı şeyler üretebiliyoruz. Hayat yıkıyor, biz yapıyoruz döngü böyle devam ediyor.
2020’de bir arada çalışacak 5 jenerasyon

Bir tren nasıl raydan çıkar? Çözüm için neler yapılmalı
Video
Hayat herkese aynı dersi vermez
Yaşlılık da, tıpkı güzellik ya da yakışıklılık gibi zor taşınan bir şey aslında. Deneyimlerle övünmenin yaşlarında, aslında sanıldığı kadar çok deneyim sahibi olmadığınızın anlaşılması, dahası bu deneyimlerin size beklenildiği ölçüde bir bakış derinliği, ufuk genişliği kazandırmamış olduğu kuşkusuyla birlikte gelir. Hayattan herkesin aynı dersleri almadığını biliriz elbet. Hayat herkese aynı dersi vermez. Hayat karşısında ne kadar iyi bir öğrenci olduğunuz da önemlidir. Hatta daha önemlidir. Zaman herkesin üstünden aynı hız ve derinlikle geçmez, bu yüzden bıraktığı izler de farklıdır. Zaman yalnızca sizi değil, çevrenizdeki hemen her şeyi az çok değiştirmiştir. Her dönemeçte yaşamla kurulan ilişkinin formüllerini yeniden çatarken, değişkenleri doğru hesaplamak gerekir. Zamanın bizden aldıklarının yerine neleri koyduğumuza bakarız. Yaşama yapılan yatırımın tazelenmesi temelde budur.
Murathan Mungan
Bir Kutu Daha (2002)
Neden artık futbolu eskisi kadar sevmiyoruz?
Çünkü futbol romantizmini bitirdiler diyor Soner Yalçın ve devam ediyor.
Futbol romantizmini bitirdiler. Çokuluslu firmalar, takımları ve stadyumları satın aldı. Futbol sanayi dalına dönüştürüldü; küresel bir imparatorluk yapıldı.
Evet: Maradona’nın sanatsal futbolu, soğuk ve zevksiz salt skora yönelik oyuna yenildi.
Artık “rakip futbolcular üzülür” diye sevinç gösterisi yapmayan Jose Piendinene yok.
Artık rövaşata ile gol atan
Şilili kızılderili David
Arrellano yok.
Artık “6 bacak” Leonidas ya da “Çılgın Ayak” Garrincha yok.
Artık “tango en iyi antremandır” diyen Moreno yok.
Artık topa sevgilisi gibi davranan Didi yok.
Artık 1942’de “kazanırsanız ölürsünüz” tehdidine rağmen sahaya çıkıp Nazileri perişan eden ve kurşuna dizilen Dinamo Kiev’li 11 futbolcu yok.
Artık liman işçilerinin grevini destekleyen bir cümleyi formasına yazmış olduğu için cezalandırılan İngiliz futbolcu Robbie Fowler yok.
Artık 1994’te futbol sendikası kurmak amacıyla çalışmalara başladıkları için üzerleri çizilen; Stoichkov, Bebeto, Gascoigne, Francescoli, Laudrup, Zamarano, Hugo Sanchez yok.
Artık “Deniz Gezmiş idam edilmesin” diye imza toplayan Metin Oktay yok.
Artık futbolcuların sömürülmesine karşı çıkıp sendika kurmak istediği için Galatasaray’dan kovulan Metin Kurt yok.
Dünya kupasından zevk almamanızın sebebi budur!
Şimdiki futbolcular çok terbiyeli: Sigara içmiyorlar; içki içmiyorlar, çok çalışıyorlar ve futbol oynamıyorlar!
Soner Yalçın