Seminer, sunum konuşmaları nasıl olmalı?

Çok sunum, seminer, TED Konuşması dinledim, bu konuşmalarda en tehlikeli taraf konuşmacıların çoğunlukla klişeler üzerinden gitmesi ve dinleyenlerin de o an heyecanla dinlediklerini kısa bir süre sonra unutmaları. Burada anlatıcı anlattıklarını dinleyenlerin içselleştirmesini sağlayacak bağlantılarla zenginleştirmesi, üzerinde düşündürmeyi sağlaması, sunumun dinleyen için asıl bittikten sonra başlamasını sağlaması çok önemli. Bu açıdan konuştuğu kitleyi tanıyıp anlattıklarını o kitlenin ihtiyaçları ve değerleri ile örtüşterecek örneklemeler, dinleyenlerin aklında daha fazla şeyin kalmasını sağlıyor.

İş Dünyasında Kimse Neyi Neden Yaptığını Bilmiyor

İş dünyasında dikkat ettim kimse neyi neden yaptığını bilmiyor çünkü yaptığı işle ilgili düşünmeyi fazla sevmiyor. Zaten iş dünyası da fazla düşünenleri pek sevmiyor.

Genç bir stajyerken de bugün de bu iş neden böyle yapılıyor diye sorduğumda aldığım yanıtlar hep birbirine benziyordu “Bu iş böyle yapılıyor”, “böyle işte”, bazen kabaca “sen kendi işine bak, bize karışma” gibi yanıtlar alıyordum. Oysa benim amacım karışmak değil sadece o işin neden öyle yapıldığına daha farklı bir şekilde yapılıp yapılamayacağına yönelik bir meraktı. Belki bir çok soruma çok fazla yanıt alamadım ama aldığım yanıtlar bana doğru, yanlış bazı çıkarsamalar ve beraberinde sentezleri yapmam için yeterli oldu.

Genç arkadaşlara hep işlerin yapılış metodolojilerine yönelik çok soru sormalarını ve aldıkları yanıtlardan antitezler ve sentezler üretmelerini tavsiye ederim. Aksi takdirde yenilikçi olamazlar ve sistem içinde kaybolup giderler.

Yeni mezun olduğumda hedefim bir kaç bilgisayar dili öğrenmekti çünkü programlamaya ilgi duydukça bir bilgisayar dilinin insanın düşünce yapısına da çok ciddi bir etki yapacağını, farklı düşünce sistematikleri geliştirebileceğini, bunun aynı zamanda yazı dilini de geliştirebileceğini düşünüyordum. Bir programlama dili insana nasıl düşüneceğini, mevcut datalardan bir sistematikle nasıl sonuca ulaşabileceğini öğretiyor. Ancak 90’ların başında şantiyedeki yoğun çalışma koşulları sadece DOS, LOTUS, DBASE’i bir ölçüde öğrenebilmeme imkan verdi. C, Fortran gibi programlara çok istememe rağmen ne yazık ki başlayamadım. 90’ların ortasında Windows ile tanışınca paket programların zaman içinde bir çok ihtiyaca cevap vereceğini, programlama dillerinin bu konuda çalışma yapanlar dışındaki insanların çok da fazla gerek duymayacaklarını fark ettim ve dil öğrenme konusundaki çalışmalarımı bıraktım. Bilgisayar programları ile ilgilenmem haşır neşir olmam paket programları daha çabuk çözmemi en önemlisi de internetin ortaya çıkması ile HTML dilini rahat öğrenmemi sağladı ve  98’de HTML ile yapirehberi.net’i yaptım.

90’ların başında öğrendiğim ya da öğrenmeye çalıştığım programlama dillerinin daha farklı düşünmemde, problemleri analiz ederken dataları daha doğru kullanmamda bana önemli katkılar sağladığını düşünürüm.

Para her kapıyı açan bir anahtar mı?

Para kimsenin inanmadığı bir şeyleri ortaya çıkarmamıza imkan verdiği için güzel bir şey. Ancak insanı konformizimin tuzağına düşürürse tüm üretkenliğinizi ve hırsınızı da yok edebilir. O açıdan her ne kadar gençlik yıllarımda bir çok hayalimi gerçekleştirmek konusunda üzerinde çalışma fırsatı bulamadığım için çok param olmamasına hala içimden bir öfke duysam da o öfkenin ve yoksunluğun hırsımı ve hep farklı bir şeyler yapma düşüncemi kamçıladığını düşünürüm. Varsıllığın üretkenlik üzerindeki olumsuz etkisi yoksulluğa göre daha fazladır.

Çocuk kalabilmek

İlkokul çocuklarının resimlerinde el becerisi yoktur ama özgün bir hayal gücü vardır. O çocuk 10 yıl sonra el yeteneği gelişse de o hayal gücü ile çizemeyecektir artık. Çizenler ise tarihe iz bırakacak ressamlardır sadece. Bu durum sadece resim için değil diğer sanat dallarında da geçerli. Bir çocuğun kurguladığı öyküyü, bir yazar kurgulamakta zorlanır çoğu zaman.

Çocukluktaki hayal gücünü koruyup bunu yaşanmışlıklarla harmanlamayı becerebilenler iyi sanatçı oluyorlar. Bunu başarabilmek için entellektüel olarak iyi beslenip, toplumun bellettiği kalıplardan hızla kurtulmak gerekiyor. Bu kalıpların en çok kafaya işlendiği yerlerin başında da ne yazık ki çocuğun ilk eğitimini aldığı okullar geliyor.

Resim benden daha güçlüdür ne yapacağıma o karar verir. Picasso

Suçlu kim, suçsuz kim?

Herkesin her şeyden sorumlu olduğu bir dünyada suçlu/suçsuz kimdir ki?
Suçlama düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Suçladığın andan itibaren vicdanını rahatlatır ve daha fazla düşünmezsin. Düşünmek istemiyorsan en kolay çözümdür, yargılamak ve suçlamak. Ama anlamak istiyorsan hoşgörü ile yaklaşman gerekiyor. Bir Fransız sözünde söylendiği gibi; Her şeyi bilirsen herkesi affedersin.

Böcekler mi, insanlar mı daha önemli dünya için?

Geçen gün dinlediğim bir TED Sunumunda  konuşmacı çok güzel bir bilgi verdi.
Eğer bütün böcekler yeryüzünden yok olsaydı 50 yıl sonra dünya yok olurdu ama insan türü yeryüzünden yok olsaydı dünya 50 yıl içinde kendini yenileyip tekrar düzene girer, yaşam devam ederdi.

İnsan türünün bu denli kibirli olmasının, bir dünya savaşı sonrasında dünya yok olur diye düşünmesinin hiç bir anlamı yok. Kaybeden vahşiliği ile evrene hakim olduğunu zanneden insanoğlu olacak, dünya yoluna devam edecek, milyarca yıldan beri olduğu gibi…

Bir serçe kadar inanıyor muyuz yaptıklarımıza?

Orman yanıyor, bütün hayvanlar seyrediyor, bir serçe bir nehirden bir damla su alıyor ateşin üstüne atıyor, sonra gidiyor bir damla daha alıyor yine ateşin üstüne bırakıyor, sonra bir damla daha, diğer hayvanlar şaşkın bir şekilde sen ne yapıyorsun diyorlar, serçe, benim elimden gelen bu diyor.

Ve biz o ağzımıza yapışmış, klişeleşmiş elimden geleni yaptım derken acaba bir serçe kadar  inanıyormuyuz yaptığımız işe?

Tatil Günleri Ne Yapmalı?

İnsan, fırsatını bulabiliyorsa tatil günlerinde kendi iç derinliğine giden yolu temizlemeli. Kimbilir, yol üzerinde ne kadar çok ruhunu tıkayan pislikle karşılaşacaktır? Başka da bir şeye gerek var mı derseniz, yok bence. Zaten bundan daha etkili yapılabilecek ne olabilir ki?