Gaziantep yolculuğunda yol arkadaşım Alain De Botton

Gaziantep yolculuğunda yol arkadaşım Alain De Botton. Açıyorum “Seyahat Sanatı” kitabını, Botton; “Bulutlar bizi sükunete davet eder. Aşağımızda dostlar, düşmanlar, kederler ve korkular kol gezer; fakat onlar, yeryüzü üzerindeki minicik tırnak izlerinden ibarettir artık.” diyor.

Tek başına özgüven yeterli olmuyor

Gençlere hep özgüvenlerinin yüksek olmasını, özellikle iş görüşmelerinde kendilerine güvenerek konuşmalarını söylüyoruz. Bu özgüvenin de yollarını açacağını anlatıyoruz. Buraya kadar güzel ancak unuttuğumuz önemli bir nokta var. Özsaygı olmadan özgüven olduğunda insanlar çok rahat kibir tuzağına düşebiliyorlar ve karşıdan sevimsiz görünüyorlar. İşin acı tarafı böyle göründüklerinin de farkında olmuyorlar.

İş hayatında herkesin aradığı bir çalışan olmak isteyenler için ilk aklıma gelen 12 küçük tavsiye – Kadıköy Kozyatağı metrosunda bir deneme

Hayatı basitleştiren sığ çözüm önerileri getiren kişisel gelişim kitaplarını da şu anda yazdığım gibi listeleri de hiç bir zaman sevmemişimdir. Bugün şöyle bir düşündüm, ben de çağın modasına uyup bu tarzda bir liste yapsam ilk aklıma gelenler ne olurdu diye. Kadıköy Kozyatağı arasında 6 istasyonluk bir zaman verdim kendime ve hızla aşağıdaki listeyi oluşturdum. 😊

Çok çalışın, çok çalışın, çok çalışın ama verimlilik bazlı çalışın, boş çalışmayın.

Başkalarına değil, bilginize becerinize güvenin.

Kendinize sürekli yatırım yapın. Her şeyinizi elinizden alabilirler, sıfır noktasına hatta daha altına düşebilirsiniz ama bilginizi, becerinizi, eğitiminizi kimse sizden geri alamaz.

Saygınlığınızdan taviz vermeyin, dürüst olun, verdiğiniz sözleri tutun. Eksiğiniz para ise kredi alabilirsiniz ama kaybettiğiniz itibarınız ise böyle bir şansınız hiç bir zaman olmayacak.

Tutkunuz yoksa istediğiniz hiç bir şeye ulaşamayacaksınız, ulaştıklarınızın da kıymetini bilemeyeceksiniz.

Sistem içinde kaybolmak istemiyorsanız kendiniz olun, kendiniz kalın. Benzerlerin içinde benzersiz olun.

Kendinizi sanatla besleyin. Bir Alman düşünürün söylediği gibi, ne ile beslenirseniz o sunuz.

Kendinizi sürekli yenileyin. Eksiklerinizi gördükçe yeni versiyonlarınızı çıkarın piyasaya.

Araştırın, merak edin, sorgulayın. Size söylenen hiç bir şeyi, işinize gelse dahi düşünmeksizin kabul etmeyin. Küçük bir merakın sizi nerelere götüreceğini tahmin edemezsiniz.

İyi bir takımınız yoksa başarılı olmayı beklemeyin. Siz maç başlamadan kaybetmişinizdir.

Kaybedeceğiniz anın vazgeçtiğiniz nokta olacağını unutmayın.

Böyle başarı sırları veren klişe listelere çok fazla itibar etmeyin, hayat bu listelerde yazılanlarla çözülecek kadar basit olmadı hiç bir zaman. 😊 Buralarda yazılanları yaşadıklarınız ve düşüncelerinizle sentez ettikten sonra içselleştirmeye çalışın ancak o zaman bir şeylerin değiştiğini fark edeceksiniz.

Not: Fikirler metroda geldi, yazıyı evde derledim. ☺️

Robotlar işinizi/mesleğinizi elinizden alacak mı? – Yakın gelecekte bunun gerçekleşme yüzdesi ne kadar?

https//willrobotstakemyjob.com sitesine girip mesleğinizi yazdığınızda işinizin yapay zeka tarafından elinizden alınma riskinin yüzdesini görebiliyorsunuz.

İnşaat Mühendisi/Civil Engineer diye bir sorgulama yaptığımda sistem bu riskin %1.9 oranında olduğunu, İnşaat Mühendisliğinin bu anlamda son derece güvende bir meslek olduğunu söyledi. Önümüzdeki yıllar ne gösterir bilemiyorum ama bu site üzerinden risk yüzdesini görmekte fayda var diye düşünüyorum.

Babam sadece bir hayat vermedi bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bıraktı ardında

Anneler Günü’nde gün doğmadan uyandığım sabahlar annem ile derin sohbetler yaptığımı yazmıştım. Babamla ise gün içinde daha çok beraberim. Her erkeğin, gençlik döneminde biraz uzak düştüğü babasıyla yılların ilerlemesi ile birlikte daha bir yakınlaşmaya başladığını düşünüyorum. 
Eskisinden daha sık yine babam gibi davrandım diyorum ve bu bana çok iyi geliyor. Hayatta kaybolmamışlık hissi uyandırıyor üstümde. Neden – Sonuç ilişkilerimi daha rahat oturtuyorum kafamda. Diyorum ki endişe etme, doğru yoldasın, baban da aynısını yapardı.
Bir seminerim bittiğinde onun alkış sesini de duyuyorum kafamın içinde.
İyi bir insan olmanın her şeyin önünde gelen bir değer olduğunu söylediği sözlerini ve davranışlarını hatırlıyorum.
Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen hayatını nasıl böylesine basit ve derin yaşayabildiğini anlamaya gayret ediyorum.
Bana bıraktığı günlüklerinden onu, hayatı ve yazdığı günlerdeki Türkiye’yi daha iyi anlamaya çalışıyorum.
Anneme olan o büyük aşkının şifrelerini çözmeye çaba sarf ediyorum.
Sözün özü hem ayna, hem ışık tutuyor hayatıma.
Düşünüyorum da, babam sadece bir hayat vermemiş bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bırakmış ardında.

3 saatte sonuçlandırabileceğimiz bir iş için neden 8 saatimizi işyerlerinde geçirmek zorunda kalıyoruz?

David Cain’in raptitude.com için yazdığı “Your Lifestyle Has Already Been Designed” başlıklı makalesinde bu sorunun yanıtını bulabilirsiniz. Makale Sinan Doğan tarafından Gaia Dergi için Türkçeye çevrilmiş.
8 saatlik iş günü, 19. yüzyılda Sanayi Devrimi sırasında Britanya’da ortaya çıktı. Sebebi, günde 14-16 saat çalıştırılan işçilere rahat bir nefes aldırmaktı. Teknolojiler ve yöntemler karmaşıklaştıkça, tüm sektörlerdeki işçiler daha kısa zamanlarda daha çok değer üretebilmeye başladı. Bunun daha kısa işgünlerine yol açtığını düşünebilirsiniz.
Ancak sekiz saatin büyük şirketler için çok kârlı olmasının sebebi sekiz saatte yapılan iş miktarı değil (ortalama bir ofis çalışanı üç saatten az bir zamanda yapabileceği işler için sekiz saat çalışıyor), satın almaktan mutluluk duyan kitleler yaratması. Boş zamanı kısa tutmak, insanların konfor, haz ve diğer rahatlamalar için daha fazla ödemesi demek. Bu insanların TV ve reklamlarını izlemeye devam etmelerini garanti ediyor. İş dışındaki azimlerini kaybetmelerini sağlıyor.
Bizleri yorgun, keyif almaya aç, konfor ve eğlence için para vermeye istekli ve en önemlisi sahip olmadığımız şeyleri istemeye devam edecek kadar hayatımızdan memnuniyetsiz kılan bir kültürün içine itiliyoruz. Bir sürü şey satın alıyoruz, çünkü daima bir şeyler eksik gibi geliyor.
Neşelenmek için, kendimizi ödüllendirmek için, kutlamak için, sorunlarımızı çözmek için, konumumuzu yükseltmek için ve can sıkıntısından kurtulmak için harcıyoruz.
Parkison Yasası’nı duymuş olabilirsiniz. Bu teori, sıkça zaman yönetimine referans verilerek kullanılır: Bir işi halletmek için ne kadar zaman verilirse, o işi yapmak o kadar sürer. Eğer sadece yirmi dakikanız varsa yirmi dakikada yapabildiklerinizi görmek inanılmazdır. Ama bütün akşamı harcayabiliyorsanız, büyük ihtimalle o iş uzun sürecektir.
Çoğumuz paraya da aynı şekilde yaklaşıyor. Ne kadar fazla kazanırsak o kadar fazla harcıyoruz. Kazanmaya başladıkça birden bire daha çok harcamamız gerekmiyor; harcalayabiliyorsak harcıyoruz. Aslında gelirimiz her arttığında yaşam standartlarımızı (ya da en azından harcamalarımızı arttırmaktan) yükseltmekten kaçınmamız biraz zor.
Yazının tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.yolvemacera.com/yasam-tarziniz-onceden-tasarlanmisti/

İyi bir liderde olması gereken 5 özellik

Adil olmalı: Çalışanı düşük ücret, yan hakların eksikliği ve diğer tüm olumsuzluklardan daha fazla inciten o işyerinde adaletin olmadığını görmesidir. 10 yılı aşkın sürede mülakat yaptığımız 5000’in üzerinde insanla yaptığımız sohbetlerde bir iş yerinde seni en çok ne rahatsız eder sorusuna aldığımız ilk yanıt adaletsizlik olmuştur. Bir sonra gelen ise verilen sözlerin tutulmaması.

Bilgili olmalı: Konusunu iyi bilmeyen birinin o konuda liderlik yapabilmesi mümkün değildir. Bilgisiz bir lider adil de olamaz, unutulmamalı ki herkese eşit davranmak da adalet değildir.

Zarif olmalı: Tüm bildiklerini zerafetle aktarabilmeli ve ekibini zerafetle yönetebilmelidir. Yakınlarımın benden en çok duyduğu sözdür: “Üslup, içerikten önemlidir, çünkü iyi bir üslup ile kötü bir içeriği anlatabilirsiniz ama kötü bir üslup ile iyi bir içeriği anlatamazsınız”

Pozitif olmalı: Pozitif veya negatif enerjisi ortamı ve çevresindekileri direkt olarak etkileyeceği için sadece işe değil hayata bakışı da pozitif olmalı.

İyi insan olmalı: İyi bir mühendis, iyi bir yönetici, iyi bir patron olmadan önce iyi insan olmalı