Kars Yolculuğumda Orhan Pamuk’un Kars’ta yazdığı Kar Romanını bir kez daha okuyorum.


Kars Yolculuğumda Orhan Pamuk’un Kars’ta yazdığı Kar Romanını bir kez daha okuyorum.


Bazı şarkılar vardır, ilk duyduğunuz anda sizi yakalar ve her dinlemenizde de farklı şekillerde etkiler. Cranberries’in ilk çıkış parçası Linger da benim için böyle bir parçaydı. Solistleri Dolores O Riordan’ın bugün 46 yaşında hayatını kaybettiğini öğrendiğimde çok üzüldüm. Ne diyeyim, iyi ki Cranberries’i çıktığı günden bu yana doya doya dinlemişim.
14 Kasım Salı akşamı Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi’ndeki “Yapım Yönetim” dersimin konusu “İnşaat Projelerinde Doğru Bir Planlama ile Verimlilik Nasıl Artar?”
Siz de benim gibi yönetemediğiniz her şey sizi yönetir, işi ya doğru planlar ya da işin peşinden sürüklenip gidersiniz diye düşünüyorsanız;
Bir şantiyede doğru planlama yapılmasının önündeki engeller ve çözümleri nelerdir?
Planlama bir yönetim aracı olarak nasıl kullanılır?
İş Programının doğru uygulanması için saha teknik ofis koordinasyonu nasıl sağlanır?
İş programında; aktivite – iş analizi seçimi, aktivitelerin süre tespiti ve ilişkileri
Üst düzey yöneticeleri planlama raporlarını doğru okuyup değerlendiremiyorlarsa ne yapılabilinir?
İş programı güncellemeleri ve revizyonlarında yaşanan sıkıntılar nasıl giderilir?
ve benzeri birçok konuyu hep birlikte konuşup, tecrübelerimizi paylaşacağımız bu haftaki
“Yapım Yönetim” dersime sizleri de beklerim.
Tarih: 14 Kasım 2017 Salı Saat: 19:00
Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi – 203 Nolu Amfi
İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz bütün derdimiz bu. Kimimiz tüm kapıları açan maymuncukların bizim kapılarımızı da açacağını düşünüyor, kimimiz kolay açılmasın diye bir kilit daha vuruyor kapıya, kimimiz anahtar deliğinden görebildiğimiz kadarı ile biliyoruz içimizdekileri, kimimiz kapının arkasındakilerle baş edemeyeceğinden korkup içerideki yükün baskısı ile açılmasın diye kapının önüne ne varsa yığıyor, kimi ise böyle kapıların olup olmadığının farkında bile olmadan tüketiyor yaşamını…
Sizi borçlandırarak bir kere ele geçirdiler mi artık onlardan kurtulmanız öyle kolay değildir. Sistem kementini atmıştır boğazınıza bir kere, özgürlüğünüzü teslim almıştır sizden. “Bugün borç alan yarın emir alır” diye boşuna dememiş atalarımız, bir kere emir almaya başlayınca sistem her istediğini yaptırmaya başlar size. Borcunuz vardır, sevmediğiniz işi bırakamazsınız, borcunuz vardır istediğiniz hayatı yaşayamazsınız, borcunuz vardır hayal ettiklerinizi gerçekleştiremezsiniz, kısır bir döngünün içinde dönmeye başlamışsınızdır. Boğazınızdaki kement sizi sıkıyordur ama çıkartamazsınız onu oradan. Sonra düşünürsünüz, ben bu borcu niye almıştım, neden nakit akışı mı bozmuştum diye, bakarsınız ki hiç de gereği yokmuş aslında bu sıkıntıya. Faizi ile ödediğiniz borç sadece para değil bu paraya sahip olmak için harcadığınız zamandır yani hayatınızdır aynı zamanda. 😊
Toplumda artık fazla karşılaşmadığımız üst düzey insani değerlere sahip bir dostum, abimdi, en son Cuma gecesi yazışmıştık. Acımı tarif edebilmem mümkün değil. Işıklar içinde uyusun, eşi Şükran Hanım’a ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.
Fikret Kemal Yıldırım’ın cenazesi, 6 Eylül 2017 Çarşamba günü, saat 14.00`da İMO Genel Merkezinde düzenlenecek olan cenaze töreninden sonra, ikindi namazını müteakiben Karşıyaka Mezarlığında defnedilecektir.
http://www.imo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=21485&tipi=17&sube=0#.Wa66v8irTcs


“Ne kadar değişirsen değiş. İlk nerede mutlu olduysan, hep oraya çevirirsin kafanı!” – J. Christophe
Hiç bir şeyin değişmeyeceğini, hep aynı kalacağını düşündüğüm günleri hatırlatır bana bu ağaç. Sokağa çıkan çoçukların ilk toplandıkları yer genelde o ağacın altı olurdu, o yüzden, sabah uyanınca veya öğlen yemegimi bitirdikten sonra pencereden ağacın oraya bakar, orada bir iki çocuk görürsem hemen sokağa fırlardım. 🙂 Annemler sorardı, “nereye gidiyorsun?”, büyük ağacın oraya derdim ya da bağırırlardı arkamdan “ağacın oradasın değil mi?” 🙂 Okuldan gelince de çantayı, ceketi ağacın altına bırakıp, hemen top oynamaya başlardık. Uzun zamandır ağacın altında da, arka bahçede de hiçbir çocuk oynamıyor. Bayramın ilk günü ağacın altına oturup o hiç bitmeyeceğini düşündüğüm çocukluk günlerimi hatırlamaya çalıştım, çok birşey de gelmedi hemen aklıma. O kadar hızlı yaşıyoruz ki, anılarımız bile bizden kaçıyorlar sanki, 🙂 Belki bir gün keserler diye de ağacın bir fotografını çektim. Düşünüyorum da her insanın kişisel biyografisini filme çekme imkanı olsa benim filmim mutlaka bu ağaç ile başlardı, nasıl mı biterdi, şimdilik onu ben de bilmiyorum. 🙂