Dünyayı değiştirmek üzerine öylesine düşünceler

7 Kasım 2010 Tarihli Günlüğümden

İnşaat Mühendisi olup, dünyayı değiştirebilecegime inandığım o naif öğrencilik günlerimdeki en sevdiğim parçalardan biriydi Supertramp’ten Logical Song. Az önce dinlediğimde o günlere gittim yeniden.

20’li yaşlarda hissettiklerinizi anca 40’lı yaşlarda anlıyorsunuz. Onlar çok güzel hislerdi, benim internette ve meslekte yaptığım farklı projelerin de tetikçisi oldu bu duygularım. Bunlar insanı iyi besleyen çok güzel duygular sadece. Dünya tek bir insanın değiştiremeyecegi kadar kadar karışık bir yer. 🙂 Insan bırakın dünyayı kendini bile kolay kolay değiştiremiyor. :))

Ancak şunu iyi biliyorum ki, dünyayı değiştirmek isteyen rejim, düşünce ve tüm sosyolojik olguların yaptıkları buyuk bir hata var o da insanın ideal iyi bir tür olarak kabul etmeleri ancak maalesef insan kötü bir tür. Kapitalizm de bunu görüp, baştan insanın zayıflıklarını baz alarak bir sistem kurdugu icin bu kadar güçlü. Çok büyük afet, savaş vb gibi bir şey olmadan da insanlığın aklını başına toplayıp, iyi yönlerini öne çıkarıp yeni bir sistem kurabilecegine hiç inancım yok açıkçası. Tek iyimserliğim teknolojinin hizla gelişiyor olması, kurtarırsa teknoloji kurtaracak insanlığı bu çıkmazdan…

Dış sesler iç dünyamızı ele geçiriyor

16.yyda yaşayan basit yaşayan kızılderililerin bugünkü bolluk içinde yaşayan Amerikalı’lardan çok daha tatminkar bir yaşamları vardı. Avrupa endüstrisinin yol açtığı lükse tanık olmak onların yaşamlarını değiştirdi. Bilgelik ve basit bir yaşamın yerine silah, mücevher, alkol geçmişti. Avrupalılar kızılderilerilerin hayatına lüks tüketimi soktular, artık tutkuları, beklentileri daha çok artmıştı yaşamdan. Ancak bu istediklerine sahip olmak için de daha fazla çalışmaları gerekiyordu. Daha çok avlandılar, daha çok hayvan derisi sattılar, ticaret gelişti, peki daha mutlu oldular mı? Hayır, alkol tüketim oranları ve intiharlar arttı yerliler arasında. Bölünmeler başladı, kendi içlerinde savaşa tutuştular. Lüks tüketimi bırakmalarını söyleyen yaşlı kabile şefleri olsa da artık olan olmuştu, onlar da insandı, psikolojik olarak lüksün büyüsüne kapıldılar ve iç seslerine kulaklarını tıkadılar. Sonrası mı, sonrası bugün işte… Daha fazla şeye sahip olup, daha fazla tüketerek mutlu olacağımız yanılgısı bizi kendimizden uzaklaştırdıkça dış sesler iç dünyamızı ele geçiriyor. Güçlü dış sesin peşinden giden birbirine benzeyen bir sürü insanın bulunduğu bir yer oluyor dünya…

Siz bir şeyler anlatıyorsunuz, çevrenizdekilerin hepsi cep telefonlarıyla oynuyor, bu durumda ne yaparsınız? 😀

‘Phubbing’ 2013’de icat edilmiş bir terim, phone ile snubbing (hor görme, adam yerine koymama) kelimelerinden üretilmiş. Yani, karşınızdaki sizinle konuşurken, bir taraftan da cep telefonu ile oynaması durumu. Phubbing, sadece sosyal yaşamda değil, çalışma hayatında da ciddi sıkıntılara yol açmaya başlamış. Çalışanlar, bir sorunlarını anlatmak için yöneticilerinin yanına gittiklerinde, çoğu zaman yöneticiler dinleyip, aslında anladıkları halde çalışana cevap vermeyerek, adam yerine konulmadıklarını hissetirirlerdi. Şimdi bu durum bir adım daha ileri gidip, dinlerken bir taraftan da cep telefonlarını oynuyorlar. Bir yerde sessiz mobbing gibi bir şey.
Bir de işin arkadaş buluşmalarında yaşanan kısmı var ki, sanırım o biraz daha dramatik, 3-4 arkadaş bir yere gittiniz, biri konuşuyor, diğerleri cep telefonları ile meşgul, arada kafaları kaldırıp, tabii tabii diyorlar, sonra tekrar telefonlarına dalmaya devam. 😀 Amerika’lılar bu konuda güzel bir çözüm bulmuşlar. Phone Stacking (telefon yığma) dedikleri bu oyunda, bir cafede yemeğe oturduklarında herkes telefonlarını çıkarıp masaya bırakıyor, eli ilk telefona giden hesapları ödüyor. 😀 Açıkcası bu oyun benim çok hoşuma gitti, bu konuda bugünkü Hürriyet IK’da Serdar Devrim’in yazısını tavsiye ederim. Gerçi ben burada bir ölçüde özetledim ama 😀

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/serdar-devrim_520/hepimiz-phubber-iz_40006007

Diğer yazılarını da aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
http://sosyal.hurriyet.com.tr/Yazar/serdar-devrim_520

Rol yapamıyorsanız iş hayatında işiniz zor :)

Firmama bir Genel Müdür alacak olsam, o konuda yetkin birini değil, çok iyi bir tiyatro oyuncusunu alırdım. İş hayatında gördüğüm o ki, teatral yetenek, bilgi ve tecrübeden daha çok etkiliyor insanı. Belki de Freud haklı; insan rasyonel değil irrasyonel bir varlık.

Anlaşılamayan filmler üzerine

Sinema olgusu hep eğlendirmek ya da filmin seyredene bir takım mesajlar vermesi üzerine oturtulduğu için deneysel çalışmalar seyirciyi çok rahatsız ediyor ve eee şimdi ne anlattı bu film noktasında mutlaka bir cevap bulmak istiyor seyirci. O cevabı bulamadı ise kendi değerlerine göre bazı cevaplar uyduruyor, uyurdukları da tatmin etmedi ise bu film çok kötü demekte buluyor çareyi 🙂

Çocuk kalabilmek

İlkokul çocuklarının resimlerinde el becerisi yoktur ama özgün bir hayal gücü vardır. O çocuk 10 yıl sonra el yeteneği gelişse de o hayal gücü ile çizemeyecektir artık. Çizenler ise tarihe iz bırakacak ressamlardır sadece. Bu durum sadece resim için değil diğer sanat dallarında da geçerli. Bir çocuğun kurguladığı öyküyü, bir yazar kurgulamakta zorlanır çoğu zaman.

Çocukluktaki hayal gücünü koruyup bunu yaşanmışlıklarla harmanlamayı becerebilenler iyi sanatçı oluyorlar. Bunu başarabilmek için entellektüel olarak iyi beslenip, toplumun bellettiği kalıplardan hızla kurtulmak gerekiyor. Bu kalıpların en çok kafaya işlendiği yerlerin başında da ne yazık ki çocuğun ilk eğitimini aldığı okullar geliyor.

Resim benden daha güçlüdür ne yapacağıma o karar verir. Picasso

Suçlu kim, suçsuz kim?

Herkesin her şeyden sorumlu olduğu bir dünyada suçlu/suçsuz kimdir ki?
Suçlama düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Suçladığın andan itibaren vicdanını rahatlatır ve daha fazla düşünmezsin. Düşünmek istemiyorsan en kolay çözümdür, yargılamak ve suçlamak. Ama anlamak istiyorsan hoşgörü ile yaklaşman gerekiyor. Bir Fransız sözünde söylendiği gibi; Her şeyi bilirsen herkesi affedersin.

Böcekler mi, insanlar mı daha önemli dünya için?

Geçen gün dinlediğim bir TED Sunumunda  konuşmacı çok güzel bir bilgi verdi.
Eğer bütün böcekler yeryüzünden yok olsaydı 50 yıl sonra dünya yok olurdu ama insan türü yeryüzünden yok olsaydı dünya 50 yıl içinde kendini yenileyip tekrar düzene girer, yaşam devam ederdi.

İnsan türünün bu denli kibirli olmasının, bir dünya savaşı sonrasında dünya yok olur diye düşünmesinin hiç bir anlamı yok. Kaybeden vahşiliği ile evrene hakim olduğunu zanneden insanoğlu olacak, dünya yoluna devam edecek, milyarca yıldan beri olduğu gibi…