Tribünlere oynayan çalışanlar

Gösteriş için çalışanlar, iyi yaptı desinler diye çalışanlar derinliklerinde hissettikleri acıları, eksiklikleri alacakları övgülerle yatıştırmaya çalışırlar.

Montaigne, başkaları yaptıklarını beğensin diye iş yapan birinden fayda gelmez der. Çünkü sonuç için değil, başkalarının onun üzerindeki beklentileri için çalışıyordur, onların deger yargılarına göre hareket ediyordur. Fazla ilkeli olmadığı için ne zaman ne yapacagını bilemezsiniz. Her an kendi itibarını düşünüp işi tehlikeye düşürecek birşeyler de yapabilir.

Ruhumuz yapacağını gösteriş için yapmamalı, herşey içimizde, hiçbir gözün göremediği en gizli yerimizde olup bitmelidir. Montaigne

Bizi bekleyen 10 zor yıl

Önümüzdeki on yılda 65 yaş ve üzeri nüfusun, 5 yaş ve altı nüfustan daha fazla olması ve buna paralel dünya ekonomisinin de “vasat” bir büyüme düzeyine sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya kalması öngörülüyor. Bunun Türkiye’ye yansıması ciddi boyutta işsizliğin artışı şeklinde olacaktır. Bir de tüm bu olumsuzlukların üzerine son 10 yılda yapılan rekor seviyedeki dış borç düşünülürse önümüzdeki 10 yılın ekonomik anlamda hiç de kolay geçmeyeceği çok net görülüyor.

Tüm iş dünyasını tehdit eden bir virüs: Hep şikayet hep şikayet virüsü

Montaigne; “Mızmız dırdırcı insanları hiç sevmem, bu adamlar yaşamın sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar; sinekler gibi cilalı, pırıl pırıl yerlerde tutunanamaz, pürtüklü yerlere abanır, oralarda rahat ederler ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler” der

Sürekli memnuniyetsizler, şikayet edenler sadece kendi enerjilerini sömürmezler, sizin enerjinizi de hissettirmeden tüketirler. O insanlarla bir süre birlikte kaldıktan sonra üzerinizde tuhaf bir yorgunluk, birşey yapmama isteği ortaya çıkmaya başlar. Bir departmanı kendi içinden parçalamak istiyorsanız mızmız, dırdırcı birini o bölüme bir virüs gibi sokun kısa sürede orayı içerden çürütecektir. Bir süre sonra herkes yaptığı işten mutsuz, söylenmeye başlayacaktır. Artık onlardan başarı bekleyemediğiniz gibi başarılı olduklarında mutlu olacak enerjileri de kalmamıştır

İş Toplantılarının Dayanılmaz Ağırlığı

İnsanların iş hayatlarının yaklaşık %25’i o zırva, gündemsiz, başı sonu belli olmayan, adına toplantı denen ego çatışmaları ile geçiyor. En komiği de sonrasında herkesin çok iyi bir toplantı olmuş gibi bir tavır takınmaları 🙂

Yaşamını yönetemeyen bir yönetici işini, kaynaklarını, ekibini de yönetemez

Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler. Montaigne

Sıkıntı hiçbir zaman işlerin yoğunluğu olmamıştır, sıkıntı o yöneticinin işleri ve yaşamını yönetme konusunda yeterli beceriye sahip olamamasıdır. İş yükünden şikayet edenlerin yaşadıkları ana sorunlar öncelikleri belirleyememeleri ve kaynakları doğru yönetememeleridir. Birkaç olumsuz deneyimden sonra kendilerine olan inançlarını da kaybederler ve herşeyi kaybetmeleri durumunda yeniden başlayacak gücü kendilerinde bulamazlar. Bu durumda onlara kalan tek seçenek mevcut duruma, sahip olduklarına sıkı sıkıya sarılmak ve kendilerinden istenenleri sorgulamaksızın yerine getirmektir.

Bugünün iş dünyasının en önemli çıkmazlarından biri

Bugünün iş dünyası hala 1900’lerin başındaki sanayi döneminin kuralları ile işlediği için hiyerarşi ve ünvanlar gereğinden çok fazla önemseniyor, oysa dünya son 10 yıldır sanayi dönemini değil, bilgi-iletişim çağını yaşıyor. O günün iş dünyasının kuralları bugünün dünyasında çok fazla birşey ifade etmiyor. (İşlerin daha kötüye gitmesini sağlamaktan başka) Dikey hiyerarşi ve ünvanların hareket alanını daraltması nedeniyle ne gençler ile tecrübelilerin birlikte oluşturabilecekleri sinerjiyi yaratabiliyoruz, ne de istenilen takım çalışmasını. Gencin tecrübeliyi önünde duvar, tecrübelinin de genci koltuğu için potansiyel tehlike olarak gördüğü bir yapıda verimli bir takım çalışmasını beklemek hoş bir hayal bence. Masallarla büyütüldüğümüzden olsa gerek seviyoruz böyle gerçekleşmeyecek hayallerin üzerine birşeyler inşa etmeyi 🙂

 
Dikkat ediyorum, Türkiye’de çalışanların yaşı ilerledi mi, bilgisi ve tecrübesi ile baştacı edileceğine, daha çok dinozor muamelesi görüyor. Yönetimden ve diğer çalışanlardan yaşına, kıdemine, şirkete verdiği emeğe saygı ve itibar beklerken idare edildikleri hissini yaşıyorlar ve motivasyonlarını ciddi ölçüde kaybediyorlar. Herşey de olduğu gibi iş dünyasında da hızlı bir değişim yaşanıyor, bu durumda dünün bilgi ve tecrübesini yarına aktaracaklara ihtiyaç tahmin edilelenin aksine artacaktır. Bu bilgi ve tecrübe bugünün iş dünyasına entegre edilemediğinde yeni yapılanmalarda ciddi sıkıntılar yaşanacaktır, zaten yaşanıyor da…

Yeni ekip kurarken…

Yöneticilerin ekip kurarken ilk öncelikleri aradıkları standartlara uyan insanları işe almak değil, inandıklarına inanan insanları işe almak olmalı. Mevlana’nın dediği gibi; “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir”.

İşe alacağınız insana firmanızı nasıl anlatıyorsunuz?

Firma yöneticileri, İK yöneticileri firmanın değerlerini iş görüşmesi yapan adaya çok iyi anlatmalı ve adayın bu değerlere yaklaşımını iyi analiz etmeli. Ancak birçok İK yöneticisinin firmasının değerlerini tam özümseyemediğini, bu nedenle de adaya da aktaramadığını görüyorum. Durum böyle olunca da görüşme yavaş yavaş bir sohbet havasına giriyor, sonuçta iyi elektrik yakalanıp aday işe alınsa dahi firmanın değerleri de, adayın değerleri de tam olarak anlaşılmıyor.