15 Temmuz Cuma Günü Çanakkale Mimarlar Odasında vereceğim seminer hakkında

15 Temmuz Cuma günü saat 17.00’de Çanakkale İnşaat Mühendisleri Odası ve Mimarlar Odasının ortaklaşa düzenlediği etkinlikte Çanakkale Mimarlar Odası’nda “Baş Ağrıtmayacak Bir Şantiye Organizasyonu İçin Neler Yapılmalı?” konulu bir seminer vereceğim, programı müsait olan tüm Çanakkale’li dostlarımı seminerime beklerim. İlkini İMO Eskişehir Şubesi’nde, ikincisi İMO İstanbul Şubesinde verdiğim bu seminerin Çanakkale’de de çok keyifli geçeceğini düşünüyorum. Nazik davetleri için İMO Çanakkale Şubesi, Mimarlar Odası Çanakkale Şubesi yöneticilerine ve Filiz Bahar a teşekkür ederim. Bu arada Çanakkale’ye geleceğimi öğrenir öğrenmez seminerime katılacaklarını ileten İTÜ’den 3 sınıf arkadaşım Nadide Çakır, Cüneyt Uysal ve Önder Çetin’e de ayrıca çok teşekkür ederim, mezuniyetimizden sonra hiç görüşme fırsatım olmamıştı, bu vesile ile arkadaşlarımla da hasret gidereceğim. 🙂

Alarko Fidanlık Projesinde verdiğim eğitim

Zamanında sizlerden (Haluk Martağan, Osman İshakoğlu) aldığım değerli bilgileri bugün Alarko Fidanlık Projesindeki genç arkadaşlarla paylaşma imkanı sağladığınız ve dersime katıldığınız için çok teşekkür ederim. Davetiniz ve nazik ağırlamanız benim için onur vericiydi. Gökşin Çapar, bu kusursuz organizasyon için size ve ekip arkadaşlarınıza da ayrıca teşekkür ederim. Aynı yollardan geçtiğimiz Alarko’daki genç arkadaşlarım için Beykent Üniversitesinde verdiğim derslerden derleyerek hazırladığım “Proje Yönetimi ve İş Yaşamına Yönelik Okullarda Anlatılmayan 45 Kısa Ders” konulu eğitim sunumum umarım, onların mevcut bilgilerinden yola çıkarak yeni sentezler yapması konusunda küçük de olsa bir katkı sağlamıştır.

  

Anne babalık üzerine…

Anne babalık en basit tanimiyla kendi anne babamızdan aldığımız dogruları cocuklarımıza aktarirken yanlışları da aktarmamaktir. Sorun cogu zaman yanlışları da doğrularla birlikte olduğu gibi aktarmaktan çıkıyor. Her cocuk erken yaslardan itibaren anne ve babasını cok iyi gözlemlemeli, onların doğru ve yanlışlarını ne kadar iyi değerlendirebilirse kendi cocuklarına yapacagı aktarımlar da o kadar sağlıklı olacaktır.

“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını yıkmanın zamanı gelmedi mi?

Hocalık, öğretmenlik, bu böyle olacaktır diye bir fikri öğretmekten çok öğrenciye kendi gerçeğini keşfedebilme fırsatı sağlamak olmalıdır bence. “Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını hocalar da, öğrenciler de unutmalı. Anlatılanlar kafamızda canlanıp, sorgulanarak irdelendiğinde ancak bir şeyleri öğrenmiş oluyoruz…

Eğitim sistemi bugünün dünyasına ne kadar uygun?

Bugünün dünyasında bilgiyi işleyip yorumlayarak öğrencilerine iletebilmek hocanın ilk işi olmalı. Derslerde bilginin sadece kitaplarda olduğu gibi anlatıldığı günler artık geride kaldı. Geçmiş eğitim sisteminde geçmişin dünyasına uygun monolog bir yapı vardı, hoca söyler, öğrenci dinlerdi. Bugün ise çok farklı, çok sesli bir dünyanın içindeyiz. Bu doğrultuda öğretmen kavramının ve tanımının yeniden yapılması gerekiyor. Aksi durumda bilgiyi nasıl kullanacağını bilmeyen, onu işleyemeyen, kafasının içi hiç bir zaman işine yaramayacak bir sürü bilgi ile doldurulmuş olan yeni bir kuşak ile karşı karşıya kalacağız.

Yanlış bir eğitim sistemi ile doğru bir çocuk yetiştirebilirmiyiz?

Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
İnternet ile içiçe büyüyen, istediği bilgiye istediği an ulaşabilecek bir çocuğa bir sürü bilgiyi ezber yoluyla belletme çabasının nasıl bir mantığı olabilir ki? Merak ediyorum, bu durumdan eğitimciler hiç bir rahatsızlık duymuyor mu, bu konuda rahatsızlık duyan kişiler uluslararası bir platform oluşturup, çocukların küçük yaşta aptallaştırılmasının önüne geçmek için kafa yoruyorlar mı?

İnsiyatif almaya korkan yöneticileri çocukluktan itibaren yetiştirmeye başlıyoruz

“Çocuğa kendiliğinden hiçbir şey yapmak özgürlüğü vermemekle onu korkak bir köle haline sokuyoruz” Montaigne

İnsiyatif almaktan korkan yöneticileri çocukluktan itibaren yetiştirmeye başlıyoruz.

Edilgen bir eğitim sistemi ile yetişen bir gencin etkin bir yönetici olmasını nasıl bekleyebiliriz ki?

Bu sistemde aslında hiçbir zaman özgür olamayacağını sorgulamasın diye okullarda sürekli bilgi yükleyerek aptallaştırdığımız gençten kısa zamanda yetkin bir yönetici olmasını beklemek tatlı bir hayal kurmaktan öteye gidemez. Önce sistemin kölesi yapıp sonra kendi gibi köleleri yönetmesini isteyeceğiz ondan. Yaşadığı acıların aynısını kendinden sonrakilere yaşatacağından emin olduğumuz zaman da, gencin yönetici olma vakti artık gelmiştir diyeceğiz. 🙂