Toplum sürekli kendini tekrarlayan dogmaların esiri…

Türk eğitim sistemi, merak eden, sorgulayan, aldığı yanıtların doğru olup olmadığı ya da kesin olup olmadığı üzerinde duran, aldığı yanıtla tatmin olmayınca araştıran insanlar yetiştirmeye yönelik olarak kurgulanmış bir eğitim sistemi değil. En baştan sorgulanması doğru olmayan alanlar belirleniyor ve daha küçücük yaştayken bunlar çocuğun beynine işleniyor ve o zaman da merak etme, araştırma, aldığı yanıtla tatmin olmayıp derinleşme gibi yetenekler kısıtlanmış oluyor. Kısıtladıklarımız analitik düşünmenin başlangıç noktaları. Nedenler, niçinler, nasıllar, neden – sonuç ilişkileri kurulamayınca kabuller, ön yargılar, büyüklerin dedikleri doğrudur yaklaşımları, söz uçar yazı kalır deyişleri ön plana çıkıyor. Öyle olunca da toplum sürekli kendini tekrarlayan dogmaların esiri oluyor.

Mahfi Eğilmez – Kendime Yazılar

Murathan Mungan’dan orta yaşlılık üzerine bir değerlendirme…

Ömrün dönemeçlerinde orta yaş ile başlayan süreci biraz balkona çıkmaya benzetiyorum ben. Hayata biraz daha yukarıdan, biraz uzaktan bakmaya; kişileri, şeyleri, olayları daha genel olarak, topluca görmeye… Bir bakış derinliği ve serinliği olarak algılıyorum. Bir duruluk. Bu, asla yaşamdan çekilme, vazgeçme, ya da yerini gençlere bırakma gibi bir önermeyi açık ya da gizli olarak içeren bir anlayış değil. Bir olgunluk, bir duruş belirtisi. Aynı zamanda bir doygunluk. Alınan dönemeçleri, geçilen yollan insanın kendi hayatında bir yerlere yerleştirme hali; en önemlisi insanın “kendine” yerleşmesi. Yaptıklarınıza inanıyorsanız, geçtiğiniz yollara, bıraktığınız izlere, deneyimlerinizin başka insanların yaşamlarındaki yankısına sahiden inanıyorsanız, zaten bir ölçüde kendiliğinden gelip içinize yerleşecek bir duygudan söz ediyorum. Ama öyle olmuyor. İnsanın kendini sevmemesi, yaptıklarına tam olarak inanmaması, kendine ve yapıtlarına yeterince güvenmemesi, kendinden sonra gelen dalgaların gücü karşısında kendini zayıf hissetmesi, yavaş yavaş suyunun çekildiğini, beslenme kaynaklarının kuruduğunu fark etmesi, bütün bunlar karşısında duyduğu huzursuzluğun başkalarınca da görüldüğü kuşkusuna kapılması gibi birçok unsur devreye girerek, içlerinden birçoğuna huysuz, hırçın, habis ihtiyar görüntüsü veriyor. Gençken çok sevdiklerimizi, şimdi sevmiyor oluşumuzun kabahati niye yalnızca bizim olsun?

Murathan Mungan

Geleceğe yönelik meslek seçimi ve kariyer yönetimi öngörülerim

Meslek seçiminin eskisi kadar öncelikli olmadığını düşünüyorum. Çünkü mevcut mesleklerin hemen hemen hepsi hem içerik ve icra ediş şekli ile hem de eğitimiyle değişecek. Şu ankinden çok daha fazla sayıda ve bilmediğimiz meslek oluşacak. Bir mesleğe takılıp kalmaktan çok çalışma alanları ile ilgilenmek daha gerçekçi. Çok para kazandıracak popüler mesleklerin bu hızla değişen dünyada aynı durumlarını sürdürmesi mümkün değil. Sanırım dünyada yaşamın başladığından bugüne hiçbir dönemde geleceği öngörmek bu kadar zor olmamıştı. Bu noktada gençlerin meslek seçiminde para getirecek popüler mesleklerden önce sevdikleri alanlara yönelmeleri ve hepsinden önemlisi de iletişim becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. Bir de dijital hayata çok hızlı uyum sağlamaları. Dijital hayatı içselleştiremeyen, teknoloji ile barışık olmayan bir gencin hangi mesleği secerse seçsin iş dünyasında başarılı olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.

Bugünün iş dünyası üzerine kısa bir değerlendirme

Bugünün iş dünyası hala 1900’lerin başındaki sanayi döneminin kuralları ile işlediği için hiyerarşi ve ünvanlar gereğinden çok fazla önemseniyor, oysa dünya son 10 yıldır sanayi dönemini değil, bilgi-iletişim çağını yaşıyor. O günün iş dünyasının kuralları bugünün dünyasında çok fazla birşey ifade etmiyor. (İşlerin daha kötüye gitmesini sağlamaktan başka) Dikey hiyerarşi ve ünvanların hareket alanını daraltması nedeniyle ne gençler ile tecrübelilerin birlikte oluşturabilecekleri sinerjiyi yaratabiliyoruz, ne de istenilen takım çalışmasını. Gencin tecrübeliyi önünde duvar, tecrübelinin de genci koltuğu için potansiyel tehlike olarak gördüğü bir yapıda verimli bir takım çalışmasını beklemek hoş bir hayal bence. Masallarla büyütüldüğümüzden olsa gerek seviyoruz böyle gerçekleşmeyecek hayallerin üzerine birşeyler inşa etmeyi 🙂

Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu

İki yıl önce günlüğüme not düşmüşüm…

Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu. Biriken deneyimleri birer lego parçası gibi düşünürsek, onları birbirleri ile birleştirerek yeni bir şeyler ortaya çıkarıyoruz. Yaptıklarımız kırılıp döküldüğünde elimizde ne kadar çok deneyim parçası varsa o parçalardan daha farklı şeyler üretebiliyoruz. Hayat yıkıyor, biz yapıyoruz döngü böyle devam ediyor.