“Ahlaksız insan başaramayacağı işi üstlenen kişidir” demiş N.Bonaparte, tamamen katılıyorum, iş dünyasında ne kadar çok karşılaşıyoruz böyle insanlarla, firmalarla…
Endişelerin en kötüsü: Statü Endişesi
Davranışçı ekonomi alanında yapılan ünlü bir çalışma;
Herkes yılda 25.000 $ kazanırken 50.000 $ kazanma şansı ile diğerleri 200.000 $ kazanırken 100.000 $ kazanma şansı arasında tercih şansınızın olduğunda insanların çoğunun ilkini tercih ettiğini göstermektedir
Çocuklarınız her akşam sizinle daha fazla oynamayı mı yoksa daha büyük bir evde yaşamayı mı tercih eder?
Acaba çocuklarınız sizinle her akşam fazladan 1 saat oynamayı mı tercih eder yoksa ofiste geç saatlere kadar çalışıp daha büyük bir ev için gereken parayı kazanmanızı mı? Dostlarımdan birinin söylediği gibi çocuklarımın daha büyük bir bahçeden çok babalarına ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum
İşinizden eve sürekli yorgun mu dönüyorsunuz?
İşinden sürekli yorgun gelen kimse ruh ve beden saglıgını korumak istiyorsa diğer tüm kriterlere bakmaksızın kendini o is yerinden ya da yanlis calışma alışkanlıklarından kurtarmalıdır.
Para kazandığınız uğraş size enerji veriyor mu?
Para kazandığınız her ne ise, sizi yorduğu kadar şarj da ediyor ve enerji veriyorsa bunun icin yorulmaya ve herseye deger, öteki türlü ise bunun adı sadece “iş”tir ve geçicidir.
“Neden İstediğimiz İşi Bulamıyoruz – Neden Firmalar İstedikleri İnsanları Bulamıyorlar” Seminer Sonrası Notlar
Beykent Üniversitesi’nde ilk dönemin son seminer dersinin konusu “Neden İstediğimiz İşi Bulamıyoruz – Neden Firmalar İstedikleri İnsanları Bulamıyor” idi. Etkin katılımları için öğrenci arkadaşlarıma, tüm konuklara, sevgili hocam Murat Kuruoğlu’na, teşekkür ederim. Güzel bir dönemi keyifli bir ders ile kapattık. Ayrıca bu sunumu hazırlamamda bana ilham veren Aristoteles, Dostoyevski, Freud, B.Russell, Kafka, Tolstoy, Epicuros, Alain De Botton ve şu anda ismi aklıma gelmeyen tüm filozof ve yazarlara teşekkür ederim. Onların bu çağları aşan düşünceleri olmasa idi bu sunum da ortaya çıkmayacaktı. Bir kez daha gördüm ki, içinden çıkamadığımız tüm sorunların cevapları felsefede ve filozoflar yüzlerce yıl öncesinde bizlere bu yanıtları vermişler
Şirketler için 3 büyük tehlike
Şirketler için 3 tehlike:
1) Her işe karışan işverenler
2)Bilmediği halde biliyormuş gibi yapan yöneticiler
3) Değişime direnen calışanlar
Okullarda öğretilenler ve öğretilmeyenler…
Senelerce okullarda okuyoruz, sonrasında görüyoruz ki; insan için önemli ve hayati olan hiçbir şey okulda öğretilmiyor…
Çalışanın kendini şirketine bağlı hissetmesi için bir numaralı kural…
“Çalışanın kendini şirketine bağlı hissetmesi için bugün bir numaralı kural, saygı gördüğüne inanması” geri kalan herşey saygının sonrasında geliyor…
İnsanlara oldukları gibi davranırsanız aynen öyle kalırlar…
Goethe’nin çok sevdiğim bir sözü vardır; “İnsanlara oldukları gibi davranırsanız, aynen öyle kalırlar. Fakat onlara olmaları gerektiği gibi davranırsanız, daha büyük ve daha iyi insan oluverirler”.
Bir yöneticinin en önemli görevinin takım arkadaşlarına potansiyellerinin ne denli geniş olduğunu hissettirmesidir diye düşünürüm. Biz çalışanlara, çalışmayı sevmedikleri, sürekli işten kaytarmayı planladıkları, verdiğimiz görevin altından kalkamayacakları düşüncesi ile baktıkça doğal olarak onlar da bizim kabulümüze uygun davranacaklardır. Hiç bir zaman neleri başarabilecek güce sahip olduklarını düşünmeyeceklerdir. Oysa sonuçta hepimizin istediği kendimizi gerçekleştirebilmek ve potansiyelimizi maksimum seviyede kullanabilmek değil midir? Evrenin sınırları olmadığı gibi insan kapasitesinin de sınırlarının olmadığını düşünüyorum. Eğer bir sınır varsa o da beynimizin içinde önyargılarımızla kendi kendimize çizdiğimiz sınırlardır ki, bu da ne yazık ki aşılması en güç olanlardır.