Mülakatlarda firma adayı, aday firmayı neden beğenmez?

Doğru insanları doğru firmalarla buluşturabilirsek sektöre en büyük katkıyı sağlarız diye düşünüyorum. Yanlış insan veya yanlış firma diye bir şey yoktur. Kişi, firma uyumu diye bir şey vardır. Amaç firmanın ve kişinin değerlerinin örtüşmesidir. Bunun için farklı testler yapıp adayın ve firmanın kafasını karıştırmaya gerek yok. O firmada bir gün geçirip mümkünse adayın evinde de bir kahve içebilirsek her iki tarafın da değerlerini büyük ölçüde anlayabiliriz.
Burada en sıkıntılı durum elemanın işi alacak yöneticinin değerlerinin firmanın değerleri ile farklılık göstermesi. Bu durumda yönetici kendi değerlerine uygun bir adayı beğeniyor ancak aday yönetici ile iyi bir iletişim kurmuş olmasına rağmen firmanın değerlerinin kendisi ile uyumlu olmadığını anlıyor ve büyük olasılıkla teklifi kabul etmiyor. Bir diğer sıkıntılı durumda aday firma değerleri örtüşürken adayın yöneticiyle değerlerinin uyuşmaması. Bu durumda da aday işi isterken yönetici adayı istemiyor.
Firmaların yönetici seçimlerinde firma değerleriyle uyuşan kişilerle ilerlemeleri bu çelişkilerin oluşmasını engelleyecektir. Bir adayın firmayı ya da firmanın adayı beğenmemesinin altında yatan her zaman için değerlerin uyuşmazlığıdır.

Analiz mi, sentez mi?

İşyerlerinde analiz yapabilen çok insan var, özellikle de biz mühendisler biraz fazla seviyoruz analiz yapmayı. Ancak mevcut verilerden doğru çıkarsamaları yapabilen insan sayısı o kadar fazla değil iş hayatında. İşe alımlarda analitik düşünce yeteneği iyi olanlara öncelik verirken bir taraftan da ciddi bir risk alıyoruz, sürekli detaylar içinde kaybolan çalışanlarımız oluyor. Analiz yeteneği kuvvetli insanlara mutlaka ihtiyacımız var, bunu kabul ediyorum ama günümüzün iş dünyasının asıl gereksiniminin  tezlerden çok antitezleri ve beraberinde sentezleri oluşturabilecek kişiler olduğunu düşünüyorum.

Samimiyeti gözlerden, dürüstlüğü tutulan/tutulmayan sözlerden anlarız

İş hayatında samimiyetin göstergesinin gözler, dürüstlüğün göstergesinin de tutulan ve tutulmayan sözler olduğunu düşünmüşümdür hep. Gözler ile sözler örtüştü mü mesele yok 😀 İnsanı insan yapan en önemli olgulardan biridir samimiyet. Küçücük bir çoçuk da, okuma yazması olmayan bir insan da sizin gözlerinizden ve söylediklerinizi anlamasa bile vucut dilinizden samimi olup olmadığınızı rahatlıkla anlayabilir. Tabii ki duymak istediği o yalana inanmaya kendisini baştan hazırlamadı ise 😀

Geleceğin işyerleri beyinlerimizin içi olacak

Yakın gelecekte mekana bağlı işyeri anlayışının yavaş yavaş kaybolacağını düşünüyorum. Geleceğin işyerleri beyinlerimizin içi olacak, artık beden istediği yerde olabilir. Yani bugün çok karşılaştığımız vucudu işe gelmiş ama kafası dışarıda olan çalışan tipi yok olacak. Tabii ki, şantiyeler bu kapsamın dışında kalıyor 🙂

Özgürlüğü ne zaman kaybettik?

“Ancak seceneklere boyun egmek zorunda olmayanlar ozgur olabilir” demiş Alman Felsefeci Adorno 1966’da. Son 40 yıldır egitim sistemimizi tamamen test sistemine odaklayarak, isteyerek ya da istemeyerek de olsa özgür olmayan bir neslin yaratılmasına büyük katkı sağladığımızı düşünüyorum.

Çanakkale Mimarlar Odasındaki Seminerim Sonrası

Çanakkale Mimarlar Odası’nın insanın motivasyonunu arttıran güzel salonunda, harika bir katılımla 2 saati aşan keyifli bir seminer oldu. Bu güzel etkinlik için beni davet eden Çanakkale Mimarlar Odası’na, İnşaat Mühendisleri Odası’na ve sevgili Filiz Bahar’a çok teşekkür ederim.

Klasik Okul-Eğitim Sisteminde Israr Etmelimiyiz?

Okul, gençlerin hayatında tamamen bir istisna, zamanın dışında bir ölü nokta haline geldi. Okul, bugün gençlerin internete bağlı olmadıkları (on-line olmadıkları); cep telefonlarının, müziğin sustuğu; ekranı bırakıp babalarının defterine kalemine döndükleri; aynı anda (müzik dinlemek, DVD seyretmek, çetleşmek ve ödev yapmak gibi mesela) bir çok şeyi bir arada yapmaları yasak olan tek ortam. Gençleri, kendi gerçeklerinden ve alışkanlıklarından zorla koparıp onlara tamamen aykırı bir ortam yaratan klasik okul-eğitim sisteminde ısrar edecek miyiz, yoksa ‘bugünün gençleri bizden farklı’ diyerek eğitimi yeniden düşünecek ve gençlere uygun hale getirecek miyiz?