30’lu, 40’lı, 50’li yaşlara yönelik küçük bir analiz

30’lu yaşlarda hayatın akışına kapılıp gidiyorsun, her şeyin daha iyisi, her şeyin daha çoğu peşinde koşarken zamanın nasıl geçtiğini de pek fazla anlamıyorsun. 40’lı yaşlarında çevrendeki fazlalıklardan, senin enerjini, zamanını çalan insanlardan arındırıyorsun kendini, 50’li yaşlarda ise çevren biraz temizlenince kendi içine dönebiliyorsun, kafanın içini sterilize edip, daha yalınlaşıyorsun ve tekrar 20’lerinde olduğu gibi, aynı enerji ile olmasa da daha sakin bir şekilde sen yönetmeye başlıyorsun hayatını. 30’lu yaşlardaki enerji fazlalığının seni düşürdüğü tuzakların daha bir farkındasın artık. Yalınlık ve sakinlik oluyor pusulan. Hayatın fırtınalarının yanaşmak durumunda bıraktığı bir teknenin değil, rotasını belirlediğin bir geminin kaptan köşkündesin bundan sonra ama yine de denize ve havaya güvenilmeyeceğini biliyorsun. Seni bekleyen en büyük tehlike hırsını ve öfkeni kaybedip konformizmin çekiciliğine kapılarak kendini yenileyememe tehlikesi ile karşı karşıya kalmak.

Hem süreci, hem de içeriği iyi yönetmek gerekiyor

Hayat, okullarda bize anlatılan klişelerle anlaşılıp çözülecek kadar kolay olsaydı keşke. Yaşamın her alanında hem süreci, hem de içeriği iyi yönetmeniz gerekiyor. Bir taraftan sürekli akmakta olan zaman ve bu zamana bağlı hedefler, diğer taraftan bu zamanın içininin istenildiği gibi doldurulma telaşı. Birim zamanda çok şey yapmak mı, o süreyi hedeflediğin doğrultuda değerlendirmek mi? Hangi konuda iç sesini dinleyip derine inmek hangi konuların ise üzerinden daha hızlı geçmek gerekiyor? Hızın bizi yönettiği bu çağın en önemli sorularından biri bu bence.

Her sancı, yeni bir doğumun sancısıdır

Sanırım İncil’de yazıyordu ya da İsa Peygamber söylemişti, her sancı, yeni bir doğumun sancısıdır aslında diye. Benim düşüncem, çocuk sahibi olmak insanın hayatındaki en büyük ve en ironik devrim. Biz onu büyüttüğümüzü zannedereken aslında o bizi büyütüyor ve bunu da çok zarif bir şekilde yapıyor, ebeveynlerimize büyürken karşı çıkıyoruz ama çocuklarımız bizi büyütürken onlara hiç bir itirazımız olmuyor, kendiliğinden, gönüllü bir büyüme bu.

Dünyayı daha iyi anlayabilmek için nelere ihtiyaç duyarız?

Gecenin bir saatinde öylesine aldığım notlar…
Dünyayı daha iyi anlayabilmek için nelere ihtiyaç duyarız?

Daha çok bilgi

Bu bilgileri doğru ilişkilendirecek bir düşünce sistematiği

Yeni insanlar, yeni fikirler, yeni hikayeler

Merak, tutku, heyecan

Sanat, sanat, sanat

Yaşadıklarımızdan doğru dersleri çıkarabileceğimiz, kendimiz ile yüzleşmekten korkmayacağımız bir bakış açısı

Olaylara, nesnelere farklı açılardan, farklı mesafelerden bakabilme yeteneği

Yeni perspektifleri keşfedilme becerisi

Hangi kitap iyidir, hangi film seyredilmelidir diye düşünenler için kısa bir not

Okuduğunuz kitap, seyrettiğiniz film sizin dünyayı daha iyi anlamanıza ve beraberinde dünyayı daha güzel bir yer yapmanıza imkan veriyor mu? Bu soruya evet diyebiliyorsam, o kitap, o film iyidir benim için. Yoksa eleştiri yazarlarının öyle uzun uzun yazdıkları fazla da etkilemez beni.

Yaşlılığa ilişkin 2 kısa not

Gençlikte her şey eşsiz ve olağanüstü görünüyor insanın gözüne. Zaman geçtikçe bu yaşananların benzerlerini yaşadıkça, her şeyin aslında birbirini tekrar ettiği duygusu ağır basmaya başlıyor ve şaşkınlıklar, mutluluklar, yeni bir şey keşfetmenin getirdiği hazlar yavaş yavaş azalmaya başlıyor.
Yaşlılıkta en önemli sorunun fiziksel ve zihinsel gücün azalmasının ne ile karşılanacağı sorusu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca dünyayı daha iyi anlamanın getirdiği yalnızlık konusu var bir de.