Beykent Üniversitesi’nde bu dönemin son dersinde konuğum sevgili dostum İnşaat Mühendisi Birol Kalpaklı’ydı, güzel bir katılım ve keyifli bir ders ile dönemi sonlandırdık. Tüm yıl boyunca derse gösterdikleri ilgi ile beni sürekli olarak daha iyi neler yapabilirim diye motive eden öğrenci arkadaşlarıma, derslerime konuk konuşmacı olarak katılan dostlarıma ve beni sadece bu dersi vermem için değil, eğitim dünyasına girmem konusunda da cesaretlendiren sevgili Hocam Murat Kuruoğlu’na çok teşekkür ederim. 😊
Bu haftaki dersimin konusu “Takım Yönetimi”, konuğum Birol Kalpaklı
Özgürlük, insanın istediği her şeyi yapması değil istemediği şeyleri yapmayabilmesidir
Düşünürseniz, günlük yaşamımızda istemediğimiz halde yapmak zorunda olduklarımız, isteyerek yapabildiklerimizden çok daha fazladır. İnsanın özgür olmasının ilk şartının, yapmak istemediği bir şeyi yapmama imkanına sahip olabilmesidir diye düşünüyorum. Benim için özgürlük, bir kişinin her istediği şeyi yapması değil istemediği bir şeyi yapmayabilmesidir
Okul birincilerini işe alırken iyi düşünün
Okul hayatında sadece derslerine yönelmiş, farklı alanlarda hobileri olmamış, sosyal yönlerini geliştirememiş, hayata çok boyutlu bakamayan gençler takım çalışmasında ciddi riskler yaratacaklardır.
Bir nesneye ya da olaya doğru mesafeden bakabilmek
Sorun, mühendislerin, bir nesneye çok yakından bakmaları ve bu noktada ayrıntılar içinde büyük resmi gözden kaçırabilmeleri, sosyal bilimcilerin ise nesneye daha uzaktan baktıkları için detaylara dikkat etmeden genellemelere gitmeleri. Bir nesneye doğru mesafeden doğru açı ile bakabilmeyi, o nesnenin diğer nesneler ile olan ilişkisini görebilmeyi ancak bir şeyler yaratma mücadelesinde olan sanatçılar ve mimarlar başarabiliyor. Ya da kafalarında yaptıkları işi sanata dönüştürme kaygısı duyan duyarlı insanlar. Bu açıdan mühendislerin de, sosyal bilimcilerin de kendi işlerini yaparken olabildiğince sanattan beslenmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Hayatının en güzel yıllarının nerede geçeceğini bilemiyor insan
Mustafa İnan’ı düşünmek

Bu sabah işe gelirken Mustafa İnan’ı düşündüm, bizi zamanında ne güzel uyarmıştı…”Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar?!
Oppenheimer gibi hissediyorsanız; bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın.
Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın.
Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız parayla da onlar uğraşsın.
Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa, siz de Leonardo Da Vinci gibi ‘Kuvvet nedir?’ diye merak ediyorsanız; buyrun, sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim.
Çünkü bazılarına göre ‘Kuvvet’; para ile organizasyonun çarpımına eşittir;
Bize göre de kuvvet; ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür.
Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın, olur mu çocuklar?!
Kürsü ile ticarethaneyi birbirine karıştırmayın, olur mu çocuklar?!”
Mayıs bulutları ve günbatımı
Görsel
Kirli bir vapur penceresinin arkasından da güzel İstanbul
Görsel
İşlerimizi neden iş yerlerimizde yapamıyoruz?
Jason Fried’ın iş yerinde işimizi yapmamızı engelleyen etkenler üzerine yaptığı konulu enfes TED Konuşmasını dinlemenizi tavsiye ederim.
Konuşmadan aldığım notları aşağıda sizlerle paylaşıyorum.
Sanıldığının aksine Facebook, Twitter vb. gibi sosyal medya sitelerinin iş yerlerinde verimsizlik yarattığını düşünmüyorum. Bunlar modern zamanların sigara molaları gibi. Çalışan kendi isteği ile ihtiyaç duyduğu anda bu molaları alıyor. Oysa ki işi çalışanın istemi dışında bölen yöneticiler ve uzayan sonuçsuz toplantıların çalışan verimliliği üzerinde çok daha fazla olumsuz etkileri olduğunu düşünüyorum.
Çok insan tanıyorum yöneticileri ve toplantılar tarafından bölünmemek için kritik işlerini evde geceleri ya da uçak seyahatlerinde uçakta, kaldıkları otellerde yapıyorlar.
Yöneticilerin işin akışına, çalışanın motivasyonuna yönelik verdikleri zarar Facebook ve Twitter’dan çok daha fazla. Sosyal medyadan daha fazla insanları bölüyorlar.
İş yolunda gidiyor mu diye çalışanın işini bölüp, isteğini azaltıp rahatsız ederler. O çalışana işi sen verdiysen zaten yolunda gideceğini düşünüp vermişsin. Bir şeyler yolunda gitmiyorsa çalışan sana soracak, sen neden kendini sürekli kontrol etmek zorunda hissediyorsun. Nedeni basit aslında çünkü zamanında seni de aynı şekilde kontrol etmişler, büyük olasılıkla hala da ediyorlar. Sen de gördüğün bu yanlış uygulamayı hiç irdelemeden yanındaki çalışanlara uyguluyorsun.
Bir de işi bölen toplantılar var. Toplantılar maliyetleri en yüksek gider kalemlerinden biridir. Bir saatlik toplantıya 10 kişi katılsa 10 kişinin bir saatlik birim maliyeti artı işlerin kesilmesinden kaynaklanan konsantrasyon kaybı. Bir sorun da toplantıların yeni toplantıları doğurarak virüs gibi üremeye başlaması. İş dünyasındaki en önemli hız kesicilerin yöneticiler ve toplantılar olduğunu düşünüyorum.
Bir çalışana verilecek en güzel kaynak (hediye) haftada bir sessiz geçecek, kesintisiz bir 4 saat. İşverenler eğer çalışanlarının daha verimli olmalarını istiyorlarsa ne yapıp ne edip bu fırsatı vermeliler. Daha sonra görecekler kien verimli işler, en yaratıcı çözümler bu sürede ortaya çıkıyor.








