Maliyet Kontrolü Kontrolden Çıkmadan Neler Yapılabilir?- İnşaat Projelerinde Doğru Bir Maliyet Kontrolü İçin İpuçları

31 Ekim 2017 Salı akşamı Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi’ndeki “Proje ve Yapım Yönetimi” dersimin konusu “Maliyet Kontrolü Kontrolden Çıkmadan Neler Yapılabilir?- İnşaat Projelerinde Doğru Bir Maliyet Kontrolü İçin İpuçları”

Siz de benim gibi doğru bir maliyet kontrolu iş başlamadan başlayıp, işin her aşamasında titizlikle takip edilirse o projede minumum sapma yaşanır ve maliyet kontrolden çıkmaz diye düşünüyorsanız;

Proje Geliştirme aşamasında maliyet kontrolu,
Alt yükleniciler ve maliyet kontrolu,
Malzeme satınalmaları ve maliyet kontrolü,
Malzeme kayıpları ve maliyet kontrolü,
Verimsiz çalışma ve maliyet kontrolu,
İşin süresi ve maliyet kontrolu,
Maliyet kontrolü ve sapmalar
Maliyet Kontrolü ve raporlama

ve benzeri birçok konuyu hep birlikte konuşup, tecrübelerimizi paylaşacağımız bu haftaki “Proje ve Yapım Yönetimi” dersime sizleri de beklerim.

Tarih: 31 Ekim Salı Saat: 19:00
Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi

Sınıfın kapasitesi nedeniyle sınırlı sayıda misafir dinleyicinin gelmesine imkan sağlayabiliyorum. Katılım bilginizi 30 Ekim’e kadar cem@cemkafadar.com adresine iletebilirseniz sevinirim. Kontenjan dolduktan sonraki başvurulara maalesef olumlu dönüş yapamayacağım. 
Bu ve diğer tüm Proje Yönetimi seminerlerim her ders yılı sadece bir kez Beykent Üniversitesinde verilmekte olup farklı dernek, üniversite vb. kurumlarda verilmemektedir.
Katılım ücretsizdir

İş Teklif Aşamasında Kazanılır Diyenler İçin Öneriler

Bu dönem Beykent Üniversitesi’ndeki ilk dersimin konusu; İnşaat İşlerinde Teklif Çalışmaları ve İş İhale Edilirken Dikkat Edilecek Hususlar – İş Teklif Aşamasında Kazanılır Diyenler İçin Öneriler

Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi’nde 17 Ekim Salı günü saat 19.00’daki “Yapım Yönetim” dersimin konusu “İnşaat İşlerinde Teklif Çalışmaları ve İş İhale Edilirken Dikkat Edilecek Hususlar – İş Teklif Aşamasında Kazanılır Diyenler İçin Öneriler”

Sizler de benim gibi iş teklif aşamasında kazanılır veya kaybedilir diyorsanız;

Türkiye’de teklif çalışmalarında yaşanan sorunlar,

Teklif verilmeden önce dikkate alınması gerekenler,

Sağlıklı bir taşeron tedariki nasıl yapılır, taşeron seçimindeki kriterler,

Teklif isterken ve değerlendirirken öncelikler neler olmalı?

Teklif çalışmaları işin planını ve sözleşmesini ne şekilde etkiler?

Malzeme, ekipman temini, işçilik ve öngörülen proje yönetim kadrolarının teklif üzerindeki etkileri,

Teklif istenecek firmalara yönelik ön araştırmalar nasıl yapılır?

Teklif çalışmalarından doğru dersleri çıkarabilmek – Her teklif çalışması bir sonraki teklif hazırlığının altyapısını oluşturmuyor mu? Teklif çalışmalarında süreklilik nasıl sağlanır?

Bir türlü sevemediğimiz metrajlar ve birim fiyat analizlerinin teklif çalışmalarına etkisi

Teklif departmanında çalışanları yılgınlığa düşüren nedenler

ve benzeri birçok konuyu hep birlikte konuşup, tecrübelerimizi paylaşacağımız bu haftaki “Yapım Yönetim” dersime sizleri de beklerim.

Tarih: 17 Ekim 2017 Salı Saat: 19.00

Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi

Başarılı mı olmak istiyorsunuz; kendi egonuzu ve başkalarının egosunu yönetebilmeyi öğrenin

Başarılı mı olmak istiyorsunuz, işte size basit bir formül: Erken yaşlarda kendi egonuzu ve başkalarının egosunu yönetebilmeyi öğrenin.

Bütün iş hayatınız, bu egoları yönetebilme mücadelesi ile geçecek. O ilanlarda aranan tecrübe aslında sizin kazandığınız egoları yönetebilme beceriniz. İsterseniz 10 yıllık tecrübeniz olsun, egoları yönetmeyi öğrenemedi iseniz çok da işinize yaramaz o 10 yıllık birikim.

Gençlik yıllarınız çevrenizdeki insanların egolarını yönetmekle geçiyor, zaman ilerledikçe siz de bir yerlere geliyorsunuz, bu sefer kendi egonuzla baş etmeye çalışıyorsunuz. Bu iki azılı mücadeleden galip gelenler istedikleri noktalara gelip, istedikleri yaşamı yaşayabiliyorlar, geri kalanlar mı onlar hep söylenerek tüketiyorlar yaşamlarını.

5 Temel Salaklık Yasası

Serdar Devrim’in Hürriyet IK’da yayınlanan bir makalesinden alıntıdır.
İtalyan ekonomi tarihçisi ve araştırmacı Carlo Maria Cipolla’nın (1922-2000) muhteşem, gerçekten muhteşem deneme kitabı The Basic Laws of Human Stupidity (Bildiğim kadarıyla Türkçe yayımlanmadı ama ‘Salaklığın Temel Kanunları’ diye çevrilebilirdi.) İngiltere’de yeniden basılmış ve kısa sürede 350.000 satmış da, bu sayede yeniden gündeme geldi, yoksa, 1976’dan beri unutulup gitmişti.Cipolla, salakları ‘yazılı kuralları, liderleri veya manifestoları olmaksızın inanılmaz bir koordinasyon içinde son derece etkili bir grup’ olarak tanımlar ve ‘sanayi tröstlerinden ve mafyadan daha güçlü’ olduklarını ileri sürer.

Cipolla’nın 5 Temel Salaklık Yasası vardır:

1- Ortalıkta gezen salak sayısı, herkesçe, daima ve kaçınılmaz şekilde gerçek rakamın çok altında zannedilir.

2- Bir insanın salak olması (salakça hareket etmesi) olasılığı, o insanın diğer bütün özelliklerinden bağımsızdır.

3- Salak insan, kendisi bir çıkar elde etmeksizin, hatta kendisi de zarar görecek şekilde, başka bir insana veya bir grup insana zarar veren insandır.

4- Salak olmayan insanlar, salakların zarar verme gücünü daima küçümserler. Özellikle de, salak olmayan insanlar bir veya birçok salakla çalışmanın ve/veya ortak iş yapmanın, her yerde, her zaman ve her şartta sonuçları çok ağır bir hata olduğunu unuturlar.

5- Dünyadaki en tehlikeli insan, salak insandır.

Neden mutlu olamıyoruz? Yanlış kurulan denklemler neden doğru sonuç vermiyor?

Bu sorunun yanıtını insanoğlu asırlardır arıyor ama hiçbir dönem, savaş dönemleri de dahil yanıttan bu kadar uzak kalmış olabileceğini düşünmüyorum. Yanlış kurduğumuz denklemler üzerinden doğru sonuçları aradığımız bir çağdayız. Sadece mutluluk için değil aradığımız birçok şeyi yanlış kurguladığımız denklemlerle bulmaya çalışıyoruz ve tabi bulamıyoruz.

Epikuros’un savında olduğu gibi dostlarımız ve özgürlüğümüz yoksa yaşadığımız hayat üzerine kafa yoracak kadar vakit ayıramıyorsak paramız olsa da mutlu olamayız. Bunlara sahip olduktan sonra paramız olmasa da mutlu olabiliriz.

Sistem bize küçük yaşlardan itibaren sürekli olarak az bir gelirle mutlu olamayacağımız düşüncesini empoze ediyor. Mutluluk için geliri öne çıkarıp asıl olması gereken maddi olmayan dostlar ve özgürlük gibi psikolojik ögeleri geriye atıyoruz, böyle olunca da mutluluk için uğraşırken sürekli olarak mutsuzluğumuzu katlayıp büyütüyoruz.

Eğer hiç dostumuz yoksa lüks bir yaşam, çok kazanç bizi mutlu etmeyecektir. Öncelikle dostlar, özgürlük, yatağa yattığındaki düşünce rahatlığı gibi maddi olmayan psikolojik ögelere sahip olmadıkça gerçek anlamda bir mutluluğu yaşayabilmemiz mümkün değil.

Pahalı, lüks şeyler alıp onları tüketerek kaynağını çözemediğimiz, çözmek için üzerinde kafa dahi yoramadığımız sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Psikolojik gereksinimlerimizi doğru çözümleyemediğimiz için sürekli olarak maddi şeylere yöneliyoruz. Yöneldiğimiz bu maddi nesneler psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılayamadıkları gibi bizim gerçek ihtiyaçlarımızı bulmamıza da yardımcı olmuyorlar. Sonuçta kurtulamadığımız bir kısır döngü içinde kendimizi de hayatımızı da tüketiyoruz.

Sürekli olarak gerçek gereksinimimizle değil, tüketmemiz istenen maddi nesnelerin görüntüleri ile bombardımana tutulan bir dünyadayız. Bir zaman sonra ihtiyaçlarımızın gerçekten son model bir araba, lüks bir villa, yeni çıkan bir cep telefonu olduğu yanılgısına düşmeye başlıyoruz. Bunlar bir rastlantı değil, dünyanın sanayi toplumuna geçişi ile birlikte ticaretin ve ticari çevrelerin güçlenmesinin doğal bir sonucu aslında. İnsanlar kendi içlerine dönüp gerçek ihtiyaçlarının neler olduğunu kavrayıncaya kadar da bu sağlıksız işleyişin böyle gideceği görünüyor. Bize her gün defalarca gösterilen bu yüzeysel maddi nesnelerin iç derinliklerimizdeki gerçek arzularımızın, ihtiyaçlarımızın yerine geçmediğini anlamaya başladığımızda her şeyin yavaş yavaş düzeleceğini düşünüyorum.

İnsanoğlu denklemlerini hatalı kurgulasa da yanlışlarını tükete tükete elbet sonunda doğruya ulaşacaktır.

Sistem içinde kaybolup gitmek istemiyorsanız küçük bir öneri

Genç arkadaşlara hep işlerin yapılış metodolojilerine yönelik çok soru sormalarını ve aldıkları yanıtlardan antitezler ve sentezler üretmelerini tavsiye ederim. Aksi takdirde yenilikçi olamazlar ve sistem içinde kaybolup giderler.

Mustafa İnan’ın İnşaat Mühendisliği Öğrencilerine Seslenişi

“Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar? Oppenheimer gibi hissediyorsanız, bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın. Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın. Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız parayla da onlar uğraşsın. Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa, siz de Leonardo Da Vinci gibi ‘Kuvvet nedir?’ diye merak ediyorsanız buyrun sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim. Çünkü bazılarına göre ‘Kuvvet’ para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre de kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın olur mu çocuklar? Kürsü ile ticarethaneyi birbirine karıştırmayın olur mu çocuklar? “Prof. Dr. MUSTAFA İNAN (1911 – 5 Ağustos 1967)