İş hayatını anlamak için iş yönetim kitapları yerine hangi klasikleri okumalıyız?

Hemen baştan söylemek istiyorum, bir konuda yanlış anlaşılmak istemem. Edebi eserleri doğrudan bir şeyleri öğrenmek için okumaya kalktığımızda hem öğrenmemiz mümkün değil hem de bu bakış açısıyla kitapları değersizleştirmiş oluruz. Yazıma bu başlığı atıp, böyle bir cümleyle başlamanın ciddi bir çelişki olduğunun farkındayım. O zaman eserlere ve kahramanlara geçmeden bu konuyu biraz açayım. Kurgu kitapları ilk okuduğumuzda kendimizi sayfaların arasına bırakarak, bizi götürdükleri yerlere yolculuk yapmak, yeni karakterler, yeni dünyalar, yeni bakış açıları keşfetmek büyük bir keyif. Ancak ilk okuyuşumuzda aldığımız derin hazzın ardından yapacağımız sonraki okumalarla farklı noktalara odaklanabiliriz. Tarihi bir okuma, sosyolojik bir okuma ya da cinsiyet ayrımcılığı üzerinden bir okuma gibi kurguyu öncelikli kılmadan yapılacak okumalar bize farklı perspektifler kazandıracaktır. Zaten klasikleri klasik yapan da bize farklı fırsatlar yaratabilme kapasitelerinde değil mi? 

Şimdi gelelim yazının iddialı başlığındaki sorunun cevabına. “İş hayatını anlamak için iş yönetim kitapları yerine hangi klasikleri okumalıyız?” Neden bize gereken tüm bilgileri hap şeklinde veren üzerinde iyi çalışılmış, araştırma sonuçlarını baz alan iş yönetim kitapları değil de karmaşık kurguların olduğu, karakterlerin ne yapacağını bilemeyeceğimiz günümüzden iki yüz, üç yüz yıl önce geçmiş bir hikâyeden öğrenecek daha çok şeyimiz olabileceği tezine. Bu soru ve sorunun çok kimseye romantik gelecek yanıtı uzun yıllardır kafamı yoruyordu. Alain De Botton’un “Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?” kitabını okuduğumda yalnız olmadığımı, kafamdakileri birinin kitaplaştırdığını gördüğümde çok sevindim. O ay büyük bir iştahla Botton’un tüm kitaplarını okudum. Geçtiğimiz hafta The Economist dergisinin çalışma hayatı yazarı Bartleby’ın köşesinde “İşletme kitaplarını bırakın, klasiklere bakın” başlıklı yazısını okuyunca cesaretlenip ne zamandır kafamın içinde yazmamı bekleyen bu konuyu kaleme aldım. Evet yazının çıkış hikayesi böyle, ama yine sorunun cevabını vermedim değil mi? İşte hafıza, zihin, bellek konusunda yaptığım küçük araştırmalar doğrultusunda ulaştığım sonuç.

Zihnimiz aldığı tüm verileri bir şekilde kodluyor ve saklamak amacıyla kaydediyor. Veriler sürekli üst üste geldikçe hafızamız bunların büyük bir çoğunluğunu kalıcı kılmıyor. Bizim için fazla da önemli olmadığını düşünüyor. Bunların bir kısmı bilinçaltına sıkışıp rüyalarda ya da beklenmedik anlarda aklımıza gelse de bu yazının konusu olmadığı için o derinliklere girmiyorum. Peki hafıza hangi bilgileri sımsıkı koruyarak kalıcı bellekte saklıyor? Duygularla birlikte kodlanmış bilgileri. İşte onun için etkilenerek okuduğumuz bir edebi eserdeki kahramanın hikayesini, mücadelesini, yanlışlarını, başarılarını, sahtekarlıklarını, hayal kırıklıklarını bir türlü unutamıyoruz. Eğer kendimizi ya da bir tanıdığımızı o kahramanla bir şekilde özdeşleştirdiysek artık istesek de aklımızdan çıkaramıyoruz. Kişisel gelişim, iş yönetim kitaplarının yazarları da anlattıklarının etkisini okura geçirmek için yaşanmışlıklıkları, alıntıları, anıları bu nedenle sık kullanıyorlar ama buradaki hikayelerin, büyük yazarların klasiklerindeki kadar derinlikli olmaları mümkün olmadığı için hafızamız bunları kuvvetli duygularla kodlayıp saklayamıyor. O zaman ne diyelim, gelsin klasikler, gelsin onların unutamadığımız kahramanları

Machiavelli – Prens (The Prince)

İş hayatındaki liderlerle klasikler arasındaki ilişkiden bahsedildiğinde ilk akla gelen kuşkusuz Machiavelli’nin Prens eserindeki anti kahraman.  Roman, insanlığa, soğuk ve manipülatif davranışlar üzerine odaklanmış psikolojik bir özellik olarak tanımlanan “Makyavelizm” kavramını hediye etti. Kitap liderlik, güç kullanımı ve stratejik düşünme üzerine odaklanıyor. Prens, güç dengesini koruma, diplomasi, stratejik hamleler ve gerektiğinde sert tedbirler almanın önemini vurguluyor. Alttan alta hayatta başarılı olmak için kimsenin gözünün yaşına bakmayan pragmatik bir yaklaşımın altı çiziliyor. Prens’in bakış açısı dün de bugün de çokça eleştirilmiş olsa da, Machiavelli gibi bir anti kahraman üzerinden liderliği, yönetim anlayışını, siyaset dünyasını bu kadar düşündürtüp tartışmaya açan başka bir yazar var mı bilmiyorum.

Honoré de Balzac – Goriot Baba (Le Père Goriot)

Goriot Baba, çocuklarına olan aşırı sevgisi nedeniyle servetini kaybederken, toplumun ve çocuklarının gözünde değersiz hale gelir. Yaklaşık 230 yıl önce Kral Lear’de Shakespeare de bir benzerini anlatmıyor mu? Bugünün popüler dizisi Succession’da ise tam tersi. Baba sahip olduğu medya imparatorluğunu bırakmamak için her şeyi yapıyor. Bir babanın düşünsel evrimleşmesini gözlemek isterseniz Goirot Baba ve Kral Lear’ı okuyup, ardından Succession’ı izleyin derim. 

Goirot Baba, liderlerin güç ve başarı uğruna değerlerinden ne kadar ödün vermeleri gerektiği sorusunu bize sorar. Roman bittiğinde bir lider, kişisel değerler ile toplumsal beklentiler arasında nasıl bir denge kurmalı sorusunun çengeli takılı kalır zihnimizde.

William Shakespeare – Hamlet

Hamlet’in sürekli kendini ve çevresini sorgulayan yapısı, bir şeyleri gördüğü halde hemen hareket etmemesi, olayları, insanları kafasının içinde iyice tartması, liderlerin karar verme sürecinde karşılaşabilecekleri içsel çatışmaların ne kadar şiddetli olabileceğini bize gösterir.

Leo Tolstoy – Savaş ve Barış (War and Peace)

Tolstoy iki ciltlik bu kalın eserinde sadece aşk ve ilişkileri, kader ve özgür iradeyi, toplumsal sınıfların değişimini değil, yarattığı karakteri Andrey Bolkonsky’in savaş ve barış dönemlerinde gösterdiği stratejik vizyonuyla, iş hayatında uzun vadeli planlama ve kriz yönetiminin önemini de bize anlatır.

Herman Melville – Moby Dick

Bencil, pervasız, küstah ve ihmalkâr kişiliğiyle Kaptan Ahab’ın beyaz balina Moby Dick’e olan takıntısı, bir liderin kişisel hırslarının nasıl felaketlere yol açabileceğini gösterir. Ahab, büyük bir hedefe odaklanırken çevresindeki insanları ve nihayetinde kendisini yok eder. İş dünyasında ne kadar çok Kaptan Ahab var değil mi?

Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza (Crime and Punishment)

Raskalnikov’un ahlaki ikilemleri, iş hayatında etik kararlar almanın zorluklarını yansıtırken, içsel çatışmalarıysa, bir liderin yalnızca stratejik değil, aynı zamanda ahlaki değerlere dayalı kararlar alması gerektiğini hatırlatır. Keşke tüm orta ve üst düzey yöneticiler hayatlarında en az bir kez Suç ve Ceza’yı okuyabilseler. İnanıyorum ki, dünya bugünkünden daha güzel bir yer olurdu.

Miguel de Cervantes – Don Kişot

Batı dünyasında romanın başlangıcı kabul edilen Cervantes’in ana karakteri Don Kişot hayalperest bir şövalyedir. Cesareti ve idealleri peşinde koşma azmi, iş dünyasında vizyon sahibi olmanın önemini vurgular. Çalışma hayatında da zaman zaman “imkânsız” gibi görünen hedeflerin peşinden gitmek, büyük başarıların elde edilmesini sağlamaz mı? Don Kişot’un hikayesi tüm bunlarla birlikte gerçekçilikten kopmanın risklerini de hatırlatır. İş yaşamında çoğu zaman yanımızda bize inanan, koşulsuz destek veren bir Sanço Panço da bulunmaz, daha yalnızızdır. Çok zaman iç sesimin Don Kişot’luk yapma dediğimi duyarım ama yine de bu komik şövalye gibi yel değirmenlerine saldırırken bulurum kendimi. Arada frene basmam gerektiğini hatırlatması için masamın üzerinde duran küçük Don Kişot maskotu muzip gözlerle bana bakar. Her şeyin ters gittiğini düşündüğüm zamanlarda Cervantes’in ölümsüz klasiğinden bir bölüm okur, kendimi daha iyi hissederim.

Franz Kafka – Dava (The Trial)

Josef K.’nin tüm eser boyunca absürt bir bürokrasi içinde kaybolması, iş dünyasında karşılaşılabilecek karmaşık ve anlamsız süreçlere işaret eder. Kafka’nın bu tedirgin edici eserinde, gereksiz karmaşıklıkların insanların motivasyonunu ne şekilde düşürebileceğini görürüz. İş hayatında bürokrasi, verimliliği böyle engellemez mi? Süreçleri basitleştirip çalışanları bürokratik engellerden koruyarak şirketlerini hantallaşma tuzağına düşmeden kurumsallaştırmayı hedefleyen yöneticiler için Kafka’nın Dava’sı bir ders kitabı niteliğinde. 

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği (Heart of Darkness)

Afrika’daki sömürgeciliğin bir eleştirisi olan bu novellada Marlow’un Afrika’nın karanlık derinliklerine yaptığı yolculuk, liderlerin içsel ve dışsal mücadelelerinin basit bir temsilidir. İş hayatında da liderlerin bilinmeyenle yüzleşmesi, belirsiz koşullarda kararlar alabilmesi gerekmez mi? Marlow’un Kurtz’u bulma çabası, yöneticilerin bazen büyük bir hedefe odaklandıklarında etik ve moral değerlerden sapma riskinin oluşabileceğini bize gösterir.

George Orwell – 1984

Winston Smith’in totaliter bir rejim altında yaşadığı baskılar, iş hayatında da baskıcı yönetimlerin yaratabileceği sonuçları göstermez mi? Eser, liderler için, çalışanların özgürlüğünü kısıtlamadan yöneticilik yapabilmesinin, yaratıcılığı teşvik etmenin ve çalışanları dinlemenin önemini vurgular. Hepsinden öte de, güç ve kontrol mekanizmalarının yanlış kullanımının nasıl yıkıcı olabileceğini gösterir.

Mary Shelley – Frankenstein

Yapay zekâ bir Frankenstein mi? Mary Shelly 200 yıl önce on sekiz yaşındayken yazdığı eserinde bize bir gün belki kontrol edemeyeceğimiz yapay zekayı mı işaret ediyordu? Bugün çoğumuz Frankenstein’i bu gözle tekrar okumuyor muyuz? Bu kitap sadece bugünün iş dünyasını anlamamız için değil, insanın gelebileceği en tehlikeli sınırları göstermesi açısından da çok değerli. Dr. Frankenstein’in bilimsel merakının sonuçları, iş dünyasında inovasyon ve etik sınırların dikkatlice dengelenmesi gerektiğini gösterir. Bir liderin yenilik peşinde koşarken etik değerleri göz ardı etmesi, geri dönüşü olmayan hatalara yol açabilir. Dr. Frankenstein’in hikayesi, sorumluluk ve hesap verebilirlik kavramlarını da derinlemesine düşünmemiz gerektiğini bize hatırlatıyor.

Homeros – Odysseia

Odysseus’un eve dönüş yolculuğundaki stratejik düşünme yeteneği ve dayanıklılığı, iş dünyasında liderlerin karşılaştıkları zorlukları aşma ve hedeflerine ulaşma sürecinde kritik önem taşır. Odysseus, liderlerin değişen koşullara uyum sağlaması ve uzun vadeli hedeflere sadık kalmasının önemini bize gösterir.

Charles Dickens – Büyük Umutlar (Great Expectations)

Pip’in yükselme ve sınıf atlama çabaları, iş dünyasında bireylerin hırslarının ve beklentilerinin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair ilginç dersler içerir. Dickens, iş hayatında kişinin başarı ve kişisel gelişim arasındaki dengeyi korumasının önemini vurgular.

Fyodor Dostoyevski – Karamazov Kardeşler (The Brothers Karamazov)

İvan Karamazov’un Tanrı ve ahlak üzerine düşünceleri, iş dünyasında etik liderliğin önemini ortaya koyar. İvan’ın derin felsefi sorgulamaları, liderlerin ahlaki sorumluluklarını ve yaptıkları her eylemin sonuçlarını düşünmeleri gerektiğini hatırlatır. İş dünyasında da karar alıcıların sadece kâr değil, aynı zamanda ahlaki sonuçları da göz önünde bulundurması gerektiğini bize hatırlatır.

George Eliot – Middlemarch

Dorothea Brooke’un idealist yapısı ve topluma hizmet etme arzusu, iş dünyasında toplumsal sorumluluğun önemini yansıtır. Dorothea’nın hikayesi, kişisel hırslar ile topluma katkı sağlama arasındaki dengeyi kurmanın ne kadar kritik olduğunu gösterir. Aynı zamanda, iş dünyasında liderlerin sadece kendi başarılarını değil, başkalarının hayatlarını nasıl iyileştirebileceklerini de düşünmeleri gerektiğini vurgular.

Emily Brontë – Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights)

Heathcliff’in intikam tutkusu, iş dünyasında uzun vadeli strateji ve ilişkilerin önemini vurgular. Heathcliff, kişisel öfkesinin onu nasıl tükettiğini ve sonunda yıkıma götürdüğünü gösterir. İş dünyasında da, intikam ve düşmanlıkla hareket etmek yerine ilişkilerimizde duygusal zekamızı doğru yöneterek istediğimiz sonuçlara ulaşabileceğimizi anlatır.

Herman Hesse – Bozkırkurdu (Steppenwolf)

Harry Haller’ın içsel çatışmaları ve topluma uyum sağlama çabası, iş dünyasında kişisel gelişim ve dengeyi bulmanın önemini vurgular. Haller, bireysel kimlik ile toplumsal beklentiler arasındaki dengeyi kurmakta zorlanır, bu da iş dünyasında liderlerin hem kendi değerlerine sadık kalmaları hem de ekiplerini ve şirketlerini başarılı bir şekilde yönetmeleri gerektiğini gösterir.

James Joyce – Ulysses

Leopold Bloom’un sıradan bir gün boyunca yaşadıkları, iş dünyasında rutin işler ve günlük kararların önemini vurgulamaz mı? Joyce, sıradan olayların bile bir liderin dikkatli ve bilinçli kararlar alması gereken kritik anlar olabileceğini gösterir. 

Albert Camus – Yabancı (The Stranger)

“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” diye başlar roman. Meursault’un hayata karşı kayıtsızlığı ve toplumsal normları sorgulaması, iş dünyasında uyumsuzluk ve farklı perspektiflerin önemini yansıtır. Camus, bireyin çevresindeki dünyaya yabancılaşmasını ele alırken, iş dünyasında da bazen normların dışına çıkmanın, yenilikçi düşünmenin ve sıra dışı çözümler aramanın gerekliliğini gösterir.

Sadece yazıda geçen klasiklerde değil, birçok iyi eserde doğru okumalar yaparak iş dünyasına, hayatımıza, yaşamdaki rollerimize yönelik dersler çıkarmak mümkün. Ezberlerimizi bozmaya, duymak istediklerimizden ötesine hazırsak edebiyattan iyi bir rehber bulamayız. Bu kitaplar, iş dünyasında karşılaşılabilecek pek çok durumu ve zorluğu edebi bir bakış açısıyla ele alarak, bizler için derinlemesine içgörüler sunuyor. Klasik edebiyat, insan doğasının ve sosyal ilişkilerin evrensel temalarını inceleyerek, iş dünyasında daha bilinçli ve etik kararlar almamıza yönetim ve kişisel gelişim kitaplarından daha fazla yardımcı olacaktır. 

Bugün bir klasikle başlamaya ne dersiniz? Benim seçimimi mi merak ediyorsunuz? Ben defalarca okuduğum, çağımızda unutulmasına gayret gösterilen “vicdanı” en iyi anlatan eserlerden biri olan Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sını öneririm.

Meraklısı için dip not: Yazıyı yazmadan önce bu konuda edebi karakterler ve liderlik üzerine yazılmış bir kitap var mı diye araştırdığımda Joseph L. Badaracco’nun henüz Türkçeye çevrilmemiş “Questions of Character: Illuminating the Heart of Leadership Through Literature” adlı kitabını buldum. Chatgpt üzerinden kitabı detaylı inceleyebilirsiniz.

06 Eylül 2024

Çiftehavuzlar

Neden çok sayıda yüksek öğrenim diplomalı mesleksiz işsizle karşı karşıyayız?

İş hayatımdaki kırk yıl içinde gördüğüm en büyük sıkıntı, bunu belki ikiz sıkıntılar diye de tanımlamak daha doğru olacak. İlki, firmaların istenen özellikte çalışanlara ulaşmakta yaşadığı zorluk. İş dünyasının en değerli kaynağı olan nitelikli insana erişim güçleştikçe buna paralel olarak gelişmenin de, başarılı girişimlerin de, ilerlemenin de hızı düşüyor. Diğeri ise bunun bir ölçüde ters simetrisi gibi düşünebileceğimiz, insanların hayalleri ve kariyer hedefleriyle örtüşen firmalarda iş bulamaması. Aldıkları eğitimin, sahip oldukları donanımın boşa gittiği duygusunu yaşayan genç insanlar, topluma, kendilerine, geleceklerine küsüyorlar. Çözümü ya yurtdışında ya da kapasitelerinin daha altında bir işte çalışmakta arıyorlar. Peki suçlu kim? Sistem. Sistem kim? Biz. 1980’lerde de mekanizmanın iyi işlemeyen noktaları vardı. Bugün de var. Yarın da olacak. Değişen, sadece dertlerimiz. Buna belki de fazla şaşırmamak gerekiyor. Çünkü bir modelin doğru işlememesi, hatalar vermesi onun doğasında olan bir özelliği. Bütün modeller, biz insanlar gibi sürekli iyileştirmeye ihtiyaç duyuyor. O zaman ne yapmalıyız? Sorunumuzun kök nedenlerini bulmalıyız. Biraz herkesin kapısının önünü temizlemesi gerektiği yaklaşımıyla bakmalıyız. Bana bu yazıyı yazdıran da kafamın içinde dolaşan bu düşünceler. Belki bunları bir yerlere dökersem, birileri bir kenarından yakalayıp konuyu bir adım ileriye taşır umuduyla fikirlerimi kaleme aldım. Buradaki nedenlerin her biri detaylı bir makale, hatta kitap olabilecek potansiyeller barındırıyor. İnanıyorum ki, konunun üzerinde ne kadar çok tartışırsak, o kadar farklı yol keşfedeceğiz.

1. Eğitim Planlamasında Stratejik Eksiklik

  • İş gücü piyasasının ihtiyaçları ile eğitim sisteminin sunduğu programlar arasında uyumsuzluk.
  • Hangi mesleklerin gelecekte daha fazla talep göreceği konusunda yapılan projeksiyonlar yetersiz olması veya dikkate alınmaması.

2. Diplomanın İş Garantisi Olarak Algılanması

  • Üniversite diploması, iş bulmanın yeterli bir şartı olarak görülüyor. Ancak bugünün iş dünyası, artık geçmişteki gibi yalnızca diploma değil, aynı zamanda beceri ve deneyim talep ediyor.
  • Diploma sahibi olmanın, bireyin iş piyasasında kendisini farklılaştırmasını sağlama konusundaki eski önemini yitirmesi.

3. Pratik Eğitim Eksikliği

  • Üniversitelerde teorik bilgiye odaklanılırken, pratik uygulamaların ihmal edilmesi.
  • Staj ve saha deneyimi gibi uygulamalı eğitim modellerinin yetersizliği.

4. Mesleki ve Teknik Eğitime Yeterince Değer Verilmemesi

  • Meslek liselerinin ve teknik eğitim kurumlarının, toplum tarafından üniversiteler kadar prestijli görülmemesi.
  • Gençlerin, mesleki eğitime yönlendirilmek yerine üniversiteye zorlanması.

5. İş Dünyası ve Eğitim Arasındaki Kopukluk

  • Eğitim kurumları ile iş dünyası arasında etkili bir iletişim ve iş birliği eksikliği.
  • Okulların işverenlerin ihtiyaç duyduğu becerilere yönelik müfredatlar geliştirilmemiş olması.

6. Gençlerin Geleceğe Yönelik Yeterince Bilgilendirilmemesi

  • Üniversite tercih döneminde gençlere ve ailelerine, iş piyasasının durumu ve gelecekteki meslek eğilimleri hakkında yeterince rehberlik sunulmaması.
  • Gençlerin, popüler veya “prestijli” olarak görülen bölümleri tercih etmesi ama bu bölümlerden mezun olanların işsizlik oranın yüksek olması.

7. Hızla Artan Üniversite Sayısı ve Kalite Sorunu

  • Üniversite sayısındaki artışın, eğitim kalitesinde ister istemez bir düşüşe yol açması.
  • Bazı bölümlerin, öğrencilere uygulamada karşılık bulacak beceriler kazandıramaması.

8. Gereksiz ve Plansız Mezun Sayısı

  • Talep fazlası olan alanlarda gereğinden fazla mezun verilmesi. (Örneğin, hukuk, işletme, mühendislik gibi bazı bölümlerde arz-talep dengesinin bozulmuş olması).

9. Girişimcilik ve Yaratıcılık Eksikliği

  • Eğitim sisteminin gençleri bireysel girişimcilik ve yenilikçi düşünceye teşvik etmemesi.
  • Mezunların, yalnızca bilinen iş pozisyonlarına uygun şekilde yetiştirilmesi. Oysa yapay zekadaki hızlı gelişmeyle beraber, her gün yeni iş alanları ve yeni pozisyonlar doğuyor.

10. İşverenlerin Yüksek Tecrübe Beklentisi

  • İşverenlerin genç mezunlardan bile tecrübe talep etmesi, bu da iş arayan gençlerin önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Firmaların, gençlerin yetiştirilmesi konusunda yeterince istekli olmaması.

11. Gelişen Teknolojilere Ayak Uyduramama

  • Eğitim sisteminin müfredatı, yapay zekâ, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik gibi geleceğin iş kollarına yönelik beceriler kazandırmada yetersiz.

12. Ekonomik Faktörler

  • Ekonomik durgunluk ve işsizlik oranlarının yüksek olmasının, gençlerin istihdamını zorlaştırması.
  • Bazı sektörlerde iş fırsatlarının daralması, eğitimli gençlerin bile iş bulamamasına neden oluyor.

13. Kariyer Planlama Eksikliği

  • Gençlere kariyer planlaması konusunda destek verilmediği için, mezun olduklarında hangi alana yönelmeleri gerektiğini yeterince bilememeleri.

14. Fazla Genel Eğitim, Azalan Uzmanlaşma

  • Eğitim sisteminde uzmanlaşmaya yönelik programlar yerine genel bilgiler veren bölümlerin ön planda olması.
  • Öğrencilerin, spesifik bir alanda yeterli bilgi ve yetkinliğe sahip olmadan mezun olmaları.

15. Toplumsal Algılar

  • Aileler ve toplumun, üniversite diplomasını bir “zorunluluk” olarak görmeleri. Bu baskı, gereksiz yere üniversite mezunu sayısını artırıyor ve alternatif mesleki yolları itibarsızlaştırıyor.

16. Kariyer Değişikliğine Uygun Eğitim Modellerinin Eksikliği

  • Değişen iş dünyasına uyum sağlamak için mezunlara kariyerlerini yeniden şekillendirebilecek esneklik kazandıracak modeller sunulmaması.

Sorunun sadece bize özel değil, evrensel olduğunu düşünüyorum. Bu nedenlerin her birini bugün tüm dünya tartışıyor. Doğası gereği gelenekselci bir yapısı olan eğitim sisteminin, hızla değişen dünyayı yakalamakta zorlanması, çok da şaşırtıcı değil. Değil kırk yıl, on yıl öncesinde bile bu kadar hızlı bir değişimi kimse öngöremiyordu. Bugün 25 yaşındaki bir genç, ben günümüzün gençlerini, (kendinden küçükleri) anlayamıyorum diyor. Peki ne yapmalıyız? Yeni mezunların potansiyelini ortaya çıkaran, onları iş hayatına hazırlayan ve ekonomiye katkı sağlayan modeller yaratmalıyız. Bugün artık son kullanma tarihi dolmuş, sanayi devrimi sonrası 1900’lerin başında yapılandırılan eğitim sistemi üzerine daha çok, daha çok, daha çok konuşmalıyız. Konuştukça, tartıştıkça, sorguladıkça, dinledikçe, anladıkça, önyargıları aştıkça, toplumun nöronları birbirleriyle daha iyi çalışacak, yepyeni çözümler üreterek, hayal edilen geleceği birlikte şekillendireceğiz. 

15-16 Kasım 24

Çiftehavuzlar 

Yapay Zeka Öğrencilere Nasıl İlham Verebilir? 

Bir sınıfa girin. Tahtada karmaşık bir matematik problemi yazıyor, bir grup öğrenci dikkatle öğretmeni dinliyor. Son derece tanıdık değil mi? Geleneksel eğitim modelimizin içinden sıradan bir manzara. Şimdi gözlerinizi kapatın ve bu sefer şöyle bir sahneyi hayal edin. Öğretmenin yanında bir yapay zekâ asistanı. Bir öğrenci, “Bu problemi neden anlamıyorum?” diye soruyor ve yapay zekâ, ona bireysel öğrenme tarzına uygun bir açıklama sunuyor. Ya da bir tarih dersinde, bir öğrenci geçmişte bir savaşı kazanan stratejiyi anlamaya çalışırken, yapay zekâ ona o dönemin simüle edilmiş bir haritasını gösteriyor. İşte, bu geleceğin eğitimi.

Yapay zekâyı, eğitimde sadece bir araç olmaktan; öğrencilerin hayal güçlerini tetikleyen bir ilham kaynağına çevirebiliriz. Peki, bu nasıl mümkün olacak? Gelin, biraz daha yakından bakalım


1. Her Öğrenciye Özel Bir Mentor: Kişiselleştirilmiş Eğitim

Her öğrenci farklı bir dünyadır. Kimi matematiği görsel öğelerle öğrenir, kimi tarihi hikâyelerle anlamlandırır. Ancak hepimizin içinden geçtiği geleneksel eğitim sistemi, herkese aynı yöntemleri sunar. İşte yapay zekâyı bu noktada devreye sokabiliriz.

Düşünün, bir öğrenci yabancı dil öğreniyor. Yapay zekâ, bu öğrencinin kelime dağarcığını analiz ederek, eksik olduğu alanları tespit ediyor ve öğrenme sürecini buna göre yeniden tasarlıyor. Bu, sadece hız değil; bilgiye derinlik de kazandırır. Bir öğrenci, “anlamadım” dediğinde, yapay zekâ ona yeni bir açıklama getirebilir.


2. Geleceğin Mesleklerine Hazırlık: Yaratıcı Düşünceyi Tetiklemek

Bugünün eğitim sistemi, genellikle öğrencileri mevcut iş dünyasına hazırlar. Ancak yapay zekâ, onları henüz var olmayan meslekler için de eğitebilir. Nasıl mı? Onlara yaratıcı düşünmeyi öğreterek.

Bir sanat dersinde, öğrenciler akıllı teknolojilerle birlikte yeni bir resim tarzı oluşturabilir. Bilgisayar, farklı sanat akımlarını analiz eder ve öğrencilere modern bir tarz önerir. Ya da bir mühendislik dersinde, yapay zekâ öğrencilerin tasarladığı bir köprünün dayanıklılığını simüle ederek onlara tasarımlarını nasıl geliştirebileceklerini gösterebilir.

Bu tür etkileşimler, öğrencilerin “ezber” yerine “keşfetme” duygusunu harekete geçirir. Sadece bilgiyi tüketmekle kalmaz; aynı zamanda üretirler de.


3. Geçmişi Canlandıran Teknoloji: Tarih Derslerine Yeni Bir Soluk

Tarih derslerinde genellikle olaylar anlatılır ve öğrencilerin hayal gücüne bırakılır. Ancak ya eğittiğimiz algoritmalar geçmişi canlandırırsa?

Bir sınıfta, makine öğrenimiyle destekli bir sistem, öğrencilere Rönesans döneminin Floransa’sını sanal gerçeklik ile gösterebilir. Öğrenciler, Michelangelo’nun atölyesini ziyaret eder, dönemin şehir sokaklarında yürür ve o atmosferi deneyimler. Ya da bir fen dersi sırasında, bir yapay zekâ aracı sayesinde bir hücrenin içine “girip” proteinlerin nasıl çalıştığını gözlemleyebilirler.

Böylesi bir deneyim, öğrencilerin sadece bilgi edinmesini değil, öğrendikleriyle bağ kurmasını da sağlar. Eğitim sıkıcı ödevlerden, eğlenceli bir maceraya dönüşür.


4. Soruları Cevaplamaktan Fazlası: Sorular Sormayı Öğreten Teknoloji

Bugüne kadar teknoloji genellikle sorularımıza cevap verdi. Ancak yapay zekâ, öğrencilere doğru soruları sormayı da öğretebilir. Çünkü iyi bir soru, birçok cevaptan daha değerlidir.

Bir yapay zekâ sistemi, bir öğrencinin yazdığı bir kompozisyonu analiz ederek, “Bu fikri başka nasıl ifade edebilirsin?” ya da “Bu argümanını destekleyecek başka bir örnek bulabilir misin?” gibi sorularla öğrenciyi düşünmeye teşvik edebilir.

Öğrencilere düşünme yollarını öğreten bir yaklaşım, yapay zekânın eğitime getirebileceği en büyük devrimlerden biridir. Bu şekilde, düşünmeyi öğrenen bir zihin, sadece bilgiyi öğrenmekle kalmaz; onu farklı şekillerde anlamlandırabilir de.


5. İlhamın Ötesinde: Etik ve İnsanlık Dersleri

Elbette, yapay zekânın eğitime entegrasyonu sadece bir teknik mesele değildir. Aynı zamanda derin etik soruları da beraberinde getirir. Öğrencilere, yapay zekâ ile çalışmanın sınırlarını, bu teknolojinin nasıl sorumlu bir şekilde kullanılacağını öğretmek, eğitimin bir parçası olmalıdır.

Yapay zekâ ile çalışan öğrenciler, sadece verimli değil; aynı zamanda etik bir geleceğin mimarları olabilir. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan olmanın getirdiği empati, yaratıcılık ve değer yargıları hep eğitimin merkezinde kalmalıdır.


Geleceğin Kapısını Aralayan Anahtar: Hayal Gücü ve Yapay Zekâ

Bir gün bir sınıfta, bir öğrenci yapay zekâyla birlikte bir şiir yazacak. Şiirin bir dizesini yapay zekâ önerecek, diğerini öğrenci. Ortaya çıkan eser ne yalnızca insanın ne de sadece bir algoritmanın ürünü olacak. Bir başka öğrenci, yapay zekâ ile bir şehir tasarlayacak. Sokakları ışıklarla dans eden, her binası doğayla uyum içinde nefes alan bir şehir.

Ama işte asıl sır burada: Yapay zekâ o şiiri yazmayı, o şehri tasarlamayı kendi başına öğrenemeyecek. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, yaratıcılığı tetikleyen, sınırları zorlayan, hayalleri ateşleyen hâlâ insan olacak.

Belki de yapay zekâ, öğrencilere en büyük dersi, mükemmelliğin, insanın sınırları aşmaya cesaret ettiği yerde başlayacağını öğretecek. 

28 Kasım 2024

Çiftehavuzlar

Yeni Mezun İnşaat Mühendisleri İçin Kariyer Mentorluk Programı

İlk işinizi bulmakta zorlanıyor musunuz?

Kariyerinize güçlü bir başlangıç yapmak ister misiniz?

Muhtemelen siz de zamanında benim dediğim gibi nereden bitti şu okul diyenlerdensiniz. Mezun oldunuz ama şimdi kafanız daha karışık.

  • CV’niz işverenlerin dikkatini çekmiyor mu?
  • LinkedIn profiliniz yeterince güçlü değil mi?
  • İş görüşmelerinde sizi öne çıkaracak küçük taktikleri biliyor musunuz?
  • Şantiye mi, ofis mi, proje yönetimi mi, kendi işiniz mi, akademi mi, yoksa e şıkkı hiçbiri mi? Kararınızı nasıl vermelisiniz?

Bu programla;

  • CV ve LinkedIn profilinizi güçlendirerek işverenlerin sizi fark etmesini sağlayacaksınız.
  • İnşaat sektöründe etkili iş arama yöntemlerini öğrenerek doğru iş ilanlarına başvuracaksınız.
  • Mülakat simülasyonları ile iş görüşmelerine hazırlanarak özgüvenli ve güçlü bir izlenim bırakacaksınız.
  • Şantiye ve ofis ortamına hızlı uyum sağlayarak ilk işinizde fark yaratacaksınız.
  • Uzun vadeli kariyer planınızı oluşturup doğru becerileri kazanarak geleceğinizi şekillendireceksiniz.

Özetle, mühendislik formülleriyle çözemediğiniz, o karmaşık görünen problemlerin aslında ne kadar basit olduğunu göreceksiniz. 🙂

Mentorluk Paketi İçeriği:

  • 4 hafta (4×2=8 saat) mentorluk programı (Yüz yüze veya online)
  • CV & LinkedIn incelemesi ve geliştirme
  • İş görüşmesi simülasyonu ve mülakat pratiği
  • İnşaat sektöründe yükselmek için stratejik yol haritası

Haftalık çalışma programı ve detaylı bilgi için: cemkafadar.net@gmail.com

Mimarlık adayına mektup

Mimarlık Adayına Mektup

Neden sana böyle bir mektup yazıyorum diye sorabilirsin. Ben masamın üzerinde bana yazılmış bir mektup bulduğumda hemen bunu düşünürüm. Neden? Bir mimarlık sınıfına gelecekte hayallerini gerçekleştirecek bir mimar olmak istiyorlarsa bugünden neler yapmaları gerektiğine dair konuşma yapmak için davet aldığım gün bu fikir aklıma geldi. Klişe bir sunum yapıp, bilindik tavsiyeleri söylemek yerine onlara mektupla ulaşmak istedim. Daha önce yeni nesil lider adayı için böyle bir mektup formatında köşe yazısı yazmıştım. Şimdi bir benzerini mimarlık öğrencileri için yapacaktım. Günlük yoğunluklar, küçük küçük işlerin kurduğu büyük tuzaklar yazmama izin vermedi. Masamın başıma oturup bir türlü mektubuna odaklanamadım. Ama bu konu kafama bir kere takılmıştı. Sana daha önce yazılmış böyle bir mektup var mıydı araştırdım. Paul Jacques Grillo’nun “To the Young Designer” adlı çalışmasına ulaştım. Grillo benim bir türlü yazamadığım mektubu 1960 yılında yazmış ve “Form Function and Design” adlı kitabına koymuştu. Bu yayını merak edersen Amazon’dan bulabilirsin. Biraz daha araştırınca YEM Yayınlarından basılan Havva Alkan Bala’nın “Mimarlık Öğrencisi Misin?” isimli kitabında bu mektuptan alıntılara ulaştım. Bugün sana Grillo’nun öne çıkardığı noktalar üzerinden yazacağım. İlk fırsatını bulduğunda Bala’nın kitabını da temin edip okumanı tavsiye ederim. Keyifle okudum. Arada dönüp altını çizdiğim yerlere tekrar bakıyorum. Mektuba geçmeden Le Corbusier’in YKY tarafından basılan “Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi”si de kütüphanende bulunsun derim.

Okumaya devam et

Almanya’da çalışma koşulları ve iş fırsatlarıyla ilgili işinize yarayacak bağlantılar

Türkiye-Almanya üniversite denkligi:

https://www.anerkennung-in-deutschland.de/html/tr/index.php

Is arama sayfalari: https://www.linkedin.com/

https://de.indeed.com/

https://www.monster.de/

Is arama vizesi:

https://www.almanyakonsoloslugu.com/almanya-yeni-goc-yasasi

Almanya´daki sirketlere calisanlar tarafindan verilen online degerlendirme notu: https://www.kununu.com/

Almanca niyet mektubu formati:

https://karrierebibel.de/bewerbungsschreiben/

Tipik mülakat sorulari: https://www.monster.de/karriereberatung/artikel/vorstellungsgespraech-fragenhttps://www.campusjaeger.de/karriereguide/vorstellungsgespraech/fragen-vorstellungsgespraech

Dil sinavlari hakkinda bilgi:

https://www.testdaf.de/

https://www.dsh-germany.com/

Online Primavera Eğitimlerimiz 13 Temmuz’da Başlıyor!

Dünyanın neresinde olursanız olun Oracle Primavera P6 yazılımını öğrenmek istiyorsanız, sizler için canlı sunulan Online (sertifikalı) Primavera eğitimgündüz sınıfı 13 Temmuz’da ve akşam sınıfı 14 Temmuz’da başlıyor.

Yapı, İnşaat ve Enerji sektöründe uluslararası standart haline gelen Primavera ile Proje Yönetimi ve Planlama eğitimine katılarak; projelerde Kritik Yol Belirleme (CPM)Gecikme AnaliziKazanılmış Değer Ölçümü (EV)AdamxSaat RaporlamaKaynak DengelemeClaim YönetimiNakit Akışı İzlemeHedef Plan (Baseline) KarşılaştırmaKaynak/Maliyet Histogram ve ‘S’ Eğrileri Oluşturma ve Raporlama gibi konuları öğrenebilir ve kariyerinizde bir adım öne geçebilirsiniz.

Canlı olarak, eğitmen ile doğrudan iletişim halinde olacağınız eğitimler, tercihe bağlı olarak hafta içi gündüz ve akşam sınıfları olarak 2 ayrı gruptadüzenlenmektedir. Gündüz Primavera sınıfı 13 Temmuz’da, akşam Primavera sınıfı da 14 Temmuz’da başlayacaktır.

Kurs süresi boyunca, eğitmenin bilgisayar ekranı ve sesi katılımcılara canlı olarak aktarılacaktır. Bu şekilde eğitimi canlı izleyen öğrenciler kendi bilgisayarlarında uygulama yaparak ve eğitmeni izleyerek dersleri takip edebileceklerdir.

Katılan herkesin bilgisayarına 3 ay boyunca lisanslı olarak çalışan Primavera P6 yazılımı kurulacaktır.

Eğitimin başarıyla tamamlanmasının ardından, İngilizce onaylı orijinal Oracle Primavera Sertifikası verilecektir.

Eğitim sırasında eğitmen ile soru-cevap imkanınız olacak, ayrıca elektronik ders notları da sizlerle paylaşılacaktır.
Sınırlı sayıda katılımcının indirimle yararlanabileceği Online Primavera Eğitimlerimiz ile ilgili bilgi almak için cem@cemkafadar.com veya cemkafadar.net@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.

COVID Sonrası Dünyada İnşaat Sektörü Nasıl Şekilenecek? 01 Temmuz 21.00 Canlı Yayın

  • COVID19, dünyada inşaat sektörünü ve inşaat yatırımları nasıl etkileyecek?
  • İnşaat sektöründe dijital transformation nasıl gerçekleşecek?
  • İnşaat 4.0 nedir?
  • İnşaat 4.0 ile gelişen teknolojiler neler olacak?
  • COVID19 sonrası global pazarda inşaat şirketleri, yatırımcılar, daha çok hangi konulara odaklanacak?
  • BIM ve uzaktan çalışma konularının geleceği nasıl olacak?
  • Zoom, online çalışma için tek başına yeterli olabilecek mi?
  • Dünyada inşaat projelerinde hangi yazılımlar öne çıkacak?
  • İnşaat projelerinde kullanılacak yazılımları seçerken öncelikli seçim kriterleri neler olmalı?
Tüm bu konuları ve sizlerden gelecek farklı soruları 01 Temmuz Çarşamba akşamı saat 21.00’de değerli dostum Tekin Güvercin ile YouTube canlı yayınında konuşacağız.
Canlı yayını aşağıdaki linkten izleyebilir, sorularınızı yorumlar bölümünden iletebilirsiniz.

İnşaat Mühendisleri ve Mimarlar İçin İngiltere’deki Fırsatlar!

 
Son yıllarda tüm dünyadan beyaz yaka çalışan göçü alan İngiltere’de mühendisler ve mimarlar için hangi fırsatlar var?
Konut sektörü gelişen Londra’da Türk inşaat firmaları için fırsatlar ve riskler neler?
İngiltere’de yaşamayı düşünenler için Ankara Anlaşması’nın sağladığı avantajlar neler?
Londra’da çalışan Türk mühendis ve mimarlara nasıl ulaşabilirsiniz?
Avrupa’nın en büyük inşaat projelerinin gerçekleştirildiği İngiltere’de devam eden ve planlanan projeler neler?
 
Tüm bu soruların yanıtlarını Londra’da yaşayan Duygu – Baran Ünder çifti ile konuştuk.
 
2 Mühendis kanalımızın dünya üzerindeki farklı ülkelerden yaptığı yayınlar devam ediyor. Bizi takibi bırakmayın 😊👍
 

Online Primavera Eğitimlerimiz 23 Haziran’da Başlıyor

Online Primavera Eğitimlerimiz 23 Haziran’da Başlıyor!

Dünyanın neresinde olursanız olun Oracle Primavera P6 yazılımını öğrenmek istiyorsanız, sizler için canlı sunulan Online (sertifikalı) Primavera eğitimgündüz sınıfı 23 Haziran’da ve akşam sınıfı 13 Temmuz’da başlıyor.

Yapı, İnşaat ve Enerji sektöründe uluslararası standart haline gelen Primavera ile Proje Yönetimi ve Planlama eğitimine katılarak; projelerde Kritik Yol Belirleme (CPM)Gecikme AnaliziKazanılmış Değer Ölçümü (EV)AdamxSaat RaporlamaKaynak DengelemeClaim YönetimiNakit Akışı İzlemeHedef Plan (Baseline) KarşılaştırmaKaynak/Maliyet Histogram ve ‘S’ Eğrileri Oluşturma ve Raporlama gibi konuları öğrenebilir ve kariyerinizde bir adım öne geçebilirsiniz.

Canlı olarak, eğitmen ile doğrudan iletişim halinde olacağınız eğitimler, tercihe bağlı olarak hafta içi gündüz ve akşam sınıfları olarak 2 ayrı gruptadüzenlenmektedir. Gündüz Primavera sınıfı 23 Haziran’da, akşam Primavera sınıfı da 13 Temmuz’da başlayacaktır.

Kurs süresi boyunca, eğitmenin bilgisayar ekranı ve sesi katılımcılara canlı olarak aktarılacaktır. Bu şekilde eğitimi canlı izleyen öğrenciler kendi bilgisayarlarında uygulama yaparak ve eğitmeni izleyerek dersleri takip edebileceklerdir.

Katılan herkesin bilgisayarına 3 ay boyunca lisanslı olarak çalışan Primavera P6 yazılımı kurulacaktır.

Eğitimin başarıyla tamamlanmasının ardından, İngilizce onaylı orijinal Oracle Primavera Sertifikası verilecektir.

Eğitim sırasında eğitmen ile soru-cevap imkanınız olacak, ayrıca elektronik ders notları da sizlerle paylaşılacaktır.

Sınırlı sayıda katılımcının indirimle yararlanabileceği Online Primavera Eğitimlerimiz ile ilgili bilgi almak için cem@cemkafadar.com veya cemkafadar.net@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.