Le Corbusier’den altını çizdiklerim

Le Corbusier’in “Mimarlık Öğrencileri İle Söyleşi” kitabından altını çizdiklerim
Paradan, kendini beğenmişlikten kurtulan her düşünce, bir çıkış kapısı bulabilir, kendi yolunu çizebilir. Corbusier 1942

Ucun kentlerin üzerinden ve 20.yy.in yaptıklarına bir bakın; hersey bölük borcuk, kişisel, yerel ve tutarsız. Corbusier 1942

Kendi kendimizi aldatmayalim; akademizm yaratıcılığın sıkıntılı saatlerinden korkanların işine gelen bir düşünmeme biçimidir. Corbusier 1942

Her yapının kendine göre bir önemi vardır. Her yapı ülkeyi güzelleştirme ya da cirkinlestirme sorumluluğunu taşır. Corbusier 1942

Mimarlıkla müzik iki kardes gibidir, ikisi de zamanı ve mekanı oranlar. Corbusier 1942

Tolstoy’un 11 Aralık 1881 günkü günlüğünden

“Asıl arzum her şeyi başkalarına dağıtmak ve kendi kendime yetmek. Yani ihtiyaçlarımı mümkün olduğu kadar sınırlamak ve aldığımdan çok vermek… Bütün gücümü bu amaca yönlendirmek ve bunu yaşamımın maksadı ve neşesi olarak görme (…) Yaşama, yeme içme ve giyinme gayet sade. Yapay olan her şeyi – piyano, mobilya, arabalar, arabalar – sat ya da birilerine ver. Yalnızca herkesle paylaşılabilecek bilim ve sanat üzerinde çalış. Validen sokaktaki dilenciye kadar herkese aynı şekilde davran. Tek amaç mutluluk – kendinin ve ailenin mutluluğu… Bu mutluluğun çok az şeyle yetinmek ve başkalarına iyilik etmekten oluştuğunu bil.”

Van Gogh Yüz Yıl Sonra

Sanırım yeni baskısı yok, sahaf fuarında buldum, Ferit Edgü’nün Van Gogh ve resimleri üzerine şiirsel tatta 50 kısa denemesi

Bir sahafta, kütüphanede, arkadaşınızın kitaplığında karşınıza çıkarsa mutlaka okuyun derim.

Kitaptan bir bölüm; Çoğu kez krallar kadar zengin olduğuna inanır Van Gogh. “Parasal olarak değil elbet, ama (her gün aynı olmasa da) çalışmalarımda kendimi tüm ruhum ve yüreğimle adayacağım bir şeyler bulduğum için, bu yaşamıma anlam kazandırdığı, esin kaynağı olduğu için zenginim”

Alain De Botton’un Haberler kitabından çıkardığım notlar

Alain De Botton son kitabı Haberler’de, haberi nasıl algılamamız istendiğini, nelere dikkatimizin çekildiğini, neleri farkında olmadan göz ardı ettiğimizi her zamanki uslubu ile çok güzel anlatmış. Kitaptan aldığım kısa notları aşağıda paylaştım.

 

Haberlerin kafa karıştırıcı kopuklukla, çok ciddi ve halkın anlayamayacağı bir tarzda verilmesi de sansürün farklı bir çeşidi değil midir? Siyaset ve ekonomi haberlerinin bu şekilde verilmesinin bir rastlantı olmadığını düşünüyorum. Dinleyen haberi çok fazla anlayamadığı için yeterli irdelemeyi yapamıyor. Sonuçta haberden bir çıkarsama yapılmıyorsa ya da yanlış sonuçlara varılıyorsa o haber gizli bir sansürün etkisindedir.
Dünyada neler olup bittiği kimsenin pek umrunda değil. İnsanlar dünyada neler olduğundan çok, kendilerini ilgilendiren haberleri merak ediyorlar.
Bir ülkeyi ekonomik verileri ile değerlendirmek, bir insanı kan değerleri ile değerlendirmeye benzer.

İşlenen suçlara düşkünlüğümüz, o suçları asla işlemeyeceğimizden emin olmak için sarf ettiğimiz bilinçdışı bir gayretin parçası olabilir.
Kültür sanat olaylarına ilişkin tiyatro, konser, sinema yazılarında bu sanat olayı kimin içindir, seyredene ne faydası dokunabilir sorusuna yanıt verecek küçük tiyolar bulunmalıdır.

Benim medya ve haberler konusundaki görüşüm çok net. Ben medyanın bana empoze ettiği gündemle kendimi dar bir alana sıkıştırmak ve sıradanlaşmak istemiyorum. Benim dünyadan aldığım, gözlemleyerek keşfettiğim gündem haberlerin verdiğinden çok daha renkli ve heyecanlı.

Bir kitap neresine kadar okunmalı?

Okuduğum bir kitap, seyrettiğim bir film benim dünyayı daha iyi anlamama ve beraberinde dünyanın daha güzel bir yer olabileceğine yönelik düşüncelerimi yenilememe imkan veriyor mu, yoksa bilindik klişe mesajlarla vaktimi mi çalıyor? Eğer zamanımın boşa harcandığını hissedersem hemen bırakırım o kitabı da, o filmi de…