Yazarların mutluluğa dair düşünceleri

Mark Twain: “Akıl sağlığı ile mutluluk, imkansız bir kombinasyondur.”

Leo Tolstoy: “Mutluluk bir alegori, mutsuzluk ise hikayedir.”

Ayn Rand: “Kendinize değer vermeyi öğrenin; ki bu, mutluluk için mücadele etmek de demektir.”

Charlotte Bronte: “Paylaşılmamış bir mutluluğa, mutluluk demek güçtür; hiçbir tadı yoktur bunun.”

Hunter S. Thompson: “Mutlu olmak için başkalarının kalbine ve zihnine muhtaçken, kendinize nasıl saygı duyabildiğinizi anlamıyorum.”

Haruki Murakami: “Ama en iyinin ne olduğunu kim söyleyebilir ki? Bu sebeple mutlu olma şansını yakaladığın her seferinde, ona tutunmalı ve diğer insanları kafana çok da fazla takmamalısın. Deneyimlerime dayanarak diyebilirim ki, insanın karşısına böyle bir şans, hayatı boyunca iki ya da üç defa çıkar ve eğer onları kaçırırsak hayatımızın geri kalanında bunun için pişmanlık duyarız.” (İmkansızın Şarkısı)

Ernest Hemingway: “Zeki insanın mutluluğu, bildiğim en nadir şeydir.”

Kurt Vonnegut: “Ve lütfen mutlu olduğunuzda bunu fark edin; ve haykırın ya da mırıldanın ya da sadece düşünmekle yetinin, ‘Eğer bu muhteşem değilse, muhteşem olan nedir ki!’”

Robert Louis Stevenson: “Mutlu olma ödevi kadar küçümsediğimiz başka hiçbir ödev yoktur. Oysa mutluyken dünyaya anonim iyilik tohumları ekeriz.”

Fyodor Dostoyevski: “İnsan yalnızca dertlerini saymaktan hoşlanır, mutluluklarını ise saymaz.”

Sylvia Plath: “Daima hareket halinde ve mutlu olmak ile içime dönerek pasif ve hüzünlü olmak arasında bir tercih yapabilirim. Ya da bu ikisi arasında sekerek aklımı yitirebilirim.”

Jane Austen: “Hak ettiğimden daha fazla mutlulukla karşılaştığımda, bundan dolayı memnun olmayı öğrenmek zorundayım.” (Gurur ve Önyargı)

Douglas Adams: “Mutlu olmayı, haklı olmaya tercih etmeyeceğim tek bir gün yok.” (Otostopçunun Galaksi Rehberi)

Gillian Flynn: “Dünyaya gösterdiğin yüz, ona sana nasıl davranması gerektiğini de söyler.”

Charles Dickens: “Mutluluk bir armağandır ve işin sırrı onu beklemekte değil, geldiğinde memnun olmaktadır.” (Nicholas Nickleby)

Victor Hugo: “Yaşam en yüce mutluluğu, sevildiğine ikna olmuş kişiye sunar; kendisi olduğu için sevilmiş – hatta diyebiliriz ki, kendisine rağmen sevilmiş kişiye.”

Stephen King: “Mutluluk, mümkün olduğunda, incelenmeden bırakılmalıdır.” (Şeffaf)

Margaret Atwood: “Mutluluk etrafı camdan duvarlarla çevrili bir bahçedir: Ne girişi vardır, ne de çıkışı.” (Kör Suikastçı)

Jack Kerouac: “Mutluluk, her şeyin muazzam bir garip rüya olduğunu fark etmeye bağlıdır.” (Yalnız Gezgin)

Aldous Huxley: “Gerçek mutluluk, mutsuzluğun telafileriyle kıyaslandığında, oldukça sefil görünür. Ve elbette, istikrar, istikrarsızlığın ihtişamının yanına bile yanaşamaz.” (Cesur Yeni Dünya)

Virginia Woolf: “Mutluluğu melankoliden ayıran çizgi, bir bıçak ağzından daha kalın değildir.” (Orlando)

Paulo Coelho: “Eğer daima an’a odaklanmayı başarırsan, mutlu bir adam olursun.” (Simyacı)

Edith Wharton: “Kafanı mutlu olmaya takmadığın sürece, iyi vakit geçirmenin önünde hiçbir engel göremiyorum.” (The Last Asset)

Maya Angelou: “Eğer içinizde tek bir gülümseme kaldıysa, onu sevdiğiniz insanlara ayırın.”

Alexandre Dumas: “Gururlu değilim ama mutluyum. Ve mutluluk insanı kör eder; bana kalırsa, gururdan bile daha fazla üstelik…” (Monte Cristo Kontu)

Roald Dahl: “Eğer iyi niyetliyseniz, niyetiniz yüzünüzde bir güneş gibi ışıldayacak ve böylece her zaman sevimli görüneceksiniz.”

George Orwell: “İnsanlık özgürlük ile mutluluk arasında tercih yapmak zorundadır ve insanların büyük çoğunluğuna mutluluk daha uygundur.” (1984)

Gabriel Garcia Marquez: “Mutluluğun tedavi edemediği bir şeye hiçbir ilaç çare olamaz.” (Aşk ve Öbür Cinler)

Vladimir Nabokov: “Ve yine de mutluyum. Evet, mutlu. Yemin ederim. Yemin ederim ki mutluyum… Biraz bayağı, biraz da hilebazmışım, kayda değer yönlerimi -hayal dünyamı, bilgeliğimi, edebi yeteneğimi…- kimse takdir etmiyormuş, ne fark eder. Kendime gözümü ayırmadan bakabildiğim için mutluyum; aslında kendine bakmak hemen herkes için ilgi çekicidir- evet, kesinlikle ilgi çekici!.. Mutluyum- evet, mutlu!” (Göz)

Kaynak: Sabit Fikir

Paul Auster’dan altını çizdiklerim


Kitaplar onları okuyanlara sadece keyif ve mutluluk verir, insanların kendilerini yaşama ve birbirlerine daha bağlı hissetmelerini sağlardı… Sunset Park
Yıllar geçtikçe daha çok güçlenmiyoruz. Kederlerin ve acıların birikmesi, daha fazla kedere ve acıya katlanabilme kapasitemizi azaltıyor… Sunset Park
Geçmişte düşündüklerinizin bir yanılgıdan ibaret olduğunu kabullenmek zordur. Görünmeyen
Hayat kaypaktır; adil olan her zaman kazanmaz. Görünmeyen
Dünya deliklerle doluydu, minicik anlamsız deliklerle, zihnin içinden geçebileceği minik yarıklarla. Bu deliklerden birinin öte tarafına geçtiniz mi kendinizden kurtulurdunuz; hayatınızdan, ölümünüzden, size ait olan her şeyden kurtulurdunuz. Yanılsamalar Kitabı
Mucizeler olabileceğine kendimizi ikna edebilmek için, sanırım hepimiz hiç olmayacak şeylere inanırız. Yanılsamalar Kitabı
Para hiçbir zaman yalnızca para demek değildir. Para her zaman bir başka şeydir, her zaman daha başka şeyler demektir ve son sözü de hep o söyler. Cebidelik
Hepimiz kendimize yabancıyız, kim olduğumuzla ilgili algılarımız ise yalnızca başkalarının gözlerinin içinde yaşadığımız kadarıyla var. Kış Günlüğü
Sadece iyiler kendi iyiliklerinden kuşku duyarlar, onları iyi yapan da budur zaten. Kötüler iyilik yaptıkları zaman bunu bilirler, iyiler ise hiç bilmezler. Ömürlerini başkalarını bağışlayarak tüketirler ama kendilerini bir türlü bağışlayamazlar. Karanlıktaki Adam
Önemli olan dertlerden uzak durmayı nasıl başarabildiğiniz değil, başınız derde girdiğinde bunun üstesinden nasıl geldiğinizdir. Yanılsamalar Kitabı
Destedeki bütün kartlar sizin kaybedeceğiniz biçimde dizilmişse, o eli kazanmanın tek yolu, kurallara karşı gelmektir. Yanılsamalar Kitabı
Acılar ve mucizeler ikiz kardeştir, aynı anda doğarlar. Yanılsamalar Kitabı
Kriz anlarında insanın içindeki canlılık iki katına çıkar. Ya da kısaca; insanlar köşeye kıstırılmadıkça, tam olarak yaşamaya başlamazlar. Yanılsamalar Kitabı
Hepimiz içimizde gizli, nazik davranışlarla üstü örtülen ama bir tehdit algıladığımız zaman hemen o keskin dişleriyle ortaya çıkan bir timsah taşıyoruz. Yanılsamalar Kitabı
Öyküler ancak onları anlatabilecek olanların başından geçer, demişti biri bir gün. Aynı şekilde; belki yaşantılar da onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini. Kilitli Oda New York Üçlemesi 3

Kızılderililerin bugün için de geçerliliğini kaybetmeyen 20 yasası

1 – Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler..
2 – Yollarında kaybolmuş olanlara karşı anlayışlı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Rehberlik bulmaları için dua et.
3 – Kendini, kendi kendine araştır, keşfet. Başkalarının senin yolunu senin için belirlemelerine izin verme. O senin, sadece senin yolundur. Diğerleri o yolu seninle birlikte yürüyebilirler, fakat hiç kimse o yolu senin için yürüyemez.
4 – Misafirlerine evinde saygıyla davran. Onlara en iyi yiyeceklerini ver, en iyi yatağı ver ve onlara saygı ve onurla muamele et.
5 – Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir. Senin değildir.
6 – Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol – ister insan, ister hayvan veya bitki olsun.
7 – Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.
8 – Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner.
9 – Herkes hatalar yapar. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.
10 – Kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol.
11 – Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır.
12 – Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.
13 – Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner.
14 – Her zaman dürüst ol.
15 – Kendini dengede tut. Senin Zihinsel ben ‘in, Ruhsal ben ‘in, Duygusal ben ‘in ve Fiziksel ben ‘in – hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olmaya gereksinimi var. Zihnini güçlendirmek için bedenini çalıştır. Duygusal rahatsızlıkları iyileştirmek için ruhsallıkta büyü.
16 – Kim olacağını ve nasıl davranacağını belirlerken bilinçli kararlar ver. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu üzerine al.
17 – Başkalarının mahremiyetine ve kişisel yerlerine saygılı ol. Başkalarının kişisel eşyalarına dokunma, – özellikle kutsal ve dini eşyalarına. Bu yasaktır.
18 – İyi talihini başkaları ile paylaş.
19 – Başkalarının dini inançlarına saygı göster. Kendi inancını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.
20 – Önce kendine karşı dürüst ol. Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin.

Dalai Lama’dan altını çizdiğim 12 kısa cümle


1. Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar.
2. Bir değişiklik yaratabilecek büyüklükte olmadığınızı düşünüyorsanız, bir de gece sivrisinek varken uyumayı deneyin.
3. Sevgi ve şefkat ihtiyaçtır; lüks değil. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.
4. Kuralları iyi bil ki onları daha iyi yıkabilesin.
5. Gerçek hayatta trajedilerle karşılaştığımızda iki şekilde davranırız: Ya umudumuzu kaybedip kötü alışkanlıkların pençesine düşeriz ya da içimizdeki manevi gücü bulmak için uğraşırız.
6. Hepimizin aradığı mutluluk ve sükuneti, ancak birbirimize anlayış ve şefkat göstererek bulabiliriz.
7. Diğer insanların fikrini sevecenlikle değiştirebiliriz; öfkeyle değil.
8. ‘Merhamet’, zamanımızın en radikal anlayışı.
9. Maneviyatınızın özü, diğer insanlara karşı tutumunuzun altında yatar.
10. Mutluluk ve memnuniyet insanının içinden gelir. Parayla ya da bir bilgisayarla doyuma ulaşmak yanlıştır.
11. İnançlı ya da inançsız fark etmez; sorumluluk sahibi herkes iyi bir kalbe sahip olabilir.
12. Eski arkadaşlar gider yenileri gelir; tıpkı günler gibi. Onların da eskisi gider yenisi gelir. Önemli olan ise anlamlı olması: arkadaşın da günün de

Carl Jung’dan, İnsan Psikolojisi Üzerine Kısa Tespitler

Analitik Psikoloji’nin Kurucusu Carl Jung’dan, İnsan Psikolojisi Üzerine 10 Düşündürücü Tespit
1.) “Bir insanı anlamak istiyorsanız, öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız.”
2.) “Hayatta en acıklı şey, bir insanın problemin kendinden kaynaklandığını görememesidir.”
3.) “Bir şeye ne kadar karşı gelirseniz, o ısrarla olmaya devam eder.”
4.) “Herkes bir gölge taşır ve bu gölge bireyin bilinçli yaşamında ne kadar az vücut bulmuşsa, o kadar çok karanlık ve yoğundur.”
5.) “Tüm akıl hastalıklarının temelinde meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.”
6.) “Kendimizi baskı altına aldıkça, bilinçaltının tehlikeleriyle daha fazla yüz yüze kalırız.”
7.) “Yaşamın amacı karşıtlıklar arasında denge kurmaktır.”
8.) “Bilinç, varolmanın ön koşuludur.”
9.) “Görüşünüz ancak yüreğinize baktığınızda berraklaşır… Dışa bakan düş görür. İçe bakan uyanır.”
10.) “Ne acı, örneklere göre yaşayanlara! Yaşam onlarla değil. Bir örneğe  göre yaşıyorsanız, o örneğin hayatını yaşıyorsunuz demektir, oysa sizin hayatınızı sizden başka kim yaşayabilir? O zaman kendiniz yaşayın.”

Erich Fromm’dan Alıntılar 


Sevgi bir etkinliktir, edilgen bir olay değildir, bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi; kendinden bir şeyler vermektir, karşındakinden almak değil.
Açgözlülük içsel bir boşluğun sonucudur.
Bütün ağır psikolojik hastalıkların temelinde narsizm yatar.
İnsanın yaşamdaki ana görevi kendisini doğurmak, olma potansiyeline sahip olduğu şeyi olmaktır. Çabasının en önemli ürünü, kendi öz kişiliğidir.
İnsanın insana kattığı anlam dışında yaşamın hiçbir anlamı yoktur. İnsan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.
Düşünmek günah işlemeye benzer, insan onun zevkini bir kez tattı mı artık ondan bir daha vazgeçemez.
Mutluluk tanrıların bir hediyesi olmayıp insanın içsel üretkenliğinin bir başarısıdır.
Geçmişin tehlikelerinden biri köle olmaktı, geleceğin ki robot olmaktır.

Borges’ten bir kaç küçük alıntı

Jorge Luis Borges deyince bu kadar az alıntı alıp bir blog yazısı olmaz ben de biliyorum ama farklı kitapları okurken aldığım bir kaç küçük Borges alıntısını bir yerlerde kaybetmeden sizlerle paylaşmak istedim.
Bence kitap okumak, aşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir
Unutmak en iyi intikamdır.
Diktatörlük rejimleri, baskı, biat ve gaddarlık doğurur. Ama en kötüsü, aptallığı yaygınlaştırmasıdır.
Okumak yazmaktan öte bir iştir; daha uysal, daha uygar, daha entelektüeldir.”
Kim, hiç değilse bir kerecik olsun, bir gün batımında dolaşırken ya da geçmişinde kalan bir günü kafasında şekillendirmeye çalışırken sonsuz bir şeyler yitirdiğini düşünmemiştir ki.”
Cennetin her zaman bir kütüphaneye benzediğini hayal etmişimdir.”
Aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, Dostoyevski’yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir.”

John Fowles’dan altını çizdiklerim

Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, varolduğumuzun bir işaretidir. Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır. O da anımsanır.”

Görmek istemediklerine gözlerini kapatabilirsin, ama hissetmek istemediklerine kalbini kapatamazsın.”

Gerçekten önemli olan tek şey insanın inandığını hissetmesi ve yaşamasıdır; yeter ki bu, yalnızca kendini rahatlatacak basit bir inanç olmasın.”

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar Eserinden Altını Çizdiklerim 


Dostoyevski’nin “Hasta biriyim ben” diye başlayıp “Ama yeter artık, “yeraltından” daha fazla yazmak istemiyorum” diyerek sonlandırdığı Yeraltından Notlarını ilk okuduğumda üniversitedeydim. Çehov’u keşfedip Dostoyevski’yi henüz tam keşfedemediğim yıllardı. Bu eserinden sonra ise tam bir Dostoyevski tutkunu olmuştum. 3 yıl önce yaz tatilinde bir kez daha okuma imkanım oldu Yeraltından Notları. İnsanın böyle klasikleri farklı yaşlarda okuması, eskiden altını çizdikleri ile yeni okuyuşunda altını çizdiklerini karşılaştırarak geçmişine bir yolculuk yapma fırsatı da sağlıyor. Dünyayı ve kendimi nasıl görüyordum, şimdi nasıl görüyorumun değerlendirmesini 150 sayfa üzerinden yapabilmek çok hoş bir duygu. Bugün Ankara Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği kitabın oyununu seyrettim ve bir kez daha hayran oldum esere. Bu arada oyun, romanın karanlıklığından yola çıkılarak değil, bambaşka bir bakış açısı ile sahneye konmuş, bu yorum da ayrıca çok hoşuma gitti. Kitaptan altını çizdiğim satırların bazılarını aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Anlayış gücünün sadece fazlalığı değil, kendisi bile hastalıktır.

Her şeyi anlayabilen bir adam kendine saygı duyabilir mi?

Beni kıyametin kopmasıyla çaysız kalmam arasında bir seçime zorlasalar, dünyanın batmasını umursamaz, çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.”

Kullanabildiğim tek dış etki ise okumak, yine okumaktı. Okumanın bana çok yardımı dokunuyordu; coşku veriyor, zevk veriyor, acı veriyordu.”

Fakat, bilir misin, bir babanın gözüne en çok kızının gönül verdiği erkek kötü görünür. Bu, her yerde böyledir. Ailelerin çoğunda o yüzden anlaşmazlıklar çıkar.

Kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten ızdırap mı daha iyidir?”

İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir.”

Bizler arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığızdır

Acı çeken insan, inlemekten büyük bir zevk duyar; eğer duymasaydı inlemesini rahatlıkla durdurabilirdi.

Uygarlıkla beraber insanlar, daha çok kan dökmeseler de, daha kötü, daha iğrenç birer cani olmuşlardır. eskiden hak için kan dökülür ve bu, büyük bir rahatlıkla, iç huzuruyla yapılırdı.

Zamanımızda ise, insan öldürmek suç sayıldığı halde, cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.

İnsan her zaman ve her yerde, aklının ve çıkarının gösterdiği değil de, canının istediği yoldan yürümeyi sever. çıkarımızın tam tersi şeyleri de isteyebiliriz, hatta bazen kesinlikle böyle olmalıdır.

Bana kalırsa insanı iki ayaklı nankör yaratık diye tarif edebiliriz. Bu kadarla yetinirsek, en önemli kusuru unutmuş oluruz. İnsanın en büyük kusuru, Nuh Tufanı’ndan Schlezwig Holstein dönemine dek süren erdemsizliğidir.

İnsanların en önemli işi, sanırım bir cıvata ya da piyano tuşu değil de insan olduğunu kendisine ispat etmektir.

Alışkanlıkların insanı hangi yollara ittiği belli olmaz.

Kierkegaard’dan Altını Çizdiklerim

Duraklamak miskin bir istirahat değildir. Duraklamak aynı zamanda harekettir. Yüreğin içedönük hareketidir. Kişinin içedönüklükle kendini derinleştirmesidir duraklamak. Dur durak bilmeksizin devam etmek ise dosdoğru yüzeyselliğin dipsiz kuyusuna gitmektir.

Hiç kimse kendisi olmaya cesaret edemiyor ve herkes beraberlik adı altında gizleniyor

Çoğu insan mutluluğu peşinden öyle canhıraş koşuyor ki birden onu geride bırakıveriyor.

Tiyatro kulisinde yangın çıkmıştı. Palyaço hemen halkı uyarmıştı fakat onlar bunu gösterinin bir parçası sandılar ve gülüp geçtiler. Palyaço ise durmadan tekrar ediyordu söylediklerini ve her defasında daha büyük bir coşkuyla karşılaşıyordu. İşte bence dünyanın da sonu böyle olacak: her şeyi bir şaka sanan akıllıların alkışlarıyla son bulacak dünya.

Bizim çağımızda eksik olan şey düşünce değil tutkudur.

Bir başkasına yardım edeceksen onun ne anladığını anlamak zorundayım. Eğer anlamıyorsam benim engin anlayışımın ona bir faydası dokunmayacaktır. Eğitim kendinizi ötekinin yerine koyduğunuzda başlar, böylelikle siz de diğer kişinin anladığını onun anlattığı şekilde anlayabilirsiniz.

Olasılık şarabı kadar sarhoş edici bir içki yoktur.

Kendinizi sevmeyi unutmayın

Çelişkileri olmayan bir düşünür duyguları olmayan bir aşığa benzer: saçma sapan bir sıradanlık.

Kalabalıkların biriktiği yerde gerçekliği bulamazsınız.

İnsanlar olağanüstü şeylerle o kadar samimiyetsiz bir ilişki içindedirler ki onlara hemen inanabilirler.

Modern dünyanın sorunları için tek bir çare bulabilecek olsam reçeteye sessizlik yazardım.

Azınlık, çoğunluktan her zaman daha güçlüdür çünkü azınlık genellikle gerçekten bir fikri olan insanlardan oluşur.

Tutkumuzla kaybolmamız tutkumuzu kaybetmekten iyidir.

Asıl soru “olmak ya da olmamak” değil, olmayıncaya kadar ne olmamız gerektiğidir.

Kandırılmanın iki türlüsü vardır ya doğru olmayana inanırsınız ya da doğru olana inanmayı reddersiniz.

Hayat çözülmesi gereken bir problem değil, tecrübe edilmesi gereken bir deneyimdir.

Büyüklük şu ya da bu olmak değil, kendin olmaktır.

Çaresizliğin en sık karşılaşılan şekli asıl kendiniz olamamanızdır.

Hayatın yalnızca yaşayarak keşfedebileceğiniz gizli güçleri vardır.

Hayatımız çoğunlukla baskın düşüncelerimizin sonuçlarını gösterir.

Hayatta varolan en güzel şeyler, hakkında duyulacak okunulacak veya görülecek şeyler değil, bizzat yaşanacak şeylerdir.

Ne olursa olsun kendinle yüzleş çünkü seni değiştirecek şey asıl kendindir.