İzzettin Silier ile keyifli bir söyleşi 


Odamız Eski Baskanlarindan ve Meslek Büyüğümüz Izzettin Silier, “Eleğimin Üstünde Kalanlar” kitabından yola çıkarak yaptığı söyleşi toplantısında çok değerli deneyimlerini bizlerle paylaştı. Her mühendis, yaşadığı deneyimleri yazmalı, bir kere yazmaya başlayınca yazılıyor, yazmaktan korkmayın, deneyimlerin gelecek kuşaklara aktarılması gerekiyor dedi. Kendisine sorduğum 100 yıl sonra yaşayacak insana entellektüel ve ahlaki açıdan ne söylemek isterseniz soruma verdiği yanıt, çok kısa ve çok derindi: “100 yıl sonra insan olacağını düşünmüyorum” 😊

Kendimizden uzakta yaşıyoruz

Sokrates’e birisi için seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da; Gayet tabii kendisini de beraber götürmüştür demiş.
Bu çağda yaşadığımız sıkıntı Sokrates’in tesbitin tam tersi, artık hiçbir yere insanlar yanında kendilerini de götürmüyorlar. Sürekli olarak sistemin olmalarını istedikleri kişiyi yanlarına alıyorlar ve onunla geziyorlar. Artık yaşadıkları sıkıntıları da, hazları da çok fazla hissedemiyorlar. Hepsinin en büyük derdi kendilerinden istenildiği gibi bir kalıp insan olabilmek, o kendileri için gösterilen yalan yanlış doğruları sorgulamaksızın eksiksiz yerine getirmek.

Özgürlüğü hiç de istemeyiz aslında

Ne kadar özgürleştiğimizi söylesek de önyargılarımızdan, paradigmalarımızdan kolay kolay kurtulamayız. Kurtulmayı da çok fazla istemeyiz, inandığımız değerleri kabul etmenin rahatlığını onları yerlerinden kıpırdattığımızda ortaya çıkacak belirsizlere yeğleriz. Kendi kabullerimiz çercevesinde bir özgürlük bizi rahatlatır, onu sorgulamaktan çok onu daha güçlendirecek tezler üretmeye çalışırız. Ürettiğimiz her tez de bizim zincirlerimizi daha da güçlendirmeye yarayacaktır. Özgür olduğumuzu sanmak özgürlükten daha çok rahatlatır bizi. Özgürlük herkesin taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür. Sorumluluk gerektirir, disiplin gerektirir, kendine saygı gerektirir, ilkeler gerektirir, kendine sadık olmayı gerektirir ama sanıldığı gibi başıboşluk gerektirmez.

Alt yükleniciyi doğru yönetemezseniz, alt yüklenici sizi yönetir

Bu akşam Beykent Üniversitesi’nde sektörün uzman isimlerinin katılımıyla çok keyifli bir ders gerçekleştirdik. Alt Yüklenici Yönetimi konusunda anlattıklarımın bir o kadarını da katılımcı değerli dostlarımdan öğrendim. Öğrenci kardeşlerim de tüm bu farklı fikirler üzerinden yeni sentezler yaparak konuya daha geniş bir perspektif üzerinden bakabilme imkanı buldular. Alt Yüklenici Yönetiminin hem ana yüklenici hem mal sahibi/işveren, hem de alt yüklenici bakışı ile tartışılarak değerlendirilmesinin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bundan sonraki dersim 21 Aralık akşamı Emrah Mazıcı’nın konuk konuşmacı olarak katılacağı “Küresel ve Yerel Gelişmelerin Işığında Yurtdışı Türk Müteahhitliği” konusunda olacak. Programı müsait olan dostlarımı beklerim, şimdiden ajandanıza not alabilirsiniz 😊

İMO Konya Şubenin “Şantiye Organizasyonu” Seminerim ile ilgili yayınladığı haber

img_0700

İMO Konya Şubesi’nin “Şantiye Organizasyonu” Seminerim sonrası yayınladığı haber

Seminere konuşmacı olarak katılan İnşaat Mühendisi Mehmet Cem Kafadar baş ağrıtmayan bir şantiye organizasyonu için çalışanların motivasyonlarını artırmaya yönelik ipuçları verdi. Şantiye organizasyonun da yer alan her birey projenin genel hedeflerini ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için kendilerine düşen payı bilmelidir diyen Kafadar iyi bir şantiye de ne yaptığınızdan daha çok nasıl yaptığınız, problemi nasıl çözdüğünüz önemlidir. Kötü şantiyelerde ise nasıl yaptığınızın bir önemi yoktur önemli olan ne yapar gibi göründüğünüzdür dedi.

Motivasyonun grip virüsü gibi inanılmaz bir hızla tüm ekibe bulaşacağını belirten Mehmet Cem Kafadar konuşmasına şu şekilde devam etti; Tüm çalışanlar hedeflere içtenlikle inanmalı, sahte görüş birliği olmamalıdır. Misyon ve hedeflerin içselleştirilmesi için ara ara toplantıların yapılması gerekir. Her projede iş sonu için zaman, maliyet, bütçe, kalite, İSG hedefleri vardır. Ara dönemler için de iş programına bağlı hedefler oluşturulmalıdır. Ancak motivasyon oluşturabilme becerisi gaz vermek anlamına gelmez insanları bir veya birkaç kez dolduruşa getirebilirsiniz ama bir süre sonra söyledikleriniz etkisini kaybedecektir. Herkes için geçerli olacak tek bir yöntem geliştirmeye çalışmak personelin motivasyon düzeyini yükseltmek için olumlu sonuç vermeyecektir. İnsanlara oldukları gibi değil olmaları gerektiği gibi davranmak gerekir. Goethe`nin dediği gibi insanlara oldukları gibi davranırsanız aynen öyle kalırlar. Fakat onlara olmaları gerektiği gibi davranırsanız, daha büyük ve daha iyi bir insan oluverirler. Kendine inanıldığını ve güvenildiğini hissetmesi kişide değişime neden olabilecek en etkili durumdur. Bu anlamda inanç yaratıcı bir güçtür. Ücretlendirme sisteminin adil olması maaştan daha önemlidir. Motivasyon açısından çalışanları, aldıkları maaşın miktarından çok şirketin ücretlendirme politikası ve genel sistemin adil ve güvenilir oluşu etkilemektedir. Dolayısı ile insanlarda, benzer işi yapan çalışma arkadaşlarından daha az kazanıyor olmanın rahatsızlığı tahmin edilenden daha fazladır. Organizasyonda yatay hiyerarşik yapı dikey hiyerarşik yapıdan daha verimli sonuçlar getirir. Katmanları artırdıkça iletişimi yok edersiniz statüler oluşur ve insanlar statü, gurur, makam peşinde koşmaktan iş yapamaz hale gelirler. Yatay hiyerarşik yapılanma şirketin hızını artıran karar verme mekanizmalarını hızlandıran ve verimi artıran bir yapılanmadır. Öncelikle insan olduğumuzu sonrasında mühendis olduğumuzu asla unutmamalıyız.“

Seminerin son bölümünde İnşaat Mühendisleri Odası Konya Şubesi Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Ahmet Serçe seminere olan katkı ve katılımları için Mehmet Cem Kafadar`a Konya hatırası bir de hediye takdim etti.

İnsan 40’lı yaşlarını neden önceki yaşlarından daha çok sever?

20’li yaşlarımızda her şeyi bildiğimizi sanıyoruz, bu bize o yıllar için çok iyi geliyor, hayat hep 20’li yaşlarda devam etseydi, bu duygu ile yaşamak mükemmel olurdu. 30’lu yaşlarda bir bakıyoruz ki hayat hiç de 20’li yaşlarda gördüğümüz gibi değil, bildiğini zannettiğimiz çok şeyi aslında bilmiyormuşuz. Ve 40’lar geldiğinde bu bilgisizliğimizi kabullenmeye başlıyoruz, hayat ile daha rahat yüzleşiyoruz, hafiflemeye başlıyoruz ve tüm bu sakinleşme bize çok iyi geliyor.

İleride tarih bizi şöyle yazacak :)

İleride tarih bizi soyle yazacak: 21.yüzyılın başlarında Istanbul ve civarında yaşayan topluluklar o kadar geri kalmışlardı ki günün belli saatlerinde hepsi birden trafige cikip saatlerce yollarda perisan olurlardi. Ne ilginçtir ki o günlerde o insanlar sahip oldukları teknoloji ile en üst gelişmişlik seviyesinde olduklarına inanırlardı…