Problemler karşısında üç farklı davranış biçimimiz olduğunu düşünüyorum. İlki o problemden hiç bir şey öğrenemiyoruz ve problemin yarattığı fırsatları göremeden, çevremize söylenerek onu boşa harcıyoruz. İkincisi problem çözüldükten sonra zaman içinde dersler çıkarıyoruz. Üçüncüsü ve en ideali ise problemi yaşarken, beraberinde dersleri çıkarıp, bu derslerin de katkısı ile sorunu daha etkili bir biçimde çözebildiğimiz durumlar.
Tag Archives: Kısa Düşünceler
Ne biz dünyayı değiştirebildik, ne de dünya bizi…
68 kuşağından bir dostumun geçtiğimiz günlerde bir sohbet esnasında yaptığı değerlendirme çok hoşuma gitti: Biz o yıllarda dünyayı değiştirmek için yola çıkmıştık, belki biz dünyayı istediğimiz gibi değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi… Tüm inişlerim ve çıkışlarıma rağmen dünya beni de değiştirmeyi başaramadı, değiştirebileceğine, içimdeki aykırı çoçuğu öldürebileceğine de hiç inanmıyorum…
Bir İnşaat Mühendisi öğrencisine tavsiyelerim
Klişe olacak ama her şeyden önce kendine yatırım yap. Sadece iyi bir İnşaat Mühendisi olmaya değil, iyi bir yönetici, iyi bir insan olmaya çalış. Çok iyi bir gözlemci ol, gözlediklerinden iyi sentezler yapabilecek şekilde kendini geliştir. Kültürü, sanatı hayatının içine kat, heyecanını hiç kaybetme…
Mutluluk saplantımızın mutsuz edici etkisi
Freud; ”İnsan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.” der ve ekler “Yaradılışın planında insanoğlu mutlu olacaktır diye bir kaide yoktur”. Belki de bu hastalıklı mutluluk saplantımızdır, bizi mutsuz eden…
En güzel seyahat
En güzel seyahat, insanın içine yaptığı seyahattir, onun için de kitaplar yeterlidir.
Neden tatile çıkarız?
İki tür tatil insanı olduğunu düşünürüm. Birincisi kendinden kaçmak için tatile çıkanlar, diğerleri ise kendini bulmak için tatil yapanlar. Tatil beldelerinde gördüğüm insanların çoğu ilk tür insanlar, oysa ben tatilleri kısa bir zaman da olsa kendi derinliğime ulaşmak için bir fırsat olarak görmüşümdür hep. Herkesin uyuduğu saatlerde dünyanın nasıl göründüğünü gözlemek, rüzgarın, denizin sesini araya başka ses karışmadan dinlemek, hiç bir çaba göstermeden zamanı unutabilmek, yeryüzünün yalnızlığı ile kendi yalnızlığım arasındaki benzerlikleri keşfetmek heyecanlandırır beni…
İnsanın yaşadığı 2 ölüm
İnsanın yaşadığı 2 ölüm var. Biri hayatın sonunda, diğeri de hayatın başında, eğitim sisteminin içindeki çocuğu yok ettiği ölüm.
Özlemin uç noktası
Bazen bir şeylerin hayalini kurmak, onunla ilgili aklından geçenleri yazmak, o şeyi yaşamaktan çok daha keyif verebiliyor insana. Özlemin uç noktasının erişilen noktadan daha heyecan verici olması gibi bir şey.
Aşk bir deliliktir
Aşk bir deliliktir der Shakespeare, yaşamın tamamı bir delilik değil mi derim ben. İki denklemdeki delilikler birbirini götürürdüğünde aşk ile yaşam eşitlenmez mi?
30’lu, 40’lı, 50’li yaşlara yönelik küçük bir analiz
30’lu yaşlarda hayatın akışına kapılıp gidiyorsun, her şeyin daha iyisi, her şeyin daha çoğu peşinde koşarken zamanın nasıl geçtiğini de pek fazla anlamıyorsun. 40’lı yaşlarında çevrendeki fazlalıklardan, senin enerjini, zamanını çalan insanlardan arındırıyorsun kendini, 50’li yaşlarda ise çevren biraz temizlenince kendi içine dönebiliyorsun, kafanın içini sterilize edip, daha yalınlaşıyorsun ve tekrar 20’lerinde olduğu gibi, aynı enerji ile olmasa da daha sakin bir şekilde sen yönetmeye başlıyorsun hayatını. 30’lu yaşlardaki enerji fazlalığının seni düşürdüğü tuzakların daha bir farkındasın artık. Yalınlık ve sakinlik oluyor pusulan. Hayatın fırtınalarının yanaşmak durumunda bıraktığı bir teknenin değil, rotasını belirlediğin bir geminin kaptan köşkündesin bundan sonra ama yine de denize ve havaya güvenilmeyeceğini biliyorsun. Seni bekleyen en büyük tehlike hırsını ve öfkeni kaybedip konformizmin çekiciliğine kapılarak kendini yenileyememe tehlikesi ile karşı karşıya kalmak.