Okumak mı, düşünmek mi?

Daha az okuyup daha çok düşünen kişi, daha çok okuyup daha az düşünen kişiye göre kendini daha iyi tanır. İnsanı kendi içine götüren okuyup bellediklerinden çok kendi düşünceleridir. En tehlikelisi düşünmeden, hazmetmeden okumak, okumayı düşünmekten kaçma aracı olarak kullanmak. Her sabah gazete okuduğumuz sürenin yarısı kadarını da okuduklarımızı düşünmeye ayırabilsek nasıl bir kaosun içine doğru sürüklendiğimizi daha iyi göreceğiz…

Bir kadın erkeğini neden terk eder ya da bir insan sevdiği işi?

Bir kadının erkeğini ya da bir erkeğin kadınını terk etmesine benzemez mi, insanın sevdiği bir işi arkasına bakmaksızın bırakıp gitmesi. Frida Kahlo’nun, kocasından ayrılırken yazdığı mektubun tüm ayrılmaların iç dinamiği ile ilgili bir çok ipucunu barındırdığını düşünüyorum. Kahlo, tek tek şöyle anlatmış ayrılık sebeplerini:
Kötü gunumde yanimda olmadigin zaman vazgectim.

Canin sikildiginda benimle paylasmadigini, kirilacak veya tedirgin olacak olsam bile dusuncelerini acikca soylemedigini anladigim zaman vazgectim.

Bana yalan soyledigini anladigim zaman vazgectim.

Gozlerime baktiginda kalbinle bakmadigini ve bana hala soylemedigin seyler oldugunu hissettigimde vazgectim.

Her sabah benimle uyanmak istemedigini, gelecegimizin hicbir yere gitmedigini anladigim zaman vazgectim.

Dusuncelerime ve degerlerime deger vermedigin icin vazgectim.

Agrilarimi dindirecek sicak sevgiyi bana vermediginde vazgectim.

Sadece kendi mutlulugunu ve gelecegini dusunerek beni hice saydigin icin vazgectim.

Tablolarimda artik kendimi mutlu cizemedigim ve tek neden sen oldugun icin vazgectim.

Bencil oldugun icin vazgectim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem icin yeterli degildi, cunku sevgim yuceydi.

Ama hepsini dusundugumde senin benden coktan vazgectigini anladim.

Bu yüzden ben de senden vazgectim.

Dijital dünyada ölümsüzlük mümkün

İnsan ilk birikimini mağaraların duvarlarına çizdikleri ile aktardı kendinden sonra gelecek olanlara, bu aktarım 4 milyon yıldan bu yana sürüp duruyor. Şu an sahip olduğumuz her şey tüm bu aktarımların bir bütünü aslında, hiç biri bugün bulunmuş bir şey değil. Muhtemelen ilk mağara resimlerinde avladıkları hayvanları olduğundan daha büyük çizerek başladı tarihi çarpıtmaya insan, geçen binlerce yıl içinde de bu alışkanlığından hiç vazgeçmedi. Ve bugün internet sonrası dönemde yaşarken geriye bırakabileceği bir çok veri üretiyor insan, fotograflar, notlar, yazılar, gidilen yerler, bağlantılar, arkadaşlar vb. Çok yakın gelecekte herhangi bir yapay zeka programı, insanın yaşarken yaptığı sadece sosyal medya paylaşımlarını veri kabul edip yaşamı sonrasında meydana gelen bir olaya nasıl bir tepki verebileceğini öngörebilecek. Öyle görünüyor ki insan varoluşundan bu yana süren ölümsüzlük düşünü gerçek dünyada olmasa da dijital dünyada gerçekleştirebilecek.

Altın taçı ile gömülen kral

Alacahöyükte bir kral iskeleti. Altın Taçla gömülmüş. Altın taç mezarda ne işine yaramış acaba? Mala, mülke, ünvana mezara götürecek kadar bağlı olmak nasıl bir zavalılıktır. Tarih kitaplarında senelerce bu taça, tahta tapan kralları bize kahraman diye bellettiler. Oysa ki o tarihi yazanlar da taçları ile gömülen krallardı…

Neden günümüzde tarihe iz bırakacak sanatçılar yetişmiyor?

İlkokul çocuklarının resimlerinde el becerisi yoktur ama özgün bir hayal gücü vardır. O çocuk 10 yıl sonra el yeteneği gelişse de o hayal gücü ile çizemeyecektir artık. Çizenler ise tarihe iz bırakacak ressamlardır. Bu durumun sadece resim için değil diğer sanat dallarında da geçerli olduğunu düşünüyorum. Bir çocuğun kurguladığı öyküyü, bir yazar kurgulamakta zorlanır çoğu zaman.
Çocukluktaki hayal gücünü koruyup bunu yaşanmışlıklarla harmanlamayı becerebilenler iyi sanatçı oluyorlar. Bunu başarabilmek için de entellektüel olarak iyi beslenip, toplumun bellettiği kalıplardan hızla kurtulmak gerekiyor. Bu kalıpların en çok kafaya işlendiği yerlerin başında da ne yazık ki çocuğun ilk eğitimini aldığı okullar geliyor. Ve en zoru da çocuklukta kafaya kazınan yanlışlardan insanın kendini kurtarabilmesi. Küçük yaşlarda aldığımız bu yanlışları unutup, üzerine doğrularını kurgulayabilmemiz için gereken zamanın peşinden koşsak da hayat pek vermiyor bu fırsatı…