Tag Archives: Kısa Düşünceler
Başarının bir sırrı var mıdır?
İş hayatında aradığınız mutluluk mu, özgürlük mü?
Bir yöneticiyi değerlendirmenin en kolay yolu nedir?
Bir yöneticiyi değerlendirmenin en kolay yolu nedir biliyor musunuz?
Ona bağlı çalışanlar, işi (sadece kendilerine düşen görev parçasını değil, işin bütününü) kendi işleri gibi benimsiyor ve çalışıyorlarsa, iyi bir yöneticileri var demektir. Yani iyi bir yönetici çalışanlarının o işe yönelik aidiyet duygusunu olabildiğince geliştirir. Bana bir çalışanın performansı ile ilgili sıkıntıları olduğunu ilettiklerinde aklıma ilk olarak onun yöneticisinin yönetim becerisini sorgulamak gelir. Sorunun insan kaynağından önce, bu kaynağı iyi yönetemeyen yönetici de olduğunu düşünürüm.
Depolanan bilgi işlenemiyorsa bir anlamı yoktur
Bugünün dünyasında bilgiyi işleyip yorumlayarak öğrencilerine iletebilmek hocanın ilk işi olmalı. Derslerde bilginin sadece kitaplarda olduğu gibi anlatıldığı günler artık geride kaldı. Geçmiş eğitim sisteminde geçmişin dünyasına uygun monolog bir yapı vardı, hoca söyler, öğrenci dinlerdi. Bugün ise çok farklı, çok sesli bir dünyanın içindeyiz. Bu doğrultuda öğretmen kavramının ve tanımının yeniden yapılması gerekiyor. Aksi durumda bilgiyi nasıl kullanacağını bilmeyen, onu işleyemeyen, kafasının içi hiç bir zaman işine yaramayacak bir sürü bilgi ile doldurulmuş olan yeni bir kuşak ile karşı karşıya kalacağız.
Küresel sermaye en çok neyi ister?
Küresel sermaye her zaman için az eğitilmiş, kolay yönetilebilecek insanlar ister ki dünya üzerindeki kaynakları daha rahat sömürebilsin…
Okullar bilgi yükledikleri kadar o bilgiyi yönetmeyi de öğretebilmeli
Son 2 yılda insanlık tarihinin toplamından fazla veri üretmişiz. Önümüzdeki yılların en önemli konusu bu veri yoğunluğu içinden doğru ve işimize yarayanı bulup seçmek olacak. Bu da sadece Google aramaları ile ulaşılabilecek bir sonuç değil. Tecrübemiz, birikimimiz, merakımız, ilgimiz burada öne çıkacak. Üzücü olan eğitim sisteminin insanlığın gittiği bu yönü hala doğru anlamadan çocuklara hiç işlerine yaramayacak bilgileri yüklemekle uğraşması ve o bilgileri doğru ezberleyip ezberleyemediğine göre değerlendirmesi…
Okumak mı, düşünmek mi?
Daha az okuyup daha çok düşünen kişi, daha çok okuyup daha az düşünen kişiye göre kendini daha iyi tanır. İnsanı kendi içine götüren okuyup bellediklerinden çok kendi düşünceleridir. En tehlikelisi düşünmeden, hazmetmeden okumak, okumayı düşünmekten kaçma aracı olarak kullanmak. Her sabah gazete okuduğumuz sürenin yarısı kadarını da okuduklarımızı düşünmeye ayırabilsek nasıl bir kaosun içine doğru sürüklendiğimizi daha iyi göreceğiz…
Neden böylesine öfkeliyiz?

Öfkemizin en önemli sebebi dünyaya ve insanlara karşı fazla iyimser olmamız değil mi? Dünyanın varoluşundan bu yana adaletsiz bir yer olduğunu, kimsenin bize iyi şeylerin olacağının garantisini vermediğini kabul ettiğimizde öfkelenecek de çok şey kalmıyor geriye 🙂
Neden böylesine bir dünyaya mahkum ettik kendimizi?
Dostoyevski, 3 kelime ile açıklıyor bu derin sorunun cevabını: Sevmeyi becerememek cehennemdir.