Başarının bir sırrı var mıdır?

Başarının bir sırrı varsa, bunun birbirini takip eden üç adımdan geçtiğini düşünürüm.
İlk adım; “Kim olduğunu keşfetmektir”. En önemli adımdır, bu adımı doğru atamazsanız sonraki adımlar da sizi yanlış noktalara götürecektir.
İkinci adım; “Kendini kabul etmektir” ki bu en zor ve en sancılı olan adımdır.
Üçüncü adım “Kendini geliştirmek” ise en keyifli olan adımdır.

Bir yöneticiyi değerlendirmenin en kolay yolu nedir?

Bir yöneticiyi değerlendirmenin en kolay yolu nedir biliyor musunuz?
Ona bağlı çalışanlar, işi (sadece kendilerine düşen görev parçasını değil, işin bütününü) kendi işleri gibi benimsiyor ve çalışıyorlarsa, iyi bir yöneticileri var demektir. Yani iyi bir yönetici çalışanlarının o işe yönelik aidiyet duygusunu olabildiğince geliştirir. Bana bir çalışanın performansı ile ilgili sıkıntıları olduğunu ilettiklerinde aklıma ilk olarak onun yöneticisinin yönetim becerisini sorgulamak gelir. Sorunun insan kaynağından önce, bu kaynağı iyi yönetemeyen yönetici de olduğunu düşünürüm.

Depolanan bilgi işlenemiyorsa bir anlamı yoktur

Bugünün dünyasında bilgiyi işleyip yorumlayarak öğrencilerine iletebilmek hocanın ilk işi olmalı. Derslerde bilginin sadece kitaplarda olduğu gibi anlatıldığı günler artık geride kaldı. Geçmiş eğitim sisteminde geçmişin dünyasına uygun monolog bir yapı vardı, hoca söyler, öğrenci dinlerdi. Bugün ise çok farklı, çok sesli bir dünyanın içindeyiz. Bu doğrultuda öğretmen kavramının ve tanımının yeniden yapılması gerekiyor. Aksi durumda bilgiyi nasıl kullanacağını bilmeyen, onu işleyemeyen, kafasının içi hiç bir zaman işine yaramayacak bir sürü bilgi ile doldurulmuş olan yeni bir kuşak ile karşı karşıya kalacağız.

Okullar bilgi yükledikleri kadar o bilgiyi yönetmeyi de öğretebilmeli

Son 2 yılda insanlık tarihinin toplamından fazla veri üretmişiz. Önümüzdeki yılların en önemli konusu bu veri yoğunluğu içinden doğru ve işimize yarayanı bulup seçmek olacak. Bu da sadece Google aramaları ile ulaşılabilecek bir sonuç değil. Tecrübemiz, birikimimiz, merakımız, ilgimiz burada öne çıkacak. Üzücü olan eğitim sisteminin insanlığın gittiği bu yönü hala doğru anlamadan çocuklara hiç işlerine yaramayacak bilgileri yüklemekle uğraşması ve o bilgileri doğru ezberleyip ezberleyemediğine göre değerlendirmesi…

Okumak mı, düşünmek mi?

Daha az okuyup daha çok düşünen kişi, daha çok okuyup daha az düşünen kişiye göre kendini daha iyi tanır. İnsanı kendi içine götüren okuyup bellediklerinden çok kendi düşünceleridir. En tehlikelisi düşünmeden, hazmetmeden okumak, okumayı düşünmekten kaçma aracı olarak kullanmak. Her sabah gazete okuduğumuz sürenin yarısı kadarını da okuduklarımızı düşünmeye ayırabilsek nasıl bir kaosun içine doğru sürüklendiğimizi daha iyi göreceğiz…