Mülakatta adaylara doğru soruları nasıl sorabilirsiniz?


Bir insan kaynakları uzmanının mülakat yaptığı adaya doğru sorular sorabilmesi için işi, süreci, sektörü ve firmayı çok iyi biliyor olması gerekiyor. Danışmanlık firmalarının en zayıf tarafı insan kaynakları danışmanlarının adayın yetkinliğini ortaya çıkaracak doğru soruları soramamaları. 
Klişe soruların cevapları da klişe olduğu için çoğu mülakatlar al gülüm ver gülüm şeklinde geçiyor. Biraz konuşkan, sempatik, güven yaratabilen bir aday doğru sorularla karşılaşmadığı için yeteri kadar yetkinliği olmasa da işi alabiliyor.

Tek noktada derinleşmek mi, noktaları birleştirebilmek mi?


Sürekli problem çözmek üzerinden aldığımız mühendislik eğitiminin bizlerin analiz yeteneğini fazlası ile geliştirdiğini görüyorum. Bir konuya derinleştiğimizde bir şekilde mevcut datalar üzerinden çözüm üretebiliyoruz. Sorun elimizdeki veriler eksik olduğunda başlıyor. O zaman farklı noktaların, düşüncelerin birbirleri ile bağlantılarını bulup onları ilişkilendirmek gerekiyor. Yani tezlerden, antitezlerden sentezlere ulaşabilmek.
İlkokuldan bu yana bize verilen eğitimin matematik tarafı kadar felsefe yönü kuvvetli olmadığı için sentez yeteneğimizi analiz yeteniğimiz kadar geliştiremiyoruz.
Firmaların çalışan seçimlerinde analiz yeteneği kadar sentezleme becerisine de ağırlık vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde problemleri neden çözdüklerini bilmeden çalışan bir sürü birbirine benzeyen çalışanları olacak.

Tek başına özgüven yeterli olmuyor


Gençlere hep özgüvenlerinin yüksek olmasını, özellikle iş görüşmelerinde kendilerine güvenerek konuşmalarını söylüyoruz. Bu özgüvenin de yollarını açacağını anlatıyoruz. Buraya kadar güzel ancak unuttuğumuz önemli bir nokta var. Özsaygı olmadan özgüven olduğunda insanlar çok rahat kibir tuzağına düşebiliyorlar ve karşıdan sevimsiz görünüyorlar. İşin acı tarafı böyle göründüklerinin de farkında olmuyorlar.

Robotlar işinizi/mesleğinizi elinizden alacak mı? – Yakın gelecekte bunun gerçekleşme yüzdesi ne kadar?

https//willrobotstakemyjob.com sitesine girip mesleğinizi yazdığınızda işinizin yapay zeka tarafından elinizden alınma riskinin yüzdesini görebiliyorsunuz.

İnşaat Mühendisi/Civil Engineer diye bir sorgulama yaptığımda sistem bu riskin %1.9 oranında olduğunu, İnşaat Mühendisliğinin bu anlamda son derece güvende bir meslek olduğunu söyledi. Önümüzdeki yıllar ne gösterir bilemiyorum ama bu site üzerinden risk yüzdesini görmekte fayda var diye düşünüyorum.

3 saatte sonuçlandırabileceğimiz bir iş için neden 8 saatimizi işyerlerinde geçirmek zorunda kalıyoruz?

David Cain’in raptitude.com için yazdığı “Your Lifestyle Has Already Been Designed” başlıklı makalesinde bu sorunun yanıtını bulabilirsiniz. Makale Sinan Doğan tarafından Gaia Dergi için Türkçeye çevrilmiş.
8 saatlik iş günü, 19. yüzyılda Sanayi Devrimi sırasında Britanya’da ortaya çıktı. Sebebi, günde 14-16 saat çalıştırılan işçilere rahat bir nefes aldırmaktı. Teknolojiler ve yöntemler karmaşıklaştıkça, tüm sektörlerdeki işçiler daha kısa zamanlarda daha çok değer üretebilmeye başladı. Bunun daha kısa işgünlerine yol açtığını düşünebilirsiniz.
Ancak sekiz saatin büyük şirketler için çok kârlı olmasının sebebi sekiz saatte yapılan iş miktarı değil (ortalama bir ofis çalışanı üç saatten az bir zamanda yapabileceği işler için sekiz saat çalışıyor), satın almaktan mutluluk duyan kitleler yaratması. Boş zamanı kısa tutmak, insanların konfor, haz ve diğer rahatlamalar için daha fazla ödemesi demek. Bu insanların TV ve reklamlarını izlemeye devam etmelerini garanti ediyor. İş dışındaki azimlerini kaybetmelerini sağlıyor.
Bizleri yorgun, keyif almaya aç, konfor ve eğlence için para vermeye istekli ve en önemlisi sahip olmadığımız şeyleri istemeye devam edecek kadar hayatımızdan memnuniyetsiz kılan bir kültürün içine itiliyoruz. Bir sürü şey satın alıyoruz, çünkü daima bir şeyler eksik gibi geliyor.
Neşelenmek için, kendimizi ödüllendirmek için, kutlamak için, sorunlarımızı çözmek için, konumumuzu yükseltmek için ve can sıkıntısından kurtulmak için harcıyoruz.
Parkison Yasası’nı duymuş olabilirsiniz. Bu teori, sıkça zaman yönetimine referans verilerek kullanılır: Bir işi halletmek için ne kadar zaman verilirse, o işi yapmak o kadar sürer. Eğer sadece yirmi dakikanız varsa yirmi dakikada yapabildiklerinizi görmek inanılmazdır. Ama bütün akşamı harcayabiliyorsanız, büyük ihtimalle o iş uzun sürecektir.
Çoğumuz paraya da aynı şekilde yaklaşıyor. Ne kadar fazla kazanırsak o kadar fazla harcıyoruz. Kazanmaya başladıkça birden bire daha çok harcamamız gerekmiyor; harcalayabiliyorsak harcıyoruz. Aslında gelirimiz her arttığında yaşam standartlarımızı (ya da en azından harcamalarımızı arttırmaktan) yükseltmekten kaçınmamız biraz zor.
Yazının tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.yolvemacera.com/yasam-tarziniz-onceden-tasarlanmisti/

İyi bir liderde olması gereken 5 özellik

Adil olmalı: Çalışanı düşük ücret, yan hakların eksikliği ve diğer tüm olumsuzluklardan daha fazla inciten o işyerinde adaletin olmadığını görmesidir. 10 yılı aşkın sürede mülakat yaptığımız 5000’in üzerinde insanla yaptığımız sohbetlerde bir iş yerinde seni en çok ne rahatsız eder sorusuna aldığımız ilk yanıt adaletsizlik olmuştur. Bir sonra gelen ise verilen sözlerin tutulmaması.

Bilgili olmalı: Konusunu iyi bilmeyen birinin o konuda liderlik yapabilmesi mümkün değildir. Bilgisiz bir lider adil de olamaz, unutulmamalı ki herkese eşit davranmak da adalet değildir.

Zarif olmalı: Tüm bildiklerini zerafetle aktarabilmeli ve ekibini zerafetle yönetebilmelidir. Yakınlarımın benden en çok duyduğu sözdür: “Üslup, içerikten önemlidir, çünkü iyi bir üslup ile kötü bir içeriği anlatabilirsiniz ama kötü bir üslup ile iyi bir içeriği anlatamazsınız”

Pozitif olmalı: Pozitif veya negatif enerjisi ortamı ve çevresindekileri direkt olarak etkileyeceği için sadece işe değil hayata bakışı da pozitif olmalı.

İyi insan olmalı: İyi bir mühendis, iyi bir yönetici, iyi bir patron olmadan önce iyi insan olmalı

Üniversitede aldığınız yüksek notlar iş hayatında işinize yarayacak mı?


Bu soruya çok net olarak hayır diyebilirim. Nottan daha önemli olan o dersi, konuyu iyi anlamış olmak, hedefiniz notlarınızın yüksekliğinden önce mesleğinizi iyi öğrenip, içselleştirmek olsun. Notlarınızın yüksek olması bunun tek başına bir göstergesi değil.

İş yaşamında okulda aldığınız notlar pek işinize yaramıyorsa o zaman işinize yarayan şeyler neler? Öncelikle networkünüz, okul yıllarında oluşturduğunuz arkadaşlıklar, çevrenizin genişliği. İş hayatında belli noktalara gelen insanların ortak özelliklerine bakarsanız hepsinin geniş bir çevrelerinin olduğunu görürsünüz. Bu çevre, sadece sizin iş bulmanızda değil, daha sonraki yıllarda tedarikçi temininden, eleman seçimine bir çok konuda size yardımcı olacaktır. İş hayatında ulaşmanız gereken bilgileri kitaplarda değil, o konuyu iyi bilen insanlarda bulacaksınız. Çevreniz ne kadar geniş olursa doğru kişilere daha hızlı ulaşacaksınız.

İlk iş görüşmelerinde de size okulda aldığınız notlar sorulmayacak, ilgi alanlarınız, hobileriniz, mesleğinize yönelik katıldığınız etkinlikler, kurslar sorulacak. Okulda notları yüksek ama mesleki seminerlere, ilgili programlara katılmamış, ilgi alanları kısıtlı, kendini iyi ifade edemeyen bir yeni mezunun istediği kadar iyi eğitim almış olsun iş bulması kolay değil.

Bir de şunu unutmayın size para kazandıracak bir çok yeteniğinizi üniversiteden mezun olduktan sonra kazanacaksınız çünkü okulda gördüğünüz teorik dersler sizin kendinizi tanımanıza ve anlamanıza izin vermiyor, daha çok kafanızı karıştırıp sizin kendinizden uzaklaşmanıza neden oluyor.

En iyi özgeçmiş her zaman en iyi kişiyi tanımlamaz

Regina Hartley, “Why the best hire might not have the perfect resume” konulu TED konuşmasında özgeçmişe bakış açımızı sorgulayacak çok güzel tespitler yapıyor.Tavsiyem fırsat bulduğunuzda mutlaka seyredin Hartley’in konuşmasını.

Konuşmadan aldığım notları aşağıda sizlerle paylaşıyorum

Derme Çatma karışık tecrübelere sahip kişiler gördüğümde öz geçmişi bir kenara atmadan önce durup düşünürüm.

Çok fazla iş değiştirmiş bir kişi istikrarsız, dikkat eksikliği olan, tahmin edilemez biri gibi görünebilir ya da zorluklara karşı tutkuyla mücadele etmiş biri de olabilir. Belki de daha kavgacı, mücadeleci biridir.

İyi üniversitelere girip başarı ile mezun olmak çok fazla emek ve fedakarlık ister. Fakat tüm hayatın başarı üzerine inşa edilmiş ise zor durumlarla nasıl başa çıkacaksın? Elit üniversiteden mezun olanlar verilen işleri kendi seviyelerinin altında görebilirler. Diğer taraftan sürekli hatalar yapıp sonunda başarmış kişinin zorluklar karşındaki dayanımı daha kuvvetlidir.

Başarılı insanların hayatlarını incelediğimde bir şeyi keşfettim, bir çoğu erken yaşta zorluklar yaşamıştı. Yaşanan olumsuzluklar bir çoğunu geliştirmiştir. Psikolojide “Travma Sonrası Gelişim” dediğimiz konu bu.

Çocukluğunda, gençliğinde zorluklar yaşamış bir insan iş hayatının zorluklarının altından çok daha rahat kalkar.

İyi okullara girip yüksek notlarla bitiren öğrenciler başarı odaklıdır. Ancak iş hayatında önemli olan başarı odaklılık kadar zorluklar karşısında dayanıklı olup, onları aşmak için mücadele edebilmektir. Çalışkan öğrenciler genelde fazla sıkıntılı durumla karşılaşmadıklaları için zorluklar karşısında bocalayabilirler.

Firmalar neden aradıkları niteliklerde çalışanları bulamıyorlar?

Turkiye’de su anki istihdam potansiyeli tüm nitelikli mezunları ise alacak kadar büyük ancak bu potansiyeli ortaya çıkaracak platformlar ve ortamlar yok. Firmalar hala 90’larin eski ilan sistemleri ve kafa yapisi ile eleman arıyorlar. Boyle olunca firmalar aradıkları insanlara, is arayanlar da çalışmak istedikleri islere ulaşamıyorlar…