Keşkesiz hayatların sığlığında boğuluyoruz. Hayatın yükünden çok, hep başkaları için yaşamanın dayanılmaz ağırlığı yoruyor bizi…
Tag Archives: hayat
Yaşlılığa ilişkin 2 kısa not
Gençlikte her şey eşsiz ve olağanüstü görünüyor insanın gözüne. Zaman geçtikçe bu yaşananların benzerlerini yaşadıkça, her şeyin aslında birbirini tekrar ettiği duygusu ağır basmaya başlıyor ve şaşkınlıklar, mutluluklar, yeni bir şey keşfetmenin getirdiği hazlar yavaş yavaş azalmaya başlıyor.
Yaşlılıkta en önemli sorunun fiziksel ve zihinsel gücün azalmasının ne ile karşılanacağı sorusu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca dünyayı daha iyi anlamanın getirdiği yalnızlık konusu var bir de.
Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu
Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu. Biriken deneyimleri birer lego parçası gibi düşünürsek, onları birbirleri ile birleştirerek yeni bir şeyler ortaya çıkarıyoruz. Yaptıklarımız kırılıp döküldüğünde elimizde ne kadar çok deneyim parçası varsa o parçalardan daha farklı şeyler üretebiliyoruz. Hayat yıkıyor, biz yapıyoruz döngü böyle devam ediyor.
20’li yaşlarda hissettiklerinizi anca 40’lı yaşlarda anlıyorsunuz
7 Kasım 2010 Tarihli Günlüğümden
İnşaat Mühendisi olup, dünyayı değiştirebilecegime inandığım o naif öğrencilik günlerimdeki en sevdiğim parçalardan biriydi Supertramp’ten Logical Song. Az önce dinlediğimde o günlere gittim yeniden.
20’li yaşlarda hissettiklerinizi anca 40’lı yaşlarda anlıyorsunuz. Onlar çok güzel hislerdi, benim internette ve meslekte yaptığım farklı projelerin de tetikçisi oldu bu duygularım. Bunlar insanı iyi besleyen çok güzel duygular sadece. Dünya tek bir insanın değiştiremeyecegi kadar kadar karışık bir yer. 🙂 Insan bırakın dünyayı kendini bile kolay kolay değiştiremiyor. :))
Ancak şunu iyi biliyorum ki, dünyayı değiştirmek isteyen rejim, düşünce ve tüm sosyolojik olguların yaptıkları buyuk bir hata var o da insanın ideal iyi bir tür olarak kabul etmeleri ancak maalesef insan kötü bir tür. Kapitalizm de bunu görüp, baştan insanın zayıflıklarını baz alarak bir sistem kurdugu icin bu kadar güçlü. Çok büyük afet, savaş vb gibi bir şey olmadan da insanlığın aklını başına toplayıp, iyi yönlerini öne çıkarıp yeni bir sistem kurabilecegine hiç inancım yok açıkçası. Tek iyimserliğim teknolojinin hizla gelişiyor olması, kurtarırsa teknoloji kurtaracak insanlığı bu çıkmazdan…
Benim için hayatın anlamı
Benim için hayatın anlamı, gece yatağa yattığımda bugün harika şeyler yaptım diyebilmektir. Hayatın aslında basit, zor olanın bunu basitleştirebilmek olduğunu düşünmüşümdür hep.
Çağımızın en büyük sorunu
Çağımızın en büyük sorunu; kendi hayatımızı degil, baskalarının bizden istediği hayatı yasıyor olmamız ve bunun farkına varamadan hayatımızı sonlandirmamiz…
Hayatta istediklerimizi neden gerçekleştiremiyoruz?
Bana seminerlerimde çok sorulan bir sorudur; Neden hayatta istediklerimizi bir türlü gerçekleştiremiyoruz?
Bu soruya herkesin bir çok cevabı olabilir ama benim gözlemlediğim dört neden, diğerlerinden biraz daha öne çıkıyor.
1) Sürekli başkalarını suçlamak, kendimizle yüzleşememek?
2) Bahaneler üretmek
3) Başarısızlık korkusu, konfor alanından çıkamamak
4) Geçmişte yaşanan olumsuz bir deneyim, bu durumun tekrarlanacağından korkmak
Hayattaki başarısızlıkların çoğunun dört nedeni
Hayattaki başarısızlıkların çoğunun dört nedeni:
1)Olumsuz düşünce yapısı
2)Denememek
3)Bahaneler üretmek
4)Sabit düşünce tarzı
Dış sesler iç dünyamızı ele geçiriyor
16.yyda yaşayan basit yaşayan kızılderililerin bugünkü bolluk içinde yaşayan Amerikalı’lardan çok daha tatminkar bir yaşamları vardı. Avrupa endüstrisinin yol açtığı lükse tanık olmak onların yaşamlarını değiştirdi. Bilgelik ve basit bir yaşamın yerine silah, mücevher, alkol geçmişti. Avrupalılar kızılderilerilerin hayatına lüks tüketimi soktular, artık tutkuları, beklentileri daha çok artmıştı yaşamdan. Ancak bu istediklerine sahip olmak için de daha fazla çalışmaları gerekiyordu. Daha çok avlandılar, daha çok hayvan derisi sattılar, ticaret gelişti, peki daha mutlu oldular mı? Hayır, alkol tüketim oranları ve intiharlar arttı yerliler arasında. Bölünmeler başladı, kendi içlerinde savaşa tutuştular. Lüks tüketimi bırakmalarını söyleyen yaşlı kabile şefleri olsa da artık olan olmuştu, onlar da insandı, psikolojik olarak lüksün büyüsüne kapıldılar ve iç seslerine kulaklarını tıkadılar. Sonrası mı, sonrası bugün işte… Daha fazla şeye sahip olup, daha fazla tüketerek mutlu olacağımız yanılgısı bizi kendimizden uzaklaştırdıkça dış sesler iç dünyamızı ele geçiriyor. Güçlü dış sesin peşinden giden birbirine benzeyen bir sürü insanın bulunduğu bir yer oluyor dünya…