Geçtiğimiz yıl Türkiye’ye gelen Uruguay eski Devlet Başkanı Jose Mujica’nın etkileyici konuşmasından kısa bir kesit: “Bildiğim kadarıyla para ve zenginlik diğer dünyaya götürülemiyor. Yaşama bayılıyorum, onu satın alamazsınız ve elinizden gidiyor. Ülkemi ve halkımı çok seviyorum. Ben gidince geriye onlar kalacak ve mücadeleye devam edecekler. Parayı çok sevenlerin sanayi ve ticaretle ilgilenmesini ve bunun vergisini ödemeleri gerektiğini düşünüyorum. Siyaset para biriktirmek için değildir. Halka hizmet ederek kendini mutlu hissetmek içindir. Basit olmaktır ve halk gibi olmaktır, sıradan bir vatandaş gibi olmaktır. Halkın büyük çoğunluğu gibi yaşamaya çalışıyorum çünkü karar veren halktır. Çoğunluğun daha iyi yaşadığı gün belki biz de daha iyi yaşarız ve daha fazla harcarız. Hayatta en güzel şey özgürlüktür. Sevdiğimiz şeyleri yapabilmek için, özgür olmak daha fazla vakte sahip olmak demektir. Yoğun bir hayatım büyük bir evim ve hizmetçilerim olursa bunlara dikkat etmek için çok çalışırım. Bu nedenle de daha az özgür olurum. Benim işlerime dikkat etmesi için başkasını görevlendirirsem bu kez de onun vaktini çalmış olurum. Bu nedenle hayatta hafif olmak, bagajsız olmak daha fakir olmak değildir, özgür olmaktır. Bu çok mazisi olan şehri tanıdığım için, İstanbul ve Türkiye’yi tanıdığım için size çok teşekkür ederim. Dünya siyasetinden pek anlamıyorum zaten Güney Amerika siyaseti beni delirtiyor.”
Tag Archives: hayat
Alet Çantamıza neler koyabiliriz?
İnsan olma yolculuğunda yanımıza alacağımız alet çantasına neler koyabiliriz acaba?
Zaman baskısına karşı koyabilmek,
Bastırılmış duyguların altına inebilmek,
Görünenin arkasındakini görebilmek,
Mekanların ruhunu yakalamak,
Her gün kendinden yeni bir sen yaratabilmek
Problemler karşısındaki davranış modellerimiz
Problemler karşısında üç farklı davranış biçimimiz olduğunu düşünüyorum. İlki o problemden hiç bir şey öğrenemiyoruz ve problemin yarattığı fırsatları göremeden, çevremize söylenerek onu boşa harcıyoruz. İkincisi problem çözüldükten sonra zaman içinde dersler çıkarıyoruz. Üçüncüsü ve en ideali ise problemi yaşarken, beraberinde dersleri çıkarıp, bu derslerin de katkısı ile sorunu daha etkili bir biçimde çözebildiğimiz durumlar.
Ne biz dünyayı değiştirebildik, ne de dünya bizi…
68 kuşağından bir dostumun geçtiğimiz günlerde bir sohbet esnasında yaptığı değerlendirme çok hoşuma gitti: Biz o yıllarda dünyayı değiştirmek için yola çıkmıştık, belki biz dünyayı istediğimiz gibi değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi… Tüm inişlerim ve çıkışlarıma rağmen dünya beni de değiştirmeyi başaramadı, değiştirebileceğine, içimdeki aykırı çoçuğu öldürebileceğine de hiç inanmıyorum…
İnsan kötü bir tür müdür?
“İnsanların kötü olduğunu söylememeliyiz asla” diyordu Fransız filozof Alain “yeter ki neden öyle davrandıklarını görebilelim” Anladığım, bir tartışmanın ya da saldırganlığın temeline inmeliyiz diye düşünüyordu Alain. Bense derine indikçe daha fazla kötülükle karşılaşabileceğimizden endişe ediyorum. :))
Özlemin uç noktası
Bazen bir şeylerin hayalini kurmak, onunla ilgili aklından geçenleri yazmak, o şeyi yaşamaktan çok daha keyif verebiliyor insana. Özlemin uç noktasının erişilen noktadan daha heyecan verici olması gibi bir şey.
Aşk bir deliliktir
Aşk bir deliliktir der Shakespeare, yaşamın tamamı bir delilik değil mi derim ben. İki denklemdeki delilikler birbirini götürürdüğünde aşk ile yaşam eşitlenmez mi?
30’lu, 40’lı, 50’li yaşlara yönelik küçük bir analiz
30’lu yaşlarda hayatın akışına kapılıp gidiyorsun, her şeyin daha iyisi, her şeyin daha çoğu peşinde koşarken zamanın nasıl geçtiğini de pek fazla anlamıyorsun. 40’lı yaşlarında çevrendeki fazlalıklardan, senin enerjini, zamanını çalan insanlardan arındırıyorsun kendini, 50’li yaşlarda ise çevren biraz temizlenince kendi içine dönebiliyorsun, kafanın içini sterilize edip, daha yalınlaşıyorsun ve tekrar 20’lerinde olduğu gibi, aynı enerji ile olmasa da daha sakin bir şekilde sen yönetmeye başlıyorsun hayatını. 30’lu yaşlardaki enerji fazlalığının seni düşürdüğü tuzakların daha bir farkındasın artık. Yalınlık ve sakinlik oluyor pusulan. Hayatın fırtınalarının yanaşmak durumunda bıraktığı bir teknenin değil, rotasını belirlediğin bir geminin kaptan köşkündesin bundan sonra ama yine de denize ve havaya güvenilmeyeceğini biliyorsun. Seni bekleyen en büyük tehlike hırsını ve öfkeni kaybedip konformizmin çekiciliğine kapılarak kendini yenileyememe tehlikesi ile karşı karşıya kalmak.
Her sancı, yeni bir doğumun sancısıdır
Sanırım İncil’de yazıyordu ya da İsa Peygamber söylemişti, her sancı, yeni bir doğumun sancısıdır aslında diye. Benim düşüncem, çocuk sahibi olmak insanın hayatındaki en büyük ve en ironik devrim. Biz onu büyüttüğümüzü zannedereken aslında o bizi büyütüyor ve bunu da çok zarif bir şekilde yapıyor, ebeveynlerimize büyürken karşı çıkıyoruz ama çocuklarımız bizi büyütürken onlara hiç bir itirazımız olmuyor, kendiliğinden, gönüllü bir büyüme bu.
Dünyayı daha iyi anlayabilmek için nelere ihtiyaç duyarız?
Gecenin bir saatinde öylesine aldığım notlar…
Dünyayı daha iyi anlayabilmek için nelere ihtiyaç duyarız?
Daha çok bilgi
Bu bilgileri doğru ilişkilendirecek bir düşünce sistematiği
Yeni insanlar, yeni fikirler, yeni hikayeler
Merak, tutku, heyecan
Sanat, sanat, sanat
Yaşadıklarımızdan doğru dersleri çıkarabileceğimiz, kendimiz ile yüzleşmekten korkmayacağımız bir bakış açısı
Olaylara, nesnelere farklı açılardan, farklı mesafelerden bakabilme yeteneği
Yeni perspektifleri keşfedilme becerisi