Müteahhitler için 2025’ten Alınacak 10 Ders

2025, geçmişte alınan derslerin altının biraz daha koyu ve biraz daha kalın bir kalem ile çizildiği bir yıl oldu. Derlediğim 10 ders, bilinen ama çoğu zaman göz ardı edilen gerçekler aslında. Yazıyı Türkiye ölçeğinden çıkarıp dünyada neler oluyor perspektifiyle yazdım. Sektörde yaşanan sıkıntılara biraz yukarıdan bakıldığında, sorunların yalnızca coğrafyaya ya da tek başına ülkelere ait olmadığı daha net görülüyor. Dünyanın farklı köşelerinde benzer kırılganlıklar, benzer tıkanmalar ve benzer uyum sancıları yaşanıyor. Teknoloji hızla ilerlerken kurumların, iş yapma biçimlerinin ve zihinsel alışkanlıkların bu hıza ayak uyduramaması, birçok ülkede aynı sonuçları üretiyor. Farklı olan yalnızca bu sıkıntıların ortaya çıkış biçimi ve şiddeti. 

Bu yıl özellikle inşaat firmalarında yaşanan iflasların artışı oyunun kurallarının sessizce değişmekte olduğunu gösterdi. Bu değişimi, sadece ekonomik konjonktürle açıklanabilecek geçici bir dalgalanma olarak değerlendiremeyiz. Nakit akışından sözleşme yönetimine, risk öngörüsünden kurumsal reflekslere kadar pek çok konuda, uzun süredir ertelenen yapısal zafiyetlerin görünür hâle gelmesiyle karşı karşıyayız. Aşağıda kısaca anlatmaya çalışacağım 10 dersin, geçmişe yönelik bir muhasebeyle birlikte yapılması gerekenlere dair bir yol haritası da olmasını istedim.

1. “Ucuz yapan” değil, dayanıklı yapan kazanıyor

2025, “ucuz yap, nasılsa unutulur” devrinin kapandığını acı örneklerle gösterdi. Bangkok’ta inşası süren bir gökdelen, Myanmar’daki depremde şehrin tek çöken binası oldu ve soruşturma ucuz malzeme kullanımı şüphesine odaklandı reuters.comreuters.com. Sonuç mu? İhaleyi olması gerekenden düşük fiyatla alan müteahhit firmanın hisseleri birkaç gün içinde %27 değer yitirdi reuters.com. Kalitesiz iş yapmak şirkete itibar ve para kaybettirdi. Türkiye’de de 2023 depreminin ardından kamuoyu, “ucuza kotaran” müteahhitlik anlayışını affetmedi. Artık sektörde en düşük teklif değil, en güvenli ve dayanıklı yapı kazandırıyor. Yaşam döngüsü maliyet analizleri, ucuz inşaatın uzun vadede bakım masraflarını artırdığını gösteriyor; kalitesiz yapılan binaların sık sık onarıma ihtiyaç duyduğu bir gerçek greencitytimes.com. Hatta büyük bir projeyi ilk seferinde doğru yapmayıp sonradan düzeltmek, kontrat bedelinin %20’sine varan ek maliyet getirebilir greencitytimes.com. Bu yüzden müteahhitler, artık kısa vadeli kar uğruna malzemeden kısmak yerine, binanın ömrü boyunca getireceği yükleri hesaba katmak zorunda. Depreme dayanıklı, enerji verimli ve sağlam binalar inşa edenler uzun vadede hem itibar hem iş kazanıyor. 2025 yılı, “ucuza yapan” değil “sağlam yapan” anlayışının nihayet sektörde hakim görüş haline geldiği yıl oldu.

2. Nakit akışı = hayatta kalma

2025’te inşaat dünyasında nakit akışının şirketlerin can damarı olduğu yeniden hatırlandı. Bir müteahhitlik firmasının kasasına giren ve çıkan paranın zamanlaması, kârda olup olmamasından bile daha kritik hale geldi. Nakit sıkışıklığı, kâğıt üzerinde kârlı görünen şirketleri bile batırabilir. elliottdavis.com. Bunun başlıca nedeni, sektöre özgü ödeme gecikmeleri. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, ana yükleniciler hak ediş ödemelerini 30 günde yaptığını düşünürken, alt yükleniciler alacakları için ortalama 56 gün beklemek zorunda kalıyor. constructiondive.com. Yani taşeronlar iki aya yakın süre cepten çalışıyor. Bu durum Türkiye’de de farklı değil; uzun vade çekler, kamu ihalelerinde geciken ödemeler sektörün kronik sorunları. Bu yüzden ankete katılan müteahhitlik firmalarının %43’ü, beklenmedik giderleri karşılayacak yeterli işletme sermayesinden yoksun olduğunu belirtiyor. constructiondive.com. Nakit akışı sıkıntısı, projelerin durmasına bile yol açabiliyor: Firmaların neredeyse üçte biri, geciken alacaklar yüzünden projelerin aksadığını itiraf ediyor. constructiondive.com. 2025’te yükselen enflasyon ve faizler de nakit baskısını artırdı; finansmana erişim zorlaştı, borçlanma maliyetleri yükseldi. Bu şartlarda müteahhitler nakit akışını yönetmeyi hayatta kalma meselesi olarak görmeyi öğrendi. Artık akıllı firmalar her proje için nakit akış projeksiyonları yapıyor, alacaklarını hızlandırmanın yollarını arıyor, gerekirse finansman maliyetini tekliflerine yansıtıyorlar. Özetle 2025’in derslerinden biri şuydu: Kâğıt üzerindeki kâra aldanmayın, kasadaki nakde bakın.

3. BIM kullanmamak artık “kişisel tercih” değil

Dijital dönüşüm rüzgârı, 2025’te inşaat sektöründe en somut haliyle Bina Bilgi Modellemesi (BIM) alanında hissedildi. BIM kullanıp kullanmamak, müteahhitlerin insiyatifinde bir tercih olmaktan çıktı, bir zorunluluğa dönüştü. Bunun bir nedeni kamu otoritelerinin tavrı: Dünyada birçok ülke BIM’i kamu projelerinde şart koşuyor. İtalya, 1 Ocak 2025 itibariyle 1 milyon € üzerindeki tüm kamu inşaatlarında BIM kullanımını mecburi hale getirdi. business.bimobject.com. Polonya ve İspanya da benzer adımları atıyor. Birleşik Krallık zaten yıllardır BIM’i standart haline getirmişti. Bu trend, müteahhitler için net bir mesaj: BIM’siz ihaleye girilemeyecek noktaya hızla yaklaşıyoruz. Özel sektörde de büyük yatırımcılar ve müşteriler, proje süreçlerinin BIM ile şeffaf ve entegre yürütülmesini talep ediyor. Sektör profesyonelleri BIM’in sağladığı avantajları bizzat deneyimledi: Tasarım hatalarının erkenden tespiti, maliyet ve zaman tasarrufu, ekipler arasında koordinasyon… Rakamlar da bunu doğruluyor: BIM kullanımı dünya genelinde son altı yılda %17 seviyelerinden %70’ler düzeyine fırladı. novatr.com. Sektörün büyük bölümü BIM’i benimsedi, geride kalan azınlık ise hızlıca adapte olmak zorunda. 2025 itibarıyla BIM kullanmamak, tıpkı bilgisayar kullanmamak gibi düşünülemez hale geldi. Artık kimse “Ben eski usul çalışıyorum, çizimler kağıt üstünde olsun” diyemez; derse de rekabette yarışamayacağı kesin. Özetle bu yıl, BIM’in lüks değil yeni normal olduğunu gösterdi.

4. Yapay zekâ “gelecek” değil, şantiye yardımcısı

Uzun yıllar yapay zekâdan “geleceğin teknolojisi” diye bahsettik, ancak 2025’te yapay zekâ inşaat sahalarında bizzat çalışmaya başladı. Artık yapay zekâ, uzak bir vizyon değil, şantiyede bir teknik çalışanın yardımcısı gibi görev yapıyor. Büyük bir şantiyede mühendislerin baretlerine takılı 360 derece kameralar gün boyunca görüntü kaydediyor; yapay zekâ destekli bir yazılım bu görüntüleri anlık olarak projenin BIM modeli ve takvimiyle karşılaştırıp nerede gecikme ya da hata olduğunu anında tespit ediyor. Bu sayede proje yöneticileri, “nerede kalmıştık” demeden, her gün otomatik üretilen ilerleme raporlarına kavuşuyor. İsrail çıkışlı bir yapay zekâ platformu olan Buildots, tam da bu işi yaparak şantiyelerde gecikmeleri %50’ye varan oranda azalttığını raporluyor. openasset.com. 2025 yılında yapılan bir sektör anketi de müteahhitlerin %85’inin yapay zekâ sayesinde tekrar eden evrak işlerine daha az vakit harcayacağını, %75’inin ise yapay zekâ ile geçmiş projelerden ders çıkarıp daha isabetli kararlar alacağını düşündüğünü ortaya koydu. constructiondive.com. Bazı büyük firmalar, geçmiş projelerinin verilerini yapay zekâ ile analiz ederek teklif hazırlama ve maliyet öngörme süreçlerinde kullanmaya başladı bile. Şantiyede ise yapay zekâ destekli güvenlik kameraları işçilerin baret takıp takmadığını kontrol ediyor, riskli davranışları tespit ediyor. Artık yapay zekâ, “bir gün gelecek” denilen bir teknoloji değil, bugünün şantiyesinde elle tutulan bir yardımcı. Erken adapte olan şirketler verimlilikte ciddi artış sağlıyor; yapay zekâyı yok sayanlar ise rekabette geri kalma riskini iliklerinde hissetmeye başladı. 2025’in bize öğrettiği şu ki: Yapay zekâ, inşaatın geleceği olmaktan çıktı, bugünün gerçeği haline geldi.

5. Şantiye artık “sezgilerle” değil, veriyle yönetiliyor

Bir zamanların tecrübeli şantiye şefi, kulağını raylara dayayıp trenin gelişini hisseden kovboy misali, sadece sezgileriyle iş yönetirdi. 2025 ise şantiyelerde sezgilerin yerini veriye dayalı yönetimin aldığını gösterdi. IoT (Nesnelerin İnterneti) sensörlerinden drone’lara, akıllı baretlerden yazılımlara kadar pek çok teknoloji, şantiyeyi gerçek zamanlı verilerle takip etmemize imkân tanıyor. munichre.com. Artık beton dökümünde nem ve sıcaklık sensörleri, kuruma süresini anbean bildiriyor; iskelelerdeki akıllı cihazlar, kritik titreşim veya eğilme olduğunda anında uyarı gönderiyor. Şantiye makineleri GPS ve telemetri verileriyle izlenip verimsiz boşta çalışma süreleri azaltılıyor. Birbirinden kopuk ekipler yerine, tüm paydaşlar ortak dijital platformlar üzerinden anlık veri paylaşarak karar alıyor. 2025’te özellikle büyük müteahhitler veri analitiğine ciddi yatırım yaptılar: Geriye dönük proje verilerini analiz ederek iş programlarını iyileştiren, saha operasyonlarından toplanan büyük veriyi (big data) kullanarak riskleri öngören şirketler öne çıktı. Sezgi ve deneyimelbette hâlâ değersiz değil, ancak veriyle teyit edilmeyen öngörü riskli bulunuyor. Nitekim veri kullanımı sadece verimlilik değil, güvenlik açısından da fark yaratıyor; örneğin sensör verilerine dayalı proaktif bakım yapan şantiyelerde iş kazaları ve arızalar bariz şekilde azalıyor. Munich Re’nin sektör raporu, yapay zekâ, IoT, drone ve giyilebilir cihazları kullananların şantiyeleri “gerçek zamanlı hassasiyetle” yönettiğini vurguluyor. munichre.com. Kısaca 2025’te bildiğimiz bir gerçeği yeniden hatırladık: Ölçmediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Şantiyelerde “bana öyle geliyor ki” dönemi bitti; artık sayılar, tablolar ve algoritmalar konuşuyor. Veriye dayanan müteahhitler işini zamanında ve bütçesinde tamamlarken, sezgiyle hareket edenler sürprizlerle boğuşuyor.

6. İş güvenliği maliyet değil, kârlılık kalemi

Eskiden iş güvenliği, müteahhitlerin gözünde bütçeye ek yük getiren bir zorunluluk gibiydi. 2025 ise iş güvenliğine yapılan harcamanın, aslında kazanç getiren bir yatırım olduğunu iyice ortaya koydu. ABD İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu (OSHA) verilerine göre iş güvenliği programlarına harcanan her 1 dolar, kazalar ve meslek hastalıkları azaldıkça işverene 4 ila 6 dolar arasında tasarruf olarak geri dönüyor. marshmma.com. Bu çarpıcı oran, güvenliğe yatırım yapmanın uzun vadede ne denli kârlı olduğunu net biçimde özetliyor. 2025’te birçok firma bu gerçeği yaşayarak öğrendi. Örneğin ABD’de bir inşaat şirketi, kapsamlı bir yüksekte çalışma güvenlik programı uygulamaya koydu ve sonuçta kaza maliyetlerini işçi saati başına 4,25 dolardan 0,18 dolara, yani %96 oranında düşürdü. marshmma.com. Düşünün: Koruyucu ekipman, eğitim ve denetim için yapılan harcamalar belki on binlerce dolar; ama önlenen ciddi bir kazanın şirkete maliyeti milyonlar olabilirdi. Türkiye’de de 2025 boyunca büyük inşaat projelerinde iş güvenliği denetimleri sıkılaştı, hatta bazı projeler güvenlik zaafiyeti nedeniyle durma noktasına geldi. Bu da gösterdi ki bir kaza olduğunda ödenecek tazminatlar, ceza ve iş durması maliyetleri, önceden harcanacak güvenlik bütçesinden katbekat fazla. Dahası, iş güvenliği kültürü yüksek şirketler nitelikli iş gücünü kendine çekiyor ve elde tutuyor; çalışanlar canlarını tehlikeye atmayan işverene sadık kalıyor. 2025’in bize öğrettiği ders net: İş güvenliği bir maliyet kalemi değil, kârlılığı artıran bir unsurdur. Güvenli şantiye, verimli şantiyedir – hem vicdanen doğru olanı yapar, hem de uzun vadede şirketinizi kara geçirir.

7. İnsan kaynağı “bulunur” değil, tutulur

İnşaat sektörü, eskiden “iş mi yok, nasılsa çalışacak adam bulunur” rehavetiyle hareket ederdi. 2025 ise bu ezberi bozdu: Artık asıl mesele eleman bulmak değil, elde tutmak. Zira sektörde ciddi bir yetişmiş eleman kıtlığı baş gösterdi. ABD verilerine göre 2025’te inşaat sektöründe talebi karşılamak için 439 bin yeni çalışana ihtiyaç olduğu tahmin ediliyordu. munichre.com. Türkiye’de de benzer biçimde, nitelikli usta, kalfa ve mühendis bulmak zorlaştı. Genç nesil, inşaatın zorlu koşullarına eskisi kadar heves etmiyor; var olan tecrübeli işgücünün bir kısmı ise emeklilik veya sektör değiştirme eğiliminde. Hal böyleyken şirketler, insan kaynağını elde tutmanın, yeni eleman bulmaktan çok daha kritik ve ekonomik olduğunu anladı. 2025’te yapılan bir sektör anketi, firmaların %94’ünün bazı pozisyonları doldurmakta zorluk çektiğini ortaya koydu. arcoro.com. Yani neredeyse her firma, özellikle vasıflı işçi ve teknik eleman açığı yaşıyor. Bu ortamda şirketler sadece yüksek maaş vermekle de sorunu aşamayacaklarını gördüler; çünkü rakip firma da aynısını teklif edebiliyor. Önemli olan, çalışanlara kendilerini geliştirebilecekleri, değer verildiklerini hissedecekleri bir iş ortamı sunmak. Artık büyük müteahhitlik şirketleri, iyi ustaları ve yetenekli mühendisleri elde tutmak için onlara düzenli eğitimler veriyor, kariyer planları yapıyor, prim ve hisse gibi uzun vadeli teşviklerle bağlılıklarını artırmaya çalışıyor. İşe yeni başlayan gençler için mentorluk programları uygulanıyor, iş güvenliği ve çalışma koşullarına yatırım yapılıyor. 2025’te pek çok şirket, yüksek turnover (devir) oranlarının projelere maliyetini hesapladı ve yetişmiş bir elemanın kaybedilmesinin şirkete yeni eleman bulup yetiştirmekten çok daha pahalıya patladığını fark etti. Kısacası bu yılın dersi: İnsan kaynağı öyle piyasadan ihtiyaç anında bulunacak bir meta değil; şirket içinde yetiştirilecek, değerlenecek bir sermayedir. Çalışanını tutabilen, geliştirebilen müteahhitler uzun vadede yarışta öne geçiyor.

8. Modüler ve prefab artık “niş” değil

2025 yılı, modüler ve prefabrikasyon yöntemlerinin inşaat sektöründe iyiden iyiye ana akım haline geldiği yıl oldu. Bir zamanlar “niş” ve sıradışı görülen, yalnızca küçük geçici yapılar veya birkaç öncü proje ile sınırlı kalan modüler inşaat, artık konutlardan hastanelere, otellerden okullara kadar geniş bir yelpazede tercih ediliyor. Neden? Çünkü hız ve verimlilik ihtiyacı, bu teknolojileri adeta zorunlu kıldı. Prefabrik ve modüler yapım, binanın parçalarının fabrika ortamında üretilip şantiyede monte edilmesi esasına dayanıyor. 2025’te bu yöntem, inşaat endüstrisini adeta devrimleştiriyor diyecek kadar yaygınlaştı. mte85.com. Fabrika ortamının kontrollü koşullarında duvarlar, döşemeler, modüler odalar üretilip sahaya getirilerek çok daha hızlı, isabetli ve az malzeme israfıyla inşa gerçekleştiriliyor. Bu sayede şantiyede geçirilen süre kısalıyor, hava şartlarına bağımlılık azalıyor, iş programları daha öngörülebilir hale geliyor. 2025 boyunca pek çok proje, geleneksel yöntemlerle aylar sürecek imalatları birkaç hafta içinde tamamladı. Örneğin İngiltere’de 25 katlı bir modüler otel projesi, tüm odaları fabrikada hazırlandığı için rekor sürede bitirildi. Modüler inşaatın avantajları saymakla bitmiyor: Daha az atık, daha temiz şantiye, daha güvenli çalışma ortamı ve gerektiğinde kolay ölçeklenebilme… Maliyet tarafında da ölçek ekonomisiyle rekabetçi hale geldi. Bir zamanlar “prefab” denince akla gelen kalitesiz yapılar imajı da hızla siliniyor; artık mimari tasarım açısından da son derece estetik ve dayanıklı modüler binalar görüyoruz. Sektör raporları, 2025’te ticari ve konut projelerinin giderek artan bir kısmının modüler yaklaşımları benimsediğini vurguluyor. mte85.commte85.com. Özetlersek, bu yöntem kesinlikle bir heves ya da niş uygulama değil, yeni norm haline geliyor. Müteahhitler için çıkarılan ders açık: Modüler ve prefabrikasyon trenini kaçıran, hız ve maliyet yarışında geride kalır.

9. ESG ve sürdürülebilirlik artık vitrin değil

Eskiden büyük inşaat şirketleri çevre ve topluma dair güzel sözleri yıllık raporlarının vitrinine koyar, ancak bunlar çoğu zaman lafta kalırdı. 2025 ise ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) prensiplerinin ve sürdürülebilirliğin “vitrin süsü” olmaktan çıkıp iş yapışın merkezine oturduğu bir yıl oldu. Bunun arkasındaki en büyük itici güç, yatırımcıların ve düzenleyici otoritelerin tutumu. Artık finansman bulmak isteyen bir müteahhit, proje finansmanı veya kredi talep ederken bankaların ve fonların karşısına ayrıntılı bir ESG stratejisi ve raporlaması ile çıkmak zorunda. Aksi halde paraya erişmesi neredeyse imkânsız. Nitekim 2024’te ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), halka açık şirketler için 2025 sonundan itibaren iklimle ilgili risklerini ve karbon emisyonlarını raporlamayı zorunlu kılan kurallar getirdi blog.bluebeam.com. Avrupa’da da Yeşil Mutabakat çerçevesinde inşaat sektörüne yönelik sürdürülebilirlik kriterleri sıkılaştı. Kısaca regülasyonlar, sürdürülebilirliği bir tercih olmaktan çıkarıp mecburiyet haline getiriyor. Bu gelişmeler, müteahhitlik şirketlerinin de zihniyetini değiştirdi. Örneğin büyük firmalar artık her yeni proje için karbon ayak izi hesaplıyor, çevresel etki değerlendirmesi yapıyor ve bu verileri yatırımcılarla şeffaf şekilde paylaşıyor. Sosyal boyutta ise işçi hakları, çeşitlilik, iş güvenliği gibi konular şirket performansının parçası olarak görülüyor. ESG yatırımlarının “boşa giden para” olmadığı, aksine getirisi olduğu da anlaşıldı. McKinsey’nin bir analizine göre, sürdürülebilir işletme uygulamaları operasyon giderlerini ciddi oranda azaltarak kârlılığı %60’a varan oranlarda artırabilir blog.bluebeam.com. Tüketiciler de benzer bir tavır sergiliyor: Araştırmalar, müşterilerin %70’inin benzer ürünler arasında çevre dostu olanı tercih etmek için daha fazla ödemeye razı olduğunu gösteriyor blog.bluebeam.com. Yani sürdürülebilirlik artık yalnızca itibar için değil, doğrudan iş getiren, kazanç sağlayan bir unsur. 2025’te Türkiye’de de büyük inşaat firmaları yeşil binalara yöneldi, yenilenebilir enerji kullanımı, atık yönetimi, karbon salımını azaltma gibi konularda somut adımlar attı. Özetle bu yıl sektör şunu gördü: ESG bir halkla ilişkiler meselesi değil, işin ayrılmaz bir parçasıdır. Geleceğin müteahhidi, sadece bina değil, aynı zamanda çevre ve toplum için değer inşa edendir.

10. Müteahhitlik, artık bir yönetim sanatı

Bunca değişimin ışığında 2025’in belki de en önemli dersi şudur: Müteahhitlik mesleği, eskiden sadece inşaat bilgisi ve saha becerisi gerektiriyordu; bugün ise bir yönetim sanatı haline geldi. Modern müteahhit, bir yandan finansmanı yöneten bir yatırımcı, bir yandan insan kaynağını harekete geçiren bir lider, bir yandan teknolojiyi entegre eden bir inovasyon yöneticisi olmak zorunda. Projeler teknik olarak çok daha karmaşık, paydaş sayısı daha fazla, belirsizlikler yüksek. Dolayısıyla bugünün müteahhidi, krizleri öngörüp yönetebilmeli, ekibini motive edebilmeli, vizyon koyup strateji çizebilmeli. Yıllar önce Peters ve Waterman, yöneticilerin yönetimin “sanatını” ihmal edip araçlara takılıp kalmasını eleştirmişti; “yönetim insana dair bir beceridir, sadece araçlarla ilgili değildir” demişlerdi. pmi.org. 2025 itibarıyla bu söz, müteahhitler için daha da geçerli hale geldi. Çünkü dijital araçlar, yazılımlar, modeller ne kadar gelişse de, bunları anlamlı bir sonuca dönüştürecek olan insan faktörü ve liderlik becerisidir. Günümüzün büyük müteahhitlerine baktığımızda, hepsinin inşaat sektöründeki yetkinliklerinin ötesinde birer orkestra şefi gibi davrandığını görüyoruz. Finansçılar, mühendisler, tedarikçiler, saha ekipleri arasında köprü kurup uyum sağlıyorlar. Şirketlerini vizyoner bir bakış açısıyla yönetip değişime adapte ediyorlar. Proje karmaşıklığı öyle boyutlara ulaştı ki (teknik, çevresel, organizasyonel karmaşıklıklar artık iç içe. pmi.org), bunu yönetecek kişinin çok yönlü olması şart hale geldi. Neticede 2025, müteahhitlik mesleğinin tanımını adeta güncelledi: Sadece beton döken, kaba inşaat yapan değil; riski yöneten, insanı yönlendiren, teknolojiyi kullanan, kısacası yöneticilik sanatıyla uğraşan müteahhitler ayakta kalacak. İyi bir müteahhit artık hem saha mühendisi hem finans uzmanı hem psikolog hem de stratejist olmak zorunda.

Sonuç: 2025 yılı, inşaat sektörünün kabuk değiştirdiği bir yıl olarak hatırlanacak. Yıl boyunca yaşananlar, müteahhitlere başarının artık eski alışkanlıklarda değil, bu yeni derslerde yattığını tekrar tekrar gösterdi. Kalite, finans, teknoloji, insan ve gezegen odaklı bir anlayış filizlendi. Müteahhitler için 2025’in dersleri belki zor yoldan öğrenildi ama kalıcı olacağını düşünüyorum. Bu dersleri alıp içselleştirenler, önümüzdeki yıllarda hem daha rekabetçi hem daha saygın olacaklar. Sonuçta, güçlü bir binanın temeli ne kadar sağlamsa, güçlü bir şirketin temeli de öğrenilmiş dersler kadar sağlamdır. 2025’in öğrettiklerini iyi hazmeden müteahhitler, geleceğin şehirlerini kurarken eskisinden çok daha donanımlı ve bilinçli adımlar atacaklar.

2025’te İnşaat Sektöründen Gelen Güzel Haberler

Algoritmalara kızıyoruz, kirli olduğunu düşünüyoruz ama onları oluşturan insanlığın binlerce yıl içinde biriktirdikleri. Korkuları, hayal kırıklıkları, beklentileri, zaferleri, yenilgileri.

En güçlü güdümüz hayatta kalmaksa doğal olarak tehlikeleri konuşmayı, onlar üzerine kafa yormayı daha fazla seviyoruz. İyi olan şeyler mi? Pek fazla getirileri yok. Çünkü bizi korumuyorlar.

Bu yılı kaparken farklı bir yıl sonu yazısı tasarladım. Aslında bir değil, iki yazı. İlki şu anda okuduğunuz “2025’de İnşaat Sektöründen Gelen Güzel Haberler.” Diğeriyse “2025’te İnşaat Sektöründen Gelen Olumsuz Haberler.” Hangisinin daha fazla okunacağını merak ediyorum. Güzel haberler ilgi görürse o zaman algoritmaları yazanların yeniden düşünmesi gerekmiyor mu?

Peki tüm bu gelişmelerden bizler neler öğrendik? O da Mart sayısında: “Müteahhitler İçin 2025’den Alınacak 10 Ders” Neden mühendisler, mimarlar, inşaat sektörü profesyonelleri değil de müteahhitler diye sorabilirsiniz. Çünkü algoritmalar öyle istiyor. Müteahhit kelimesinin tıklanması, diğer tüm sektör kelimelerinden daha fazla.

Yeşil Dönüşüm: Sürdürülebilir Yapılar ve Şantiyeler

Bu yıl güneş panelleri ve küçük rüzgâr türbinleri birçok çok projenin standart bir parçası haline geldi; artık yeni binaların çatıları mini elektrik santralleri gibi çalışıyor. Enerji ihtiyacının önemli bir bölümü yerinde ve temiz kaynaklarla karşılanıyor. Yansımalarını küresel ölçekte de hissetmek mümkün: Solartechonline 2025 itibariyle 618,5 milyar dolara ulaşan sürdürülebilir inşaat pazarının, on yıl içinde iki katına çıkacağını öngörüyor.   

Şantiyelerde de benzer bir yeşil dönüşüm rüzgârı esiyor. “Yeşil şantiye” kavramı Birleşik Krallık başta olmak üzere birçok ülkede pilot projelerle hayata geçirildi. Dizel jeneratörlerin gürültüsüne ve egzozuna alternatif olarak hibrit jeneratörler ve bataryalı enerji depolama sistemleri kullanılmaya başladı. Londra’da bazı büyük inşaat projeleri, gündüzleri şebeke ve güneş enerjisinden şarj olan bataryaların gece boyu şantiyeye sessizce güç sağladığı sistemleri test ediyor. İlk sonuçlar oldukça olumlu: Bu hibrit sistemler yakıt tüketimini %80’e varan oranlarda azaltırken, karbon emisyonlarını da ciddi ölçüde düşürüyor. (anernstore.comelectrek.co) Aynı zamanda komşu mahalleler için gürültüsüz ve temiz bir çalışma ortamı sağlanmış oluyor. İnşaatta dizel ekipman devrinin kapanmaya yüz tuttuğunu, sektörün elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji entegrasyonuyla yepyeni bir çağa girdiğini söylemek mümkün.

Avrupa’da 2025 başında yürürlüğe giren Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD), büyük şirketlere çevresel ve sosyal etkilerini detaylı biçimde raporlama zorunluluğu getirdi. Artık inşaat firmaları karbon ayak izlerini, enerji tüketimlerini ve atık azaltım performanslarını daha şeffaf bir şekilde ortaya koyuyor. Yeni düzenlemeler, şirketleri karbon emisyon verilerini açıklamaya zorluyor ve böylece daha çevreci uygulamaları benimsemeye teşvik ediyor. (plantandcivilengineer.com)

Bu gelişmeler ışığında diyebiliriz ki inşaat sektörü, 2025 yılında gezegene karşı sorumluluğunu ciddiye alan bir sektörprofili çizdi. Binalar daha temiz enerji kullanıyor, şantiyeler daha az kirletiyor ve şirketler iş yapış biçimlerini yeşil bir gözle yeniden tasarlıyor. On yıllardır “beton ormanlar” yaratmakla eleştirilen sektör, şimdi o ormanları daha sürdürülebilir ve yaşanabilir kılmak için kolları sıvamış durumda.

Teknolojiyle Güvenli ve Verimli Şantiyeler: Dijital Devrim

Teknoloji inovasyonlar açısından da verimli bir yıldı 2025. Artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) artık tasarım ofislerinden sahaya kadar sektörün pek çok alanında kullanılıyor. Mimarlar VR gözlükleriyle tasarladıkları binaların içinde yaptıkları sanal turlarla olası sorunları önceden tespit edebiliyor; teknik ekip AR uygulamaları sayesinde bitmemiş bir binanın şantiyesinde, duvarların, kolonların ve tesisatın gelecekte nerede olacağını çalışanlara gerçek ortamda gösterebiliyor. (openasset.comopenasset.com) Özellikle işçi eğitimlerinde VR simülasyonları büyük fark yaratıyor: İş güvenliği eğitimlerinde sanal ortamda oluşturulan inşaat sahneleri, çalışanlara gerçeğe çok yakın deneyimler sunarak potansiyel tehlikeleri birebir yaşamadan öğrenme imkânı sağlıyor. (openasset.com) Yüksekten düşme riskine karşı bir VR simülasyonu, işçiye hem doğru emniyet kemeri kullanımını öğretiyor hem de başına gelebilecekleri güvenli bir ortamda tecrübe etmesini sağlıyor. Böylece, teorik anlatımların ötesine geçen “yaşayarak öğrenme”, sahada daha bilinçli ve hazırlıklı bir iş gücü oluşturuyor.

Şantiyelerde giyilebilir sensörler ve IoT destekli izleme teknolojileri de 2025’in bir başka gözdesi. İşçilerin baretlerinden yeleklerine entegre edilen akıllı sensörler, anbean veriler topluyor. Vücut ısısı ve nabız ölçümü yapan sensörler, bir işçinin sıcak çarpmasına maruz kalabileceğini önceden algılayıp mola vermesi için uyarı gönderebiliyor. Hareket sensörleri, bir çalışan uzun süre hareketsiz kalırsa olası bir düşme veya bayılma durumuna karşı hemen şantiye şefine alarm iletiyor. Bu teknolojiler sayesinde işçiler görünmez bir koruyucu tarafından izleniyor ve tehlike belirtileri ortaya çıkar çıkmaz önlem alınabiliyor. 

Yapay zekâ destekli analiz araçları da milyonlarca veri noktasını tarayarak riskli durumları proaktif şekilde öngörebiliyor. Örneğin, bir inşaat projesinin dijital takip sistemi, çeşitli şantiyelerden gelen verileri kıyaslayarak “hafta başlarında vinç operatörlerinde hata riski artıyor” gibi bir çıkarım yapıp ekstra tedbir alınmasını önerebiliyor. Dijital izleme ve risk tahmini yazılımları, proje sapmalarını veya kaza potansiyellerini daha ortaya çıkmadan yakalayıp yöneticilere erken uyarı sinyali veriyor. (cmicglobal.com) Eskiden “hiç beklemiyorduk” veya “kaza oldu, ne yapalım”şeklinde çaresizlikle kabullenilen durumlar, şimdi yönetilebilir ve önlenebilir hale geliyor.

İvmesi bu yıl daha da yükselen teknolojik devrimin somut sonuçları da yüz güldürüyor. İş kazaları ve güvenlik ihlalleriaçısından sektör uzun zamandır kötü bir şöhrete sahipti. 2024’de 1000’in üzerinde can kaybıyla ABD’de en ölümcül çalışma alanlarından biri şantiyelerdi. (openasset.com) Ancak 2025 itibariyle bu tabloyu değiştirecek adımlar atıldı. Örneğin, iş güvenliği yazılımları ve dijital denetim sistemlerini devreye alan inşaat firmaları, ilk yıldan itibaren iş kazalarında belirgin azalmalar bildiriyor. Sahadaki tehlikelerin erken tespiti, anında raporlama ve yönetim ile anlık iletişim sayesinde birçok kaza daha oluşmadan önleniyor. Bir araştırmaya göre, kapsamlı güvenlik yazılımı kullanan firmaların çoğu, şantiyede yaralanmaların kayda değer oranda azaldığını rapor etmiş durumda. (sitedocs.com

Teknolojinin getirdiği bir diğer güzel haber verimlilik cephesinden. Otonom inşaat ekipmanları, özellikle lojistik ve malzeme taşıma konusunda devrim yaratıyor. Şantiyelerde boy gösteren otonom forkliftler, şoförsüz çalışarak hem insan hatasını minimuma indiriyor hem de 7/24 durmaksızın faaliyet göstererek işleri hızlandırıyor. Büyük bir depolama alanında veya prefabrik elemanların üretim tesisinde görev yapan otonom forkliftler, sensörleri ve AI destekli görüş sistemleri sayesinde etraflarındaki işçileri ve engelleri algılıyor, çarpışmaları önceden engelliyor. Amazon gibi devlerin lojistik merkezlerinde yaygınlaşan bu araçlar, insanlı forkliftlere kıyasla malzeme taşıma verimliliğini %50’ye varan oranda artırabiliyor ve hataları neredeyse ortadan kaldırıyor. (evmagazine.comKesintisiz çalışabilmeleri sayesinde de vardiya değişimi, mola gibi duraklamalar ortadan kalkıyor; böylece günlük iş hacmi çarpıcı biçimde yükseliyor. (evmagazine.com) Üstelik otonom forkliftlerin temelinde yatan yapay zekâ, her hareketi optimize ediyor: En güvenli ve hızlı rotayı seçmek, yükleri dengeli taşımak gibi konularda anlık kararlar alıyor. Bu sayede şantiyede lojistik akışı hızlanırken güvenlik de artmış oluyor. 2025’te bu teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, sektör geneline baktığımızda daha az kaza, daha yüksek üretkenlik gibi iki kritik göstergede iyileşme görüyoruz. Kısacası, inşaat sektörü dijital çağa ayak uydurdukça hem çalışanlar akşamları evlerine sağ salim dönüyor, hem de projeler daha planlı ve ekonomik şekilde ilerliyor.

İnovasyonla Artan Dayanıklılık: Hızlı, Güçlü ve Akıllı Yapılar

İnşaat dünyasındaki güzel haberlerin önemli bir bölümü de yapım tekniklerindeki yeniliklerden geliyor. Geçmiş yılları göz önüne aldığımızda 2025’te modüler ve prefabrik yapı yöntemleri altın çağını yaşadı diyebiliriz. Fabrikalarda ön üretimi yapılan konut modülleri veya bina bileşenleri, şantiyeye getirilip kısa sürede birleştiriliyor. Bu yöntem, inşaat süresini hissedilir biçimde kısaltarak özellikle konut krizlerinin yaşandığı ülkelerde nefes aldırıyor. Örneğin Kanada’da yapılan bir analiz, modüler konut yönteminin inşaat sürelerini geleneksel yönteme kıyasla %30-50 aralığında kısaltabileceğini ortaya koydu. (cdhowe.org) İngiltere’de dokuz katlı bir modüler konut bloğu sadece 12 hafta içinde dikilerek sektörü şaşırtmıştı. Yıllar süren inşaatlar devri kapanıyor olabilir. Maliyet cephesinde de modüler yapı avantaj sağlıyor: Standartlaşmış seri üretim sayesinde birim metrekare maliyetlerinde %10-20’ye varan tasarruflar mümkün oluyor (reic.ca) Ayrıca modüler yapıların hız ve maliyet avantajı sadece rakamlardan ibaret değil: Şantiyede geçirilen sürenin azalması, hem o bölgede yaşayanlar için daha az gürültü ve rahatsızlık, hem de hava koşulları veya diğer dış etkenlerden kaynaklı risklerin düşmesi anlamına geliyor. Daha kısa sürede, daha ucuza ve daha az riskle inşa etmefikri, 2025 itibariyle ütopya olmaktan çıkıp birçok ülkede gerçek proje deneyimi haline geldi. Özellikle sosyal konut, öğrenci yurdu, acil durum konutu gibi alanlarda modüler çözümler hızla yaygınlaşıyor. Bu da, geçmişten gelen “inşaat sektörü yeterince verimli üretim yapamıyor” önyargısına karşı bize güçlü bir argüman sunuyor. 

Akıllı şehir altyapıları da inşaat sektörünün yeni ufuklarından biri. 2025 yılında dünya genelinde şehirler, altyapı yatırımlarını “akıllı” kavramı etrafında yoğunlaştırdı. İklim değişikliği ile mücadele ve şehirlerde yaşam kalitesini artırma hedefiyle, yeşil enerji ve IoT tabanlı sistemlere büyük yatırımlar yapılıyor. Akıllı trafik ışıkları, akıllı elektrik şebekeleri, sensörlerle donatılmış su ve atık sistemleri derken kentler adım adım geleceğin bilimkurgu filmlerini andıran verimli ekosistemlerine dönüşüyor. Bu alanda küresel pazar da hızla büyüyor: Akıllı şehir teknolojilerine yönelik küresel yatırım hacmi 2023’te 204 milyar dolar seviyesindeyken, 2028’e gelindiğinde 417 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. (globenewswire.com) Bu yatırımlar sayesinde şehirler daha az enerji harcayan, kaynakları etkin kullanan ve vatandaşlarına daha iyi hizmet veren sistemlerle donatılıyor. Akıllı enerji altyapıları sayesinde yenilenebilir enerji üretimi şehir şebekelerine kolayca entegre ediliyor, fazla enerji depolanıp eksik olana aktarılabiliyor. IoT destekli akıllı aydınlatma sistemleri, sokak lambalarını kimse yokken kısıyor, hareket algılandığında parlaklığı artırıyor; böylece ciddi elektrik tasarrufu sağlanıyor. Yeşil enerji ile çalışan ulaşım ağları, otonom elektrikli toplu taşıma araçları, akıllı binalar… Tüm bunlar, inşaat ve altyapı sektörünün 2025’te ne denli pozitif bir dönüşüm geçirdiğinin işareti. Eskiden kentleri proje paftalarından ibaret gören sektör, şimdi kent yaşamının algoritmasını yeniden yazıyor.

Elbette 2025’in inşaat gündemi sadece hız ve verimlilik değil, dayanıklılık konusunda da güzel haberler var. Son yıllarda dünyanın farklı köşelerinde yaşanan depremler, fırtınalar ve felaketler, yapıların dayanıklılığının ne kadar hayati olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı. İşte bu nedenle, sektörde yüksek dayanımlı yeni malzemeler ve yapı teknolojileri üzerine ciddi bir yoğunlaşma görüyoruz. Ultra yüksek performanslı beton (UHPC) ve fiber takviyeli beton gibi malzemeler, eski tip betona kıyasla katbekat sağlam ve esnek yapıları mümkün kılıyor. UHPC, özel karışımı sayesinde müthiş basınç dayanımına sahip; öyle ki normal betondan 5-6 kat daha yüksek mukavemet değerlerine ulaşılıyor. Bu tür malzemelerle inşa edilen kolon ve kirişler, deprem anında çok daha az hasar alıyor. Fiber takviyeli betonlar ise betonun zayıf noktası olan çekme dayanımını artırıyor, çatlamayı minimize ediyor. (brown-cp.com) Özellikle sismik hareketlere maruz kalan bölgelerde fiberle güçlendirilmiş betondan yapılmış taşıyıcılar, sallantılara karşı adeta bir “süspansiyon” gibi çalışarak çatlak oluşumunu engelliyor. (brown-cp.com) HSLA çelikleri gibi Yüksek mukavemetli çelik alaşımlar da, inşaat demiri olarak kullanıldığında, eski tip demirlere göre çok daha fazla esneme ve enerji yutma kapasitesi getiriyor. (brown-cp.com) Bu sayede binalar deprem enerjisini çelik donatıları vasıtasıyla daha iyi absorbe edebiliyor. 

Beton ve çelik dışında, ahşap yapı teknolojilerini de bu yıl çok konuştuk. Cross-laminated Timber (CLT) gibi ileri mühendislik ürünü ahşap paneller, yangına ve depreme karşı dayanıklı, hafif ama güçlü yapılar sunuyor. (brown-cp.com) Özellikle hafifliği sayesinde depremde yapıya daha az yük bindiren CLT binalar, Japonya’dan Kanada’ya örnek projelerle kendini kanıtladı. Bu yapıların bir başka faydası da, prefabrikasyona uygun olduğundan inşaat süresini kısaltması. Basitçe özetlersek “hızlı ve sağlam” ikilisini buluşturan ahşap teknolojileri de ivme kazanmış durumda.

Geleceğe Umutla Bakan Bir Sektör

2025 yılı, inşaat sektörü için pek çok güzel haberin yılı oldu. Yeşil enerjiyle kendi elektriğini üreten akıllı binalar, dijitalleşmenin güvenli hale getirdiği şantiyeler, modüler yapıların hız kazandırdığı projeler ve yüksek dayanımlı malzemelerin koruduğu yapılar… Bütün bu parçalar bir araya geldiğinde, karşımıza bambaşka bir sektör tablosu çıkıyor. Belki de en güzeli “inşaat” denildiğinde akla gelen olumsuz algının yerini, 2025 ile birlikte yavaş yavaş yenilikçi, sürdürülebilir ve insan odaklı bir sektör imajının alması. Bugün, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” cümlesini daha bir güvenle söylüyoruz.

2025’te İnşaat Sektöründen Gelen Olumsuz Haberler

2025 yılının inşaat sektörü için diken üstünde geçtiğini söylesek abartmış olmayız. Yıla damgasını vuran yüksek faizler, eldeki projelerin maliyetini şişirirken, yeni yatırımların önünü kesti. Konut tarafında aylardır konuşulan “erişilebilirlik krizi”, kâğıt üzerindeki bir kavram olmaktan çıkıp, kabullenmesi gereken bir gerçek haline geldi. Büyük ekonomilerden gelen veriler, inşaat harcamalarında uzun yıllar sonra ilk kez gerileme yaşanabileceğini gösteriyor. Sektör profesyonelleri bir yandan iflas haberleriyle sarsılırken diğer yandan çelikten çimentoya malzeme fiyatlarındaki gelgitlerle boğuştu. Kara bulutların eksik olmadığı 2025, inşaatçıların hafızasında “zor yıl” olarak yerini aldı.

2025, küresel inşaat sektörü için pek çok cepheden zorlu geçti. Enflasyonun gölgesindeki yüksek faizler, finansman yükünü artırdı; konut piyasalarında bir “erişilebilirlik krizi” patladı. Dünya genelinde inşaat harcamaları yıllar sonra ilk kez gerilemeye hazırlanırken, bazı bölgelerde ekonomik türbülans iflasları körükledi. Üstelik malzeme piyasalarında yeniden beliren dalgalanmalar ve jeopolitik çalkantılar, şantiyelerin planlarını altüst etti. İşte 2025 boyunca inşaat dünyasından gelen can sıkıcı haberlerin bir özeti:

Finansman Maliyetleri Yatırımları Frenliyor

Yıl boyunca yüksek seyreden faiz ve kredi maliyetleri, inşaat projelerinin fizibilitesini zora soktu. Birçok ülkede enflasyon düşüşe geçse de parasal sıkılaşma tam anlamıyla çözülmedi; sermaye bulmak maliyetli kaldı. ABD’de 2025 toplam inşaat harcamalarının, 14 yıl aradan sonra ilk kez yıllık bazda %1 düşeceği öngörülüyor – bunda da en büyük etkenlerden biri yüksek faiz ortamının yatırım iştahını törpülemesi precast.orgprecast.org. Yükselen finansman giderleriyle müteahhitler teminat mektupları ve nakit akışı konusunda sıkıştı; kimi projeler rafa kaldırıldı. Küresel ölçekte faiz patikasının belirsizliği, inşaat yatırımlarında temkinli bir bekleyiş doğurdu.

Konutta “Erişilebilirlik Krizi” ve Zayıflayan Yeni Başlangıçlar

Konut sektöründe 2025’te erişilebilirlik sorunu iyice derinleşti. Yüksek konut kredisi faizleri, inşaat maliyetlerindeki artış ve durgun gelirler birleşince birçok ülkede ev sahibi olmak hayal oldu. Bunun sonucu olarak yeni konut projeleri başlamaktan çok uzakta kaldı. ABD’de tek ailelik konut inşaatı harcamalarının 2025’te %3 düşeceği tahmin ediliyor; zira hane gelirine oranla mortgage ödemeleri rekor seviyelerde seyrediyor. precast.org. Benzer şekilde Avrupa’nın pek çok şehrinde satışlar durma noktasına geldi. Konut geliştirme şirketleri, talebin ödeme gücündeki aşınma nedeniyle projeleri erteledi veya iptal etti. Bu kriz, sadece dar gelirlileri değil, orta sınıfı da konut piyasasının dışında bırakmaya başladı.

ABD İnşaat Harcamalarında Yıllar Sonra İlk Düşüş

Küresel inşaat pazarının lokomotifi ABD’de de işlerin eskisi gibi gitmediği sinyalleri alındı. 2025’te ABD’nin toplam mühendislik ve inşaat harcamalarının, 2009’dan beri ilk kez yıllık bazda %1 gerilemesi bekleniyor precast.org.Konut yatırımındaki sert düşüş (%9 civarı düşüş öngörülüyor) ve imalat yapılarındaki yavaşlama, bu gerilemenin temel sebepleriprecast.org. Öte yandan altyapı harcamaları artıda kalsa da, özel sektör inşaatlarındaki durgunluk genel tabloyu aşağı çekiyor. Yüksek borçlanma maliyetleri ve ekonomik belirsizlik, Amerikalı inşaat şirketlerini temkinli davranmaya itiyor. 14 yıl aradan sonra gelen bu düşüş, sektör için bir kırılma noktası olarak yorumlanıyor.

İngiltere’de Konut İnşaatı Tarihi Diplerde

Birleşik Krallık inşaat sektörü 2025’te özellikle konut alanında neredeyse durma noktasına geldi. Yüksek faiz oranları ve ekonomik belirsizlik, müteahhitleri yeni konut yapmaktan alıkoydu. Sektör güven endeksi (PMI) verilerine göre, Konut inşaatı faaliyetleri Kasım 2025’te pandemi dönemi (Mayıs 2020) sonrasındaki en düşük seviyesine indi reuters.comreuters.com. Sadece konut değil, altyapı ve ticari inşaatlarda da ciddi yavaşlama görüldü. Müteahhitler, zayıf talep ve belirsiz bütçeler nedeniyle şantiyelerini küçültüyor. Uzmanlar, İngiltere’nin konut üretiminde son on yılların en durgun dönemlerinden birini yaşadığına dikkat çekiyor; bu durum barınma krizini daha da derinleştirebilir.

Avrupa Birliği’nde İflaslarda Artış Alarmı

Avrupa ekonomisindeki baskılar, inşaat firmalarının bilançolarına da yansıdı. 2025’in ikinci çeyreğinde AB genelinde iflas beyanlarında bir önceki çeyreğe göre %1,7’lik artış kaydedildi ec.europa.eu. Özellikle inşaat sektörü, iflas artışında başı çeken sektörlerden oldu – bu dönemde inşaat sektöründeki iflaslar %8,1 oranında yükselerek en büyük artışlardan birini gösterdi ec.europa.eu. Yükselen girdi maliyetleri, yüksek faizler ve talep daralması birçok küçük ve orta ölçekli inşaat firmasını finansal darboğaza soktu. Bankaların kredi koşullarını sıkılaştırması da zor durumdaki şirketlerin yeniden yapılandırma şansını azalttı. Sonuç olarak Avrupa’da inşaat firmaları arasında bir iflas dalgasının yükselişe geçtiği gözleniyor.

İnşaat Sektörü İflaslarda Oransal Olarak Zirvede

Bazı ülkelerde inşaat sektörü, toplam iflaslar içindeki payıyla endişe veriyor. Örneğin İngiltere’de Haziran 2024 – Haziran 2025 arasındaki iflasların %17’si inşaat sektöründe gerçekleşti pinsentmasons.com, ki bu tüm sektörler arasında en yüksek oranlardan biri. Bu kırılganlık, sektördeki yapısal sorunların ve yüksek risk seviyesinin göstergesi. Avrupa genelinde de benzer bir tablo söz konusu: Özellikle nakit akışına duyarlı ve borç yükü yüksek inşaat firmaları, zorlu piyasa koşullarında ilk tökezleyenler oluyor. İflasların toplam içinde bu denli yüksek pay alması, inşaat ekosisteminde (taşeronlar, tedarikçiler, mühendisler vb.) zincirleme etkilere yol açarak ekonominin geneline sirayet ediyor.

Malzeme Fiyatlarında Oynaklık Geri Döndü

Pandemi sonrası bir miktar durulan inşaat malzemesi fiyatları, 2025’te yeniden dalgalı bir seyre girdi. Özellikle çimento, çelik, akaryakıt gibi temel girdilerde yıl içinde ani fiyat oynamaları yaşandı. 2025’in ilk çeyreğinde, inşaat girdi fiyatları yeniden yıllıklandırılmış %9,7 artış hızına ulaştı slabstack.com, bu da 2024’teki göreceli durgunluğun ardından ciddi bir tırmanış anlamına geliyor. Bu oynaklık, müteahhitlerin teklif verirken zorlanmasına yol açıyor: Birçok firma malzeme fiyatlarındaki belirsizlik nedeniyle teklif geçerlilik sürelerini kısaltmak veya sözleşmelere fiyat eskalasyon maddeleri eklemek zorunda kaldı. Uzmanlar “fırtına öncesi sessizlik” benzetmesi yaparak, 2025’te görülen durağanlığın suni olduğunu ve fiyat fırtınasının tekrar kopabileceğini belirtiyor slabstack.com. Bu durum bütçe sapmalarını artırarak projelerin kârlılığını tehdit ediyor.

Çelik Piyasasında Dengesizlik ve Kârsızlık Baskısı

Küresel çelik sektörü, yapısal bir kapasite fazlası sorunuyla boğuşmaya devam ediyor. 2025’e girilirken özellikle Asya kaynaklı yeni çelik fabrikalarının devreye girmesiyle küresel üretim kapasitesi talebin çok üzerinde kaldı. OECD’nin son raporuna göre, 2021 zirvesinden sonra çelik fiyatları tarihi düşük düzeylere inmiş durumda ve sektörün kârlılığı da sert biçimde geriledi oecd.org. Küresel kapasite kullanım oranının %70’lere düşmesi bekleniyor oecd.org. Bu aşırı arzdurumu, inşaat maliyetlerini kısa vadede düşürse de çelik üreticilerinin yatırım yapma gücünü ve yeni teknolojiye geçiş imkanını azaltıyor. İnşaat sektörü ile çelik endüstrisi arasındaki simbiyotik ilişki düşünüldüğünde, çelikteki bu kârsızlık baskısı uzun vadede inşaat malzemesi tedarik zincirinde istikrarsızlık anlamına gelebilir.

Tarife ve Jeopolitik Gerilimlerin Çelik Fiyatlarına Şoku

2025’te ticaret politikaları da çelik fiyatlarında bölgesel şoklara yol açtı. Özellikle ABD’nin beklenmedik bir kararla çelik ve alüminyum ithalat vergilerini Mart ayındaki %25 seviyesinden Haziran 2025’te %50’ye çıkarması piyasaları sarstı spglobal.com. Kanada ve Meksika gibi ABD’ye başlıca tedarikçi ülkeler bu gelişmeden en olumsuz etkilenenler oldu; tedarik zincirlerinde aksamalar ve bölgesel maliyet artışları görüldü. Avrupa’da da jeopolitik gerilimler bazı bölgelerde çelik arzını etkiledi. Sonuç olarak, bir bölgede uygulanan tarife veya ambargo, diğer bölgelerde inşaat maliyetlerini sıçratacak zincirleme etkilere yol açtı. Müteahhitler, bu tür ani politika değişimlerinin yarattığı fiyat oynaklıklarına karşı sözleşmelerinde esnek fiyatlama ve stok stratejileri geliştirmenin önemini bir kez daha deneyimledi.

Kızıldeniz Gerginliği ile Uzayan Transit Süreleri ve Navlun Maliyetleri

Orta Doğu’daki jeopolitik riskler, kritik deniz ticaret rotalarından Kızıldeniz/Süveyş hattını olumsuz etkiledi. Bölgede 2024’ten beri süren güvenlik tehditleri, 2025 boyunca da tam çözülmedi. Birçok konteyner hattı, gemilerini Kızıldeniz yerine Ümit Burnu’ndan dolaştırmak zorunda kaldı. Bu rotasyon, Asya-Avrupa arası taşıma sürelerini haftalarca uzatarak navlun maliyetlerini yükseltti nnrglobal.com. Normalde Süveyş Kanalı üzerinden 20 günde gelen yükler, Güney Afrika rotasıyla 30-35 günde varmaya başladı. Yıllık 852 milyar €’luk yük hacmi taşıyan bu güzergâhın sekteye uğraması, inşaat malzemesi lojistiğinde gecikmelere ve fiyat artışlarına yol açtı nnrglobal.com. Şantiyeler, kritik malzemelerde tedarik sürelerinin uzaması nedeniyle iş programlarını revize etmek durumunda kaldı. Transit rotalar normale dönse bile, büyük hatlar yeniden programlarını eski haline getirmekte temkinli davranacaklarını belirtiyor.

Sigortacılar Riskli Projelere Kemer Sıkıyor

İnşaat sektöründe 2025 yılı, yalnız finansmanın değil sigorta piyasasının da zorlaştığı bir yıl oldu. Büyük hasar deneyimleri ve belirsizlik ortamı sigorta şirketlerini temkinli hale getirdi. Dünya genelinde inşaat sigortacıları, özellikle doğal afet riski yüksek projelerde teminatları kısmaya ve poliçe şartlarını ağırlaştırmaya başladı businessinsurance.com. Örneğin Asya-Pasifik’te sigortacılar, tayfun/deprem riski altındaki projelerde katastrofik hasar teminat limitlerini düşürüp kapsam dışı bırakılan durumları artırdılar businessinsurance.com. Ayrıca şantiyelerden artık çok daha detaylı risk yönetimi bilgi talep ediliyor wtwco.com. Bu gelişmeler, yüksek prim artışlarıyla birleşince müteahhitlerin maliyet kalemlerini şişirdi. Riskli projeler için sigorta bulmak zorlaşırken, mevcut poliçelerde daha yüksek muafiyetler ve alt limitler standart hale geliyor businessinsurance.com. Sektör profesyonelleri, sigorta piyasasındaki bu sertleşmenin özellikle büyük altyapı ve yüksek binalarda finansmanı da zorlaştırdığını ifade ediyor.

Çin’de Gayrimenkul Yatırımlarında Sert Düşüş

Dünyanın en büyük inşaat piyasalarından Çin’de 2025 yılında emlak sektörü adeta frene bastı. Hükümetin borç kısıtlama tedbirleri ve talepteki durgunluk, gayrimenkul yatırımlarını keskin biçimde aşağı çekti. Yılın ilk 11 ayında Çin’de emlak yatırımları, bir önceki yıla kıyasla neredeyse %16 düştü apnews.com. Konut fiyatları da 2021 zirvesinden bu yana ortalama %20 geriledi. Bu gelişmeler, inşaat hacmini doğrudan vurdu: Birçok proje askıya alındı, yeni başlangıçlar azaldı. Çinli inşaat devleri nakit akışı sıkışıklığı yaşarken, çelik ve çimento talebindeki azalma küresel emtia piyasalarını bile etkiledi. Emlak sektöründeki bu sert düzeltme, Çin ekonomisinin geneline sirayet eden bir sorun haline gelirken, 2025’te Çin inşaat sektöründe büyüme değil küçülme konuşulur oldu.

Almanya’da Konut Tamamlamaları Sert Düşüyor

Avrupa’nın lokomotifi Almanya da 2025’te konut inşaatında zorlu bir döneme girdi. Yüksek faizler ve inşaat maliyetleri nedeniyle yeni proje geliştirme yavaşlarken, mevcut inşaatların tamamlanma sayıları da düşüyor. 2024’te 252 bin konut tamamlayan Almanya’nın, 2025’te yalnızca ~235 bin konutu bitirebileceği tahmin ediliyor refire-online.com, 2026’da ise bu rakamın 215 bine kadar gerilemesi bekleniyor refire-online.com. Bu, hükümetin yılda 400 bin yeni konut hedefinin çok uzağında. Özellikle büyük şehirlerde çok katlı konut projeleri durma noktasına geldi; inşaat firmaları izin almış projeleri bile başlatmakta isteksiz. İzin süreçlerinden tamamlamaya kadar 2-3 yıl süren zaman diliminde, 2022-23’te yaşanan izin azalmasının etkisi şimdi görülüyor refire-online.com. Almanya’da konut arzındaki bu eksilme, kira piyasasında baskıyı artırırken, inşaat sektörüne bağlı birçok yan sektörü de olumsuz etkiliyor.

Euro Bölgesi’nde Girdi Maliyetleri ve Gecikmeler Yeniden Artıyor

2025 sonuna doğru Euro Bölgesi’nden gelen veriler, tedarik zinciri sorunlarının ve maliyet baskılarının geri döndüğüne işaret ediyor. Arz sıkıntılarının azaldığı bir dönemin ardından, yıl sonunda özellikle imalat sektöründe ham madde tedarik süreleri tekrar uzamaya başladı. Aralık 2025’te Euro Bölgesi imalat PMI verisinde tedarikçilerin teslim süreleri, Ekim 2022’den bu yana en uzun seviyeye çıktı ve bu durum girdi maliyet enflasyonunu 16 ayın zirvesine taşıdı reuters.com. Enerji maliyetlerindeki dalgalanma ve Orta Doğu’daki krizlere bağlı lojistik gecikmeler, inşaat malzemelerinin fiyatlarını da yukarı yönlü etkiledi. İnşaat firmaları 2024’te bir nebze rahatlayan demir, çimento gibi fiyatların yılın son çeyreğinde yeniden yükselişe geçtiğini gördü. Tedarik gecikmeleri ayrıca şantiyelerin teslim takvimlerini tehdit ederek ek maliyetlere yol açıyor. Bu göstergeler, 2026’ya girerken maliyet belirsizliğinin hala yüksek olduğunun altını çiziyor.

Karbon ve Enerji Dönüşümü Baskısı Artıyor

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, inşaat ve bina sektörüne yönelik karbon azaltım baskısı 2025’te iyice hissedildi. Birçok ülkede yeni enerji verimliliği yönetmelikleri devreye girdi, mevcut binaların karbon ayak izini azaltmak için zorunlu renovasyon programları başlatıldı. Bu gelişmeler sektör için uzun vadede olumlu olsa da kısa vadede uyum maliyetini artırıyor. Örneğin, 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmak için mevcut bina stokunun en az %20’sinin derin renovasyondan geçmesi gerekecek globalabc.org, bu da yıllık renovasyon hızının katbekat artmasını şart koşuyor. Bu ölçekte bir dönüşüm, sektör için devasa bir finansman ve iş gücü yükü demek. Ayrıca düşük karbonlu malzeme kullanımına yönelik standartlar yaygınlaşıyor: Çimento ve çelik gibi yüksek emisyonlu malzemelere alternatifler bulmak gerekiyor ki bunlar genelde daha pahalı. Yeni nesil yeşil bina kodları ve karbon düzenlemeleri, proje maliyetlerine %5-10 arası ek yük bindirebiliyor, bu da özellikle retrofit (yeniden yapılandırma) projelerinde bütçeleri zorluyor. Sonuç olarak inşaat firmaları, karbon ayak izini azaltma yarışında uyum sağlarken, finansal sürdürülebilirliklerini de dengelemek durumunda.

İflas ve Yeniden Yapılandırma Dalgası Tırmanıyor

Genel ekonomik sıkışma, dünya genelinde bir şirket iflasları dalgasını tetikledi ve inşaat sektörü de bundan muaf değil. 2024’te küresel iflaslar yeniden artış trendine girdi, 2025’te de yüksek seviyelerde seyredeceği öngörülüyor financierworldwide.com. Özellikle marjları daralan ve borç yükü yüksek şirketler ardı ardına konkordato veya tasfiye başvurularında bulundu. Nitekim, yüksek işletme sermayesi ihtiyacı olan veya sermaye yoğun sektörler – özellikle gayrimenkul ve inşaat – küresel temerrüt dalgasına en büyük katkıyı yapanlar arasında financierworldwide.com.Bir başka deyişle, pandemi döneminde borçla ayakta kalan veya ucuz finansmana alışmış inşaat firmaları, şimdi yükselen faizler ortamında borçlarını döndürememe riskiyle yüzleşiyor. Avrupa’da ve Çin’de bazı büyük müteahhitlik ve emlak firmalarının borç yapılandırma haberleri manşetlere taşındı. Atradius gibi kredi sigortacıları, 2024’te dünya genelinde iflas sayısının %19 arttığını, en çok da inşaat ve gayrimenkul KOBİ’lerinin iflas ettiğini raporluyor. Bu iflas dalgasının yansımaları, sektörde istihdamdan yarım kalan projelere kadar geniş bir alanda hissediliyor.

Kamu Sektöründe Bütçe Baskısı ve Altyapıda Riskler

Küresel çapta kamunun borç yükü ve finansman maliyeti artınca, kamu altyapı projeleri de baskı altına girdi. Özellikle yerel yönetimler, yükselen faiz oranlarıyla borçlanma maliyetlerinin tırmanması sonucu bütçelerini kısmak zorunda kaldı. Bu durum, yürütülen altyapı programlarının ölçeğini küçültüyor, hatta bazı projelerin rafa kalkmasına neden oluyor. Yerel yönetimlerin mali sıkıntısı, köprü, yol, su şebekesi gibi kritik yatırımlarda kalite ve sürdürülebilirlik riskleri doğuruyor; çünkü eldeki sınırlı kaynakla ancak ucuz malzeme ve yöntemlere başvuruluyor. Örneğin ABD’de bir eyalet ulaşım idaresi, 2023-2025 arasında enflasyon yüzünden 37 milyon dolar alım gücü kaybettiğini ve bu nedenle bazı bakım-onarım işlerini ertelediğini açıkladı news.constructconnect.com. Benzer şekilde Avrupa’da da belediyeler yükselen inşaat maliyetleriyle boğuşurken, sosyal konut ve altyapı projelerinde hedeflerin gerisinde kalıyor. Sonuç olarak, kamu tarafındaki finansman açmazı, uzun vadede altyapı varlıklarının kalitesini ve dayanıklılığını tehdit ediyor.

Küresel Belirsizlik: Faizlerde Senkronize Gevşeme Olmayınca Öngörü Zorlaştı

2025, inşaat sektörü için bir başka zorluk da makro belirsizliklerin gölgesinde plan yapma güçlüğü oldu. Dünya genelinde enflasyon gerilemeye başlasa da her ülkenin merkez bankası farklı hızda hareket etti. ABD ve Avrupa faiz indirimine temkinli ve geç başlarken, bazı gelişen ülkeler erken gevşemeye geçti. Bu senkronize olmayan para politikası seyri, uluslararası projeler yapan müteahhitlerin işini zorlaştırdı. Finansman planlaması yaparken kur, faiz, enflasyon tahminlerinde yanılma payı arttı. Turner & Townsend’in analizine göre, enflasyon ve faizlerdeki belirsizlik, jeopolitik gerilimler ve ticaret politikası belirsizlikleriyle birleşerek müteahhitlik firmalarının iş öngörüsünü bulanıklaştırıyor publications.turnerandtownsend.com. 2024’te normalleşme sinyalleri veren küresel ekonomi, 2025 başı itibarıyla yeni bir belirsizlik döngüsüne girdi. Faiz indirimlerinin başlaması umut verse de bunun sürdürülebilir olup olmayacağı net değil. Dolayısıyla küresel çapta proje üstlenen inşaat firmaları, 2025’te risk yönetimi ve senaryo planlamasına her zamankinden fazla ağırlık vermek zorunda kaldı. Öngörülebilirliğin zayıfladığı bu dönemde, temkinli iyimserlik ve esneklik sektöre yön veriyor.

Koca bir yılın muhasebesini yaparken görüyoruz ki inşaat sektörü o kadar da kolay pes etmiyor. 2025’te ardı ardına gelen kötü haberler moral bozsa da sektör oyuncuları içgüdüsel bir direnç sergiledi. Şimdi ufukta beliren 2026 için herkes daha temkinli iyimser: “Daha kötüsü olmaz herhalde” diye espri yapan da var, “kriz bizi güçlendirdi” diyen de… Neticede inşaat, bir yerde tuğla üstüne tuğla koyma sanatıysa, sektör yaşadığı sorunların da üstüne koya koya yükselmenin bir yolunu bulacaktır. 

30 Aralık 2025

Çiftehavuzlar

Firma yöneticilerinin değişime direnç göstermelerinin beş nedeni

Değişim söz konusu olduğunda aslında kimse yeniliklere karşı değildir. İnsanları tek tek dinlerseniz, mevcut uygulamalardan rahatsızlıkları vardır ve bu noktalarda bir takım revizyonlar yapılmasını isterler. Ancak ne zaman ki bu değişikliklerin ucu kendilerine dokunmaya başlar, işte o zaman yavaş yavaş homurdanmalar başlar. İlk önceleri kısık sesli söylenmeler, birbirinden ayrı duran küçük tuğlalara benzer. Öyle çok fazla önemsenmezler. Fakat bu tuğlalar, hiç beklenmedik bir hızla yenilikçi uygulamaların karşısında yüksek bir duvara dönüşürler. Firmanın işleyişinden, iş yapım metotlarından her zaman şikayet eden o çalışanlar, şimdi artık sistemin en güçlü savunucuları olmuştur. Çünkü değişimin getireceği belirsizliklerin, konfor alanlarını tehdit edeceğini hissetmeye başlamışlardır. Hatta bu dönüşüme uyum sağlayamazlarsa işlerini kaybedeceklerinin de farkındadırlar. En büyük yaşamsal güdüsü hayatta kalmak olan hiçbir insan böylesi bir tehlikeyi kabul edemez. 

Oysa 2500 yıl önce Efes’te yaşayan Heraklitos ne diyordu? “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” İnsanlık, tarih boyunca yaşamadığı kadar hızlı bir değişimi son yirmi yıl içinde yaşadı. Önümüzdeki yıllarda, bu doğrultudaki ivmenin daha da yükseleceği bekleniyor. Geleceğin kazananları, hiç kuşkusuz ki, tüm bu yeniliklere en hızlı şekilde uyum gösterenler olacak. Belki de, aynı nehirde iki kez yıkanılmaz diyen Heraklitos’a tarihin hiçbir döneminde bugün olduğu kadar hak vermemiştik. Ancak şunu da unutmamalıyız ki, değişim ne denli hızlı olursa olsun, karşı direnç de o derece sert olacaktır. 

Genellikle çalışanlar işlerin yolunda gitmediğini işletme sahiplerinden önce hissederler. Şirketin kültürü izin veriyorsa, farklı bir şeylerin yapılması gerektiğini firmanın üst düzey yöneticilerine de bir şekilde iletirler. Ancak yönetimler, çoğunlukla bu uyarıları pek fazla dikkate almaz ve hemen harekete geçmez. İşte bu harekete geçmemenin, maliyeti de yüksek olur.

Covid 19, yaşattığı sağlık sıkıntılarının dışında insanları, firmaları, toplumları değişime zorladığı için de kafamızı karıştırmaktadır. Salgın, iş yapım metotlarımızda ciddi değişiklikler yapmamızı istiyor. Bunların çoğu, işimizi zorlaştırmaktan çok kolaylaştıracak, bize zaman kazandırıp, kaynaklarımızı daha iyi kullanabilme imkanı sağlayacak değişiklikler. Ancak hayata geçirilmesi düşünüldüğü gibi kolay olmuyor. 

Peki nedir firmaları ve insanları değişime karşı böylesine dirençli kılan? Bu soruyu beş madde üzerinden yanıtlayabiliriz.

“Önemli”yi, “acil” ile karıştırmak

İnsanlar gibi firmalar da önemli ile acili birbirine rahatlıkla karıştırabiliyorlar.

Önemli konular, acil sorunlar gibi kesin bir son teslim tarihine sahip olmayan, ancak bir işletme üzerinde büyük veya küçük bir etkiye sahip olabilen konulardır. Karışıklıklar, yöneticilerin planlama yapmak yerine yangınları söndürmek için çok fazla zaman harcadıklarında ortaya çıkıyor. Bu yangınları söndürmekle uğraşmaktan, değil değişiklik yapmaya, nelerin değiştirilmesi gerektiği konusunda bile yeterince düşünme imkanı olmuyor. Danışmanlık verdiğim firmalarda gördüğüm en önemli sıkıntılardan birinin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Liderlik yeteneğinden yoksun, yeterince cesur olmayan yöneticiler

Bir değişim sürecini başarıyla başlatmak ve yürütmek, çok sayıda liderlik becerisini gerektirir. Çoğu yönetici için, böyle bir meydan okumayı üstlenmek, bir dağı yerinden oynatmak kadar korkutucudur. Eğer değişimi gerçekten istiyorsak, bu yaklaşımda olan yöneticilerle belki de yollarımızı ayırmamız gerekebilir. Çünkü bu kişiler fırsat buldukları anda yeniliklerin önüne farklı engeller çıkaracaklardır.

Bir terfi ya da ücret artışı bekleyen yöneticiler için değişim riskler barındırır

Birçok yönetici, üst yönetimin değişim konusundaki istekliliğine mesafeli yaklaşır. Yeni oluşacak durum, o yöneticinin sorumluluk ve yetkilerini değiştirebilir. Her şeyden önemlisi de organizasyon içindeki gücünü azaltma riskidir. Liderlik yeteneği olmayan yöneticiler, değişimi planlayan firmalar için ne denli tehlikeliyse, aynı şekilde yenilikleri kendi rahatlıkları için sinsice sabote eden yöneticiler de bir o kadar tehlikelidir. Bu açıdan, yönetimin böyle hareket eden yöneticilerin samimi düşüncelerini öğrenmesi önemlidir. Değişim liderlerinin güçlü duruşu, karşı direncin etkisini düşürecektir.

Üst yönetimin, firma sahiplerinin değişimi yeterince desteklememesi

Dönüşüm için gerekli araçların veya fikir birliğinin sağlanamaması, değişimi gerçekleştirmede ana rolü üstlenen ekibin zamanla kendisini güçsüz hissetmesine neden olabilir. Durum böyle giderse bir süre sonra yenilikleri hayata geçirecek ekibin de enerjisi tükenir. En kötüsü ise, çalışanların o firmada bir şeylerin değişmeyeceğine dair inançlarının güçlenmesidir. İşte işler bu noktaya gelmemesi için, şirket sahipleri ve üst yönetim, değişim projesine sımsıkı sarılmalı ve bunu da tüm çalışanlara hissettirmelidirler. 

Değişimin nasıl olacağına ilişkin bir yöntemin olmaması

Değişim için bir sağlıklı, işleyen bir yöntemin olmaması, değişim karşıtlarının ekmeğine yağ sürer. Süreçte hissedilen kaosun, yeniliklerle birlikte fazlasıyla yaşanacağını üst yönetime duyurmaya çalışırlar. Bu durumlarda, proje liderleri genellikle yaklaşan değişim ihtiyacını ertelerler veya gelişmelere deneme yanılma yoluyla yaklaşırlar. Böyle bir çaba sarf ederken bir metodolojiye sahip olmak bu işin olmazsa olmalarının başında gelir.  

Değişimin ne şekilde hayata geçirileceğine ilişkin bir yöntem belirlenilmesinde zorluk yaşanıyorsa, işin en başında konusunda uzman bir danışmanla çalışmakta fayda vardır.

Değişim düşüncesinin önündeki en önemli engellerden biri de şimdi uygun zaman değil yaklaşımıdır. Dönüşüm projesi ertelendikçe hayata geçirilmesi daha da zorlaşacak, mevcut sıkıntılar daha da kemikleşecektir. Belki de en kötüsü mecburiyetten, zorunlu kalındığı için yapılan değişimlerdir. Böyle bir durumda rakipleriniz dönüşümlerini gerçekleştirmişken siz onları arkalarından takip etmek durumunda kalacaksınız.

Cem Kafadar

16 – 17 Mayıs 2021

Çiftehavuzlar

Doğru Bir Kentsel Dönüşüm Projesinin Şifreleri

Şehirlerimizi kaybettik. Belki hâlâ yerlerinde duruyorlar ama bize ait değiller. O taş sokaklar, kendine özgü mimariler, hatıralarda kalmış hikâyeler, artık eski kartpostallarda yaşıyor. Londra, İstanbul, Paris, Sao Paulo… Hepsi, geçmişlerini unutup, birbirleriyle yarışırcasına aynı yapay suretin birer yansıması hâline geldiler. Hangi köşeye dönseniz, karşınıza benzer manzara çıkıyor: Aynalı cam kuleler, lüks rezidanslar, hipster kahve dükkanları, geniş vitrinlerin arkasında sergilenen pahalı tasarımlar, tek tip menülerle dolu restoranlar, şık ama soğuk sokak tabelaları. Şehirler, kimliklerini kaybedip ruhsuz birer yatırım aracına dönüşüyor. Sorun yalnızca bir görüntü meselesi de değil. Beraberinde mahalle ruhu, insan hikayeleri ve şehirle kurulan bağ da yitip gidiyor. Anılarımızın görüntülerini yaşatan mekanlar yok oldukça hatıralarımız da silikleşiyor. 

Peki, neden böyle oluyor? Çünkü kentsel dönüşüm, genelde insanlar için değil, yatırımcılar için yapılıyor. Şehrin geçmişi, hafızası ve kimliği ikinci planda bırakılıyor. Ama doğru bir kentsel dönüşüm mümkün. Tek sorun, o projeyi kimin için yaptığınız.

Gelin, bir hikâyeyle başlayalım. Küçük bir mahallede yaşayan Ayşe Teyze’yi düşünün. Evinin penceresinden her sabah fırına ekmek almaya giden tanıdık simaları izliyor, gün ortasında kahveye davet ettiği komşularıyla tatlı tatlı mahalledeki yeni dedikoduları konuşuyorlar. Ancak bir gün karşısındaki tek katlı evin önüne kocaman bir tabela asılıyor. Üzerinde iri iri harflerle “Proje Alanı” yazıyor. Kısa sürede salgın büyüyor, evlerin bahçelerinde birbiri ardına aynı ibareyi taşıyan levhalar boy göstermeye başlıyor. Birkaç yıl içinde Ayşe Teyze’nin evi lüks bir rezidansa dönüştürülüyor, komşuları farklı yerlere taşınıyor. O pencereden bakarken gördüğü manzara artık yüksek duvarlar ve soğuk binalardan ibaret. Binasının kentsel dönüşüm sürecinde o da komşuları gibi başka yerlere gidiyor. Bir daha geri dönmek istemiyor Ayşe Teyze. Biliyor ki, dönse bile, artık orada kendine ait bir şey bulamayacak. 

Bu Şehir Çok Güzel Oldu, Artık Burada Yaşayamazsınız

Şehir planlamacıları ve yatırımcılar, dönüşüm projelerini duyurduklarında büyük laflar etmeyi severler: “Bu proje şehri çağdaş bir görünüme kavuşturacak.” Çevirisi: “Burayı pahalı yapacağız, siz de muhtemelen burada yaşayamayacaksınız.” Şehirlerin nasıl dönüştürüleceğine karar verenler, genellikle o şehirlerde yaşamayan veya hayatlarında bir kez bile sokakta bir çay içmemiş insanlar oluyor. Peki, gerçekten modernleşmek mi istiyoruz, yoksa sadece şehirlerimizi birer emlak yatırım kataloğuna mı dönüştürüyoruz?

Porto Alegre’de bir belediye başkanı çıktı ve dedi ki: “Şehri dönüştürüyorsak, burada yaşayanlara da soralım.” Bu, devrim niteliğinde bir fikirdi çünkü genellikle dönüşüm, halkın katılımı olmadan, daha doğrusu halkın farkına bile varmadığı bir süreçle yapılıyor. Sonuç? İnsanlar mahallerinden kovulmazsa, şehirler yaşanabilir ve sürdürülebilir hale gelebiliyor. 

Mahalle Kültürünü Satın Alamazsınız

Büyük projelerin tanıtım filmlerinde sıkça rastlanan o görüntüyü bilirsiniz: Lüks binaların hemen yanında mutlu çocuklar oynar, bisiklet yolları ışıl ışıl parlar, herkes sağlıklı smoothie’ler içiyordur. Oysa gerçekte olan şey şudur: Eski mahallenin sakinleri çoktan gitmiştir, yeni sakinler ise buralı değil, sadece buraya “yatırım” yapmıştır. Dünyanın birçok semti, böyle böyle kayboluyor. Önce kentsel dönüşüm, sonra kentsel soylulaştırma… ve nihayetinde sadece güzel Instagram kareleri sunan ama içinde kimsenin gerçekten yaşamadığı bir dekor.

Türkiye’de Balat’ın başına gelen de buna benziyor. Mahalle, kafeler ve turistik vitrinler için bir arka plan haline geldi. Burada bir zamanlar yol üstündeki esnafların çocukları top oynardı, komşular kapı önlerinde sohbet ederdi. Şimdi ise büyük bir bardak “third wave” kahve içip 300 liralık kek yiyen insanlar var. Ama mahalle artık onların değil, Instagram’ın.

Eskiden komşularımız vardı, şimdi airbnb misafirlerimiz var. Bir zamanlar sokak satıcılarının geçtiği sokaklar, artık bavullarla dolaşan turistlerle dolu. Mahalle, bir mahalle değil de bir otel lobisi gibi.

Şehirlerimizi Mahalle Mahalle, Bina Bina Kaybediyoruz

Önce apartman gitti, sonra bakkal, sonra biz. Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı Duramadı. Her şey bir apartmanın yıkılmasıyla başlıyor. Ardından bakkal kapanıyor, fırın kayboluyor, çocuk parkı unutuluyor… derken bir bakıyoruz ki mahallemiz gitmiş.

Büyük projeler büyük yıkımlar getirse de şehirleri daha insani bir şekilde dönüştürmek mümkün. Paris’in “Petite Ceinture” projesinde kullanılmayan eski tren hatları park ve yürüyüş alanlarına dönüştürüldü, üstelik mahalle sakinleri buraya sahip çıktı. Bu projede kimse evinden edilmedi, kimse “artık burada sana yer yok” mesajı almadı. Türkiye’de de mahalleleri yıkıp yeni kuleler dikmek yerine, mevcut binaları iyileştirerek, yeşil alanları artırarak bir şeyler yapabiliriz. Ama bu yatırımcılar için bugün pek cazip bir çözüm değil.

Bir zamanlar yaşadığınız yerde yeniden yaşamak ister misiniz? Ancak varlıklıysanız bunu düşünebilirsiniz. Yoksa geçmişinizin olduğu yerde artık sadece anılarınız kalır.

Yüz Tanıma Var, Yüz Yüze Sohbet Yok

Son yılların modası: Akıllı şehirler. Yüz tanıma sistemleri, her köşede WiFi, uzaktan yönetilen trafik ışıkları… Peki bunlar, şehirlerin asıl sorununu çözüyor mu? Bir mahallede çocuklar güvenle oynayamıyorsa, insanlar birbirleriyle bağ kuramıyorsa, o şehir ne kadar “akıllı” olabilir? 

WiFi her yerde, ama mahalle kültürünü çekmiyor. Bağlantı hızımız mükemmel, ama sokakta selam verecek kimse kalmadı. İnsanlarla değil, cihazlarla bağlantı kuruyoruz.

Kopenhag, 2025’te karbon nötr şehir olmayı planlıyor. Yani akıllı şehir dediğiniz şey sadece teknolojik değil, aynı zamanda çevreci, insancıl ve yaşanabilir olmalı. Düşünüyorum da İstanbul ya da Ankara neden aynı şeyi yapamasın? Şehir planlamasında insanı merkeze koymazsanız, sonunda elde edeceğiniz şey dev bir alışveriş merkezi oluyor. Ve kim yaşamak ister ki kocaman bir AVM’de?

Ne dersiniz, şehir akıllı oldu, biz aptallaştık mı? Her şey otonom, her şey optimize… Ama neden hala trafik var? Neden hala kalabalık içinde yalnızız? 

Doğru Dönüşüm Nasıl Olmalı?

Bir şehir dönüştürülürken asıl soru şu olmalı: Bu projeden kim fayda sağlıyor? Eğer cevap, “yatırımcılar” ise o dönüşüm, sadece küçük bir grup için anlamlıdır. Ama eğer cevap “halk” ise, işte o zaman gerçekten şehirleri geleceğe hazırlıyoruz demektir.

Doğru bir kentsel dönüşüm için üç kritik unsur olduğunu düşünüyorum:

  1. Hafızayı Koruyun: Kentsel dönüşüm, bir yıkım projesi olmamalı. Londra’daki Covent Garden buna güzel bir örnek. Eski pazar alanı restore edildi, ancak modernize edilirken ruhunu kaybetmedi. Bugün hâlâ tarihi dokuyu hissedebiliyorsunuz. İstanbul için bunu söyleyebilmek zor, çünkü biz “modernleşmeyi” hafızayı yok etmekle eş değer görüyoruz.
  2. Çeşitliliği Destekleyin: Şehirlerin ruhu, farklılıklarından gelir. Farklı gelir gruplarını, kültürleri, yaşam tarzlarını bir arada tutan projeler, gerçek şehir yaşamını destekler. Ancak günümüz projeleri genellikle sadece zenginler için inşa ediliyor. Amsterdam’daki Bijlmer semtinde yapılan yenileme projeleri, bu çeşitliliği koruma konusunda başarılı bir örnek.
  3. Yeşil ve Sosyal Alanlar Ekleyin: Şehirler yalnızca beton bloklardan ibaret olmamalı. Londra’nın South Bank bölgesi, eski bir sanayi alanı iken dönüşümle hem yerel halkın hem de turistlerin keyifle vakit geçirdiği bir sosyal merkez hâline geldi. Bunu her yerde yapmak mümkün.

Şehirlerimizi Geri Kazanabilir Miyiz?

Bugün şehrinizde bir yürüyüş yapın. Sokakların sesini dinleyin, binaların yüzeyine dokunun, sıvası dökülmüş duvarların ellerinizde bıraktığı geçmişi hissedin, sokak köpeklerinin neşeli koşturmasını seyredin. Eğer içinizde bir yabancılaşma hissi varsa, bu, yanlış bir kentsel dönüşümün etkisidir. Ama ben hala umutluyum. Çünkü yapmamız gereken o kadar da zor değil. Tüm bu dönüşümlere “insan odaklı” bakış açısıyla yaklaşmak. 

Sonuçta şehirler de her şey gibi, duygularımızın bir yansıması değil mi? Onları ruhsuzlaştırdığımızda biz de yaşamdan kopmuyor muyuz? Soru şu: Şehirlerimizi kimliksizleştirerek ne kazanıyoruz, ama daha da önemlisi ne kaybediyoruz? Cevabı bulduğumuzda, doğru bir dönüşümün şifrelerini de çözmüş olacağız.

Ekim 24 – Mart 25

Burgazada-Çiftehavuzlar

Bir inşaat firması genel müdürünün sahip olması gereken sekiz yetenek

İnsan kaynakları firmamla son yirmi yıl içinde birçok inşaat firmasının genel müdür ve üst düzey pozisyonlarının temin edilmesi konusunda danışmanlık hizmeti verdim. Arayışlarım sırasında firma sahipleriyle uzun sohbetlerim ve sonrasında da kalıcı dostluklarım oldu. Bu yazımda bu çalışmalarımdan yola çıkarak, şirket sahiplerinin, firmalarını yönetecek genel müdürlerinde öncelikli olarak sahip olmalarını istedikleri sekiz yeteneği sizinle paylaşmak istiyorum.

Orta düzey firmalarda genel müdür ile pek fazla karşılaşmıyoruz. Çünkü bu görevi firma sahipleri yapıyor. Firma belli bir büyüklüğe gelinceye kadar firma sahipleri bu işin altından gayet güzel kalkıyor. Ancak işler büyümeye başlayınca, sorunlar da büyümeye başlıyor. 

İsterseniz genel müdürün sahip olacağı niteliklerden önce hangi durumlarda o firma için bir genel müdüre ihtiyaç duyuluyor onu bir inceleyelim.

  • Firmanın yeni coğrafi pazarlara girmesi
  • Firma satın almaları, firma birleşmeleri
  • Firma sahibi ile çalışanlar arasında bir tampona ihtiyaç duyulması
  • Firmada çok fazla akraba, eş dost çalışması
  • Firmanın borsaya açılması
  • Firma sahibi uzun vadede işi çocuklarına bırakmak istiyor, ancak çocuklar şu an için hazır değil. Genel Müdür, şimdi ve gelecek arasında bir köprü görevi üstleniyor.

Yukarıda belirttiğim durumların birinin dahi yaşanıyor olması, firmanın bir genel müdüre ihtiyacı olduğu, şirket sahibinin artık genel müdürlüğü de üstlenmemesi için yeterli olduğunu düşünüyorum. 

O zaman şimdi, işin başından bu yana firmanın kurucusunun oturduğu genel müdürlük koltuğuna geçecek kişinin hangi özelliklere sahip olması gerektiğine bakalım.

Aranan genel müdürde aşağıda belirttiğim yeteneklerin hepsinin bir arada bulunması takdir edersiniz ki çok kolay değil. Ayrıca her firma bu anlattığım özelliklere çok fazla ihtiyaç da duymayabilir. Burada bir genel müdürün seçiminde göz önünde tutulması gereken öncelikli nitelikleri paylaşmak istiyorum. 

1 – İletişim becerileri: Her şeyden önce genel müdür, projenin farklı paydaşlarıyla rahatlıkla sohbet edebilecek iletişim becerilerine sahip olmalıdır.

2 – Takım becerileri: Takım içindeki farklı tarafları bir araya getirerek etkin bir şekilde çalışmalarını sağlayabilmelidir.

3 – Sistem becerileri: Sistemleri ve süreç yönetimini ne kadar iyi anlarsa, işin ve işletmenin üzerindeki etkisi de o denli güçlü olacaktır.

4 – Halkla ilişkiler becerileri: Genel müdürün bu konuda sihirli bir yeteneği olması gerektiğini düşünüyorum. Birbirinden çok farklı paydaşlarla firmanın menfaatleri doğrultusunda yeri geldiğinde uzayacak, yeri geldiğinde tıkanacak müzakereleri ustalıkla yönetebilmelidir. Tabii sonuçta da masadan istediklerinin çoğunu alabilmelidir.

5 – Finansal mali beceriler: Genel müdür, işletmeniz için önemli mali belgeleri rahatlıkla okuyabilmeli, anlayabilmelidir.

6 – Güvenlik ve kalite becerileri: Gerek işin güvenliği, gerekse kalite standartları açısından hassasiyeti yüksek olmalıdır. Her iki konuda da vereceği en ufak taviz, ilerleyen zamanda iplik söküğü gibi sadece kalite ve güvenlikle sınırlı kalmayan bir çok yeni problemi de tetikleyecektir.

7 – Karar verme / Problem çözme becerileri: Karar verme ve problem çözme birbirine yakın gibi gözükse de özünde birbirinden farklı kavramlardır. Problemler çözüldükten sonra bu doğrultuda kararlar verilip, uygulamaya sokulmadığı takdirde problemlerin çözülmüş olması da fazla birşey ifade etmez. Genel müdürün ekibiyle birlikte problem çözme becerisinin yanında hızla “tetiği çekebilecek” kişi de olması gereklidir.

8 – Sunum ve kolaylaştırma becerileri: Genel müdürün, firma sahiplerine, yönetim kuruluna, yeri geldiğinde sektör liderlerine etkili sunumlar yaparak düzenli güncellemeler sağlaması beklenecektir.  Bu nedenle bilgilerini açık ve anlaşılabilir bir şekilde sunmak için gereken becerilere sahip olmalıdır.

Bu sekiz özelliğin yanında, sohbetlerimizde firma sahiplerinin dile getirdiği, bir genel müdürde aranan iki özel yeteneği de burada kısaca anlatmak istiyorum. 

Birincisi onlar yokken firmayı yürütebilmeleri. Yani onları gerektiğinde gereksizleştirebilmeleri. Firma sahipleri olmadan da işlerin tıkır tıkır işleyebilmesini sağlamaları. Bu noktada sadece genel müdürün becerisinin yeterli olmadığını, firma içindeki mevcut sistemin de iyi işliyor olması gerektiğini düşünüyorum. Bu sistemin kurulması da genel müdürün sorumluluğunda olduğu düşünülürse, yine konu genel müdüre geliyor. 

Bir diğeri ise iyi bir genel müdür, yeri geldiğinde firma sahibini yönetebilme becerisine sahip olmalıdır. Onun ihtiraslarını, çekingenliklerini büyüme konusundaki, fazla istekli ya da isteksiz yaklaşımını iyi anlayıp elindeki verilerle onu yönetebilmelidir.

Tüm bu yetenekleri sıraladıktan sonra kendinize şu soruyu soruyor olabilirsiniz. İyi bir genel müdür Süpermen mi olmalı? Bir ölçüde evet ama her şeyden önce insan olduğunu unutmayan bir Süpermen olmalı…

Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle…

Cem Kafadar

Mart 2021

Çiftehavuzlar 

Kaynak: forconstructionpros.com

Bir inşaat firması yapay zekaya neden ihtiyaç duymalı?

Çok değil, iki yıl sonra yazının başlığını okuyanların yüzünde hafif bir tebessüm oluşacak. Böyle soru mu olur, yapay zekayı firmamızın her noktasında zaten kullanıyoruz diyecekler. Bir beş yıl sonrasında da sektördeki verimlilik üzerine kafa yoranlar, daha fazla insanı sisteme nasıl entegre edebiliriz konusunda yazılar yazacak. Karşıtları da insanlar işleri ağırlaştırıyor, daha az insan, daha çok robot, daha çok karlılık tezini savunacaklar muhtemelen. Görüyoruz ki, türümüz var olduğu sürece Socrates’den bugüne süren diyalektik çatışmalarımız, konuları, içeriği değişse de bitmeyecek.

Geleceğe dair ufak bir beyin fırtınasının ardından gelelim bugüne. Peki o zaman, soruyu biraz değiştirerek sorayım. Verimliliklerini artırmayı hedefleyen inşaat firmalarının yapay zekadan talepleri neler olabilir? Hangi konuları önceliklendirmeliler? Bu sorulara ne kadar yanıt olacak bilmiyorum ama yapay zekayı daha fazla içselleştirmek istiyoruz diyen firmalar için küçük bir rehber.

Operasyonel Verimlilik ve Şantiye Yönetimi İçin Talepler

  1. Şantiye lojistik optimizasyonu: Malzeme, ekipman ve insan kaynaklarının en verimli şekilde yerleştirilmesi için dinamik planlama algoritmaları.
  2. Zaman çizelgesi senaryo simülasyonları: Planlama değişikliklerinin etkisini görselleştiren yapay zekâ destekli senaryo çalışmaları.
  3. Görüntü tabanlı kalite kontrol: Drone’lardan gelen görüntülerin analiz edilerek işçilik hatalarının ve malzeme uygunsuzluklarının tespiti.
  4. Makine kullanım optimizasyonu: Şantiyede kullanılan iş makinelerinin yakıt tüketimi, çalışma süresi ve verimliliğine göre yapay zekâ tabanlı görev rotasyonu önerileri.
  5. İş gücü dağılımının otomasyonu: Günlük iş planlarına göre en uygun iş gücü dağılımını sağlayan sistemler.

Veriye Dayalı Karar Destek Sistemleri İçin Talepler

  1. Proje risk analiz yazılımı: İhale aşamasından itibaren teknik, finansal ve lojistik riskleri öngören modeller.
  2. Gerçek zamanlı KPI izleme panelleri: İş gücü, maliyet, süre, kalite gibi performans göstergelerinin yapay zekâ tarafından yorumlanması.
  3. Tahmini proje teslim tarihi hesaplama: Plan dışı gelişmelerin projeye etkisini öğrenmek için yapay zekâ ile zaman tahmini.
  4. İhale ve teklif analizleri: Rakiplerin önceki teklif davranışlarını analiz ederek akıllı fiyatlandırma stratejileri geliştirme.

Finansal ve Tedarik Yönetimi İçin Talepler

  1. Nakit akışı tahmini ve simülasyonu: Harcama ve ödeme kalıplarına göre gelecekteki finansal durumun öngörülmesi.
  2. Dinamik bütçe optimizasyonu: Gerçekleşen maliyetlere göre bütçe revizyon önerileri sunan algoritmalar.
  3. Tedarik zinciri kesinti öngörüsü: Gecikme riski taşıyan tedarikçileri erken fark eden uyarı sistemleri.

İK, Eğitim ve Güvenlik İçin Talepler

  1. Yeni işe başlayanlar için kişiselleştirilmiş eğitim programları: Çalışanın yetkinliklerine ve proje tipine göre yapay zekâ tarafından oluşturulan eğitim dizileri.
  2. Yapay zekâ destekli güvenlik kameraları: Baret, yelek, gözlük gibi ekipman eksikliklerini anlık tespit eden sistemler.
  3. Çalışan memnuniyeti tahmin sistemi: Sahadan gelen verilerle moral ve motivasyon durumlarını tahmin eden yapay zekâ modelleri.
  4. Beyaz ve mavi yaka çalışan sirkülasyonu tahminleme: Yüksek ayrılma riski olan çalışanları belirleyerek önleyici İK politikaları geliştirme.

Sürdürülebilirlik ve LEED/TSE Sertifikasyon Desteği

  1. Karbon ayak izi hesaplama asistanı: Malzeme seçimi, lojistik ve enerji tüketimine göre otomatik hesaplama yapan sistemler.
  2. Atık takibi ve azaltma önerileri: Şantiyedeki atık miktarını izleyip azaltmaya yönelik çözüm önerileri.
  3. Sürdürülebilir tasarım karar desteği: Tasarım aşamasında enerji verimliliği en yüksek çözümleri öneren algoritmalar.

Müşteri ve Paydaş Yönetimi İçin Talepler

  1. Müşteri taleplerine hızlı teklif üretimi: Yapay zekâ destekli teklif motorları ile müşteri isteklerine uygun hızlı ve kapsamlı tekliflerin hazırlanması.
  2. Şeffaf ilerleme raporları: Proje paydaşlarına görsel ve sayısal içeriklerle desteklenen anlaşılır raporlar sunma.
  3. AI destekli sözleşme analizi: Ana yüklenici, taşeron ve tedarikçi sözleşmelerinde riskli maddelerin işaretlenmesi.

İhale almak, bütçe yönetmek, iş güvenliğini sağlamak, tedarik zincirini aksatmamak, kaliteyi denetlemek, teslim tarihini tutturmak, müşteriyle şeffaf iletişimi sürdürmek… Bütün bu birbirine uzak gibi görünen işleri, akıllı teknolojilerin bize sunduğu yepyeni seçeneklerle çok daha hızlı ve doğru yapmak mümkün. Geçmişte proje yönetimin mantığını öğrenip, bu öğretileri projelerinde kullananlar nasıl bir fark yarattıysa, bugün de veri odaklı sistemlerin işleyişine hâkim olanlar benzer etkiyi yaratacak. Bu dönüşümü ilk benimseyip, içselleştiren firmalar, rakiplerinin önüne geçmekle kalmayıp, sektörün de yönlendiricileri olacaklar. Yeni dünyanın yeni kazananları onlar artık.

Şantiyelerde sağlıklı bir iletişim altyapısı nasıl inşa edilir?

Şantiyelerdeki gürültünün çevre üzerindeki olumsuz etkilerini iyi biliriz. Hele evimizin dibinde bir kentsel dönüşüm projesi varsa, sabahtan geceye o uğultu azalır gibi olsa da durmaz. Bizler seslerden rahatsız olurken, şantiyedeki işleyişi bozan ise sessizliktir. 

Bir malzeme geciktiğinde, işçilerin göz göze gelip omuz silktiği andadır sessizlik. Ofisinde sigarasını içerken şantiyeden haber bekleyen yöneticinin gözlerindedir sessizlik. Çamurun ortasında yere bırakılmış bir baret, cevapsız kalan bir telsiz çağrısı, yanlış anlaşılan bir iş emri, whatsapp grubunda kimsenin cevap yazmadığı bir soru, haber verilmeyen bir aksaklık, masanın üstünde unutulmuş bir post-it: Hepsi aynı şeyi fısıldar: Kimse bizi duymuyor. Sessizlik, tüm seslerin içinde en gürültülü olandır.

Project Management Institute (PMI), dünya üzerindeki tüm projeler değerlendirildiğinde başarısızlıkların birinci nedeninin iletişim kopukluğu olduğunu söyler. Bunun için de proje ekibinden işin başında doğru çalışan ve sürekli güncel tutulan bir “Proje İletişim Planı” hazırlamasını ister. Bugün artık oyuna yeni bir oyuncu daha girdi: Yapay zekâ. Ve tabii beraberinde getirdiği yeni veriler. Geçmişte “söz uçar, yazı kalır” diyorduk, artık bu sözü şöyle revize etmeliyiz. “Söz uçar, kâğıt kaybolur, dijital kalır.” Şantiyelerde dün de bugün de en sıkıntılı noktalardan biri uygulama ve ofis arasındaki geribildirim döngüsünün doğru kurgulanmaması olduğunu düşünürüm. Projenin kalbi saha, beyni ofis ise beyinle kalp arasındaki kan akışını sağlayan damarlardaki olası bir pıhtı atmasına karşı tedbirlerimizi işin en başında almalıyız. Yapılması gerekenler aslında o kadar da zor değil. İletişimi sağlıklı işleyecek şekilde dijitalleştirmek. Peki bunu nasıl yapacağız? Gelin adım adım süreci inceleyelim.

1. Önce Şunu Tanımlayın: Ne Tür Geri Bildirim?

Farklı süreçler, farklı geri bildirim tipleri gerektirir. Önce şu soruya cevap verin:

“Sahadan ofise hangi tür bilgiler geliyor ve bunlar nasıl işleniyor?”

Geri Bildirim TürüÖrnekFrekans
OperasyonelMalzeme eksikliği, ekipman arızasıGünlük
TeknikUygulama hatası, revizyon ihtiyacıAnlık
PlanlamaGecikme bildirimi, iş değişikliğiGünlük
Kalite / İSGRiskli durum, uygunsuzlukAnlık
YönetimselPersonel bildirimi, izin talepleriHaftalık

2. Sade ve Ortak Dijital Araç Belirleyin

Amaç: Herkesin kolayca erişebileceği, karmaşık olmayan ve mobil uyumlu bir platform belirlemek.

Tercih edilebilecek araçlar:

  • PlanRadar, Procore, Autodesk Build, Insetia gibi inşaat odaklı platformlar. Bu aracı belirlemeden önce detaylı bir ön çalışma yapın.
  • Özel olarak yapılandırılmış Google Forms / Microsoft Forms
  • WhatsApp gruplarının yerini alacak sade bir iç sistem
  • Mobil uygulama ile entegre edilmiş saha günlükleri

📌 Kural: Saha–ofis arasında 3 farklı araç değil, tek bir merkezi dijital kanal kullanılmalı.


3. Saha Ekibi İçin Dijital Girdi Altyapısı Kurun

Amaç: Sahadaki çalışanların ofise bilgi aktarmasını kolaylaştırmak.

Nasıl yapılır?

  • Fotoğraf + açıklama formatı (örnek: “iş durdu – beton geç geldi” yazısı ve görüntüsü)
  • Konum etiketli giriş (özellikle büyük alana yayılmış şantiyelerde)
  • Durum renkleriyle ifade sistemi: “İş devam ediyor / Risk var / Durdu”
  • Olabiliyorsa “Sesli not” seçeneği (bazı platformlarda mümkün)

Basit bir örnek ekran akışı:

“Fotoğraf yükle” → “Sebep seç” → “Açıklama gir (isteğe bağlı)” → “Gönder”


4. Ofis Tarafında Otomatik Kategorilendirme ve Yönlendirme

Amaç: Gelen geri bildirimleri kaos olmadan değerlendirmek.

Nasıl yapılır?

  • Gelen verileri otomatik olarak sınıflandıran sistemler kullanın:
    • Planlama
    • İSG
    • Malzeme
    • Kalite vb.

Yapay zekâ destekli çözümler:

  • NLP (doğal dil işleme) ile geri bildirimi analiz ederek “öncelik” ve “risk” puanı verir.
  • Örn: “Beton döküldü ama vibrasyon yapılmadı” → otomatik “kalite alarmı”

5. Geri Bildirime Yanıt Sürecini Standartlaştırın

Amaç: Sahadan gelen bildirim “boşluğa gitmesin.”

Nasıl yapılır?

  • Her bildirim tipi için maksimum cevap süresi belirleyin (örneğin: İSG bildirimi 1 saat, malzeme 4 saat içinde dönüş)
  • Yanıtın dijital sistemde iz bırakmasını sağlayın
  • Yanıtlayan kişiye dair kayıt (kişi + saat + işlem)

Ekstra: “Geri bildirimin işleme alındığı”na dair otomatik bilgilendirme sahaya gönderilmeli.


6. Gerçek Zamanlı Geri Bildirim Panelleri Oluşturun

Amaç: Ofisteki yöneticiler anlık olarak sahadaki durumları görebilsin.

Nasıl yapılır?

  • Power BI / Google Data Studio ile gösterge panelleri oluşturun
  • Panelde:
    • Geri bildirim sayısı (günlük/haftalık)
    • Tipine göre dağılım
    • Cevaplanma süresi ortalaması
    • En çok bildirilen sorun türü
    • İlişkili proje / lokasyon bazlı sıralama

7. Saha–Ofis Etkileşimini Ölçün ve Ödüllendirin

Amaç: Sistem sürdürülebilir olsun.

Nasıl yapılır?

  • Her ay en fazla anlamlı geri bildirim yapan ekip seçilebilir
  • “Dijital iletişim puanı” verilebilir (özellikle yapay zeka tabanlı sistemlerde oyunlaştırma (gamification) mümkün
  • “Geri bildirim–aksiyon” zinciri analiz edilerek başarı hikâyeleri çıkarın.

📌 BONUS: Saha–Ofis Döngüsünde Yapay Zekâ Nerede Devreye Girer?

SüreçYapay Zeka Kullanımı
Geri bildirim metin analiziRisk ve öncelik puanı çıkarır
Fotoğraf analiziGörüntüde uygunsuzluk tespiti (örneğin PPE eksikliği)
Geri bildirim geçmişine göre öneri“Benzer sorun geçen ay şu şekilde çözüldü” önerisi
RaporlamaOtomatik özet çıkarır, eğilim analizi sunar

SONUÇ:

Saha–ofis dijital iletişim döngüsü:

  • Gecikmeleri azaltır
  • Karar alma hızını artırır
  • Şeffaflık ve güven yaratır
  • Kurumsal hafızayı geliştirir

Firmaların tüm bu anlatılanları içselleştirip kalıcı bir hale getirebilmeleri sadece uygun teknolojileri projelerine entegre etmeleriyle değil, kültürel dönüşümü sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebildiklerinde oluyor. Sessizliğe alışmış bir ekibe, “artık her şey görünür olacak” dediğinizde bu söylemin onları nasıl ürkütebileceğini düşünebiliyor musunuz? Şeffaflık, çalışanların üzerine bir spot ışığı gibi vurduğunda, işte o zaman, firmaların asıl sınavı başlıyor. Veriyi cezalandırma aracı olarak değil, organizasyondaki güvenin inşasında bir tuğla gibi kullanabilecekler mi? Çıktıları, performansı yargılamak için değil, gelişimi görünür kılmak için; denetlemek için değil, işbirliğini güçlendirmek için kullanabilecekler mi? Unutmayın ki, iletişimi dijitalleştirdiğinizde, yalnızca bilgi aktarımı hızlanmayacak; şirket içi güven de artacak. 

İnşaat sektörüne özel dijital terminoloji sözlüğü

Günümüz insanının sahip olması gereken en önemli beceri setlerinden biri “Dijital Okur Yazarlık.” 

Yeni dünyayı anlamanın yolu, önce onun alfabesini çözmekten geçiyor. Tıpkı bir lisanı bilmeden o dilde konuşmanın imkânsız olması gibi, yapay zekâyı hayatımızın içine almak istiyorsak, veriyle konuşmanın kurallarını öğrenmemiz şart.

Çevremizde boş ver terminolojiyi biz işimizi görüyoruz ya diyen çok insanın varlığını bilsem de, ben bu yaklaşımı biraz trafik işaretlerinden haberdar olmadan direksiyon başına geçmeye benzetiyorum. O zaman nedir bu öncelikli kelimeler diye düşünürken işi erbabına sorayım dedim. Yapay zekadan onun dünyasına girişi kolaylaştıracak basit bir sözlük hazırlamasını istedim. Listesini sizlerle paylaşırken farkındayım ki altı ay sonra sunduğu buradaki sözcükler yetersiz kalacak. Neyse, o zaman geldiğinde güncelleme sözüyle şimdilik çalışmasına bir başlangıç olarak bakalım

A

  • AI (Yapay Zekâ): İnsan zekâsını taklit edebilen, öğrenebilen ve karar verebilen bilgisayar sistemleri.
  • API (Uygulama Programlama Arayüzü): Farklı yazılımların birbiriyle konuşmasını sağlayan dijital köprü.
  • AR (Artırılmış Gerçeklik): Gerçek dünyaya dijital nesnelerin veya verilerin eklenmesi.

B

  • BIM (Yapı Bilgi Modellemesi): Bina veya altyapının dijital 3D modeli ile tüm yaşam döngüsünü yönetme yaklaşımı.
  • Bulut Depolama (Cloud Storage): Belgelerin, planların veya fotoğrafların internet üzerinden saklandığı yer (örn: Google Drive, Dropbox).

C

  • Chatbot: Kullanıcılara otomatik cevaplar veren dijital asistan (örn: İK işlemlerini hızlandıran mesajlaşma botu).
  • CSV Dosyası: Verilerin virgülle ayrılmış şekilde tutulduğu basit tablo dosyası. Excel’e benzer, ama sade.

D

  • Dashboard (Gösterge Paneli): Proje, maliyet, insan kaynağı gibi verilerin görselleştirildiği dijital ekran.
  • Dijital İkiz (Digital Twin): Bir yapının hem fiziksel hem dijital ortamda eş zamanlı olarak takibi.
  • Drone: Sahayı yukarıdan izlemek, ölçüm yapmak veya ilerlemeyi kayıt altına almak için kullanılan uçan kamera.

E

  • ERP (Kurumsal Kaynak Planlaması): Malzeme, personel, işçilik ve finans gibi kaynakları yöneten dijital sistem.
  • Edge Computing: Verinin, buluta gitmeden, bulunduğu yerde hızlıca işlenmesi.

G

  • GIS (Coğrafi Bilgi Sistemi): Konuma dayalı verilerin dijital haritalar üzerinde işlenmesi ve analiz edilmesi.

I

  • IoT (Nesnelerin İnterneti): İnternete bağlı cihazların (örn: akıllı baret, sıcaklık sensörü) veri toplaması ve birbirine veri göndermesi.
  • İnteraktif Plan: Tıklanabilir, katmanlı ve dijital ortama entegre edilmiş çizimler veya projeler.

K

  • Kodlama (Coding): Bilgisayarlara ne yapacağını anlatan dijital dil. Python, JavaScript gibi dillerle yapılır.
  • KPI (Anahtar Performans Göstergesi): Dijital sistemlerde izlenen, başarıyı ölçen sayısal hedefler.

M

  • Makine Öğrenimi (Machine Learning): Yapay zekânın veriden öğrenerek kendini geliştirmesi.
  • Metaverse: Sanal gerçeklik üzerinden projelerin gezilip değerlendirilebildiği dijital evren ortamı.

O

  • Otomasyon: İnsan müdahalesi olmadan işlemlerin dijital olarak yürütülmesi (örn: beton dökümünde sıcaklık takibi).
  • Open-source (Açık Kaynak): Herkesin katkıda bulunabildiği, kodları açık dijital sistemler.

P

  • Power BI: Veri görselleştirmesi ve raporlama yapan Microsoft tabanlı yazılım.
  • Proje Yönetim Yazılımı: İnşaat sürecini planlamak, izlemek ve raporlamak için kullanılan dijital araç (örn: Primavera, MS Project, Procore).

R

  • RPA (Robotik Süreç Otomasyonu): Tekrarlı ofis işlemlerini otomatikleştiren yazılımlar (örn: fatura girişi).
  • Revit: BIM modelleme ve yapı tasarımı için kullanılan popüler bir yazılım.

S

  • Siber Güvenlik: Dijital sistemleri veri hırsızlığı, virüs veya saldırılardan koruma yöntemleri.
  • Sensör: Hareket, sıcaklık, nem gibi bilgileri dijital sistemlere aktaran cihaz.

T

  • Teknoloji Yol Haritası: Bir firmanın dijitalleşme sürecini adım adım planladığı belge.
  • Takip Uygulamaları: Malzeme, iş gücü veya proje süresini izlemeye yarayan mobil ya da masaüstü uygulamalar.

U

  • UAV (İnsansız Hava Aracı): Drone’ların teknik adı.
  • UI/UX: Dijital uygulamaların arayüz tasarımı (UI) ve kullanıcı deneyimi (UX) ile ilgili kavramlar.

V

  • Veri Madenciliği: Büyük veri kümelerinden anlamlı sonuçlar çıkarma süreci.
  • VR (Sanal Gerçeklik): Şantiyeyi ya da projeyi sanal gözlükle dolaşma deneyimi.

Y

  • Yapay Zekâ Okuryazarlığı: Yapay zeka kavramlarını anlama ve kullanma becerisi.
  • Yapay Zekâ Asistanı: İş programı yazmak, planlamak, rapor oluşturmak gibi görevleri destekleyen dijital yardımcılar.

Bitirirken hala aklıma yeni yeni kelimeler geliyor. Eklemeye başlasam yazı bitmeyecek. Tahmin ediyorum siz de okurken bu sözcük neden eksik, şu da olmalıydı demişsinizdir. Artık bundan sonrası sizde. Bu listeyi terimlerinizle geliştirebilir, kendi yaşayan dijital terminoloji sözlüğünüzü inşa edebilirsiniz. Böylece yazım, okurlarımın dijital kütüphanelerinde farklı içeriklerle yaşamaya devam eder.

On Adımda İnşaat Projelerinde Yapay Zekâ Entegrasyonu

Yazıya başlamadan önce, sabırsızlığımı mazur görün. Sonda söylemem gerekeni en başta yazacağım. Çünkü biliyorum, içimde tutarsam rahatsız edecek beni. En gelişmiş yapay zekâ sistemini projenize entegre etseniz de sonunda onu kullanacak olan yine insan. Yani yalnızca dijital altyapıya değil, ekibinizin dönüşümüne de yatırım yapmalısınız. İnsan kaliteniz istenen düzeyde değilse, en akıllı sistemi de kursanız beklediğiniz sonuçları alamayacaksınız.

Sektördeki dijital dönüşüm algısı, “hadi bir yazılım satın alalım, nasılsa o bize her istediğimizi verecek,” şeklinde. Tabii dijitalleşmeye bu kadar basitmiş gibi yaklaşınca süreç öngörüldüğü gibi sonuçlanmıyor. Bir de bu hayal kırıklığının yaşanacağını sezinleyip, eski ezberlerine daha sıkı sarılarak yeni sistemi sabote etmeye hazır bekleyen tutucu çalışanları düşündüğümüzde konu iyice karmaşık bir hal alıyor. 

Gelin 10 adımlık bir yol haritasıyla yapay zekanın inşaat projelerindeki entegrasyon sürecini biraz daha yakından inceleyelim.

1. Farkındalık ve Vizyon Oluşturma

Hedef: Yönetimden sahaya kadar tüm kadroların “Yapay zeka nedir, ne yapabilir, firmamızda ne işe yarar?” sorularına cevap bulması.

Nasıl yapılır?

  • Üst yönetime özel yapay zeka strateji seminerleri
  • Tüm departmanlara yönelik sadeleştirilmiş tanıtım sunumları
  • Şirketin geçmiş projelerindeki sağlıklı bir dijitalleşme olmadığı için yaşadığı sıkıntıları örneklerle göstermek

2. Yapay Zekaya Yönelik İhtiyaç Analizi

Hedef: Hangi projelerde, hangi süreçlerin yapay zekâ desteğine ihtiyaç duyduğunu tespit etmek.

Nasıl yapılır?

  • Planlama, maliyet, kalite, İSG, satın alma gibi süreçleri tarayın
  • Aşağıdaki soruları sorun:
    • “Sıklıkla geciken süreçler hangileri?”
    • “Tahmine dayalı kararlar nerede veriliyor?”
    • “Nerede en fazla veri birikiyor ama kullanılmıyor?”

Örnek ihtiyaçlar:

  • Beton çatlaklarını önceden tahmin etme
  • Malzeme israfını azaltma
  • İş güvenliği ihlallerini anlık yakalama
  • Proje programında gecikme tahmini yapma

3. Uygun Yapay Zeka Uygulamasını Seçme

Hedef: İhtiyaca göre doğru teknolojiyi bulmak ve gereksiz dijital yatırımı önlemek.

Nasıl yapılır?

  • Piyasadaki mevcut yapay zeka tabanlı uygulamaları araştır 
  • Sektöre yönelik çalışan yapay zekâ danışmanlarıyla görüş. Mutlaka konunun uzmanlarından görüş al.
  • Kendi iç IT ekibin varsa basit bir yapay zeka prototipi oluştur

4. Pilot Proje Belirleme

Hedef: Tüm firmada değil, küçük bir projede öğrenmek, daha rahat hata yapabilmek ve sonuçlarını görmek

Nasıl yapılır?

  • Süresi, maliyeti ve ölçeği makul bir proje seç
  • İlk önce tek bir süreci hedefle (örneğin yalnızca günlük rapor analizi)
  • Hedef metrik belirle: “AI entegrasyonu sonrası iş gücü verimliliği %X artacak” gibi

5. Veri Hazırlığı ve Entegrasyon Süreci

Hedef: Yapay zekanın çalışabileceği güvenilir ve düzenli veri akışını kurmak.

Nasıl yapılır?

  • Excel dosyaları, saha günlükleri, planlama çizelgeleri, fotoğraflar gibi veri kaynaklarını topla
  • Veri formatlarını standartlaştır
  • Gerekirse geçmiş projelerden veri seti oluştur
  • ERP, BIM ve benzeri sistemlerle entegre çalışması sağla

6. Eğitim ve Kullanıcı Hazırlığı

Hedef: Yapay zekaya direnç oluşmasını engellemek ve kullanıcıların güvenle sisteme geçmesini sağlamak.

Nasıl yapılır?

  • “Bu sistem sizin yerinizi almayacak, sizi destekleyecek” mesajı net verilmeli
  • Rol bazlı kısa eğitim modülleri hazırlanmalı
  • Sahada dijital şampiyonlar seçilmeli
  • İlk haftalarda teknik destek birimleri kurularak kullanıcılar yalnız bırakılmamalı

7. Uygulama ve İzleme

Hedef: Yapay zeka sistemini kullanıma sokmak ve etkilerini sürekli takip etmek.

Nasıl yapılır?

  • Kullanıcılar veri girmeye, sistem de öneri üretmeye başlar
  • Yapay zekanın verdiği önerilerle insan kararları kıyaslanır
  • Hatalar, sapmalar, uyum zorlukları kayda alınır

Performans takibi metrikleri örnekleri:

  • Zamanında teslim oranı
  • Plan–gerçekleşen farkı
  • Raporlama süresindeki kısalma
  • İSG uyarılarına tepki süresi

8. Geri Bildirim ve Sistem Geliştirme

Hedef: Kullanıcı deneyimi ve saha geribildirimleriyle yapay zeka sistemini iyileştirmek.

Nasıl yapılır?

  • Belirli periyotlarda 15 dakikalık “dijital kahve” toplantısı yapılabilir
  • “Sistem hangi önerisiyle işe yaradı, hangisinde zorluk çıktı?”
  • Kullanıcıdan gelen geliştirme önerileri liste halinde yapay zeka geliştiriciye iletilir

9. Ölçme–Değerlendirme–Yaygınlaştırma

Hedef: Yapay zeka uygulamasının firmaya katkısını ölçüp, başka projelere uyarlamak.

Nasıl yapılır?

  • Pilot sonunda “Yapay Zeka Kullanım Etki Raporu” oluştur
  • Rakamsal kazançlar + operasyonel etkiler + kullanıcı geri bildirimleri
  • Uygulamanın başka projelerde kullanımı için adaptasyon planı oluştur

10. Dijital Kültürü Kalıcı Hale Getirme

Hedef: Yapay zekanın geçici bir heves değil, kurumsal refleks haline gelmesi.

Nasıl yapılır?

  • Yapay zeka şampiyonları çalışanlara dönemsel iç eğitimler vermeye başlar
  • Şirket içi “Dijital İyileştirme Önerisi Sistemi” kurulur
  • Her departmanın KPI’ına dijitalleşme katkısı eklenir
  • İSG, planlama, kalite gibi her süreçte yapay zeka destekli alt modüller yer alır

Bugün pek çok firma, yeni gidilen bir şehirde restoran önerisi arar gibi yazılım seçimini hâlâ “eş dost tavsiyesiyle” yapıyor. Böyle olunca da çoğunlukla gidilen mekanda yenilen yemeğin ya tadı damakta kalmıyor ya mideyi bozuyor, ya hesap fazla geliyor, ya da aldığınız hizmet beklentinizi karşılamıyor. Yani işler istediğiniz gibi gitmiyor. Aslında mesele bir yazılım almanın çok daha ötesinde. Şirketin kendi hikâyesine, kendi sorunlarına, kendi geleceğine göre doğru reçeteyi bulmasında.

Betonun çatlamasını önceden tahmin eden bir yapay zekâ, şantiyedeki güvenlik kameralarından bir işçinin emniyet kemerini takmadığını anında fark eden sistemler, vinçlerin rüzgâr hızına göre çalışma açısını otomatik ayarlayan sensörler, malzeme stoklarının azaldığını algılayıp tedarik sürecini kendiliğinden başlatan yazılımlar, saha çalışanlarının yorgunluk seviyesini yüz tanıma verilerinden analiz eden modeller veya projedeki binlerce veriyi eşzamanlı işleyip, gecikme riskini üç gün önceden bildiren dijital ikizler…Bir zamanlar bilim kurgu senaryosu sayılabilecek bu sahneler, bugün dünyanın birçok şantiyesinde sıradan gerçekler haline geldi.

Peki hangi birinden başlayalım diyorsanız, en basiti günlük raporlarınızı yapay zekânın süzgecinden geçirerek işe koyulmak. İlk adım, her gün elinizin altında olan raporları yapay zekâya okutmak ve ortaya çıkan içgörüler üzerinden ilerlemek olabilir.

Bu teknolojilerin çoğunun “insana rağmen” değil, “insanla birlikte” çalışmak için tasarlandığı unutulmamalı. Yani mesele, makineyle rekabet etmek değil; onunla birlikte daha akıllıca çalışıp sonuçlar üretmek. Bu yüzden, firmaların yapması gereken en kritik yatırımın eğitim olduğunu düşünüyorum. Sadece bir yazılımı almakla dijitalleşme gerçekleşmiyor; ne zaman ki çalışanların zihninde yeni bir pencere açılıyor, biz bu işi nasıl daha verimli yapabiliriz sorusu onları rahatsız etmeye başlıyor, işte o noktada dijital dönüşüm başlıyor aslında.

Belki de şunu kabul etmeliyiz: Yapay zekâ, şantiyeye bir robot işçi olarak değil, bir tür akıllı dost gibi girmeli. Tıpkı futbol maçında kulübede oturan yardımcı antrenör gibi: Oyuncuların performansını izlemeli, hataları fısıldamalı, ama topu alıp penaltıyı atmamalı. Gol sahadaki oyuncuların işi.

Yapay zekâyı şantiyeye entegre etmek, sadece bir program yüklemek değil; ekibin düşünme biçimini değiştirmek, yeni paradigmalar yaratmak demek. Bugüne kadar hep işi nasıl hızla bitirebiliriz sorusuna cevaplar aradık. Artık daha farklı sorular üretmeliyiz. 

“Bu işi kısa sürede sonuçlandırmanın yanında daha öngörülebilir, daha güvenli, daha verimli nasıl yaparız?” 

“Kaynakları tüketmeden, enerjiyi boşa harcamadan, sürdürülebilirliği koruyarak nasıl üretiriz?” 

“Ekipler arasında iletişimi sadece talimatla değil, veriyle beslenen bir ortak akılla nasıl kurarız?” 

“Hataları gizlemek yerine, erken uyarı sistemleriyle önceden fark edebilir miyiz?” 

“Bir problem çıktığında suçluyu değil, sebebi nasıl buluruz?” 

“Veriyi bir gözetleme aracı değil, öğrenme fırsatına nasıl dönüştürürüz?” 

“İnsan emeğini azaltmadan, insan değerini artıran bir yapay zekâ mimarisini nasıl kurarız?” 

“Projenin sonunda değil, her aşamasında öğrenen bir sistemi nasıl inşa ederiz?”

Bütün bu soruların kesiştiği yerde yine insan duruyor. Yapay zekâ sadece aynayı daha yakına getiriyor; ışığı biraz daha güçlendiriyor. Eğer o yansımada hoşumuza gitmeyen bir şeyler görüyorsak, suç makinede değil, o yüze bakmaya cesaret edemeyişimizde.