Yanlış bir eğitim sistemi ile doğru bir çocuk yetiştirebilirmiyiz?

Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
İnternet ile içiçe büyüyen, istediği bilgiye istediği an ulaşabilecek bir çocuğa bir sürü bilgiyi ezber yoluyla belletme çabasının nasıl bir mantığı olabilir ki? Merak ediyorum, bu durumdan eğitimciler hiç bir rahatsızlık duymuyor mu, bu konuda rahatsızlık duyan kişiler uluslararası bir platform oluşturup, çocukların küçük yaşta aptallaştırılmasının önüne geçmek için kafa yoruyorlar mı?

AB ve Göçmen Krizinin Hatırlattığı Soru

Göçmen krizini yaşadığımız şu günlerde aklıma hep Mahatma Gandi’nin o mükemmel cevabı gelir. Gandi’ye sorarlar, “Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye, Gandi’nin yanıtı çok nettir: Olsa iyi olurdu. 🙂

Mutluluk saplantımız mıdır, bizi mutsuz eden?

Freud; ”İnsan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.” der ve ekler “Yaradılışın planında insanoğlu mutlu olacaktır diye bir kaide yoktur”. Belki de bu hastalıklı mutluluk saplantımızdır, bizi mutsuz eden…

Her şeyin çok hızlı değiştiği bir çağa denk geldi yaşamımız

Her şeyin çok hızlı değiştiği bir çağa denk geldi yaşamımız. Yeni keşiflerin verdiği heyecan güzel ama hızlı değişimin üzerimizdeki gerilimi hep güvenlik içinde yaşamaya ve daha az risk almaya götürüyor bizi. Ayrıca bu hız çağında ruhumuzu yavaşlatacak fırsatları da kolay kolay yaratamıyoruz ne yazık ki…

Süreci ve içeriği bir arada yönetebilmek

Hayat okullarda bize anlatılan klişelerle anlaşılıp çözülecek kadar kolay olsaydı keşke. Yaşamın her alanında hem süreci hem de içeriği iyi yönetmeniz gerekiyor. Bir taraftan sürekli akmakta olan zaman ve bu zamana bağlı hedefler, diğer taraftan bu zamanın içininin istenildiği gibi doldurulma telaşı. Birim zamanda çok şey yapmak mı, o süreyi hedeflediğin doğrultuda değerlendirmek mi? Hangi konuda iç sesini dinleyip derine inmek hangi konuların ise üzerinden daha hızlı geçmek gerekiyor? Hızın bizi yönettiği bu çağın en önemli sorularından biri bu bence.

Dünyayı daha iyi anlayabilmek için nelere ihtiyaç duyarız?

Dünyayı daha iyi anlayabilmek için nelere ihtiyaç duyarız diye bir beyin fırtınası yaptım bugün, işte aklıma gelenler:

Daha çok bilgi

Bu bilgileri doğru ilişkilendirecek bir düşünce sistematiği

Yeni insanlar, yeni fikirler

Merak, tutku, heyecan

Sanat, sanat, sanat

Yaşadıklarımızdan doğru dersleri çıkarabilecek kendimiz ile yüzleşmekten korkmayacağımız bir bakış açısı

Geçmiş ile bugün arasındaki bağlantıyı doğru kurabilmek

Olaylara, nesnelere farklı açılardan, farklı mesafelerden bakabilme yeteneği

Yeni perspektifler keşfedilme becerisi

Bir yönetici ile spermin ortak noktası nedir? :)

Seçimlerin konuşulduğu şu günlerde, hatırladığımda hep güldüğüm o Amerikan Esprisi aklıma geldi. Bir politikacı ile spermin ortak noktası nedir? İkisinin de insan olma ihtimali milyonda birdir 🙂

Firmalardaki çapsız, sığ yöneticileri gördüğümde bu söz politikacıların yerine yöneticiler için de geçerli olabilir mi diye düşünürüm. Bence hem yönetici, hem de insan olunabilir. Yeter ki yönetici olduğunda şöyle şöyle olacaksın, seninle çalışanları çok fazla dinlemeyeceksin, enerjini onların açıklarını yakalamak için kullanacaksın, yönetici koltuğunda yalan söylemenin hiç bir sakıncası yoktur, onlar beyaz yalanlardır gerektiğinde söyleyeceksin, üstlerin sadece yalakalık yaptığında seni anlar ve seni bir yerlere getirir, yalan söylemek gibi yalakakalık da bir yöneticiye ters gelmemelidir diye bize belletilen klişelerin tuzağına düşmeyelim.

Yaşamın kolay mı olsun istiyorsun o zaman sürüden ayrılma

Yaşamın kolay mı olsun istiyorsun o zaman sürüden ayrılma.
Nietzsche
Nietzche’nin çok sevdiğim bir sözüdür.  21.yy insanının açık açık söylemese de yüreğinin içindeki sloganıdır bu söz. Düşünüyorum da, Nietzsche beni 100 yıl sonra anlayacaklar derken, bu insan tipini mi getiriyordu acaba aklına.
Basit, tehlikesiz ve anlamsız bir hayat sürerek sürüye dahil olmayı başarı kabul eden bir insan türü dünyayı ele geçiriyor.
Kolay bir şekilde konformist bir hayata kavuşup, yaşamın sürekli hep o düzlükte devam edeceği yanılgısını bir hayat amacına dönüştüren, çocuklarını da benzer şekilde yetiştirmek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan bir insan modeli.
Bu yeni insan türünü gördükçe Nietzsche’nin yine hoşuma giden bir sözü aklıma geliyor. “Karşılaşabileğin en kötü düşman daima kendin olacaksın”